Kapitalist Düzenin Sözleşmeli Köleleri

Kırklı yaşlarının başlarındaki Ricky, dört kişilik çekirdek ailesinin daha iyi koşullarda yaşaması için çabalamaktadır. Akla ne gelirse her türlü inşaat işini yapmış, mezar bile kazmıştır. Bir ev sahibi olma ve kiradan kurtulma girişimi 2008 mali kriziyle birlikte yitip gitmiştir. Her kış şantiyelerde kıçının donmasından bıkmış, sistemin ona sunduğu ‘kendi işinin patronu ol’ vaadine kapılmıştır. Evlere saat başı giderek yaşlı ve muhtaç insanların bakımını yapan karısını, iş aracı otomobilini satmaya razı ederek bir kamyonet satın alır. ‘Hızlı Kargo’ kuruluşlarından birinin sözleşmeli sürücüsü olarak daha fazla para kazanma ve iki sene içinde başını sokacak bir eve sahip olmanın hayalini gerçekleştirmeye koyulur.

Sosyalizmin yılmaz sözcüsü İngiliz sinemacı Ken Loach’un, geçtiğimiz Cannes Film Festivali’nde dünya prömiyerini yapan son filmi ‘Üzgünüz, Size Ulaşamadık / Sorry, We Missed You’ işte bu ailenin hikâyesini anlatıyor. Alabildiğine minimal bir estetikle, altı çizilmiş bir gösterişsizlikle. 82 yaşındaki usta yönetmen her zamanki gibi tavizsiz bir anlatım tutturuyor. Geç kapitalizmin sosyal refahın yerlerde süründüğü yeni düzeni içinde ayakta kalmaya çalışan emekçiler, özel şirketlerin -aslında toplumun- kandırmacasının kurbanı oluyor ve iş yükü tümüyle sırtlarına binmiş bir halde sözleşmeli köleler haline geliyorlar.

Nasıl mı oluyor? Şirketlerle sözleşme imzalayan işçiler herhangi bir maaş almıyor, yaptıkları iş üzerinden ücretlendiriliyor. Kesin bir mesai saati yok, her an hazır olmak zorundalar. Filmdeki örnekten yola çıkarsak, Ricky’nin hizmet verdiği ‘hızlı paket teslimi’ firmasında sürücülerin sadece teslimatları değil, her bir hareketi kontrol altında. Yanlarında taşımak zorunda oldukları elektronik tarayıcı, araçlarından iki dakika uzaklaşsalar bip sinyali vermekte. Bırakın yemek yemeyi, en basit ihtiyaçları için bile vakitleri yok. İşemek için yanlarında plastik bir şişe bulundurmaları o yüzden telkin ediliyor onlara. Herhangi bir güvencesi, sendikası olmayan bu işte her türlü risk işçinin omuzuna yüklenmiş. Ricky hastalandığında veya bir kazaya uğradığında yerine yedek bir şoför bulmaya mecbur, yoksa ceza ödemek durumunda kalacaktır. Herhangi bir teslimat gecikirse yahut elektronik tarayıcının başına bir şey gelirse bunun tazminini de yine sürücü karşılayacaktır.

Sabahın erken saatlerinden geç vakitlere kadar ev ev dolaşan, uzak mesafelere gidebilmek için ona kolaylık sağlayan iş aracı elden çıktığı için gün boyu otobüslerde sürünen evin annesi Abbie de kocası gibi pestili çıkmış bir halde geç saatlerde evine dönebilmektedir. Mevcut tempo aile düzenini de sarsacak, yaşadıkları düzene isyan eden ergen oğulları ile sorun yaşayacaklardır. Bu tablo karşısında ‘herşeyin kontrolünden çıktığını’ haykırır Ricky. Giderek sonsuz bir bataklığa saplandığını hissetmektedir. Sistem onları tuzağına düşürmüştür bir kere.

Loach dijital devrim üzerine de önemli şeyler söylüyor filminde. Gelişen teknolojinin çalışan insanı özgürleştireceği düşüncesinin, teknolojinin kullanma biçimiyle nasıl bir zincirli köleliğe evrildiğini gözler önüne seriyor. Evin oğlu Sebastian’ın cep telefonu elinden alındığında çılgına döndüğü sahnede annesinin, ‘onun tüm hayatı telefonu, herşeyi onun içinde’ sözleri ibret verici bir başka gerçeği yüzümüze çarpıyor.

Cannes’dan Altın Palmiye ödüllü bir önceki Ken Loach filmi ‘Ben Daniel Blake’ gibi Newcastle’da geçiyor hikâye. Sinemacının 1996 yapımı ‘Carla’nın Şarkısı’ndan itibaren sürekli çalıştığı senaryo yazarı Paul Laverty ile bu 13. birlikteliğinde, Kuzey İngiltere’nin bu küçük işçi kenti ülkenin mikrokozmosuna dönüşüyor. Thatcher’dan miras neoliberal uygulamalarla emekçi haklarını tırpanlayan, yoksullara yaşam hakkı tanımayan çağdaş kapitalist düzenin insanı insanlıktan çıkaran tuzaklarına karşı direniyor bir kez daha. Ancak tünelin ucundaki ışık konusunda pek de umutlu olduğu söylenemez. New Castle göğü kadar gri ve pastel renklerin ağır bastığı bir sinematografi tercihi bunu işaret ediyor. Filmin adı çifte anlamlı. Düz anlamıyla, kuryelerin alıcıyı bulamadıklarında kapıya iliştirdikleri not olarak gözükse de, toplumun görmezden gelinen emekçilerine hitaben devlet, düzen, sistem adına onlardan özür diliyor eski tüfek sinemacı. ‘Üzgünüz, Size Ulaşamadık’ her Ken Loach filmi gibi çok ilgiye değer, saygın bir sinema örneği. Mutlaka izlenmeli.

(02 Aralık 2019)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com

Gece Gelen: Cin Bebek

Bülent Aydoslu’nun yönettiği ve Buse Sevindik, Ömer Polat, Onur Çimen ile Gizem Tataroğlu’nun oynadığı Gece Gelen: Cin Bebek, 03 Ocak 2020’da Özen Film dağıtımıyla Boyoz Akademi tarafından vizyona çıkarıldı.
Yalnızca kadınlara musallat olan bir cin… Cinlerden hamile kalan bütün kadınların öyküsü… Cin ve insan birleşiminden doğan korkutucu cin bebekler… İblis’ in oğlu olan Ziffar adındaki Cin, Doğa adında bir köylü kıza musallat olur. Hamile kalan Doğa, çaresizce Cin bebeği doğurmak zorunda kalır. Bu durumdan kurtulmak isteyen Doğa, köyün mezarlığındaki cinlerle geri dönüşü olmayacak bir anlaşma yapmak mecburiyetindedir.

  • Basın Bülteni
  • Fotoğraflar
  • Fragman
  • IMDb

Cats

Tom Hooper’ın yönettiği ve James Corden, Judi Dench, Jason Derulo ile Idris Elba’nın oynadığı Cats, 10 Ocak 2020′de UIP Filmcilik dağıtımıyla UIP Filmcilik tarafından vizyona çıkarıldı.
Oscar ödüllü yönetmen Tom Hooper, Andrew Lloyd Webber’in rekorlar kıran müzikal tiyatrosunu çığır açan bir sinema filmine dönüştürüyor. Lloyd Webber’ın ikonik müziklerinin ve Tony ödüllü koreograf Andy Blankenbuehler rehberliğindeki birinci sınıf dansçıların yer aldığı film, görkemli yapım tasarımı, son teknolojisi ve klasik baleden modern dansa, hiphoptan caza, sokak danslarından step dansına kadar çeşitli danslarla ünlü müzikali yeni nesil için tekrar hayata geçiriyor.

  • Basın Bülteni
  • Fotoğraflar
  • Web Sitesi
  • Fragman: 1 / 2
  • IMDb

Cats yazısına devam et

Balon Pilotları: Gelin Gökyüzünün Sırlarını Keşfedelim

Müthiş bir gerilim, inanılmaz bir mücadele ve daha da önemlisi önyargıların tuzla buz edilmesi…

Einstein, atomu parçalamanın önyargıları parçalamaktan daha kolay olduğunu söylerken, hayatın gerçeklerinden yola çıkmış. Önyargıların yanına bir de art niyetler eklenince birtakım düşünceleri değil uygulamaya çalışmak, dile getirmek bile çok güç. Genç bilim insanı James Glaisher, hava durumunu önceden tahmin etmenin yararlarını anlatmak için çaba harcarken, kurulda bulunan diğerleri küçümserler, çünkü hava durumu tahmini bilimle ilgili değildir. Bu bir önyargıdır ve bu önyargıyı yıkmak için hayatını bile hiçe sayar Glaisher.

Öte yandan balon pilotu olan Amelia Wren, son uçuşu eşinin ölümüyle sonuçlanınca sadece gösteri amaçlı uçmaktadır, ama o son uçuşta neler yaşandığını kimselere anlatamamanın acısını içine gömmüştür.

Bir önyargı da izleyiciden…

Genç bir bilim insanı, genç ve dul ve bir o kadar da güzel, alımlı kadın… bir arada görünce aralarında bir duygusal bağ oluşacağını bekliyoruz ister istemez. Çünkü filmler bize hep onu gösterdi. Bu da bir önyargıydı ve “Balon Pilotları” bunu da kırdı.

İkilinin arasında bir bağ, duygusal bir bağ oluştu ama çok farklıydı. Filmi izleyince siz de kabul edeceksiniz önyargılı olduğunuzu, hatta art niyetli baktığınızı…

Gerilim ve merak…

Atmosferin katmanları arasında yükselirken balon, içindeki ikilinin aklında çok farklı şeyler vardır. İkisinin de beklentisi ve umudu farklıdır. Yönetmen Tom Harper, aksamayan bir ritmle, yükselen bir gerilimi merakla izlettiriyor bize… Deyim yerindeyse nefes bile aldırmadan. Bir yanıyla tarihin derinliklerinde nelerin yaşandığını öğreniyoruz, bir yanıyla insanların ve çevrelerinin beklentilerinin ne denli etkili olduğunu anlıyoruz… Demek ki bir hedef uğruna mücadeleyi hiç bırakmamak gerekiyor.

Küresel iklim değişikliği…

1860’ları… günümüzden 150 yıl önceyi izlerken; filmde gerek çevre düzeni gerekse kostüm açısından aksama olup olmadığını fark edemememin nedeni kendimi içeriğe kaptırmış olmam. Amelia Wren’i canlandıran Felicity Jones gerçekten çok başarılı… Birçok ödülü kazanacağını şimdiden söylemek mümkün. James Glaisher rolündeki Eddie Redmayne’ın da Felicity Jones’ten geri kalır yanı yok.

Küresel iklim değişikliğinin sancılarının iyiden iyiye hayatı etkilediği bu günlerde Balon Pilotları filmi, gerçekten ileriye bakmamız için izlenmesi gerekli bir film.

Balon Pilotları (The Aeronauts)
Yönetmen Tom Harper
Oyuncular Felicity Jones, Eddie Redmayne…
6 Aralık’tan başlayarak gösterimde…

(02 Aralık 2019)

Korkut Akın

korkutakin@gmail.com

3. Uluslararası Truva Atı Kısa Film Festivali

Bu yıl üçüncüsü düzenlenecek olan Uluslararası Truva Atı Kısa Film Festivali’ne başvurular başladı. 04 – 06 Aralık 2019 tarihlerinde düzenlenecek kısa film festivaline yüksek bir katılım bekleniyor. Ülke sinemasının gelişimine katkı sağlayacak yeni sinemacıları teşvik etmek, kısa filmleri seyirciye ulaştırmak, uluslararası kültürel diyaloğu geliştirmek, kısa filmlerin yapımını özendirmek, bir festival kültürü içerisinde sektör profesyonelleri ile atölye, söyleşi ve paneller düzenleyerek sinemanın tartışılacağı nitelikli bir platform sağlamak, festival aracılığı ile Çanakkale’nin kültürel bir marka olarak tanınırlığına katkı sağlamak festivalin amaçları arasında.

3. Uluslararası Truva Atı Kısa Film Festivali yazısına devam et

İsmail Güneş Boğaziçi Sohbetleri’nde

Kültür Konseyi Derneği, Boğaziçi Sohbetleri’nde “Kültür” konusunu bir çok yönüyle ele almaya devam ediyor. 03 Aralık 2019 Salı günü saat 18:30’da sinemamızın usta yönetmenlerinden İsmail Güneş “Kültürümüzün Geleceğinde Sinema, Tiyatro vb. Sanat Dalları” konulu sohbet toplantısı gerçekleştirecek. Boğaziçi Sohbetleri, Kültür Konseyi Derneği’nin “Barbaros Bulvarı, No: 159, Günaydın 2 Apt, K: 2, D: 3, Beşiktaş, İstanbul” adresindeki bürosunda gerçekleştiriliyor.