2016’dan Benim Seçtiklerim

2016 yılı çok sayıda iyi film izlemenin keyfini yaşadığımız, sinema açısından hayli bereketli bir seneydi. Sinema sezonu yıl bitiminde sona ermiyor kuşkusuz, ancak her yazardan geleneksel bir değerlendirme ve en iyiler listesi vermesi beklenir.

2016 yılı içinde izlediğim en iyi 12 filmi şöyle sıraladım.

1- Tikkun

İstanbul Film Festivali’nde hayran olduğumuz, İsrailli yönetmen Avishai Sivan’ın muazzam bir tekinsizlik duygusuyla donattığı filmi, güvenli sandığı inanç dünyası yerle yeksan olan radikal bir dindarın çaresizliği üzerine. Akıl ile beden, yaşam ile ölüm arasındaki ezeli savaşı büyüleyici bir siyah-beyaz estetikle dile getirmiş genç sinemacı.

2- Saul’un Oğlu / Saul Fia

68. Cannes Film Festivali’ni ayağa kaldıran şimdiden klasikleşmiş sarsıcı bir ilk film. Yahudi Soykırımı’na tanıklık eden Macar sinemacı László Nemes, biçimsel tercihleriyle daha önce izlediklerimize hiç benzemeyen farklı bir sinema deneyimi yaşatıyor.

3- Paterson

Cep telefonlarınızı, bilumum elektronik bağımlılıklarınızı bir kenara bırakın. Huzur ve mutluluğun rehberi ‘Paterson’ başka şeylerden söz ediyor izleyicisine. Her zaman genç ve bağımsız büyük usta Jim Jarmusch’un yüreğimize dokunan filmi, şiirle sarmalanmış gündelik hayatın rutini üzerine bir meditasyon.

4- Yaşamın Kıyısında / Manchester By The Sea

Amerikan Bağımsız Sineması’nın son şaheserlerinden. Minimalist anlatımıyla dikkat çeken Kenneth Lonergan’ın filmi, sebep olduğu bir felaketin acısıyla yaşamaya çalışan, kefaret umuduyla oradan oraya savrulan genç adamda Casey Affleck’in benzersiz performasından büyük destek almış.

5- Mezuniyet / Bacalaureat

Romanya Yeni Dalgası’nın en önemli isimlerinden Cristian Mungiu’nun güzel ve dertli ülkesine karamsar bakışı sürüyor. Yönetmen, ekonomik geri kalmışlık ve siyasal yolsuzluklarla bunalmış günümüz Romanya’sında, kayıp orta kuşağın erdemli duruş ile imtihanını otopsiye yatırırken, basit bir aile öyküsünden derin bir toplumsal analiz çıkarmayı ustalıkla başarıyor.

6- O Kadın / Elle

Amerikalı deneyimli sinemacı Paul Verhoeven’in son yaman sürprizi. Philippe Djian’ın ahlaki statükoyu alaşağı eden cüretkâr metni yaşı hayli ilerlemiş usta yönetmenin elinde türlerle ustaca oynamaya elverişli bir malzemeye dönüşmüş. Isabelle Huppert’in kurban olmaktan mazoşizme uzanan çizgide nefes kesici performansına hayran kaldık.

7- Toni Erdmann

69. Cannes Film Festivali’nin eleştirmenler tarafından göklere çıkartılan filmi. Alman yönetmen Maren Ade’nin baştan sona delişmen filminin her anı sürprizlerle dolu. Takma dişleriyle asık suratlı dünyaya savaş açmış anarşist babanın, kızını çağdaş iş dünyasının pençesinden kurtarabilme uğruna elinden geleni ardına koymadığı özgün hikâye yoğun bir kapitalizm eleştirisi içeriyor.

8- Ben, Daniel Blake

Kapitalizm eleştirisine kaldığımız yerden devam ediyoruz. Yılın son günlerinde bizde de vizyona girecek olan Altın Palmiye ödüllü Ken Loach filmi, yoksullara yaşam hakkı tanımayan acımasız düzenin boğucu bürokrasisine karşı dayanışma bayrağını yükseltiyor bir kez daha. Mizahın eksik olmadığı ancak daha dokunaklı ve öfke yüklü bir dram bu.

9- Carol

Bir müzik parçasına benzetirsek zarif bir piyano sonatı olarak adlandırabileceğimiz yapım Todd Haynes imzasını taşıyor. Hayatının rolünde bir Greta Garbo edasıyla olgun kadını canlandıran Cate Blanchette ile ‘gökten düşmüş meleğim’ diyerek sakındığı, kafa karışıklığı ürkek bakışlarına sinmiş küçük sevgilisi Rooney Mara’nın üstün performanslarıyla gönülleri fethediyor

10- Gelecek Günler / L’Avenir

Huppert’in benzersiz oyunculuğunu aynı yıl içinde ikinci kez zevkle izlediğimiz Mia Hansen-Løve filmi. Venedik’ten en iyi yönetmen ödüllü, 25 yıllık evliliğin ardından terkedilen felsefe öğretmeninin geleceğini yeni baştan şekillendirmesi üzerine. Çok iyi yazılmış ve yönetilmiş.

11- Meçhul Kız / La Fille Inconnue

Kariyerleri boyunca orta ve alt sınıfların yaşam mücadelesi üzerine saygın örnekler vermiş olan Belçikalı Dardenne kardeşlerin ‘tür’ sinemasıyla belki de en çok flört ettikleri son filmi. Irkçılık, görmezden gelinen göçmen sorunu, sosyal adaletsizlik ve eril şiddete karşı mücadelede toplumsal sorumluluklarımızı hatırlatıyor bizlere.

12- Albüm

Listenin son filmi gencecik bir sinemacımızın imzasını taşıyor. Bir evlat edinme hikayesini kurgulanmış tarihimizin çıkmazları üzerine hınzır bir metafora dönüştüren, kültürel kodlarımıza ilişkin yakıcı eleştirisini komik sahneler aracılığıyla ileten keşfe değer bir ilk çalışma bu. Sinemamıza hoş geldin diyoruz Mehmet Can Mertoğlu’na. Kendi adıma çok şeyler bekliyorum ondan.

(27 Aralık 2016)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir