3. Malatya Uluslararası Film Festivali’nde Yarışma Filmleri Gösterimleri Tamamlandı

3. Malatya Uluslararası Film Festivali kapsamında yarışan filmlerin gösterimi tamamlandı. Ulusal Yarışma kategorisinde gösterilen Tepenin Ardı’nın gösterimi sonrasında yapımcı Enis Köstepen, oyuncular Mehmet Özgür, Furkan Berk Kıran ve Berk Hakman seyirciyle söyleşi yaptı. Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nda gösterilen son film ise Lal Gece oldu. Filmin oyuncuları İlyas Salman ve Dilan Aksüt ile yönetmen Reis Çelik sinemaseverlerle buluştu. Sinemaseverlerin yoğun ilgi gösterdiği 3. Malatya Uluslararası Film Festivali’nin izleyici sayısı geçen yılki seyirci sayısının iki katına ulaştı.

  • Basın Bülteni
  • Festival hakkında geniş bilgi için tıklayınız.
  • Yüksek çözünürlüklü fotoğraflara haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    3. Malatya Uluslararası Film Festivali’nde Yarışma Filmleri Gösterimleri Tamamlandı yazısına devam et
  • Onların Aşkı Yağmurla Geldi

    Mutluluk Asla Yalnız Gelmez (Un Bonheur n’Arrive Jamais Seul)
    Yönetmen: James Huth
    Senaryo: Sonja Shillito-James Huth
    Görüntü: Stéphane Le Parc
    Oyuncular: Gad Elmaleh (Sacha), Sophie Marceau (Charlotte), François Berléand (Alain), Maurice Barthélémy (Laurent), Michaël Abiteboul (Lionel), Macha Méril (Fanfan), Litzi Vezsi (Bayan Matzü), Milena Chiron (Suzy), Timéo Leloup (Léonardo), Timothé Gauron (Louis), François Vincentelli (César)
    Yapım: Pathé-Eskwad-TF1 (2012)

    Fransız komedi sinemasında yükselen yönetmen James Huth’ün “Mutluluk Asla Yalnız Gelmez”i sıcak sinema diliyle insana huzur veren, aşkı yücelten iyi komedi filmi. Gad Elmaleh ve Sophie Marceau’nun oyunculukları görülmeye değer.

    Sacha Keller, caz kulübünde piyano çalan ve reklâm “cıngıl”ları besteleyen bir sanatçı. Hayatında, müzisyen olmasından dolayı belki çok kadın var. Annesi, Fanfan’ın korumasında adeta. Çocukları da hiç sevmiyor. Ama filmin derinliğinde başına neler geleceğini de bilmiyor Sacha. Son işinin kabul edilmesi için nam-ı diğer “kart zampara” sanayici Alain Posche’un onayından geçmesi gerekiyor. On yaşındayken kaybettiği babasının klâsik olmuş arabasını ve ismini kullanan Sacha için o gün iyi bir şeyin de başlangıcı. Göğün yarılıp Paris’in üstüne kovalarla su boşalttığı o gün hayatına Charlotte giriyor Sacha’nın. İşte kaybeden aşkta mı kazanıyordu? Sağanak yağmurun altında ayağı kayıp yere düşen Charlotte’un gözleri, klâsik arabasının üstünü kapatmaya çabalayan Sacha’nın gözlerine kilitlenince hikâye de muhteşem taraflara yol alıyor. Charlotte, “kart zampara” Alain’in iki yıldır ayrı yaşadığı karısı. Charlotte’un Alain’den iki oğlu Louis ve küçük Léonardo olmuş. Charlotte, önceki kocası César’dan da Suzy’yi dünyaya getirmiş. Alain’in işini alamayan Sacha, Laurent’ın girişimleriyle yeni işlere uzanıyor. Sacha’nın bir diğer samimi arkadaşı Lionel, doktor olduktan sonra sevgilisiyle evlenmiş ve bebekleri bile olmuş. Çocuklardan nefret eden Sacha, caz kulübünde bu bebeği görme ıstırabını yaşıyor her gece. Sacah’yla Charlotte, susuz kalmış gibi sevişiyorlar. Hem de Charlotte’un evinde. Çocuklar da var. Aşk doğuyor, hatta çocukların sevgisi de gecikmiyor. Çocuklar babalarını pek görmeyince Sacha onlar için baba gibi. Sacha’yla beraber çocukların solgun yüzleri gülmeye başlıyor, neşe her tarafı sarıyor. Çok geçmeden “kötü adam” Alain kendini fark ettiriyor ve bir an kara bulutlar çöküyor. Alain, Charlotte insan değilmiş gibi onun erkeklerden uzak durması için şantajlar ve teklifler yapan biri. Charlotte, mutsuzluğundan olmalı kendini hayır işlerine vermiş, hatta genç sanatçılara destek bile veriyor kocasının fonundan. Charlotte, yanına kadar gelmiş Sacha’nın aşkına bırakıveriyor kendini. Sevişmelerinin her dakikasının değerini bilerek. Diğer tarafta, Sacha’nın soykırımdan kurtulmuş dünya tatlısı büyükannesi Matzü, Yahudi kız bulup evlenmesini istiyor ondan. Hakiki aşkı bulduktan sonra kim olduğu önemli mi? Final bölümü sürprizli olmasa da insana sıcaklık verdiğini belirtelim.

    Sinemanın hazinelerine saygı…

    2012 yapımı “Un Bonheur n’Arrive Jamais Seul-Mutluluk Asla Yalnız Gelmez” filminde, anlar ve görsellikler sinemaseverleri büyülüyor. Sacha’nın evinde, Michael Curtiz ustanın 1942 yapımı “Casablanca-Kazablanka” filminin afişi asılı. Afişte Humphrey Bogart var. Elbette başka filmlerin, özellikle müzikal filmlerin afişleri de asılı. Stanley Donen’la Gene Kelly’nin ortak yönettikleri 1952 yapımı “Singin’ in the Rain-Yağmur Altında”, Jerome Robbins’le Robert Wise’ın ortak yönettikleri 1961 yapımı “West Side Story-Batı Yakasının Hikâyesi”, Milos Forman’ın 68 kuşağına adanmış müzikâli 1979 yapımı “Hair-Bırak Güneş İçeri Girsin” filmlerinin afişleri müzikâl sinemaya bir saygı sunuşu gibi. Sonra Charlotte da evinin yatak odasına “Kazablanka” filminin afişini asıyor Sacha’ya aşkından. Yönetmen, en azından bu büyük filmleri bir daha sinemaseverlerin aklına düşürüyor. Elbette Broadway ve tiyatro da var. Sacha ve Laurent, yeni bir müzikâl için New York’a gidiyorlar. Gölgelerin öne çıktığı buradaki performans sanatseverleri bulutlara çıkartıyor. Gerçekten çok estetik fotoğraflar toplamış yönetmen bu anlarda. Bu filmdeki burlesk-grotesk karışımı sakarlık sahneleri, Blake Edwards ustanın “Pembe Panter” serisinde Müfettiş Jacques Clouseau’nun ruhunu şad ediyor. Charlotte’un sakarlıklarıyla başına gelenler sinema perdesinden çok eğlenceli görünüyor. Hatta bu filmde “slapstick” denilen Hollywood tarzı komedi de var. Özellikle sessiz sinema döneminde burlesk, grotesk slapstick güldürü tarzları iç içe geçmişti. Buster Keaton, Charlie Chaplin, Harold Lloyd filmlerini hatırlayabilirsiniz. Yönetmen, Hollywood filmlerine ve Broadway’e selâm yollamak istemiş bu filmiyle. Dooley Wilson’ın “Kazablanka” filminde piyano başında söylediği “As Time Goes By” (Zaman Geçtikçe) şarkısı da duyuluyor bu filmde. Fonda da bol bol Billie Holiday’in, Gloria Gaynor’ın, Ray Charles’ın muhteşem sesleriyle şarkılar da dinliyorsunuz fonda bu filmde. Filmde, Mozart’ın 1783’te bestelediği “Rondo alla Turca/Türk Marşı” (Piyano Sonatı No 11/Piano Sonata No. 11), rock ve caz tınılarıyla duyuluyor Sacha’nın piyanosuyla. Mozart insana huzur veriyor ve bu piyano tınıları da dinlenmeli.

    Adı İngilizleri andıran Fransız yönetmen James Huth, 2007’de “Hellphone-Cehennem Telefonu” ve 2009’da “Lucky Luke-Red Kid” komedi filmlerini yapmıştı. 1971’de Kazablanka’da doğmuş oyuncu Gad Elmaleh’i, Audrey Tatou’yla başrolü paylaştığı Pierre Salvadori’nin 2006 yapımı “Hors de Prix-Zengin Avcısı” filminden hatırlayabilirsiniz. Oyuncunun 2005’te Francis Veber’in yönettiği “La Doublure-Dublör” filmi eğlenceliydi. Elmaleh’in başrolü Jean Reno ve Mélanie Laurent’la paylaştığı Fransa’daki Yahudi soykırımını anlatan Rose Bosch’un 2010 yapımı “La Rafle-1942 Yazı” keşfedilmeli. Edith Piaf’ın muhteşem “Paris” şarkısı da duyuluyor filmde.

    (22 Kasım 2012)

    Ali Erden

    ailerden@hotmail.com

    Her Cuma Yeni Sinema Etkinliği Atlıkarınca’yla Devam Ediyor

    Beşiktaş Belediyesi ve Yeni Sinema Hareketi işbirliğiyle Levent Kültür Merkezi’nde ücretsiz olarak gerçekleştirilen Her Cuma Yeni Sinema etkinliği kapsamında, 16 Kasım 2012 Cuma günü 19:00’da İlksen Başarır’ın yönettiği Atlıkarınca filmi gösterilecek. 47. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde En İyi Senaryo ve Behlül Dal Jüri Özel Ödülü, 30. Uluslararası İstanbul Film Festivali’nde En İyi Müzik ve Radikal Halk Jürisi Ödülleri’ni kazanan filmin başrollerini Mert Fırat, Nergis Öztürk ve Zeynep Oral paylaşıyor. Gösterimin ardından filmin yaratıcıları izleyicilerin sorularını cevaplayacak.

  • Basın Bülteni
  • Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.
  • Yüksek çözünürlüklü görsellere haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    Her Cuma Yeni Sinema Etkinliği Atlıkarınca’yla Devam Ediyor yazısına devam et