Önce Söz mü, Anlam mı Yoksa Eylem mi Vardı?

Faust
Yönetmen: Aleksandr Sokurov
Oyun: Johann Wolfgang von Goethe
Senaryo: Marina Koreneva-Yuri Arabov-Aleksandr Sokurov
Müzik: Andrey Sigle
Görüntü: Bruno Delbonnel
Johannes Zeiler (Faust), Anton Adasinsky (Tefeci Mefisto), Isolda Dychauk (Margarete), Georg Friedrich (Wagner), Hanna Schygulla (Tefeci’nin Eşi), Antje Lewald (Margarete’nin Annesi), Sigurdur Skúlason (Heinrich’in Babası), Florian Brückner (Valentin)
Yapım: Proline Film (2011)

Büyük Rus yönetmeni Aleksandr Sokurov’un “Faust” filmi, efsaneyi tersine çeviren ve anlamın peşinde dolaşan bir yapıt. Bu film, 68. Venedik Film Festivali’nde “Altın Aslan” ödülünü almıştı.

Film, gri gökyüzünde asılı bir çan ve bir çerçeveli ayna sallanırken, kamera minyatür bir yeri çağrıştıran kasabaya yaklaşıyor. Dr. Heinrich Faust, “ruhu” arayan yardımcısı “filozof” Wagner’le beraber bir cesedin iç organlarını çıkartıyor. Seyirci, iğrenç, irkiltici ve sarsıcı bir anla hikâyenin içine girmiş oluyor. Filmin, zorlu ve labirentli sokaklarında dolaşırken, çan ve ayna nesneleri de zihnin bir köşesine yerleşmeli. Çünkü bu filmin derinliğinde dine göndermeler, anlam, varoluş ve yansıma var. Bu filmi seyrederken, en azından Faust üzerine bir şeyler duymuş olmak, varoluş üzerine düşünmek, “ayna” metaforunun ne demek olduğunu bilmek gerekiyor. Neredeyse iki yakın dost olan Faust ve Mefisto’yu bu “ayna” metaforu üzerinden bakmak daha mı iyi olur? Filmin sonunda bu daha da bir anlamlaşıyor. Bu filmde “tetralojik” yaklaşanlar da var. Tetraloji, Yunan tragedyalarından geliyor. Üç trajedi ve bir dram anlamına geliyor. Büyük Rus yönetmeni Aleksandr Sokurov’un filmini seyrederken de bunları fark edeceksiniz belki. En önemlisi, Dante’nin (1265-1321), “İlahi Komedya” adlı epik şiirini de düşünüyorsunuz. “Araf”ı, Mefisto’yla Faust’un kasabadaki ilişkilerinde, “Cennet”i, Margarete’nin bulunduğu anlarda, “Cehennem”iyse final bölümünde görüyorsunuz. Film, gerçeküstücü ve dışavurumcu estetikler arasında dolaşıyor. Ayna yansımaları, daha çok gerçeküstücü. Kasabanın yansıyışı, orada yaşayan çoğu insanın içindeki enkaza metafor yapıyor gibi.

Araf’ın içinde dolaşırken…

Filmin girişinde, çanla beraber görüntünün ortasında sallanan ayna imgesi gerçekten bu filme anlam ve estetik katıyor. Eski Yunan felsefesinden gelen “ayna gerçekliği” üzerine düşünüyorsunuz. Sokurov, bazı sahnelerde ayna yansımasını yaratıyor perdede. Bu anlarda, projeksiyondan perdeye yansıyan görüntüler gibi algılıyorsunuz. Yönetmen aynen böyle de yapmış olabilir. Görüntüler bu anlarda biçim bozumuna uğruyor. Gerçeklik üzerine yanılsama, belki de yabancılaşma yaşıyorsunuz. Gerçek, gerçek mi diye düşünebilirsiniz. Gerçek, neye göre gerçek? Gerçek, Faust’un gözleriyle gördüklerinde mi, yoksa Mefisto’nun sürüklediği yerlerde, belki de “cehennem”de mi algılanacak? Aynadan yansıyan görüntüler gibi yansıyan anlar, herkesi gerçeklik duygusundan uzaklaştırıyor muydu, yoksa gerçeğe biraz daha mı yaklaştırıyordu? Mefisto daima yanılsama mı veriyor? O bir şeytan ve dinin “doğru”larından insanı yan yollara mı saptırıyor? Tefeci Mefisto, Faust’un ruhunu ele geçirebilmek için her şeyi deniyor. İnsanın zayıf noktalarını çok iyi bilen Mefisto, Faust’un da en zayıf yerini hemen keşfediyor ve midesi gibi boş kalbini güzeller güzeli Margarete’nin aşkıyla doldurmak istiyor. Böylece Faust’la anlaşma yapıp ruhunu alabilecek. Margarete, insanın güzellikte geldiği son yer gibi. Filmdeki hiçbir insan Margarete kadar güzel değil. Mefisto en uçlarda bir çirkinken, Margarete de en uçlardaki bir güzel. Yunan felsefesindeki kusursuz güzellik gibi. Mefisto, Faust’a acılar yaşatıyor hep. Güzelliği gösterirken. Meyhanede Mefisto, küçük bir oyun oynuyor ve Faust’u katil yapıyor, kahraman asker Valentin’in ölümüyle. Valentin, Margaret’nin bilmediği hep uzaklardaki abisi. Annesi bile oğlunu zor tanıyor. Faust’u daima zor durumda bırakan Mefisto, Faust’la yazılı anlaşma yapıyor ve imzayı da Faust’a kanıyla attırıyor.

Margarete’ye abisini kendisinin öldürdüğünü itiraf eden Faust, “doğruluk” uğruna kendine doğru gelen saf aşkı da farkında olmadan engelliyor. Bu sahnedeki çekimler çok çarpıcı. Kederlere düşen Margarete, annesinin de kendisinden nefret ettiğini düşünerek kendine cehennemi yaşatıyor. Margarete her zaman kilisiye giden ve rahibe içini döken güzeller güzeli. Latincede adı “Mutluluk” olan Faust, Yunanca İncil’de “Önce söz vardı” cümlesi üzerine düşünürken, anlamın daha önce olduğunu savunuyor. Evine gelmiş Mefisto da “Önce eylem vardı” diyor. Sonra da Faust’u peşine takarak eylemin her çeşidini ona gösteriyor. Anlaşmadan sonra, Mefisto’dan Margarete’nin gölde intihar edeceğini öğrenen Faust, Margarete’yi kurtarabilecek mi? Margarete’nin çıplak cennet vücudunun üzerinden kayıp duran kamera “Cennet”i ölümsüzleştirmek istiyormuş gibi. Final bölümündeki “Cehennem”, kutsal kitaplardaki gibi ateşler içinde değil, alabildiğine soğuk. Faust, Goethe’nin eserinin dışına çıkıp Mefisto’ya trajedisini yaşatıyor “Cehennem”de.

Büyük ustadan…

Rus sinemasında Andrey Tarkovski ruhunu taşıyan Aleksandr Sokurov 1951 doğumlu. Sokurov, dingin anlatımlı filmlerinde biçim alıştırmaları yapan yaratıcı yönetmenlerden. 2002 yapımı “Russkiy Kovcheg-Rus Sandığı” filminde yaklaşık 100 dakika hiç kesme yapmadan çekmişti. Mekân da bir binaydı. 2007 yapımı “Alexandra-Aleksandra” filmindeyse, solmuş fotoğraf tadı veren sepya tekniğini kullanmıştı usta. Bunları düşünüp, ustanın 2011 yapımı “Faust” filminde yaptığı stil araştırmalarına anlam verebilirsiniz. “Faust” filmi, 68. Venedik Film Festivali’nde “Altın Aslan” ödülünü de aldı. Jüri başkanlığını yapan Amerikalı önemli yönetmenlerden Darren Aronofsky, Sokurov’un bu yapıtı için, “Hayatınızın akışını değiştirecek bir film” demişti. Filmin en güzeli, 1993 doğumlu Rus kökenli oyuncu Isolda Dyachuk, sanat kariyerini Almanya’da sürdürüyor. Genç oyuncu, Almanya’da daha çok televizyon dizilerinde görünmüş. Güzel oyuncu, Sibirya kanı taşıyor. Film, Prag’daki Barrandov Stüdyoları’nda kurulmuş setlerde çekilmiş. “Cehennem” gibi çok az sahne Izlanda’nın gri mekânlarından yansıyor perdeye. Elbette Çek Cumhuriyeti’nde tarihi mekânlarda da çekimler yapılmış. Bohemya’daki Kutna Hora şehrindeki gibi. Barrandov, 1921 yılunda kurulmuş. Macaristan ve Bulgaristan’ın ardından Hollywood buraya da ilgi gösteriyor. Milos Forman, Jiri Menzel, Jan Kadar gibi sinemacılar bu stüdyoda filmler çekti. Naziler, Çekoslovakya’yı işgal ettiklerinde ilk yaptıkları şey bu stüdyoyu geliştirmekti.

(29 Haziran 2012)

Ali Erden

ailerden@hotmail.com

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir