Metruk, New York Prömiyerini Yapıyor

Yapımcılığı ve yönetmenliğini Orkide Ünsür’ün yaptığı Metruk (The Abandoned) adlı kısa deneysel belgesel film, dünya festivallerini gezmeye devam ediyor.
New Filmmaker New York Yaz Festivali Serisi’nde gösterilecek olan Metruk, küratörlüğünü Tova Beck-Friedman’ın yaptığı “yenilikçi ve gelenek dışı” kısa belgeseller seçkisinde yer alacak. Altı kısa filmden oluşan özel bölümün gösterimi, 03 Temmuz Cuma günü New York Anthology Film Archieve, Deren Theater’da yapılacak. Mayıs ayında Kanada prömiyerini yapan kısa film, 4. Montréal Türk Filmleri Festivali’nde finalist olarak yarışmıştı.

  • Basın Bülteni
  • Festival Web Sitesi
  • Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.
  • TÜRVAK’ta Temmuz 2012

    TÜRVAK Sinema – Tiyatro Müzesi, Temmuz ayında da sinemaseverlere hizmet vermeye devam ediyor. Sohban Koloğlu Salonu’nda Hulusi Kentmen, Öztürk Serengel, Ayhan Işık diğer sinema sanatçılarının heykelleri sergileniyor. Sinemamızda sanat yönetmeni, dekoratör, oyuncu ve yönetmen olarak birçok dalda görev yapmış olan Sohban Koloğlu, 1949 yılında Çığlık filminin sanat yönetmenliği ile Yeşilçam’a adım attı, 1961 yılında Cambaz Kızın Aşkı ile başladığı Erler Film’in sanat yönetmenliğini 2000 yılına kadar aralıksız sürdürdü.

  • Basın Bülteni
  • Web Sitesi
  • Yüksek çözünürlüklü fotoğraflara haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    TÜRVAK’ta Temmuz 2012 yazısına devam et
  • Paris’te Aşkın Binbir Hali

    Aşk Sanatı (L’Art d’Aimer)
    Yönetmen-Senaryo: Emmanuel Mouret
    Görüntü: Laurent Desmet
    Oyuncular: François Cluzet (Achille), Frédérique Bel (Achille’in Komşusu), Pascale Arbillot (Zoé), Julie Depardieu (Isabelle), Judith Godrèche (Amélie), Laurent Stocker (Boris), Élodie Navarre (Vanessa), Gaspard Ulliel (William), Ariane Ascaride (Emmanuelle), Emmanuel Mouret (Louis), Ariane Ascaride (Emmanuelle), (Philippe Magnan (Paul), Stanislas Merhar (Laurent), Philippe Torreton (Anlatıcı)
    Yapım: Moby Dick Films (2011)

    Ruhta aşkın müziğini arayan yönetmen Emmanuel Mouret’nin “Aşk Sanatı” filmi, modern zamanlarda aşkın hallerini gösteriyor. Bölümlerden oluşan bu film, karakterlerinin çoğunun da yollarını kesiştiriyor.

    Tınılarıyla insanları büyüleyen piyanist Laurent, o müziğin peşine düşüyor. Yani aşkın müziğinin. Sık sık kadınlarla olan Laurent, o tınıları bir türlü ruhunda duyamıyor. Aşkın müziği Mozart’ın “Piyano Sonatı No 16” mı, yoksa Brahms’ın “3. Senfoni Op. 90” mıydı?. İkisi birden olabilir mi? Senfoni, Brahms’ın Clara’ya duyduğu karşılıksız aşkını anlatıyor, belirtelim. Başlarda skeç gibi olan film, hikâyeler geliştikçe doğal seyrine giriyor ve birçok karakterinin yollarını film boyunca kesiştiriyor. Seyirci filmi bir anlatıcının yorumlarıyla takip ediyor. Bir yıldır sevgilisi olmayan ve sevişememekten bulanıma girmiş Isabelle, soğuk yatağında bir rüya görüyor. En yakın arkadaşı Zoé’nin kocasıyla yatma hayali. Rüyasında Zoé, sağlık harcamalarından tasarruf yapabilmek için her insanın sevişmesinden yana. Yoksa insanlar, psikolojik sarsıntı yaşayıp psikiyatristlere gidiyor ve anlamsız biçimde vergi yükü getiriyor halkın üzerine. Rüyasından uyanan Isabelle, buluştuğu Zoé’yle konuşuğunda tıpkı rüyasındaki gibi kocasıyla yatmasını söylüyor. Rüyayla gerçek farklı. Isabelle düşünmek için ayrılıyor ve film başka hikâyeleri gösteriyor. Achille dairesindeyken kapısı çalıyor. Hiç görmediği kapı komşusu güzel genç kadını karşısında görüyor. Elbette olanlar oluyor. Anahtarlarını dairesinde unutmuş ve çilingir çağırmak için Acille’in telefonunu kullanan kadın, sevgilisinden yeni ayrılmış. Aşkın ateşini de Achille’in içine atıveriyor. Küçük bunalımlar yaşayan genç kadın, tüm dişi görüntüsü ve dişi sesiyle Achille’in sabrını sınıyor sürekli. İlişkide doğallığı arayan kadın, Achille’in sabrını üst noktaya taşıyor ve olanlar da oluyor.

    Aşkta liberallik olur mu?

    Hikâyenin başka bir yerinde genç çift, William ve Vanessa var. Bu ilişkide sadakat ve kıskanma öne çıkıyor. Birbirlerine karşı açık liberal bir ilişki bu. En azından teorik olarak. İşyerinden Louis, Vanessa’yla yatmak için sürekli ısrar ediyor. William, pişmanlığın vicdan azabından daha yakıcı olduğunu düşünüyor. Vanessa’yı bir gecelik macera için teşvik ediyor. Latin Amerika’ya gidecek Louis, bir daha göremeyeceği Vanessa’yla bir defa olarak onu unutacağını sanıyor belki de. Louis, Vanessa’ya aşık olunca işler farklı gelişiyor. Vanessa’yı cesaretlendiren William, kendisinin de biriyle olacağını söylüyor. Bu hikâyenin finali seyirci için eğlenceli. Hikâyeye Amélie ve Boris giriyor filmin bir yerinde. Boris’in kitabevi var ve en yakın arkadaşı Amélie’ye karşı engelleyemediği cinsel istek duyuyor. Bu anlarda kadın zekâsı öne çıkıyor. Amélie, evlerinin yakınında epeydir görmediği Isabelle’le karşılaşıyor. Bir yıldır sevişememiş Isabelle de kitapçı. Amélie’nin aklına bir fikir geliyor: Boris’le Isabelle’i yatakta buluşturmak. İkisi de birbirini görmeyecek. Otelde her şeyi ayarlayan Amélie, bu iki dostuna iyilik yapıyor. Bir de Emmanuelle var. Orta yaşını aşmış Emmanuelle, sevdiği kocası Paul’ü aldatmamak için ondan ayrılmayı düşünüyor. Son zamanlarda Emmanulle’de tarif edilemez cinsel patlama başlamış ve fantaziler kuruyor bu ateşle sürekli. Sonunda aşk kazanıyor.

    Filmin hikâyesi Paris’te geçiyor. Yönetmen, aşk kadar büyüleyici Paris’i seyircilerine yaşatabiliyor. Paris ve aşk, sanki birbirlerini tamamlıyorlar. 1970 yılında Marsilya’da doğan oyuncu, yönetmen ve senarist Emmanuel Mouret’yi ülkemizde tanımayanlar çoğunlukta. Büyük oyuncu Gerard Depardieu’nün oyuncu kızı Julie Depardieu’yle François Cluzet’yi seyretmek müthiş keyif ayrıca.

    (06 Temmuz 2012)

    Ali Erden

    ailerden@hotmail.com