Karanlıklar İçinden Gelen Vampir

Karanlık Gölgeler (Dark Shadows)
Yönetmen: Tim Burton
Senaryo: Seth Grahame-Smith
Müzik: Danny Elfman
Görüntü: Bruno Delbonnel
Oyuncular: Johnny Depp (Barnabas), Michelle Pfeiffer (Elizabeth), Helana Bonham Carter (Julia), Eva Green (Angelique), Chleo Grace Moretz (Carolyn), Bella Heathcote (Josette/Victoria), Christopher Lee (Clarney), Jackie Earle Haley (Willie), Gulliver McGrath (David), Ivan Kaye (Joshua), Susanna Cappellaro (Naomi)
Yapım: Warner Bros (2012)

Tim Burton sinemasının önemli filmlerinden “Karanlık Gölgeler”, vampir efsanesine mizah da katarak seyircilerini korkutuyor. Bilgisayardan epeyce yararlanmış bu filmde gotik ruh ve mizah da sağlam.

Film, 1760 yılında Liverpool limanında açılıyor. Göçmenler, yeni hayat için Kuzey Amerika’ya gemilerle gidiyorlar. Angelique Bouchard, kendi gibi küçük olan Barnabas Collins’le konuşmak istiyor, ama annesi sınıf farkını hatırlatıyor. Collinsler zengin sayılıyor tabii. Küçük Barnabas, babası Joshua ve annesi Naomi, öte tarafta küçük Josette ve ailesi gemiyle kuzeydoğudaki Maine eyaletine geliyorlar. Burası, altı eyaleti içine alan New England bölgesi. Joshua, burada balıkçı kasabası Collinsport’u kuruyor. Joshua, kurduğu bu kasabada zenginleşiyor. Oğlu Barnabas’a, “ailenin en büyük servet olduğunu” söyleyen Joshua, Collinwood Malikânesi de yaptırıyor. Bu malikâne, tıpkı Avrupa’daki gotik şatoları andırıyor. Joshua, bu malikâneyi tutkulu aşık olduğu karısı Naomi için yaptırıyor. 1772 yılı. Genç Barnabas, kendisine ilgi duyan Angelique’e başta ilgi gösterse de kalbi birden Josette’e doğru kayıyor. Bu andan sonra her şey herkes için değişiyor. Angelique birden cadıya dönüşüyor ve felâketler getiriyor. Josette’i büyüleyen Angeliqeu, onu uyurgezer olarak “Dullar Tepesi”ne gönderiyor ve Josette kendini ürkütücü kayalıklaradan uçuruma bırakıyor kendini. Barnabas, bu trajediyi önleyemiyor, ama Josette’in peşinden o da kendini aşağı bırakıyor. Ama bir şey oluyor ve Barnabas ölmüyor. O artık bir vampir. Angelique, Barnabas’ı çivili tabutla gömdürüyor toprağa.

1970’lerin ruhu…

Film, tam 200 yıl sonraya, 1972 yılına gidiyor. 1972 yılında, ön jenerikte kendine Victoria adını veren Maggie’nin tren yolculuğu boyunca İngiliz rock grubu The Moody Blues grubunun “Nights in White Satin” şarkısı duyuluyor. Grubun, 1967 yılında yayımlanmış bu “single”ı “progressive rock” olarak değerlendiriliyor. Victoria/Maggie de gizem dolu. Anlattığı hikâyeler doğru muydu, yoksa yönetmen, Barnabas gibi seyircinin zihnini mi karıştırıyordu? Victoria/Maggie, Josette’e benziyor. Victoria’nın, kendi deyimiyle Vicky’nin zihninde kötü geçen çocukluğu var hep. 1960’lardaki ailesi onu çocukluğunda deli diye akıl hastanesine yatırmış. Collinwood’a gelmeden hemen önce hastaneden firar etmiş. Vicky, malikânede, mirasyedi gibi davranan aristokrat görünümlü Roger Collins’in oğlu David’e mürebbiyelik için başvurmuş. Collins ailesi, Angelique’in oyunlarıyla iflâs etmiş ve giderek yoksullaşmış. Aileyi, ergenlik çağının sancılarını yaşayan Carolyn’in annesi Elizbeth Collins Stoddard yönetiyor. Aile doktorları da yaşlanmaktan dolayı hep mutsuz Julia Hoffman. Julia, Barnabas’a hipnoz yaptığında onun bir vampir olduğunu fark ediyor. Julia, Barnabas’ın kanını değiştirirken, Barnabas’ın kanını kendi damarlarına almayı deniyor sonsuz güzellik ve gençlik için. Barnabas bunu fark edince Julia’yı okyanusun derinliğine atıyor ısırarak. Barnabas, malikânede Will ve David’le anlaşıyor. Her şey mutlulukla geçip giderken Angelique yine gösteriyor. Güzelliğiyle Barnabas’ı baştan çıkaramayan Angelique, öfkeyle 200 yıl önce yaptığı gibi Victoria/Josette’i büyüsü altına alıp yine “Dullar Tepesi”ne yolluyor. Kendisi de Barnabas’la ölümcül bir dövüşe girerken trajediler de gecikmiyor. Finalde, bu film burada bitmez diyeceksiniz belki. Bir de filmdeki kadınlar çok güzel. Michelle Pfeiffer, o çok özel. Ama, Bella Heathcote sanki bir melek gibi. Angelique olan Eva Green’e sadece bir Barnabas karşı koyabiliyor. Ama, bu güzelliğin karşısında yenilgiye uğradığı anlar da var.

Korkutan ve güldüren…

Bu filmdeki mizah da gerçekten sağlam. Bazı anlarda kahkahalarla güldürüyor espriler. Uykusundan uyanan Barnabas, inşaatta çalışan işçilerin kanını emdikten sonra değişen kasabaya şaşkınlıkla bakarken gözü devasa McDonald’s reklâmına takılıyor ve “Mefistofeles” diyor ve kahkahayı atıyorsunuz. Metal müziğin öncüsü ünlü rock şarkıcısı Alice Cooper, Collinwood malikânesindeki baloda “No More Mr Nice Guy” ve “Dwight Fry Ballad Of” şarkılarını söylerken, Barnabas “Ne çirkin kadın” diye espriyi patlatıyor onun için. Alice Cooper, kadınlar gibi makyaj yapan bir şarkıcı. 1960’lardan bu yana kariyerini sürdürüyor. Filmin girişinde, Danny Elfman’ın “Dark Shadows-Prologue” müziği, insanın zihninde sarsıcı bir tedirginlik veriyor ve filmde duyulacak tüm müzikler için de umutlandırıyor. Iggy Pop’un “I’m Sick of You” şarkısı da duyuluyor fonda. Filmin görselliğine de dokunmak gerek. Mekânların yansıyışı ve ışık düzenlemeleri, özellikle malikânede insana tedirginlik yaşatıyor. Mekânlarla Elfman müzikleri bu filme derin bir gotik ruh katmış. Bazı anlarda geçmişin korku filmlerinin içindeymişsiniz gibi hissediyorsunuz. Geçmişte şatolarda geçen gotik korku filmleri sinemada gözdeydi. Zaman zaman Tim Burton’ın filminde bu duyguyu yaşıyorsunuz. Elbette bu filmde de bilgisayar marifetleri var. Çoğu yerde anlamıyorsunuz bile.

Daima Johnny Depp…

Burton’ın 2012 yapımı “Dark Shadows-Karanlık Gölgeler” filmi, 1966 – 1971 yılları arasında yayımlanmış bir televizyon dizisine dayanıyor. Bu dizi, “doğaüstü gotik soap opera” diye adlandırılmış. Bu dizi, ilk üç yıl siyah-beyaz, son dört yılsa renkli çekilmiş. Bu dizinin yapımcılarından Dan Curtis (1927 – 2006), yıllar sonra 1991’de başrolü Ben Cross’a verdiği 12 bölümlük bir televizyon dizisi daha çekti. Curtis, son olarak 2005 yılında bu diziden bir saatlik televizyon filmi de yapmıştı. Bu televizyon filmini, PJ Hogan yönetmişti. Başrollerin birinde Jessica Chastain vardı. Chleo Grace Moretz’in oynadığı Carolyn Stoddard’ı televizyonda Chastain canlandırmıştı. Kaliforniya’da 1958’de doğmuş İngiliz kökenli Amerikalı yönetmen Tim Burton, 1990 yapımı “Edward Scissorhands-Makas Eller” filminden bu yana Johnny Depp’le birçok film yaptı. Sinemada ilişkileri, Martin Scorsese – Robert de Niro ilişkisi gibi. Bazı yönetmenler bazı oyunculardan hiçbir zaman vazgeçemiyor. Bu işbirliğinin en muhteşem filmlerinden biri, 1994 yapımı siyah-beyaz “Ed Wood” filmiydi. 1999 yapımı “Sleepy Hollow-Hayalet Süvari”, 2005 yapımı “Charlie and the Chocolate Factory-Charlie’nin Çikolata Fabrikası”, 2007 yapımı “Sweeney Todd: The Demon Barber of Fleet Street-Sweeney Todd: Fleet Sokağının Şeytan Berberi”, 2010 yapımı “Alice in Wonderland-Alis Harikalar Diyarında” ve son olarak 2012 yapımı “Dark Shadows-Karanlık Gölgeler…” İngiliz Helena Bonham Carter, yönetmen Burton’ın diğer gözde oyuncusu. Burton, pek sinemaskop çalışmayan bir yönetmen.

(15 Haziran 2012)

Ali Erden

ailerden@hotmail.com

Can Dostum, 4 Haftada 50.000’den Fazla İzleyiciye Ulaşarak Büyük Bir Gişe Başarısı Elde Etti

Avrupa’da 30 milyon seyirci sayısı ile tüm zamanların en çok izlenen Fransız filmi olan Can Dostum (Intouchables), 11 Mayıs 2012’de ülkemizde vizyona girdiğinden bu yana 50.000’in üzerinde seyirciye ulaştı. Boynundan aşağısı felç olan zengin bir adamla, siyahi bakıcısı arasında gelişen dostluğu ve komik olayları anlatan film, gösterildiği diğer ülkelerde de büyük gişe başarısı yakalayarak tüm dünyanın dikkatini üzerine çekmeye devam ediyor. Film, Almanya’da 9 hafta en fazla izlenen film olduktan sonra, İspanya’da da 2. haftasında senenin en çok izlenen filmi oldu.

GÖRSAK – Görsel Sanatlar Akademisi Basınla Buluşuyor

GÖRSAK – Görsel Sanatlar Akademisi, bünyesinde oluşturduğu GÖRSAK Casting, oyuncu, sunucu ve model adaylarını ve genç yetenekleri 11 Haziran 2012 Pazartesi akşamı Beyoğlu’nun ünlü milangolarından biri olan Tangojean salonlarında hazırladığı lansman ile basına tanıtıyor. Oyunculuk, Kamera Önü Oyunculuğu, Spikerlik ve Sunuculuk, Senaryo Yazarlığı, Film Yönetmenliği gibi alanlarda stüdyo çalışmaları gerçekleştiren Akademi, eğitim çalışmaları yanı sıra eğitimli sahne ve podyum sanatçılarını sektörle buluşturmak amacıyla oluşturdu.

filmhafizasi.com, fil’m@9 Başlığıyla Kısa Film Gösterimi Düzenliyor

filmhafizasi.com web sitesi 11 Haziran Pazartesi günü Küçük Beyoğlu Teras’ta fil’m@9 başlığıyla kısa film seçkisi sunuyor. Kapıların 20:00’de açılacağı etkinlikte kısa filmlerin gösterimi 21:00’de başlayacak ve saat 22:00’de İstanbul altkültür camiasının tanınmış elektronik müzik DJ’i Semih Akay sahne alacak. Etkinlikte Andrew Ruhemann’ın The Lost Thing, Aykut Alp Ersoy’un Modern Zamanlar, Claude Weiss’in Man Is The Only Bird That Carries His Own Cage, Tom Guard ve Charles Guard’ın Inside Out, Bruno Mangyoku ve Tom Haugomat’ın Jean-François adlı filmleri gösterilecek.

  • Basın Bülteni
  • Web Sitesi
  • Yüksek çözünürlüklü görsellere haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    filmhafizasi.com, fil’m@9 Başlığıyla Kısa Film Gösterimi Düzenliyor yazısına devam et
  • 2. Uluslararası Eskişehir Kral Midas Kısa Film Festivali Görkemli Bir Törenle Sona Erdi

    30 Mayıs Çarşamba günü başlayan 2. Uluslararası Eskişehir Kral Midas Kısa Film Festivali, 03 Haziran Pazar günü Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Sanat ve Kültür Sarayı’nda sona erdi. Audio Visual gösteri ile başlayan tören ASO Flütlü Kuartet ile devam etti. Tiyatro sahnesinde gerçekleştirilen ödül töreninde 50 filmin yarıştığı 15 dalda 25 ödül sahiplerini buldu. 2. Uluslararası Eskişehir Kral Midas Kısa Film Festivali’nde, En İyi Animasyon Film dalında Barışın Oyuncakları, En İyi Belgesel Film dalında Çöp ve En İyi Yönetmen dalında Can Eren, Bir Cevapsız Arama filmiyle ödül kazandı.

  • Basın Bülteni
  • Festival hakkında geniş bilgi için tıklayınız.
  • Yüksek çözünürlüklü fotoğraflara haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    2. Uluslararası Eskişehir Kral Midas Kısa Film Festivali Görkemli Bir Törenle Sona Erdi yazısına devam et
  • Yaza Sinema Yaz Okulu ile Merhaba

    Yazın gelmesiyle birlikte bir Sinematek klâsiği olan ve 13 yıldır aralıksız her yıl düzenlenen Sinema Yaz Okulu başlıyor. 25 Haziran’dan itibaren Eylül’e kadar yaz boyunca hafta içi her gün yapılacak çeşitli atölyelerle İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya, Olimpos ve sürpriz şehirlerde sinema yapılacak. 25 Haziran 2012 Pazartesi günü başlayacak olan İstanbul Sinema Yaz Okulu’nda Film Yapım ve Yönetmenlik, Dramatik Yazarlık ve Senaryo, Belgesel Film Yapım, 10 Yönetmen 1 Film ve Kurgu/Montaj dersleri verilecek.

  • Basın Bülteni
  • Web Sitesi
  • Tek Filmlik Oyuncularımız

    Rahmi Öztoprak, Rıza Cilasun, Erdal Kahraman (!), Alp Buğdaycı, Hüseyin Aydoğan, Esat Selçuk, Huri Zühal, Belkıs Söylemezoğlu, Fatma Arkan’da (ve diğerleri de) oyuncularımızdı. Bu isimleri, “oyuncu” olarak şimdinin sinema seyircisi içinde kaç kişi hatırlayabilir, -aşağıda ayrıca yazacağım- bu oyuncular (!) hiç bir zaman profesyonel oyuncu -sinemada ve tiyatroda- olmamışlardır. Peki “oyuncu” nedir. Özön “oyunluktaki belli bir kişiyi canlandırma işini yapan kimse”, “oynamak işini gerçekleştiren kişi.” (Sinema ve Televizyon Terimleri Sözlüğü, s. 219 /TDK Yayınları – 1981) diyor.

    Ben, oyunculuk hakkında biraz farklı düşünüyorum. Sinema sanatı ürünü film, diğer sanat ürünlerinden farklı olarak, değişik aşamalar gösteren ve (esas olarak) dört ayrı kişi tarafından yapılan işlemlerle oluşur. Bunlar -yapılış sırası ile- yazım (senaryo / senarist) – (oyuncu ve kamera) yönetim(i) (yönetmen) – çekim (görüntü yönetmeni) – kurgu (kurgucu)’dur. Dikkat edilirse saydıklarımın içinde oyuncu yoktur. Oyuncu, yönetmenin filmini üretirken kullandığı malzemelerden biridir. İster profesyonel, ister özenci olsun oyuncu, yönetmenin -senaryo, daha doğrusu filmin yönetiminde- kullanacağı bir araçtır. Oyuncu profesyonel (veya özenci) olarak role hazırlanır (veya hazırlanmaz) yönetmen oyuncuyu rolünü yapmakta (hatta yorumlamakta) serbest bırakabildiği gibi, böyle bir hareket sahası bırakmadan, her hareketini kontrol edebilir. Bütün bunlar filmin yönetiminde -sonuca ulaşmak için- diğer unsurlarla birlikte, hep bir arada bir bütün olarak -herkesin kolektif değil ama kendine düşen alandaki ortak çalışmasıyla- sonuca ulaşmaya çalışırlar.

    İmdi, yukarıda adı yazılı dokuz oyuncu, sadece birer filmde oynamış, profesyonel olmayan oyunculardır. Teknik anlamda oyuncudurlar ama oyunculuk mesleğinin elemanı değildirler. Bir kişinin meslek mensubu olmadan da bir tek filmde oynamış olması, oyuncu (yönetmenin bir anlatım aracı / filmde hangi nedenle oynamış olursa olsun) olmasına mani değildir. Benzer durumda oyunculuk yapanlar, sayılanlarla sınırlı değildir. Başkaları da vardır ve olacaktır da. Hangi nedenle oyuncu-luk yaparlarsa yapsınlar, sadece bu anılanlar örnek olarak alınmıştır, konu yeterince ele alınmamış ve incelenmemiştir.

    Rahmi Öztoprak / İstanbul Sokaklarında / 1931 / Muhsin Ertuğrul

    İstanbul Sokaklarında, Muhsin Ertuğrul’un bir filmidir, öncelikle özelliği ilk sesli filmimiz olmasıdır. Ayrıca Yunanistan ve Mısır ile ortaklaşa yapılan ilk ortak-yapımımız olmasıdır. İlk sesli film olmasının getirdiği bir başka sonuçta ilk şarkılı film de olmasıdır. Görüntü yönetmenliğini Cezmi Ar ile Nicolas (Miklôs) Farkas yapmıştır. Ortak yapım olduğu nedenle, yabancı oyuncu olarak Azize Emir (Mısır), Perikles Gavrilidis (Yunanistan)’in yanında Semiha Berksoy, Behzat Haki Butak, Bedia Muvahhit, Talat Artemel gibi oyuncularda rol almaktadır. Bunlara bir de Rahmi (Öztoprak) katılacaktır. Rahmi Öztoprak daha önce hiçbir filmde oynamadığı gibi bundan sonrada sinemada oyunculuk yapmayacaktır. Rahmi, filmde başrolde oynayan iki kardeşten birini (diğeri Talat Artemel) oynayacaktır. İlk sesli film olarak, bir özellik taşımasının yanında, ilk ortak-yapım olma özelliği de vardır. Filmin seslendirmesi Paris’te Epinay Stüdyoları’nda Tobis Klang işlemi ile yapılmıştır.

    İstanbul Sokaklarında, ilk sesli film ve ilk ortak-yapım olmanın yanında Rahmi (Öztoprak) gibi sadece bu filmde oynayan bir oyuncusu ile de ilgi çeken bir film olmaktadır ama o dönem ve sonraki dönemlerde şu veya bu nedenle sadece bir tek filmde rol alan oyuncular, çok çeşitli kaynaklardan gelmeleri yanında o kadar çokturlar ki, bu başlı başına bir araştırma konusudur. Yalnız Muhsin Ertuğrul’un filmlerinde bile bu gruba girebilecek çok oyuncu vardır, burada bunlardan bir tanesinden daha söz etmek istiyoruz. Sadece Kıskanç (1939-42) filminde rol alan Fatma Arkan isimli oyuncu, başka filmde rol almayarak, sinemamızda eksikliği uzun zaman duyulan bir iz bırakmıştır.

    Rıza Cilasun / Garipler Adası / 1955 / İlhan Arakon

    İlhan Arakon, aslında bir görüntü yönetmenidir, geçiş dönemi yönetmenlerinden Aydın Arakon’un ağabeyidir. Başka yönetmenler yanında, kardeşinin ilk dönem filmlerinde de görüntü yönetmenliği yapmıştır. Kurgusal plânda, bir denemeden öteye gitmeyecek olan tek yönetmenlik çalışmasını 1955 yılında Garipler Adası filmi ile yapmıştır. Görüntü yönetmenliğini de yaptığı filmde Özcan Tekgül’ün yanında Asım Nipton, Asım Karabay ve Fadıl Garan oynamaktadır. Ayrıca ilk ve son defa Rıza Cilasun adında bir özenci oyuncu da oynamaktadır bu filmde, ne kadar “özenci” oyuncu denebilirse tabii. Çünkü zaten sıra dışı olan filmde -bir deneme olduğunu belirtmiştik- oynayan Rıza Cilasun’un oyunculuğu, hele “özenci” oyunculuğu tartışma konusu bile olmaz, gerçek yaşamda bir kamyon şoförü olup, Garipler Adası da tek filmi olarak kalmıştır. Özcan Tekgül ile karşılıklı oynaması da, herhalde -kendince- unutulmamıştır.

    Erdal Kahraman / Namus Düşmanı / 1957 / Ziya Metin

    Yeşilçam’ın son dönem görüntü yönetmenlerinden Erdal Kahraman’ı hatırlatıyor ama bu Erdal Kahraman, sinemamızda sadece oyunculuk yapan -hemde tek filmde- bir kişidir. Namus Düşmanı, Yaşar Kemal’in Dükkâncı isimli öyküsünden Ziya Metin’in yaptığı (yönettiği) tek filmidir. Metin, sinemamızda seslendirme ve seslendirme yönetmenliği yanında oyunculukta yapmış bir kişidir. Yaşar Kemal’in öyküsü, oldukça dağınık yapısı ile hiçte sinemaya uygun olmayan bir öyküdür. Daha önce yönetmenlik deneyimi olmayan Z. Metin yönettiği bu tek filmle hayli zor bir işe girerken, öykünün yazarı Yaşar Kemal’den izin almış, ilk defa film müziği yapacak olan Yalçın Tura ile çalışmıştır. Özgüç’ün filmin oyuncu kadrosunda Erdal Kahraman, Neriman Esen, Kadri Ögelman sayılmaktadır. Mümtaz Alpaslan’ı da kadroya dahil etmemiz gerekir, yönetmen Ziya Metin de oyuncular arasındadır. Öyküde bir çocuk (yeni yetme) kahramanda var, ama ulaşabildiğim kadrolarda bunu oynayan oyuncuyu bulamadım. Yalnız bu filmde oynayan, aslında Adana’lı varlıklı bir ailenin çocuğu olan Erdal Kahraman ise, filmin çekildiği yıllarda çocuk değil delikanlı birisidir. Özön’ün Türk Sinema Tarihi kitabının 291. sayfasında fotoğrafı yer almaktadır. (1. Basım – 1962 / Artist yayınları) Öykünün yazarı Yaşar Kemal’in ailesini tanıdığı bir gençtir ve filmden kısa bir süre sonrada yaşama veda etmiştir. Zaten oyuncu olmaması nedeni ile Namus Düşmanı da tek filmi olarak kalmıştır. Film, sinemamızın kayıp filmlerindendir, zaten yapıldığı yılda, sansüre takılmış ve gösterime çıkma şansı fazla olmamıştır. Birçok bakımdan ilginçlik taşıyan film, bir gerçekçilik denemesi olarak sansürün hışmına uğrarken, bugün ulaşılamayacak, yeniden değerlendirilemeyecek bir yapıttır. (1987 yapımı Namus Düşmanı (Zeki Alasya) ile karıştırılmasın.)

    Alp Buğdaycı / Düş Gezginleri / 1992 / Atıf Yılmaz

    Atıf Yılmaz, sinemamızın ilginç yönetmenlerindendir, tamamlanmamış bir resim eğitimi almış, varla yok arası bir asistanlık dönemi sonrası yönetmenliğe geçmiş ve yaşamının sonuna kadar sinemadan kopmamış, sayısı azalmasına rağmen film çekmeye devam etmiştir. Bunların yanında belirli konulara saplanmamış, sinemanın el attığı konuların hepsinde ürün verirken, moda olan konulara da yabancı kalmamış, sinemada yeni denemelere açık olduğunu zaman zaman göstermiştir. Bu arada sinemaya yeni yüzler de -devam etmeseler bile- getirmiştir.

    TRT’nin tekeli delinip özel kanalların yayına başlamasını izleyen yasal değişikler sonucu, bu alanda farklı anlayışta yayınların devamlılık kazanması yinede televizyonlarda bir takım ana yayınlarını (“haber bültenleri”) ortadan kaldırmamıştır. Fakat bu alanlarda biçimsel değişiklikler kendisini gösterecektir. Özel kanalların birinde (?), ana haber bülteni klâsik biçimde yayınlandıktan sonra, özel bir “haberin” özel bir biçimde verilmesi uygulamaya başlamış, bu sunumu seyirciye çok sempatik gelen (aksi görüşte olanlar her zaman olur) sunucu Alp Buğdaycı yapmıştır. (Buğdaycı’nın bu sunum görev öncesindeki yayıncılık (görsel ve yazılı) deneyimini bilmiyorum fakat yaptığı iş nedeni ile dikkat çekmişti.)

    Atıf Yılmaz, 1992’de çektiği Düş Gezginleri filminde Meral Oğuz ve Lale Mansur karşısında -diğer oyuncularının yanı sıra- Alp Buğdaycı’yı da oynatmıştır. Buğdaycı, başroldeki iki kadın oyuncunun yanında tali bir rolde oynamasına rağmen, adı jenerikde tek başına yazılırken, filmin kahramanları ile çatışan biri olarak filmin önemli rollerinden birinde -ilk ve son defa- sinema perdesine çıkıyordu. Osman Çallı’nın bir öyküsünden yapılan filmde ayrıca Yaman Okay, Selçuk Özer, Deniz Türkali, Sema Çeyrekbaşı, Memduh Ün, Işık Aras, Nilüfer Aydan, Tarık Günersel, Kezban Batıbeki oynuyordu. Sonra neler oldu, Buğdaycı bir daha perdede görünmedi ama Kan Sıcak Akacak romanı ile hayli ilgi çekti. Kitap piyasaya sürüldükten kısa bir süre yasaklanarak toplatıldı, müstehcenlik başta olmak üzere çeşitli iddialarla, bu yasaklama hâlâ sürüyor sanırım.

    Hüseyin Aydoğan / Alo Kolombo: Çığlık / 1976 / Nuri Akıncı

    Siyah / beyaz günlerde TRT televizyonunun seyirciyi başına topladığı programlardan biri de Komiser Colombo idi. Dedektif Colombo, çözülmez sanılan cinayetleri -faillerinin ilk seferde üstüne giderek, kendilerini çok akıllıca savunmalarına rağmen, tüm dizi boyunca küçük delilller toplayarak ve en sonunda kafasına takılan düğümü de çözerek- aydınlığa çıkaracak, en önemlisi çözümü ile failin bütün kaçış yollarını kapatacaktır. Colombo’nun üzerindeki buruşuk pardösüsü alamet-i farikası olurken, bizde ilginç bulunmasının asıl nedenlerinden biri de Türkçe seslendirilmesinin -görüntüsüne çok uygun görülen bir şekilde- Savaş Başar tarafından yapılmasıdır.

    Dizide Colombo’yu Peter Falk (aykırı “NewYork Okulu” yönetmen John Cassavetes’in başlangıç günlerinin vazgeçilmez oyuncusu) oynamaktadır. İlginçtir, dizi devam ederken veya bitiminden sonra, ithâl edilen ve sinemalarda gösterilen, Peter Falk’ın oynadığı çok az sayıda filmde de seslendirilmesi Savaş Başar’a yaptırılmıştır.

    Sinemamız (Yeşilçam) yabancı filmlerden yerlileştirme yaptığı gibi az sayıda da olsa dizilerinde yerlileştirilmesini yapmıştır. İşte bu dizilerden biride Colombo dizisidir. 1976 yılında Nuri Akıncı Alo Kolombo: Çığlık diye bir film yapar. Yapılan film önemli değildir, önemli olan televizyon seyircisini Colombo tiplemesi ile sinemaya çekmekti. Her şey iyidir de, Colombo kime oynatılacaktı, bunun için araştırmaya giren yapımcı Nuri Akıncı, Hüseyin Aydoğan’ı bulur. Aydoğan’ın sinema deneyimi yoktur ama hiç önemli değildir. Önemli olan dizide Colombo’nun (Falk’ın) yaptığı hareketleri yapıp yapamaması, iki parmağı arasındaki sarma sigarası ve giydiği beyaz pardösü idi. Aydoğan’a, Colombo’nun hareketleri yaptırılır, eline -parmak aralarına sigarası verilir- ve beyaz buruşuk pardösüsü giydirilir, seslendirmesi de Savaş Başar’a yaptırılır. Film sinema (televizyon) seyircisi için hazırdır.

    Esat Selçuk / Müthiş Türk Esat Selçuk: Siyah Akrep / 1970 / O.Nuri Ergün

    “Tüm uluslararası casusların peşine düştükleri bir yakıt formülünün çevresinde gelişen bir öykü” (Özgüç, Türk Filmleri Sözlüğü, 1914 – 1973 c.1 s. 408) Esat Selçuk yurt dışında yaşayan uluslararası piyasada “Müthiş Türk” (!) adı ile tanınan biri imiş. Türkiye’ye bir gelmesinde bir kısım serüvenleri veya uluslararası piyasada geçen bir takım olaylar dizisi, Esat Selçuk, kendisini oynadığı bir filmde ele alınır ve “Müthiş Türk Esat Selçuk: Siyah Akrep” isimli film yapılır. Böylece Esat Selçuk ilk (ve son) kez beyazperdede kendini canlandıran bir oyuncu (!) olur.

    (Benli) Belkıs Söylemezoğlu / Çılgınlar Cehennemi / 1954 / Şinasi Özonuk

    Benli Belkıs, o zamanlar (1954) İstanbul sosyetesinin mensuplarından biri olarak, basının ilgi odağı olmuştur. Bu nedenle yaygın ününden bilistifade film yapılmak istenir; Belkıs’ı filmde oynatmak Agop Fındıkyan’a (Işık Film) nasip olur. Çekilen Çılgınlar Cehennemi, “beyaz zehir kaçakçıları arasına rastlantı sonucu karışan bir şoförün macerası” (Özgüç, a.g.e. c.1 s. 93) konusunu işler, diğer filmlerden farkı ilk (ve son) kez Benli Belkıs (Söylemezoğlu)’ın filmde oynamasıdır. Diğer oyuncular arasında İ. Galip Arcan, Eşref Kolçak, Gülderen Ece, Kadir Savun ve Annie Ball vardır.

    Huri Zühal / Cici Can / 1963 / Ertem Göreç

    Göksel Arsoy, Göksel Film’i kurunca yaptığı filmlerden biri Cici Can’dır. Cici Can, Bedri Koraman’ın bir çizgi-roman’ıdır. Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan çizgi-roman’ı filme çekmeye karar veren Göksel Arsoy, Huriye karakterini Yeşilçam piyasası dışında birine oynatmayı düşünür ve bunun için bir “yarışma” (?) dahi düzenlenir. Huriye rolü için seçilen Huri Zühal, Yeşilçam dışından biridir ve yalnız bu rol için kamera karşısına geçerek oynar. Daha gelişinde “tek film için” gelmek kararındadır ve bu filmden başka filmde de oynamadan, geldiği gibi sessizce, içine hiç girmediği piyasadan çekilir. “Huriye ile Cici Can’ın cennetteki aşk öyküsü”nü (Özgüç, a.g.e. c. 1 s. 212) ele alan filmde Huri Zühal’in karşısında Göksel Arsoy, yanında Öztürk Serengil, Ahmet Tarık Tekçe, Senih Orkan, Suna Pekuysal, Ali Şen, Suzan Avcı, Sami Hazinses, Hüseyin Baradan, Altan Erbulak, Tuncer Necmioğlu, Faik Coşkun, Sadettin Erbil gibi oyuncular oynamaktadır.

    Leyla Tunca / Milyonerin Kızı / 1966 / Türker İnanoğlu

    O günler basınına “milyoner kızı” olarak yansıyan ve kısa sürede popüler olan Leyla Tunca, sinema dünyası içinde ilginç bir figürdür. Türker İnanoğlu yapımcı ve yönetmen olarak Leyla Tunca ile çalışmak ister ve ortaya Milyonerin Kızı filmi çıkar. Filmde Leyla Tunca yanında Tamer Yiğit, Muzaffer Tema, Suzan Avcı, Vahi Öz, Ayfer Feray, Öztürk Serengil, Necdet Tosun ve Mine Soley oynar.

    Buraya kadar adını andığım on kişi, oyuncu değildirler, fakat belirtilen filmlerde bir kez için olsun oyunculuk yapmışlardır. İçlerinde kendisini oynayanlar olduğu gibi belli bir rol için seçilenlerde vardır. Şu veya bu nedenle, ünlü oldukları için oynatılanlar olduğu gibi raslantı sonucu oyunculuk deneyimine sokulanlarda… Ortak özellikleri “tek filmlik” oyunculuklarıdır.

    Farklı özellik taşıdığı için aralarına almadığım, ama sözünü etmek istediğim kişi ise, aslında bir tiyatro oyuncusudur: Elif Türkân Atamer (Çölok) . Bir çok tiyatro oyuncusu ufak veya büyük rollerde fakat bir kez yani “tek filmlik” sinema serüveni yaşamışlar, kamera karşısında rol yapmışlardır. Bunlar içinde adını belirttiğim Elif Türkân Atamer’i seçtim -diğerlerinden hiç bir ayırıcı özelliği yok-. Atamer, Memduh Ün’ün Kanun Karşısında (1964) filminde tek filmlik oyunculuğunu yapmıştır, oynadığı rol “olumsuz kadın” tiplemesidir ki, birçok sinema oyuncusu için bu roller performanslarını daha geliştirdikleri rollerdir. Atamer bu filmde Ayhan Işık ve Fatma Girik, Önder Somer, Reha Yurdakul, Hayati Hamzaoğlu, Atıf Tuna, Hasan Ceylan ile birlikte oynamıştır.

    Yukarıda “tek filmde” oynadı diye saydıklarımız, tiyatro ve sinema oyuncusu değillerdi, son olarak adı verilen Elif Türkan ise bir tiyatro oyuncusu idi. İlk saydıklarımız gibi, oyuncu olmadan sinemada şu veya bu şekilde “tek filmde” oynamış başka isimler/kişilerde var, bunları tek tek belirtmek, sinema tarihimizi baştan taramayı gerektirir. Benim aklıma ilk bunlar geldi, bir başkası bir başka bir liste çıkarabilir fakat şunu da belirtmek gerekir ki sanatın başka dalında (özellikle müzik) ünlenmiş bir takım kişiler ile başka dallarda (spor) ünlenmiş bir takım kişilerde bir defalık (tek filmlik) oyunculuk yapmışlardır. Hayli kabarık olabilecek bu listenin tam dökümü olmamak üzere adı hemen akla gelebilecek kişilerin listesini aşağıya çıkarmak istedik, her tür kişi (tek kural “tek film-lik”) listeye eklenebilir.

    Sporcular

    İlk akla gelen doğal olarak Metin Oktay oluyor. Oktay, Türk futbolunun “taçsız kralı” kendi yaşama ile ilgili ve isim olarak da lâkabını taşıyan filmde kendisini oynar: Taçsız Kral (Atıf Yılmaz / 1965). Taçsız Kral, Metin Oktay’ın birebir yaşamı değildir ama yaşamının belli noktalarının dramatik yapıya uydurularak yapılan filmidir. İlginç olan, filmdeki bir çok kişi, bizzat kendilerince oynanmıştır: Gündüz Kılıç (GS antrenörü – Oktay’ı yetiştirir), B. Ali Beratlıgil, Candemir Berkman (GS.li futbolcular), Naci Erdem (FB.li futbolcu – kaptan), Turgay Şeren (GS), Lefter Küçükandonyadis (FB), Orhan Şeref Apak (zamanın Futbol Federasyonu başkanı), Pertev Tunaseli (spiker), Karıncaezmez Şevki (GS amigosu).

    Taçsız Kral filmine rakip olarak yapılan bir film: Şenol Birol Gool (Nejat Saydam / 1965). Şenol Birol ve Birol Pekel BJK.de futbol oynarken, zamanın bir futbolcuya ödenmiş en yüksek transfer ücreti ile (100.000 TL.) FB.ye geçmişlerdir. Taçsız Kral’a karşı yapılan film tamamen kurgusal bir filmdir. Bu filmde Şenol Birol ve Birol Pekel ile FB.li futbolcular oynamışlardır.

    Daha eskilerden Bülent Eken, Ölünceye Kadar Seninim (Kâni Kıpçak / 1949) filminde oynamış, bu nedenle filme GS maçlarından bazı pasajlar eklenmiştir.

    Bir zamanlar FB’nin kaleciliğini yapan Yavuz Şimşek ise Gol Kralı (Kartal Tibet / 1980) filminde oynamıştır. Aziz Nesin’in romanından uyarlanan filmde Yavuz, romandaki bir futbolcu tipini canlandırmıştır.

    Futbolcuların (Rıdvan Dilmen) yer aldığı bir film olarak Dar Alanda Kısa Paslaşmalar’ı da (Serdar Akar / 2000) sayabiliriz.

    Bir güreşçinin öyküsünü anlatan İlahi Güreşçi (Şuayip Şenman / 1956) filminde ise Kırkpınar’dan gelme (Hayrabolu’lu) Süleymen Yenen, kendi branşı olan güreşi yapan bir kişiyi oynar.

    Cemal Kamacı’nın yaşamının konu olduğu, Benim Zaferim (Ünal Küpeli / 1991), Avrupa boks şampiyonu olan sporcumuzun, kendisini oynadığı filmde ele alınır.

    Ses Sanatçıları

    Birçok ses sanatçısı, yaygın deyişle “şarkıcı”, filmlerde oynadı. Bunların bir kısmı uzun süre (birçok filmde oynayarak) sinemada kaldılar. İçlerinde yönetmenlik yapanlarda oldu ama bir kısmı sadece “tek film” çekerek sinema serüvenlerini noktaladılar. Bunların hepsini burada belirtmemizin gerekli olduğunu düşünmüyorum. Üst kısımda “tek film”de oynayan, bir kısım oyuncu dışı kişileri derlemeye çalıştık. Yine yukarıdaki sporcular da “tek film”li oyunculardı; (çünkü oyunculuğu sürdüren, bir yerde meslek edinen sporcularda var) aynı durumlar ses sanatçıları içinde söz konusu. Buraya “tek film”li olanların sadece bir kısmını almakla yetineceğiz:

    Nesrin Sipahi: Kalbimdeki Serseri (Nejat Saydam / 1965)
    Ayşe Mine: Erkek Milleti (Yücel Uçanoğlu / 1986)
    Ayfer Başıbüyük: Duvak (Remzi Jöntürk / 1973)
    Gönül Turgut: Onyedinci Yolcu (Ferit Ceylen / 1965)
    Kibariye: Kimbilir (Temel Gürsu / 1981)
    Barış Manço: Baba Bizi Eversene (Oksal Pekmezoğlu /1975)
    Arif Sami Toker: Saadet Şarkısı (İskendef Nacef / 1958)
    Ahmet Üstün: Estergon Kalesi (Vedat Örfi Bengü / 1950)
    Ali Rıza Binboğa: Yarınlar Bizim (Safa Önal / 1975)
    Rafet El Roman: Dar Alanda Kısa Paslaşmalar (Serdar Akar / 2000)
    Şebnem Aksu / Birnur Bilginoğlu (Cici Kızlar): Delisin (Ergin Orbey / 1975) [Cici Kızlar’ın üçüncüsü “Bilgen Bengü” başka filmlerde de oynamıştır.]

    Ne yukarıda saydığımız, profesyonel oyuncu olmayan kişilerin oynadıkları tek filmler, ne de sporcu veya sanatçı kişilerin oynadığı (yine “tek filmler”) herhangi bir sınırlamaya tabii değildir. Gözümüzden ve dikkatimizden kaçan veya bizim farkına varamadığımız bu tip kişi (ler “profesyonel olmadan oynayan” kişiler, sporcu ve sanatçılar) mutlaka var. İlk plânda (ve biraz eldeki kaynakları karıştırınca) bunlara ulaştık. Eğlenceli olacağını düşündük, mutlaka sizce yakinen bilinenleri de vardır.

    (15 Haziran 2012)

    Orhan Ünser

    SİYAD – Sinema Yazarları Derneği’nin Yeni Üyeleri

    SİYAD – Sinema Yazarları Derneği üç yeni üyesine merhaba dedi. sadibey.com ve antraktsinema.com’da Türk Sineması üzerine çok farklı yazılar kaleme alan Orhan Ünser, sadibey.com’da yazan, Bez Bebek, Soğuktu ve Yağmur Çiseliyordu ile Suna gibi unutulmaz filmlerin yönetmeni Engin Ayça ve Zaman Gazetesi sinema yazarı Ali Koca, 06 Haziran 2012 tarihi itibariyle derneğin yeni üyeleri oldu.
    Bu son üyeliklerle birlikte SİYAD – Sinema Yazarları Derneği’nin üye sayısı 92’ye ulaştı. SİYAD – Sinema Yazarları Derneği’nin yeni üyelerini tebrik eder, başarılarının devamını dileriz.

  • Web Sitesi
  • Yüksek çözünürlüklü fotoğraflara haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    SİYAD – Sinema Yazarları Derneği’nin Yeni Üyeleri yazısına devam et
  • Lawrence Kasdan Filmi Can Yoldaşım, 22 Haziran’da Gösterime Giriyor

    Lawrence Kasdan’ın yönettiği ve Charles Halford, Diane Keaton, Kevin Kline ile Dianne West’in oynadığı Can Yoldaşım (Darling Campanion), 22 Haziran 2012 Cuma günü gösterime giriyor. Can Yoldaşım (Darling Campanion), cerrah olan Joseph ve karısı Beth’in öyküsünü anlatıyor.
    Joseph ve Beth uzun yıllardır evlidir ve Grace ile Ellie adında iki kızları vardır. Bir kış günü, Denver’da otobanda seyahat eden Beth ve Grace yolun kenarında, perişan halde, kayıp bir köpek görür. Boş bir yuva ile kendi hayatı içinde kaybolan kocasıyla boğuşan Beth ile kurtardığı hayvan arasında özel bir bağ oluşur

  • Basın Bülteni
  • Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.
  • Karanlık Gölgeler’in Başrol Oyuncusu Johnny Depp’le Yapılan Röportaja Ait Yayın Linkleri Açıklandı

    Ülkemiz sinemalarında 15 Haziran 2012 Cuma günü gösterime girecek olan Karanlık Gölgeler (Dark Shadows) filminin başrol oyuncusu Johnny Depp’le yapılan röportajın yayın linkleri açıklandı. Warner Bros. dağıtımıyla vizyona girecek olan filmin konusu şöyle: Joshua ve Naomi Collins küçük oğulları Barnabas’la birlikte yeni bir hayat kurmak üzere Amerika’ya gelirler ve bir balıkçılık imparatorluğu kurarlar. Aradan yirmi yıl geçtiğinde malikanenin efendisi olan Barnabas zengindir ve iflâh olmaz bir playboy olmuştur.

  • Basın Bülteni
  • Röportaja ulaşmak için tıklayınız.
  • Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.
  • Karanlık Gölgeler’in Başrol Oyuncusu Johnny Depp’le Yapılan Röportaja Ait Yayın Linkleri Açıklandı yazısına devam et

    Uyarısız Şiddet: ATM

    David Brooks’un yönettiği ve Brian Geraghty, Josh Peck, Alice Eve ile Eyde Belasco’nun oynadığı Uyarısız Şiddet: ATM (ATM), 13 Temmuz 2012’de PinemArt Film dağıtımıyla D Productions tarafından vizyona çıkarıldı.
    Geç saatte ofisten çıkan 3 arkadaş para çekmek için bir ATM’de dururlar. Bu rutin aktivite, gençler için umutsuz bir yaşam mücadelesine dönüşecektir.
    Kimliği belirsiz garip bir adam ATM’nin kapısında beklemekte ve dışarı çıkmalarına izin vermemektedir. Gençlerin bu esrarengiz adamla mücadele etmekten başka seçenekleri yoktur.

  • Basın Bülteni
  • Fotoğraflar
  • Fragman: Türkçe Altyazılı / Orijinal
  • IMDb
  • Kederli Nasır’ın Derin Müziğiyle

    Azrail’i Beklerken (Poulet aux Prunes)
    Yönetmen-Senaryo: Vincent Paronnaud-Marjane Satrapi
    Müzik: Olivier Bernet
    Kurgu: Stéphane Roche
    Görüntü: Christophe Beaucarne
    Oyuncular: Mathieu Amalric (Ali Nasır), Maria de Medeiros (Faringuisse), Golshifteh Farahani (İran), Isabella Rossellini (Pervin), Edouard Baer (Azrail), Eric Caravaca (Abdi), Chiara Mastroianni (Lili), Enna Balland (Küçük Lili), Mathis Bour (Küçük Cyrus), Jamel Debbouze (Houshang), Didier Flamand (Keman Ustası)
    Yapım: Celluloid Dreams (2011)

    “Persepolis” filmiyle hatırlanan Vincent Paronnaud-Marjane Satrapi ikilisinin “Azrail’i Beklerken” filmi, hikâyesi, müzikleri, karakterlerinin yansıyışı ve görselliğiyle sanatseverleri büyüleyecek.

    Film, muhteşem bir açılışla seyircisini hikâyesinin içine alıyor. Tahran 1958… Keman sanatçısı müzisyen Nasır Ali Han, bir keman satın alıyor. Kederler içinde sokakta yürürken, maziden bir kadının yüzüyle göz göze geliyor. İşte bu an, final bölümüyle de buluşarak derin ve acılarla yüklü bir aşkın içine çekiyor seyircileri. Nasır, kederlerle yüklü eve geldiğinde satın aldığı kemanı beğenmiyor ve kemanı iade ediyor. Nasır’ın kardeşi Abdi, onu Stradivarius kemanı satan Houshang’a gönderiyor. Hushang, dünyanın verdiği nimetlerden zevk alan ve bol bol afyon içen biri. Bu gezi, Nasır’ın hayatındaki kırılma anı oluyor. Kemanı çalsa da, içindeki iki kor ateşi ona cehennem azabı veriyor. Kırık kemanı onu hayatın zevklerinden ve hiçbir zaman aşık olamadığı karısı Faringuisse’den uzaklaştırmış. Annesi Pervin’in’in zorlamasıyla Faringuisse’le evlenmiş. İki çocukları, Lili ve Cyrus bile mutluluk getirmemiş bu beraberliğe. İleriki yıllarda Lili, babası gibi kederli bir insana dönüşüyor ve teselliyi kumar masalarında arıyor. Cyrus da, büyüdüğünde Tahran’da üniversitede tutunamayınca Amerika’ya göç ediyor, öğrenimi zayıf bir üniversitede okuyor, evleniyor ve bir dolu obez çocuğu oluyor.

    İran, hayatının ilhamı…

    Faringuisse, Nasır’ın aşkını ve saygısını umutla beklemiş yıllarca. Karısı, kendisiyle Nasır’ın arasına girdiğini düşündüğü kemanı Nasır’ın gözleri önünde paramparça ediyor. Bu keman, Nasır’a ustası ve hocası tarafından kendine emanet edilmiş. Bu keman, ustadan öğrencisine geçen ulu bir keman. Nasır, bu kemanı öğrencisi olabilecek bir gence veremeyeceği için suçluluk duyuyor. Çıkış bulamayan Nasır ölmeye karar veriyor. Bu filmin adı “Erikli Tavuk” anlamına geliyor. Bu, Fas mutfağının kadim yemeği. Bu yemeğin, hazırlanışını ve pişirilişini keşfettiğinizde, 2011 yapımı “Poulet aux Prunes-Azrail’i Beklerken” filminin tam anlamıyla “erikli tavuk” olduğunu fark ediyorsunuz. Hem de kuskuslu olanından. Evet, bu yemekle bu film arasında tam anlamıyla metafor yapılıyor. Nasır odasında Azral’i beklerken, film zaman zaman geriye dönüşler yaparak Nasır ve ailesini yansıtıyor perdeye. 1940’lı yıllarda Nasır, hayatının aşkı ve anlamı İran’la karşılaşıveriyor. Keman hocası Nasır’a müziğinin ruhu yok diyor bir yerde. İşte bu aşk, Nasır’ın müziğine ruh ve anlam katıyor. İran, İran’ın modern yüzü. Babası antikacı. İşte bu baba, sınıf farkından dolayı bu aşka izin vermiyor. Ayrılıyorlar. İran, babasının uygun gördüğü zengin biriyle evlenirken, Nasır’da dünyayı dolaşıyor kemanıyla. Sonra da annesinin istemesiyle 1949 yılında Faringuisse’le evleniyor. Kendini zorlasa da ona karşı aşkı hiç hissetmiyor Nasır. Sonunda, beklediği Azral ziyaretine geliyor. Aralarında geçen konuşmalar muhteşem. Azrail, bir hatırasını da anlatıyor. Bu hikâye animasyon görüntülerle yansıyor perdeye. Müthiş ve çarpıcı anlar bunlar. Bir de, Ali Nasır ve İran, sinema salonunda Rupert Julian’ın 1925 yapımı sessiz korku filmi “Phantom of the Opera-Operadaki Hayalet” filmini seyrediyorlar. Ne kadar büyüleyici.

    Büyüleyici bir görsellik…

    Evet, bu filmin görüntülerine sinema adına tutulduk. Bu sinemaskop görüntülerin tadı sadece sinema perdesinde alınıyor. Film, 100. yaşını kutlayan Berlin’deki Babelsberg Stüdyoları’nda kurulan setlerde çekilmiş. Yani bu film tamamiyle bir stüdyo filmi. Adı, 1917’de Universium Film AG (UFA) olarak değiştirilen bu stüdyo, Naziler tarafından devletleştirilmişti ve 1945’e kadar propaganda filmleri çekilmeye başlanmıştı. Savaş sonrası Berlin’in Sovyetler bölümünde kalan stüdyo DEFA adını almıştı. Duvarlar yıkıldıktan sonra ikiye bölünmüş Almanya birleşti ve bu stüdyo eskisi gibi Babelsberg Stüdyoları oldu. Bu stüdyoda vakti zamanında, Robert Wiene’nin siyah-beyaz ve sessiz 1920 yapımı dışavurumcu korku filmi “Das Cabinet des Dr Caligari-Dr Caligari’nin Muayenehanesi”, Fritz Lang’ın bugün bile aşılması zor 1927 yapımı siyah-beyaz ve sessiz dışavurumcu distopik bilim-kurgusu “Metropolis”, Joseph von Sternbeg’in 1930 yapımı siyah-beyaz “Blau Angel-Mavi Melek” başyapıtları çekilmişti. Vincent Paronnaud-Marjane Satrapi ikilisi, bu stüdyonun geçmişine de selâm göndererek stüdyonun hakkını vermişler. Nasır’ın hocasının mekânı, uçurumun kenarına kurulmuş gotik bir yapı gibi. Sadece bu değil. Tahran sokaklarında da bazı anlarda dışavurumcu görüntüler oluşturulmuş. Bir an kendinizi o sokaklardaki bir dehlizin içindeymiş gibi hissediyorsunuz. Bu anlar, Nasır’ın karmakarışık zihninden düşmüş gibi.

    1969 doğumlu İran asıllı Fransız grafik roman yazarı ve yönetmen Marjane Satrapi, 1970 doğumlu Fransız çizgi romancı ve yönetmeni Vincent Paronnaud’yla 2007’de İran İslam Devrimi’ni ve sonrasını anlatan animasyon “Persepolis” filmini ortak yönetmişlerdi. Bu film, sanatseverleri büyülemişti. 31. İstanbul Film Festivali’nde de gösterilen “Azrail’i Beklerken” filminde oyuncular tek kelimeyle muhteşem. Büyük yönetmen Roberto Rossellini’yle büyük oyuncu Ingrid Bergman’ın kızı Isabella Rossellini, tıpkı annesine benziyor. 1965 doğumlu Fransız oyuncu Mathieu Amalric’i seyretmek sinema adına müthiş bir duygu. Julian Schnabel’in 2007 yapımı “Le Scaphandre et Le Papillon-Kelebek ve Dalgıç” filminde sadece tek bir gözüyle oynayarak etkileyici bir oyunculuk sunmuştu. “Azral’i Beklerken” filminde yüzüne bindirdiği hüzün de unutulmaz. Portekiz sinemasının dünyaya sunduğu oyuncu ve yönetmen Maria de Medeiros da etkiliyor. “Azrail’i Beklerken” filmi, sinema perdesinde görülmeli ve belleğe alınmalı.

    (Bu yazı 15 Haziran 2012 tarihli Taraf Gazetesi’nde yayınlanmıştır.)

    (15 Haziran 2012)

    Ali Erden

    ailerden@hotmail.com