Anarşist Müzisyenlerin Şehir Deneyleri

Yaşamın Ritmi (Sound of Noise)
Yönetmen: Ola Simonsson-Johannes Stjarne Nilsson
Senaryo: Jim Birmant-Ola Simosson-Johannes Stjarne Nilsson
Müzik: Fred Avril-Magnus Börjeson-Six Drummers
Kurgu: Stefan Sundlöf
Görüntü: Charlotta Tengroth
Oyuncular: Bengt Nilsson (Amadeus), Sanna Persson (Kendisi), Magnus Börjeson (Kendisi), Marcus Boij (Kendisi), Fredrik Myhr (Kendisi), Anders Vestergard (Kendisi), Johannes Björk (Kendisi), Sven Ahlström (Oscar), Dag Malmberg (Levander)
Yapım: Bliss-Wild Bunch-Nordisk Film-dfm Fiktion (2010)

Simonsson – Nilsson ikilisinin ortak yönettikleri “Yaşamın Ritmi”, deneysel müzik yapan altı anarşistin Malmö şehrine gönderdikleri gürültülerin filmi.

Anlamı “Gürültünün Sesi” olan 2010 yapımı İsveç – Fransa ortak yapımı “Sound of Noise – Yaşamın Ritmi”, deneysel müziğe adanmış anarşist bir film. Hikâye, İsveç’in güneyindeki muhteşem liman şehri Malmö’de geçiyor. Ola Simonsson ve Johannes Stjarne Nilsson’un bu farklı ve deneysel filmi, gerçekten müzisyenleri gibi anarşist. Simonsson – Nilsson ikilisi, 2001 yılında “Music for One Apartment and Six Drummers – Müzik İçin Altı Davulcu ve Bir Daire” kısa filmini yapmışlardı daha önce. Bu filmde de, deneysel müzik yapan müzisyenler Sanna Persson, Magnus Börjeson, Johannes Björk, Fredrik Myhr ve Anders Vestergard vardı. “Yaşamın Ritmi”, bu kısa filmden ilham alıyor. Bu müzisyenler, deneysel müziklerini yaparken, beslendikleri İtalyan fütürist ressam ve besteci Luigi Russolo’nun (1883 – 1947), “The Art of Noises / L’Arte dei Rumori”, yani “Parazitler Sanatı” manifestosundan etkilenmişler. Russolo için, şehirde, doğada ve her şeyden ses elde edilip gürültülü müzik yapılabilir. Elektro deneysel müzik yapanlar, Russolo’nun özellikle perküsyon önermelerinden yardım buldular. Simonsson – Nilsson ikilisinin filmindeki anarşist ve deneysel müzisyenler, ağırlıklı olarak perküsyonla müziklerini kulaklara gönderiyorlar. 94.9 Açık Radyo’da Pazartesileri “Harita Metot Defteri”, Çarşambaları 00:00’da “Psychoacoustics” ve Perşembeleri 23:00’te “Stalker” programlarında bu filmdeki gibi deneysel müzikler çalıyor yıllarca. Yönetmenlerden Simonsson, 1969’da doğdu ve filmler çekerken besteler de yapıyor. Yine 1969 doğumlu diğer yönetmen Nilsson, film çekmenin yanında karikatüristlik ve illüstratörlük de yapıyor. “Yaşamın Ritmi”ndeki çizgi filmler etkileyici.

Şehre müzik dinletmek…

Bir minibüsün içinde, Sanna Persson arabayı sürerken, Magnus Börjeson da arkada davulu olabildiğice gürültülü çalıyor. Peşlerinde de motosikletli bir polis. Magnus, bateriyi polise doğru fırlatırken minibüs de yoldan çıkıyor. Bir zaman sonra polis olay mahalline geliyor. Seyirci orada, polis dedektifi Amadeus Warnebring ve “metronom”la tanışıyor. Polis, minibüste bomba olduğunu sanırken Amadeus, duyduğu o sesi çok iyi biliyor. Minibüse doğru yürüyen Amadeus, minibüsteki metronomu sakince alır ve bu aletin sahibini aramaya koyulur sakince. Amadeus ve metronom, davulcuların deneysel müzikleri kadar fenomenler. Metronom, müzik ve gürültü kadar takıntılı bir şey. Metronom, sözlük anlamıyla sabit bir ritm elde etmek için belli aralıklarla vuruş sesleri çıkartan bir alete deniliyor. Sanna, ortalığı gürültüye boğduklarında her daim bu aleti mekanik aleti de kullanıyor. Amadeus’un takıntısı, çocukluğunda ailesinin müzisyen olması için onu zorlarken, metronomu da kullanması. Ailesi, Mozart gibi önemli bir müzik dahisi olabilmesi umuduyla ona Amadeus adı vermiş. Küçük kardeşi Oscar, asıl Amadeusluğu hak ederek, şimdi İsveç’teki filarmoni orkestrasının ünlü bir şefi olmuş. Polis dedektifi olan Amadeus, kadınsız, uykusuz ve sonsuza kadar yorgun bir insan. Yönetmenler, bazı anlarda kameralarını, Amadeus’un ruh haliyle buluşturmuşlar. Arada bir Amadeus ve bu kamera, sakin ve sükûnet içindeler. Belki de gürültülü ve deneysel müziklere aşina olmayan seyirci de bir an için o sükûtun içinde oluyor. Filmin asıl başrolünde davulcuların gürültülü deneysel müzikleri var. Sanna, geçim derdiyle başka başka yerlerde bateri çalan Marcus Boij, Fredrik Myhr, Anders Vestergard ve Johannes Björk’ü çaldıkları mekânda bulup olağan şüphelileri bir araya getiriyor. Müzik notalarıyla rotalarını da çiziyorlar ve kötü müzik dinleyen şehre gürültülü anlar yaşatmaya başlıyorlar. İlk durak hastane. Gizlice hastaneye girip, basur ameliyatı olacak Levander’i ameliyathaneye götürüp deneysel müziklerini Lavender’in vücudunda yapıyorlar. Notadaki diğer duraksa bir banka. Kafalarına kar maskesi geçirerek bankada da deneysel icralar yaparken banknotları da, kağıt parçalayıcı makinede paramparça ediyorlar. Üçüncü duraksa tehlikeli bir oyun. Şehre elektrik dağıtan santralde elektrik kablolarına asılı olarak müzik yapıyorlar. Dördüncü yerse, Oscar’ın Franz Joseph Haydn konseri. Bu konser sırasında binanın dışında kendi deneysel müziklerini icra ediyorlar iş makineleriyle anarşist müzisyenler.

Çarpıcı bir estetik…

Simonsson – Nilsson, filminde ışık düzenlemelerini yoğunluklu olarak “Six Drummers” grubunun ruh haliyle buluşturmuş. Filmde bir kasvet havası var. Ayrıca bu kasvete, grubun bulunduğu çoğu iç mekân da katkıda bulunuyor. Ama buna karşın, parlak ve yumuşak ışıkların düştüğü anlar da var. Oscar’ın filarmoni orkestrasıyla çalıştığı anlarla Amadeus’un bulunduğu çoğu mekân aydınlık yansıyor perdeye. Yönetmenler, Amadeus’un peşine dolaştıkları anlarda Amadeus’un dalgın ve yorgun hallerini yansıtabilmek için, kameralarını da Amadeus’un ruh haline karıştırabilmişler diyebiliriz. Bu estetikler de bir bakıma deneysellik. Ama, bu filmde en çarpıcı mekân, anarşist müzisyenlerin prova yaptıkları yerdi belki de. Elbette, banka ve elektrik santralinin olduğu sahneler de gerçekten iyiydi. Filmdeki siyah – beyaz animasyon bölümleri de çarpıcı. İskandinav karikatürlerini ve animasyonlarını takip etmek gerekiyor. Avrupalı eleştirmenler, bu sinemaskop çekilmiş filme birazcık mesafeli dursalar da beğenmişler. Deneysel müzik yapan bu anarşist grubun peşine takılan “Yaşamın Ritmi”, kasvetli havasına rağmen gerçeküstücü bir anlatımla yansıtıyor var olduğunu sandığımız hikâyesini. Deneysel müzikçiler, notaya karşılar ve buldukları her nesneden tını elde edebiliyorlar. Bu filmde, Avusturyalı besteci Joseph Haydn’ın (1732 – 1809) olması boşuna değil. Haydn, müzikte kuralcı. Hem yaylılar üzerine hem de geniş orkestralar için besteler yapmış öncü besteci. Filmse, perküsyoncu. Notalara ve büyük orkestralara da karşı. Bu film ve müzisyenleri tam bir anarşist. 30. Uluslararası İstanbul Film Festivali’nde de gösterilen bu film, sinemaseverler için farklı bir deneyim olabilir.

(Bu yazı 29 Temmuz 2011 tarihli Taraf Gazetesi’nde yayınlanmıştır.)

(29 Temmuz 2011)

Ali Erden

sinerden@hotmail.com

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir