Tek Notalık Adam, İzmit Genç Yetenekler Kısa Film Festivali’nde de İpi Göğüsledi

İzmit Belediyesi Başkanı Halil Vehbi Yenice’nin himayesinde düzenlenen 4. İzmit Genç Yetenekler Kısa Film Festivali’nde ipi, Dağhan Celayir’in kısa filmi Tek Notalık Adam göğüsledi. Celayir’in daha önce 3. Uluslararası Bursa İpek Yolu Film Festivali Kısa Film Yarışması bölümünde ödüllendirilen filmi, yönetmen Ezel Akay, İsmail Güneş, oyuncu Volkan Karahasanoğlu, sinema yazarı Coşkun Çokyiğit, Nihal Bengisu Karaca, Ali Murat Güven gibi isimlerden oluşan jüri tarafından 137 film arasından seçildi.

  • Basın Bülteni
  • Festival hakkında geniş bilgi için tıklayınız.
  • Yüksek çözünürlüklü fotoğrafa haberin devamından üzerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    Tek Notalık Adam, İzmit Genç Yetenekler Kısa Film Festivali’nde de İpi Göğüsledi yazısına devam et
  • Operasyon Valkyrie

    Bryan Singer’ın yönettiği ve Tom Cruise, Kenneth Branagh, Tom Wilkinson ile Bill Nighy’nin oynadığı Operasyon Valkyrie (Valkyrie), 30 Ocak 2009’da Tiglon Film dağıtımıyla Tiglon Film tarafından vizyona çıkarıldı.
    Ülkesine aşık olan Albay Stauffenberg, 2. Dünya Savaşı sırasında Hitler’in yaptıklarına tanık olmak zorunda kalmıştır ve birinin Hitler’i durdurmasını dilemektedir. Bunun gerçekleşmeyeceğini görünce Hitler karşıtı bir Alman Direniş örgütüne katılır. Hitler’e duyduğu nefret ve ülkesine olan sevgisiyle, eşi ile çocuğunun hayatı pahasına Hitler’i bizzat öldürmek üzere harekete geçer.

  • Basın Bülteni
  • Fotoğraflar
  • Web Sitesi
  • Fragman
  • IMDb
  • Ali Ulvi Uyanık Yazıyor
  • Diğer Haberler

    Operasyon Valkyrie, 30 Ocak’ta Sinemalarda

    Son Karar

    Hasan Kalender’in 14 dk.lık Son Karar adlı kısa filminin uzun metraj film haline getirilme çalışmalarına başlandı. Serhat Teoman, Yeliz Erülgen, Coşkun Göğen ve Haldun Boysan’ın oynadığı film Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan senaryo desteği almıştı. Yönetmen Hasan Kalender, filminin uzun metrajını çekebilmek için yapımcılarla görüşmelere başladığını açıkladı.
    Son Karar, “ikinci şansların gerçek hayatta olmadığı, insanların kararlarını verirken, özellikle son kararlarını verirken bir kere daha düşünülmesi gerektiği, aksi takdirde çok geç kalınabileceği” konseptinde bir hikâyeyi anlatıyor.

  • Basın Bülteni
  • Fotoğraflar
  • Filmi izlemek için tıklayınız.
  • Yılın En Büyük Aşk Filmi “Avustralya”, 26 Aralık Cuma Vizyonda

    Kırmızı Değirmen (Moulin Rouge), Romeo & Juliet gibi başyapıtlarıyla Oscar, Altın Palmiye ve daha birçok ödülle gişe rekorları kıran filmlerin yönetmeni Baz Luhrmann’ın Tiglon dağıtımı ile 26 Aralık’ta vizyona girecek filmi Avustralya, 2009 yılı Oscar Ödüllerinin de en güçlü adayı olarak görülüyor. Pek çok otorite tarafından, 8 Oscar sahibi olup halen en önemli filmler arasında yer alan film Rüzgar Gibi Geçti ile karşılaştırılan film Avustralya, güçlü kadrosu, kostümleri, müziği ve arka plâna aldığı Avustralya mozaiği ile adeta bir yeni dönem klâsiği.

  • Basın Bülteni
  • Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.
  • Bir “Sonbahar”

    Ben Karadeniz’liyim (Samsun). Bir gün Trabzon’dan Giresun’a dönüyordum, otobüs İstanbul’a devam edecek, ben Giresun’da inecektim. Giresun’a iki kilometre kala bir yerde yemek molası verdiler, akşam olmuş, güneş batmıştı, mola yerinde beklesem daha çok zaman harcayacaktım, Giresun’a kadar yürüdüm. Mevsim sonbahar olmalı, deniz coşmuş, yürüdüğüm kaldırımın hemen dibinde başlayan kayalara peşipeşine çarparak adam boyunda yükseliyordu… Özcan Alper’in filmine yerleştirdiği dalgalar kadar değildi belki ama sokak lâmbalarının da yanmadığı o sonbahar akşamında, ürkütücü bir keyif veriyordu insana. Askerde ise, son iki ayda bir doktor asteğmen arkadaşla beraber Akçay’da bir evde kalmıştık, sanırım Artvin’li idi. Bir ara yanımıza annesi de geldi, kendi aralarında anlayamadığım bir dil konuşurlardı, Lazca olduğunu söylemişlerdi. Karadenizli olmam nedeni ile lazların şivelerine alışkındım ama, konuştukları dilden hiçbir şey anlamam mümkün değildi.

    Sonbahar neyi anlatır, yahut neyi anlatmaz? Sinema bir anlatım dilidir; her tür film için geçerli bir öngörüdür bu ama hiçbir dilin bir tek biçimde kullanımı yoktur. Sinemayı tiyatro ile karşılaştırırlar, temel farklılıkları olduğu için yeterli bir doğru değildir bu ön kabûl. Sinema daha çok müzik ile karşılaştırılmalıdır, yapısal olarak. Edebiyat türleri içinde şiirin ve romanında sinemaya yakınlığı olduğunu birbirini etkileyebildiğini söyleyebilirim. Bu noktada vardığım sonuç (filmi seyrederken edindiğim intiba) Sonbahar’ın daha çok öyküye yakın bir film olduğu. Alper, filmini bir öykü anlatır gibi anlatıyor, öykünün tüm özelliklerini kullanıyor, bu arada dramatik yapıyı (entrikayı) gerilere itiyor, insana yöneliyor. Belirli bir çevrede (coğrafyada) yaşayan, anlatılması zor, sadece yaşayanın bilebileceği günlerden çıkıp gelen, hiçbir problemini (?) çözümleyememiş, uzun süre kafeste kalıp bir sabah dışarıya salınan bir kuş gibi gideceği yeri (yapacağı şeyi) bilmeyen bir insanın boşluğu… Ülkesindeki politik değişim nedeni ile yabancı bir ülkeye gelmiş, ülkesinde bıraktığı kızını özlemle anan, sığındığı daracık bölgede ancak bedenini satabilen (kiralayabilen) bir başka kader yolcusu… Bu insanlar başkaları ile konuşamayacakları şeyleri birbirlerine, ancak birlikteliklerinin ilerlemiş aşamalarında, hiçbir sonuç alamayacaklarını bilerek açarlar. Çözümde aramamaktadırlar. Yusuf, doktora gitmekte ne kadar umursamazsa, Eka çaresizliğine çözümü -ne kadar çözümdür?- kızının yanında arayacaktır. Yusuf verdiği sözü tutacak, TV.de buz pateni seyretmeye dalarak unuttuğu öğrencisine bisiklet alarak kar altında köyüne dönecektir. Yine kargalar ötmüş, yine bir cenaze kalkmıştır (yoksa kalkacak mıdır?) ve aşağıda kasabada Karadeniz, ufkumuzu tamamen kapatan dalgalarla, iskeleyi dövecek, yıkayacaktır…

    (01 Ocak 2009)

    Orhan Ünser