Ryan Caagler’in yönettiği ve Michael B. Jordan, Sylvester Stallone, Tessa Thompson ile Phylicia Rashad’ın oynadığı Creed: Efsanenin Doğuşu (Creed), 08 Ocak 2016’da Warner Bros. dağıtımıyla Warner Bros. tarafından vizyona çıkarıldı.
Adonis Johnson, henüz dünyaya gelmeden önce ölen Dünya Ağır Sıklet Boks Şampiyonu olan ünlü babasını hiç tanımamıştır. Yine de, kanında boks olduğuna hiç şüphe yoktur. Bu yüzden, Apollo Creed’in yeni ama sağlam bir boksör olan Rocky Balboa ile efsanevi maçını yaptığı yere, Philadelphia’ya gider. Adonis, Philadelphia’ya vardığında, Rocky Balboa’yı bulur ve kendisinden antrenörü olmasını ister.
Nadide Hayat’ın Özel Gösterimi Bu Akşam Bursa Kent Meydanı AVM’de
Bursa Kent Meydanı AVM bu akşam son günlerin merakla beklenen filmlerinden birine ev sahipliği yapıyor. Çağan Irmak’ın yönetmenliğini yaptığı Nadide Hayat saat 19:15’de Bursalı sinemaseverlerle buluşuyor. Yönetmen Çağan Irmak ve filmin başrol oyuncusu Demet Akbağ’ın katılacağı ve saat 18:00’de bir kokteyl ile başlayacak olan etkinlik Avşar Sinemaları’nda gerçekleşecek. İki salonda birden özel gösterimin yapılacağı gecede Çağan Irmak ve Demet Akbağ filmi sinemaseverlerle birlikte izleyecek. Filmde Nadide, evlilik hayatını, iş yaşamına tercih ederek 50 yaşına gelmiştir. Bir grup genç ve gizemli bir kaptan ile hayatında yeni bir başlangıca yelken açar.
- Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.
Baskın’ın Gala Partisi Gerçekleştirildi
Can Evrenol’un Baskın: Karabasan filminin gala partisi dün gece Klein isimli gece kulübünde gerçekleştirildi. 01 Ocak’ta vizyona girmeye hazırlanan Baskın: Karabasan’ın partisine yoğun ilgi vardı. Geceye Teoman, Mustafa Altıoklar, Vildan Atasever, Derya Alabora, Begüm Birgören, Efecan Şenolsun, Elif Atakan gibi sektörün tanınan isimleri de katıldı. Film geniş kopya sayısı ile önümüzdeki aylarda Amerika başta olmak üzere İngiltere, Almanya, İtalya, İngiltere, Kanada, Avustralya, Avustralya, Çin, Japonya, İskandinav ülkeleri ve Bağımsız Devletler Topluluğu’na üye ülkelerde de gösterime girecek. Türkiye genelinde ise izleyicisi ile 01 Ocak’ta buluşacak.
- Basın Bülteni
- Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.
Şafakla Dönenler
Murat Eroğlu’nun yönettiği ve Mehmet Ünal, Kadir Selçuk, Gürkan Korkmaz ile Emre Kentmenoğlu’in oynadığı Şafakla Dönenler, 22 Ocak 2016’da Paradoks Film tarafından vizyona çıkarıldı.
Şafakla Dönenler’de Erdal ve oğlu Merdan’ın bir gecelik hikâyesi anlatılıyor. Baba ve oğul gecenin acımasızlığı ve soğuğun sertliği karşısında işe koyulurlar. El arabaları ile büyük dükkânlardan yeşillik alarak karanlık duvar dibinde satmaya çalışırlar. Seyyar satıcılık yaptıkları için Belediye zabıtalarınnın baskısı ile karşılaşırlar. Gece boyunca zabıtalardan kaçarak mal satmaya çalışırlar. El arabaları çalınır. Şafak vakti geldiğinde el arabalarını bulabilecekler midir?
9. İstanbul Animasyon Festivali
9. İstanbul Animasyon Festivali, 26 – 27 Aralık 2015 tarihlerinde The Zone Maslak’ta düzenleniyor. Dünyanın bir çok festivaline katılmış ve ödül almış çizgi filmler İstanbul Animasyon Festivali dahilinde izlenebilecek. En önemli animasyon festivali olarak gösterilen Annecy’de büyük ödüllünü alan Man on the Chair, jüri özel ödülünü alan Patch, Absent Minded ve The Age of Curious ile beraber Anatole’s Little Saucepan, İstanbul Animasyon Festivali’nde gösterilecek filmler arasında. Yine Annecy ile beraber Cannes, Bafta gibi onlarca festivalden ödülle dönen Daisy Jacobs’un filmi The Bigger Picture da festivalde gösterilecek 101 filmden biri.
2015 Yılının En İyi 10 Filmi
2015 sinema açısından hayli verimli bir seneydi. Siz sevgili okurlar için hazırlamış olduğum geleneksel en iyi filmler listemde yer alan çalışmalar geçtiğimiz yıl içinde ticari gösterime çıkmış ve festivallerde izlenmiş yapımlardan oluşmaktadır. Listede yer alan filmlere ilişkin yazılarımın yayınlanma tarih ve başlıkları parantez içinde belirtilmiştir. Yazıların tamamına arşivimizden ulaşabilirsiniz.
1- EVVELDEN / FROM WHAT IS BEFORE
Bu yıl da listenin en başında yer alıyor çağımızın önemli sinemacılarından Lav Diaz. Usta yönetmenin İstanbul Film Festivali programında yer alan 5.5 saat uzunluğundaki son başyapıtı, mükemmel siyah-beyaz estetiğiyle
bu kez Filipinler’in yakın geçmişine götürüyor izleyicisini. Diktatör Marcos yönetiminin ülkenin ruhunu kemirdiği döneme, sıkıyönetimin ilan edildiği 1972’nin hemen öncesine, kaybolmuş çocukluğuna, kendi deyimiyle ‘lanetli yıllara’ uzanıyor. (02.04.2015 / ‘Evvelden’ ya da Bir Ulusun Çöküşünün Kronolojisi)
2- SEDEF DÜĞME / EL BOTON DE NACAR
Şilili usta sinemacı Patricio Guzman’ın Berlinale’den en iyi senaryo ödüllü son çalışması geçmiş ve hafıza üzerine şiirsel bir başyapıt. Ülkesinin topraklarında yerli halkın uğradığı soykırımı Pinochet yönetiminin zulüm dolu yıllarına bağlayan benzersiz bir belgesel. (15.04.2015 / ‘Vahşet Anılarının Şahidi Bir Sedef Düğme’)
3- SESSİZLİĞİN BAKIŞI / THE LOOK OF SILENCE
İnsanlık tarihi bir katliam tarihi. Amerikalı sinemacı Joshua Oppenheimer ‘Öldürme Eylemi / The Act of Killing’ takibeden çalışması, tam elli yıl önce askeri darbeyle sarsılan Endonezya’da yaşanmış tarihin en büyük soykırımlarından birinin ardından bugüne bakıyor ve hayatta kalanların gözünden kanlı geçmişle hesaplaşmayı deniyor. (11.09.2015 / ‘Cellatla Yüzleşme’)
4- GİZLİ KUSUR / INHERENT VICE
Amerikan sinemasının auteur sinemacılarından Paul Thomas Anderson’ın çağdaş edebiyatın gizemli ustalarından Thomas Pynchon ile buluşması. Yetmişli yılların kültürel paranoya zamanlarının sinemasal karşılığını bulmuş baştan çıkarıcı bir eser. Biraz emek isteyen, değeri zamanla çok daha iyi anlaşılacak ihtişamlı bir bulmaca başyapıt. (10.05.2015 / ‘Tehlikeli Zamanlar’)
5- KÜÇÜK KIZ KARDEŞİM / UMIMACHI DIARY
Çağdaş Japon sinemasının önemli isimlerinden Hirokazu Kore-eda büyük usta Yasujiro Ozu’nun en önemli takipçisi. Dört mevsim boyunca dört kız kardeşin hikâyesini yorumlarken klasik Japon tarzını benimsemiş. Ozu’nun izindeki bu sakin ve minimalist başeser Filmekimi programında yer almıştı.
6- JAUJA
Ezeli ve ebedi arayışın sinemacısı Lisandro Alonso bu defa Arjantinli tanınmış şair ve romancı Fabian Casas’ın dramatik çatışma ve diyalog içeren metninden yola çıkıyor. 19. yüzyıl sonlarının saldırgan kapitalizminin izinde el değmemiş toprakların soykırım yoluyla gerçek sahiplerinden koparılması ve Batılı göçmenlerin yerleşimine açıldığı dönemin tipik Western atmosferini kendine özgü sinemasının hizmetine veren sinemacı seçilmiş çerçeve oranı ve uzun planlarıyla daha en başından farklı bir evrende olduğumuzun net işaretlerini veriyor. (14.11.2015 / ‘Hayal Kavuşmalar’)
7- TAKSİ TAHRAN / TAXI TEHERAN
Gözaltındaki İranlı sinemacı Cafer Panahi bizzat şöförlüğünü yaptığı taksiyle işlek Tahran caddelerine çıkıyor, katmanları arasında gezindiği İran toplumunun mikro analizine girişiyor. Tüm engellemelere rağmen zekice kotarılmış, çağımız İran toplumu üzerine neredeyse gerçek zamanlı bir belge olmasının yanı sıra sanatçı özgürlüğüne ve sinemaya güçlü bir saygı duruşunda bulunan mucizevi bir başyapıt. (25.06.2015 / ‘Cafer Panahi’nin Sinemaya Aşk Mektubu’)
8- VICTORIA
Oyunculuktan gelme Sebastian Schipper imzalı bu tek plandan ibaret film tam anlamıyla deli cesareti bir proje. Herhangi bir kurgucunun görev almadığı çalışma gerçek zamanlı iki saati aşkın süresiyle sinema dünyasına meydan okurken uygun ekonomik şartlarıyla genç insanlara barınak olma özelliğini taşıyan Berlin fonunda genç insanların bir gecelik serüvenini soluk soluğa anlatıyor. (04.08.2015 / ‘Soluk Soluğa Bir Berlin Gecesi’)
Uzun beraberliklerini sürdüren yaşlı bir çiftin hikâyesi izlendikten sonra kolay kolay peşinizi bırakmayan o özel filmlerden. Çok iyi yazılmış, yönetilmiş. Genç İngiliz sinemacı Andrew Haigh minimalist çalışmasında görsel dünyasını titizlikle kurmuş. Berlinale’den ödüllü Charlotte Rampling ve Tom Courtenay’in performansları birinci sınıf. Acımasız ve zalim olan ise hızla akıp giden zaman. (04.10.2015 / ‘Acımasız Olan Zaman’)
Dardenne kardeşlerin sinemasından aldığı esinle büyük kente sığınmış küçük kızların çetin yaşam mücadelesini öyküleyen Emine Emel Balcı’nın hayranlık uyandıran ilk filmi. Belçikalı usta sinemacıların gri dünyasını yerel tadlarla bizden bir öyküde yeniden inşa eden genç sinemacının Serap’ı Rosetta’ya ikiz kardeşi kadar yakın. Güven duymaya yönelik her çabaları hayal kırıklığı yarattıkça savunmaya geçen, kötücülleşen küçük kızlar bunlar. Esme Madra’nın performansı müthiş. (29.10.2015 / ‘Rosetta, Serap ve Diğerleri’)
(01 Ocak 2016)
Ferhan Baran
ferhan@ferhanbaran.com
Ertuğrul 1890, Türkiye ve Japonya’yı İstanbul’da Buluşturdu
Bu yıl dostluklarının 125. yılını kutlayan Türkiye ile Japonya’nın ilk ortak sinema filmi Ertuğrul 1890′ın İstanbul galası Zorlu PSM’de görkemli bir davetle gerçekleşti. İki ülke arasında 95 yıl arayla, 1890’da Kushimoto’da ve 1985’te Tahran’da yaşanan, iki karşılıksız yardımlaşma ve kurtarma hikâyesini etkileyici bir dille anlatan filmin galasına katılan Başbakan Ahmet Davutoğlu konuşmasında; iki ülkenin, geçmişten günümüze gelen güçlü dostluk ilişkilerinden bahsetti.
- Basın Bülteni
- Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.
Ertuğrul 1890, Türkiye ve Japonya’yı İstanbul’da Buluşturdu yazısına devam et
Haftalık Seans Bilgileri, 25 – 31 Aralık 2015
Gösterimdeki filmlerin 25 – 31 Aralık 2015 seansları için tıklayınız. (Eksiksiz liste değildir, bu salonlar ve seanslar dışında da gösterimler olabilir. Listeden alıntı veya kopyalama yapıldığında kaynak olarak Haftalık Antrakt Sinema Gazetesi‘nin gösterilmesi rica olunur.)
Antalya’da Delibal İzdihamı
Delibal filminin oyuncuları Çağatay Ulusoy, Leyla Lydia Tuğutlu ve filmin yönetmeni Ali Bilgin, Antalya’da hayranlarıyla bir araya geldi. Gösterimden önce hayranlarının karşısına çıkan sanatçılar, konuklara geldikleri için teşekkür ettiler. Oyuncuların davetlileri selamlamalarının ardından hep birlikte film izlemesine geçildi. Aynı üniversitede okuyan Barış ve Füsun’un sarsıcı ve ezber bozan büyük aşklarını beyazperdeye taşıyan Delibal, 25 Aralık Cuma günü tüm Türkiye’de vizyona giriyor.
- Basın Bülteni
- Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.
27. Ankara Uluslararası Film Festivali
Bu yılki teması “Bakış ve Ses” olan 27. Ankara Uluslararası Film Festivali’nin 28 Nisan – 08 Mayıs 2016 tarihleri arasında gerçekleşeceği açıklandı. Dünya ve Türkiye sinemasının en yeni ve güncel örnekleriyle, sinema tarihine damga vuran filmleri bir araya getiren seçkilere, sinemaya dair bilgi ve düşünce paylaşımının yoğun bir şekilde yaşandığı söyleşi ve atölyelere 2016’da da yer verecek olan festival ekibi, tarihin netleşmesiyle birlikte çalışmalarını hızlandırdı. Ankara Uluslararası Film Festivali’nin kalbi yine Kızılay Büyülüfener Sineması’nda atacak. Ayrıca festival coşkusunu başkente yayma amacıyla etkinlik ve gösterimler birçok farklı mekâna da taşınacak.
Dheepan
Jacques Audiard’ın yönettiği ve Antonythasan Jesuthasan, Kalieaswari Srinivasan, Claudine Vinasithamby ile Vincent Rottiers’in oynadığı Dheepan, 01 Ocak 2016’da M3 Film dağıtımıyla Filmartı Film tarafından vizyona çıkarıldı.
Filmde, üç mülteci üzerinden sığınmacıların çektiği zorluklar ele alınıyor. Sri Lanka’da sona eren iç savaştan kaçabilmek için Dheepan, bir kadın ve bir kız çocuğuyla bir aileymiş gibi davranarak mülteci olarak Fransa’ya gider. Bir toplu konuta yerleştirilen üçlü, bir yandan göçmen olarak kültür çatışmasını aşmaya çalışırken bir yandan da ailevi meselelerle uğraşmak zorunda kalacaktır.
- Basın Bülteni: 1 / 2
- Fotoğraflar
- Web Sitesi
- Fragman
- IMDb
SALT’ta Uzun Perşembe: 24 Aralık
SALT’ta Uzun Perşembe’de ücretsiz film gösterimleri devam ediyor. Gösterimler kapsamında Osmanlı Bankası Müzesi saat 22:00’ye kadar gezilebiliyor, SALT Beyoğlu ve SALT Galata’daki Robinson Crusoe 389’larda özel indirimden yararlanılabiliyor. Bu Perşembe Saat 19:00’da SALT Galata Oditoryumda, Milyonda 1 adlı belgesel gösterilecek; SALT Ulus’ta ise Documentarist 7. Hangi İnsan Hakları? Film Festivali kapsamında 19:00’da Daniel Dencik’i yönettiği Dünyanın Sonuna Yolculuk adlı film gösterilecek.
Alvin ve Sincaplar: Yol Macerası
Walt Becker’in yönettiği ve Jason Lee, Tony Hale, Kimberly Williamss Paisley ile Justin Long’un oynadığı Alvin ve Sincaplar: Yol Macerası (Alvin and the Chipmunks: Road Trip), 01 Ocak 2016’da The Moments Entertainment dağıtımıyla The Moments Entertainment tarafından vizyona çıkarıldı.
Bir dizi yanlış anlaşılmanın sonrasında sevimli sincaplarımız Alvin, Simon ve Theodore, Dave’in yeni sevgisilisine New York’ta evlenme teklifi edeceğini düşünmeye başlarlar. Şimdi önlerinde Dave’i bu kararından vazgeçirip arkadaşlarını kaybetmeyi ve berbat bir üvey kardeşe sahip olmasını önlemek için sadece üç günleri vardır.
- Basın Bülteni
- Fotoğraflar
- Fragman: 1 / 2
- IMDb
Karlar Kralı Norm
Trevor Wall’ın yönettiği ve Billy Nighy, Rob Schneider, Heather Graham ile Zachary Gordon’un seslendirdiği animasyon film Karlar Kralı Norm (Norm of the North), 22 Ocak 2016’da Mars Dağıtım dağıtımıyla Medyavizyon Film tarafından vizyona çıkarıldı.
Kutup ayıları için çok şey söylenebilir ama Norm için tipik bir kutup ayısı denemez. Şu sıralar tek derdi, yaşam alanı olan kutupları, turistik bir mekân olmaktan kurtarmaktır. Kendi halinde yaşayan Norm’un yaşam alanına lüks bir otel yapmaya kalkan çılgın bir iş adamıyla olan maceralarını izleyeceğimiz bu filmde, Norm ve arkadaşları New York’a gelerek iş adamını durdurmak için binbir maceraya atılır.
The Hateful Eight
Sinema, karanlıklar arasından sızan ışıkla önünüze dünyaları seren bir sanat. Sadece sızan ışığa odaklanıyorsunuz, -ilginizi çekmesi olası her şey karanlığa gömüldüğü için- başka seçeneğiniz de yok zaten. Bazı filmleri seviyorsunuz, bazılarını -çocukluğunuzda olduğu gibi kendinizi o başrol kahramanının yerine koyarak- anlatıyorsunuz. Bazılarını anlatmak için eliniz kolunuz, yetmeyen sözcükler, “nasıl anlatsam ki” mazeretleri giriyor devreye… En sonunda, “Git filmi gör kardeşim, müthiş!” deyip sıyrılıyorsunuz.
Fısıltı gazetesi…
Bir zamanlar fısıltı gazetesi diye adlandırılan, kulaktan kulağa yayılan bilgi/haberler vardı. Kuşkusuz birçok özelliğini yitirir, birçok ayrıntısı kaybolur, hatta hiç olmayan bir mesaj bile çıkabilirdi ortaya. Yine de en doğru, en yansız, en objektif değilse de sizi (konuyu/olayı/haberi) duyururdu. Artık internet var ve aynı eksiklikleri, bilgi kirlilikleriyle birlikte hemen her şeyi duyuruyor. Quentin Tarantino’nun, sekiz yıl aranın ardından sekizinci filmi The Hateful Eight (Nefret Sekiz) bütün bu ‘sekiz’leri bünyesinde barındırdığı gibi internete sızdığı için de -belki- “nefret”li.
Eski, güzel miydi?
Tarantino, tipik bir kovboy filmi olan bu filmini 70 mm. çekmiş. Çok eskiden birkaç kez değerlendirilmiş, ama hem pratik olmadığı hem de gelişen teknolojiye yenildiği için unutulmuştu. Sadece gösteri amaçlı (Hollanda’da, Omnibus’ta salondan çıkarken projeksiyon makinesini, nasıl çalıştığını da görebiliyor; buna da bağlı olarak renklerin canlılığına, netliğine, büyük perdeye yansımasına rağmen görüntünün bozulmamasına bir kez daha hayran kalıyorsunuz) kısa filmler için kullanılıyor. Yine de Tarantino gibi bir ustanın filmi için sahnenin tümünü tek seferde -oyuncunun hakkınca oynaması için- çekebilecek magazinler yapılmış, belki uzun yıllar kimse dönüp yüzüne bile bakmayacak.
Neden 70 mm?
Görüntü daha net, seyirci filmin tüm ayrıntılarını görebiliyor, özellikle dar mekânlarda etkisi müthiş. Tarantino da bunu bildiği için gerek posta arabasında gerekse sığındıkları iç daraltan o çerçi dükkânında seyircinin gerçekten etkilenmesini, gerçekten içinin daralmasını istediği için kullanmış 70 mm’yi.
Filmin sadece sekizinci olması değil, birbirinden ölesiye/öldüresiye nefret eden sekiz kahramanı var. İstisnasız hepsi gözünü kırpmadan silahını ateşleyebilir. İstisnasız hepsi de bunu bildiği için alabildiğine temkinli, alabildiğine politik, hamleyi karşısındakinden bekliyor. Üç saatlik filmin uzunca bir bölümü işte bu gerilimi aktarıyor bize. İzlerken siz de, “Aha şimdi” diye bekliyorsunuz. Söylenen her sözcükle, geçen her dakika daha bir geriyor sizi.
Savaş bitmiş ama bu ‘sekiz’ kişi etkisini atamamış hâlâ üzerlerinden. Hâlâ namlularının ucunda olduğuna inanıyorlar geleceklerinin ve daha da önemlisi adaletin. Bulabiliyorlar mı? Zaten film de bunu anlatıyor; bulunabilir mi? İzlemek gerek…
Burada bir ara vereyim, çünkü Abraham Lincoln’ün, bu nefret dolu cellatlardan birine yolladığı mektup var… Gerçekten değerli olduğu için kimseye göstermek bile istemiyor sahibi. Diğerleri için o kadar değeri olduğunu sanmıyorum, çünkü “Tükürürüm böyle…” mektubun içine diyen de var. Zaten umudu kesmiş.
Kadın gerçeği…
The Hateful Eight, kovboy filmi olduğu için erkek egemen, vahşetinin yanı sıra. Onca erkeğin içinde sadece bir kadın var, hem asılmaya götürülüyor zincirlendiği adam tarafından hem de sürekli eziyet görüyor, kan içinde yüzü gözü.
Dostluklar, ihanetler, beklentiler üzerinden süren filmin sonuna doğru artık hepimizin bildiği o ünlü Tarantino vahşeti yansıyor perdeye. Bir taraftan nasıl oldu da birden bunca kan döküldü diye düşünüyorsunuz, bir taraftan da hak ettiklerini düşünüyorsunuz. Sahi, siz de olsanız aynı tepkiyi verirsiniz, onca gerilimden sonra.
Başta değindiğimiz o noktaya geri döneyim: “Git kardeşim, gör filmi.”
Edebiyatla sinema iç içe…
Selçuk Altun, “Sol Omzuna Güneşi Asmadan Gelme” novellasında, kahramanına Tarantinovari -yazarın kendisi de en az kahramanı kadar Tarantino hayranıdır- cinayetler işletir. İlginçtir, Tarantino filmlerindeki gibi olmaz hiçbiri.
İyi yıllar.
(30 Aralık 2015)
Korkut Akın