İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından düzenlenen, ülkemizin en kapsamlı uluslararası sinema etkinliği olan ‘İstanbul Film Festivali’ bu yıl 45. yaşını kutluyor. Aradan geçen yıllar boyunca yepyeni ve dinamik sinemacı kuşaklara okul olmuş baharın müjdecisi festivalimiz, bir kez daha Türkiye ve dünya sinemasının en nitelikli örneklerinin yer aldığı zengin programıyla 09 – 19 Nisan tarihleri arasında kentin iki yakasında farklı mekânlar ve 7 salonda sinemaseverlerle buluşmaya hazırlanıyor. Festivalde gösterimlerin yanı sıra, her sene olduğu gibi, konuk yönetmen ve oyuncuların katılımıyla gerçekleştirilecek söyleşiler ve özel etkinlikler yer alıyor.
Festival üzerine bu ikinci yazımda, seçimlerinize katkıda bulunacağını umduğum, klasikler dışında kalan yapıtlardan oluşan 10 filmlik geleneksel öneri listemi takdim ediyorum.
1 – DİRİLİŞ / Resurrection – Kuang Ye Shi Dai
Çinli genç yönetmen Bi Gan’ın ‘Uzun Bir Günden Geceye Yolculuk / Long Day’s Journey Into Night’ın ardından 7 yıl sonra çektiği ve geçtiğimiz yıl prömiyerini yaptığı Cannes’dan ödülle dönmüş, son dönemin en yaratıcı çalışmalarından biri olan yapım, deneysel üslûbuyla geniş kitlelerin değil belki ama tutkulu sinefillerin bayılacağı cinsten. İnsanoğlunun ölümsüzleşme yolunda rüya görmeyi terkettiği bir gelecekte geçen öykülerini çılgın bir yüzyılda sinemanın büyüyü yolculuğu üzerinden anlatan bu benzersiz film üzerine kapsamlı bir yazı da yolda.
2 – SESSİZ DOST / Stille Freundin
Macar auteur yönetmen Ildikó Enyedi’nin muhteşem ‘Bir Evlilik Hikâyesi / A Feleségem Története’ (2021) ardından çektiği film, 1908, 1972 ve 2020 yıllarında yaşam süren üç kişinin, Almanya’da kökenleri ortaçağa uzanan Malburg Üniversitesi’nin botanik bahçesindeki asırlık, görkemli bir Gingko Bloba (Mabet Ağacı) ile iletişimi, ağacın bu üç ömre sessizce tanıklığı üzerinden gelişiyor. Yaşamın göremediğimiz ama hissedebildiğimiz gizli, sessiz ve esrarengiz gücünü ince ince dokuyor.
3 – KRALİÇE ZOR DURUMDA / Queen At Sea
Amerikan bağımsızlarından Lance Hammer’ın yönettiği yapım Berlin’den Jüri Ödülü’nü kazanırken, Anna Calder-Marshall en iyi yardımcı oyuncu seçildi. Amanda (Juliette Binoche) ile üvey babasının (Tom Courtenay) ileri derecede demans hastası anneye ilişkin hayati kararların alınması ve seçimlerin yapılması üzerinden gelişen hayli üzücü ancak duygusallıktan kaçınan etkileyici bir dram sizleri bekliyor.
4 – ROSE
Geçtiğimiz haftalarda yine Berlin’den Sandra Hüller’e en iyi oyuncu ödülünü kazandıran yapım, Avustralyalı yönetmen Markus Schleinzer imzasını taşıyor. Film, 17. yüzyılda Otuz Yıl Savaşları Avrupa’yı kasıp kavururken, Almanya’da ücra bir protestan köyüne gelen gizemli askerin, uzun zamandır terk edilmiş bir çiftliğin kendisine miras kaldığını iddia ederek köylüleri ikna etmesi ve zaman geçtikçe çalışkanlığıyla dahil olduğu bir toplumun parçası oluşunun hikâyesini siyah – beyaz bir sinematografi ile anlatıyor.
5 – POMPEI: BULUTLARIN ALTINDA / Sotto Le Nuvole
Belgesel sinemanın ustalarından Gianfranco Rosi, geçtiğimiz yıl Venedik’ten Jüri Özel Ödülü ile dönen son filmini ‘Napoli’ye adamış. ‘Napoli İtalya değildir, başlıbaşına bir ulustur’ diyen İtalyan usta, üç yıl boyunca Vezüv Yanardağ’nın eteklerinde çekim yapmış. Tarihin izlerini, geçmiş zamanın kalıntılarını didiklemiş. Konuşanların seslerindeki hikâyelerin peşine düşmüş, Flegri Bahçeleri’nden yükselen bulutlarla dumanı izlemiş. Deniz, gökyüzü ve Vezüv Yanardağı arasında seslerle, hayatlarla dolu bu film, pek bilinmeyen ve baştan deneyimlenen bir Napoli portresi çiziyor.
6 – ÜÇ VEDA / Tre Ciotole
Festivalin açılış filmi olan yapım Katalan sinemacı Isabel Coixet’nin imzasını taşıyor. 2023’te hayatını kaybeden yazar Michela Murgia’nın otobiyografik kitabından beyazperdeye uyarlanan filmde, sudan bir sebeple tartışıp ayrıldığı sevgilisinin ardından iştahını kaybeden Marta, kısa sürede bunun ayrılık acısından çok sağlığıyla ilgili olduğunu farkediyor. Hayatın gerçekten çok kısa olduğunu idrak ettiğinde, yemeklerin tadından dinlediği müziklere, hissettiği arzudan yaptığı seçimlere kadar herşeyi değiştirecektir. Başrollerde oyuncu / yönetmen Alba Rohrwacher ve Elio Germano’yu izliyoruz.
7 – BEKÇİLERİN ÇIĞLIĞI / Le Cri des Gardes
Usta Fransız sinemacı Claire Denis’nin Toronto’da dünya prömiyerini yapan son filminde, gecenin karanlığında devasa şantiyeyi koruyan çitin önüne dikilen Alboury (Isaach De Bankolé), inşaat sahasında hayatını kaybeden kardeşinin cesedi kendisine teslim edilene kadar şantiye müdürü Horn (Matt Dillon) ile genç mühendisin (Tom Blyth) peşini bırakmayacağını haykırıyor. Müzikleri Denis’nin çoğu filminde olduğu gibi Tindersticks’e emanet edilen, eşitsizlik, emek sömürüsü, erkeklik kültürünün karanlığını deşen bu sert dram 24 saatlik bir zaman diliminde geçiyor.
8 – İŞE YARAR BİR HAYALET / Pee Chai Dai Ka
Tayland’ın Oscar adayı, Cannes Eleştirmenler Haftası’ndan büyük ödüllü yapım, 2025 yılının en şaşırtıcı filmi, görüp göreceğiniz en komik, eğlenceli ve dokunaklı hayalet öykülerinden biri gibi sıfatlarla anılıyor. Filmin konusuna gelince; yaslı March’ın vefat eden eşi Nat’ın ruhu bir elektrikli süpürgeye girerek geri döndüğünde, eşler arasındaki bağ beklenenin aksine güçleniyor. March’ın ailesi bu sıradışı birlikteliği reddedince, Nat’a düşen onları aşklarına ikna etmek olacaktır. Yönetmen Ratchapoom Boonbunchachoke’nin “Yorgos Lanthimos Tayland’a taşındı” sözleriyle övülmesi filme olan merakı arttırıyor.
9 – MADE IN EU
Varna’da en iyi film seçilen yapım, tanınmış Bulgar yönetmen Stefan Komandarev imzasını taşıyor. Bulgaristan taşrasında geçen film, kasabanın ilk COVID vakası olduğu için iş arkadaşları, komşuları, sorumluluğu başkalarına yüklemek isteyen fabrika sahipleri tarafından dışlanan overlokçu İva’nın (Gergana Pletnyova) zorlu hikâyesini anlatırken, işgücü sömürüsünün ve küresel eşitsizliklerin insani bedelinin güçlü ve evrensel bir portresini çiziyor.
10 – MALAGA SOKAĞI / Calle Málaga
Festivalde daha önce gösterilmiş ‘Mavi Kaftan / Le Bleu du Caftan’ (2022) adlı filmiyle beğenimizi kazanan Maryam Touzani’nin son çalışması Fas’ın Oscar adayı olmuştu. Film, yıllardır Tanca kentinde yalnız yaşayan 79 yaşındaki Maria Angeles’in (Carmen Maura) sakin hayatının, kızı Madrid’den gelip oturduğu daireyi satmaya kalkınca altüst oluşu üzerinden ilerliyor. Kızına da düzene de zarafetle karşı çıkan yaşlı kadının neşeli ve hüzünlü hikâyesi Pedro Almodóvar’ın ilham perisi, usta oyuncu Maura’nın performansı için bile izlenir.
(03 Nisan 2026)
Ferhan Baran
ferhan@ferhanbaran.com









