Sinir Krizinin Eşiğinde Bir Alman Ailesi / Işık

Alman sinemasının usta yönetmenlerinden Tom Tykver uzun soluklu neo-noir TV dizisi ‘Babylon Berlin’in ardından beyazperdeye ve yaşadığı kentin bugününe geri dönüyor. 75. Berlin Film Festivali’nin açılışını yapan ‘Işık / Das Licht’in merkezinde Engels ailesi yer alıyor. Baba Tim Engels (Lars Eidinger) bir reklam şirketinde çevre sorunlarına duyarlı büyük şirketler için kampanyalar hazırlar. Anne Milena Engels (Nicolette Krebitz) Nairobi’deki bir kültür projesi için çalışan sivil toplum kuruluşu elemanıdır. Aileyi çiftin biri kız diğeri erkek 17 yaşındaki ikiz çocukları Frieda (Elke Biesendorfer) ile Jon (Julius Gause) tamamlar. Milena’nın Kenyalı eski sevgilisi Godfrey’den (Toby Onwumere) olma ve ayın belli günlerinde aileye katılan küçük Dio’yu da (Elyas Eldridge) kadroya dahil ettiğimizde Engelsler aynı bohem apartman dairesinde

birlikte yaşayan modern bir Alman ailesidir. Ne var ki aynı evi paylaşsalar da hayatları apayrıdır, aile bağlarını çok zaman önce yitirmişlerdir. Evi çekip çeviren Polonyalı hizmetlinin ani ölümünün ardından yeni hizmetçi olarak daireye gelen Suriyeli göçmen Farrah (Tala al Deen) bu kopuk aileyi beklenmedik bir biçimde yeni bir yola sokar. Ailenin bireyleri en mahrem yaralarını ona açmıştır, lakin Farrah’ın aile ile temasa geçişi rastlantı olmayıp onun kendi başına kurguladığı bir planın parçasından başka bir şey değildir.

‘Işık’, sağanak yağmur altındaki Berlin gökyüzünden harika bir kaydırma ile açılıyor ve Christian Almesberger’in maharetli kamerası uzaktaki gökdelenin üst katlarına doğru bir dairede yanıp sönen ışığa yöneliyor. Bu mekânda filmin gizemli karakteri Farrah ile tanışıyoruz. Engels ailesinin fertlerine ise koşut kurguyla verilmiş akıcı bir giriş bölümünde aşina oluyoruz. Farrah’ın ışık terapisi seansında ‘ruhların bazen öldüklerini bilmeyip yeryüzünde başıboş dolaştıklarını, bu dünyayı bırakıp gidebilmeleri için kendilerinin yerine geçecek muadillerin rehberliğine ihtiyaç duyduğu’ bilgisini alıyoruz. Genç kadının trajik geçmişine dair ipuçları için ise filmin çok başarılı kotarılmış final bölümünü beklememiz gerekiyor.

Dinmek bilmeyen ve gece gündüz kenti ıslatan yağmur ve fırtına fonu altında belki de en kişisel yapıtını imzalamış Alman sinemacı. İlerleyen yaşına karşın ‘Koş Lola Koş / Lola Rent’deki kıvraklığını yitirmemiş sineması Almanya özelinde gelişmiş Batı toplumlarının kıyasıya eleştirisi niteliğinde. Hoşgörülü çağdaş görüntünün ardında iletişimsiz, kopuk, arızalı Avrupalı bireylerin yalnızlığını, çaresizliğini anlatıyor. Fantastik ögelerle bezeli, hem hareketli hem duygusal aile dramında, çok renkli müzikal bölümler, canlandırma sekansları kullanıyor, atmosfer ve görsel dünya kurmadaki başarısını bizlere yeniden hatırlatıyor.

Frieda’nın oklarını babasına yönelttiği ‘Batıya özgü dünyanın bütün ayrıcalıklarını vicdansızca kullanıyoruz. Dünyanın uçuruma sürüklenmesinin nedeni biziz. Gezegenimizi mahveden ve ekolojiyi paravan olarak kullanan neo-liberal şirketlere hizmet ediyorsun’ çıkışlarıyla kişisel manifestosunu sunuyor Tykwer. Engels ailesi için herşeyin değişme zamanı gelmiştir. Dünya kolay değişmiyor belki ama Farrah’ın kullandığı yüksek frekanslı LED lambanın ışığı Engelslerin sevgiye olan açlıklarını giderecek, onlara aradıkları güveni bir nebze olsun sağlayabilecek midir?

Ülkemizi sık sık ziyaret eden ‘Schaubühne Berlin’ tiyatro topluluğunun son olarak geçtiğimiz Kasım ayında III. Richard olarak ayakta alkışladığımız efsanevi aktörü Lars Eidinger başta olmak üzere çok başarılı oyuncu kadrosunun yer aldığı bu son dönemin en özel filmi 15 Ağustos’ta gösterime giriyor. Ne yapıp edin izleyin. Filmin kilit bölümlerinde devreye giren ölümsüz ‘Bohemian Rhapsody’nin büyülü sözlerine hep birlikte iştirak edin. Gökyüzünden şöyle sesleniyor Freddie Mercury: ‘Bu gerçek hayat mı yoksa sadece bir hayal mi?’

(12 Ağustos 2025)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com

Bir yanıt yazın