Ferhan Baran Yazıyor: Wes Anderson’dan Sevgilerle

Çağdaş sinemanın ayrıksı yaratıcılarından Wes Anderson filmlerini tek bir karesinden tanırız. 2014 yapımı ‘Büyük Budapeşte Oteli / The Grand Budapest Hotel’, Amerikalı sinemacının Avusturyalı yazar Stephen Zweig’a yazdığı bir aşk mektubudur. Pandemi nedeniyle gecikmeli olarak bu yıl Cannes’da prömiyerini yapmış olan son filmi ‘Fransız Postası / The French Dispatch of The Liberty, Kansas Evening Sun’ onun hayranı olduğu … Devamı… »

Ferhan Baran Yazıyor: Kan, Ateş ve Motor Yağı

Cannes Film Festivali’nden sürpriz bir Altın Palmiye ile dönen ‘Titane’ yılın en tartışmalı filmlerinden. Julia Ducournau’nun kısa filmografisini takip etmiş bir yazar olarak çok da şaşırdım diyemem. Fransızların ünlü sinema okulu La Fémis mezunu yönetmen, bundan 10 yıl önce yine Cannes’da Eleştirmenler Haftası bölümünde gösterilmiş olan ‘Junior’ ile dikkatleri çekmişti. Ebeveynleri doktor olan sinemacı (anne jinekolog, … Devamı… »

Korkut Akın Yazıyor: Fransız Postası: Kurgulanmış Bir Dünyanın Yansıması

Sanatın önemli özelliklerinden biri size, kendi yaşamınıza farklı açılardan baktırmasıdır. Anlatılan öykü ya da izlenen film sizin hikâyenizdir bir bakıma. Eğer kendi hikâyenizi bulur da oradan yürürseniz film başarılıdır; tabii ki sizin için. Sinemamızın iyi görüntü yönetmenlerinden biriydi Aytekin Çakmakçı (çiçek koksun toprağı), “görüntüyü görmüyorsanız başarılıyım demektir” diye anlatıyordu hem çalışma sırasında hem de ders verdiği … Devamı… »

Aykut Enişte 2, Gişede Sezonun En İyi Yerli Film Açılışını Yaptı

Yönetmeliğini Onur Bilgetay’ın yaptığı Aykut Enişte 2 uzun bekleyişin ardından  gösterime girdi ve ilk hafta sonunda elde ettiği gişe rakamıyla sezonun en iyi açılış yapan yerli filmi oldu. Vizyondaki ilk üç gününde 186.898 bin kişi tarafından seyredilen film sinema salonlarında özlenen kahkahalı günleri geri getirdi. İlk hafta sonu itibarıyla ilk filmin yaklaşık 2,5 katını seyirciyi salonlara çeken Aykut Enişte 2, başarılı gişe performansıyla sinema sektörünün yüzünü güldürdü.

Licorice Pizza

Paul Thomas Anderson’un yönettiği ve Alana Haim, Cooper Hoffman, Sean Penn, Tom Waits ile Will Angarola’nın oynadığı Licorice Pizza, 07 Ocak 2022’de UIP Filmcilik dağıtımıyla UIP Filmcilik tarafından vizyona çıkarıldı.
San Fernando Valley’de büyüyen Alana Kane ve Gary Valentine, Gary’nin lisesindeki fotoğraf çekim gününe kadar hiç tanışmamıştır. Alana artık öğrenci değildir ama fotoğrafçı asistanlığı görevinin ötesinde kendini tanımlama arayışında olan genç bir kadındır. Gary, Alana’ya onu etkileme çabası içinde olduğunu söyler. Tuhaf olsa da samimi bir ilişki kurarlar. Gary de Alana da biraz şamatalı, biraz tatlı, biraz acı, bir dizi aydınlanma yaşarlar.

  • Basın Bülteni
  • Fotoğraflar
  • Web Sitesi
  • Fragman
  • IMDb
  • Ferhan Baran Yazıyor

Licorice Pizza yazısına devam et

West Side Story Sonsuza Dek

‘Batı Yakasının Hikayesi / West Side Story’ Amerikan müzikalinde bir dönüm noktasıdır. İkinci Dünya Savaşı’nın ardından büyük bir ekonomik canlanma sürecine giren ABD’nin yeniden yapılanma sürecinde sosyoekonomik değişimin müzikale yansıdığı önemli bir örnektir. New York’ta bugün varlıklı kesimin ikamet ettiği Upper West bölgesinde göçmenlerin yaşadığı 50’li yıllarda, Doğu Avrupa kökenliler ile anavatanlarındaki savaş ve fakirlikten kaçmış San Juan’lı hırslı atak Porto Riko’lular arasındaki paylaşım savaşı üzerinedir olan bitenler. Ülkenin eski yabancılarının yoksul mahallelerini yeni yabancılarla paylaşamama kavgasıdır söz konusu olan.

Sosyal gerçeklik müzikalin dünyasına taşınırken hikâyeyi ‘Romeo ve Juliet’ tragedyası üzerinden New York’un yoksul mahallerine aktarma fikri dönemin ünlü koreografı Jerome Robbins’den gelmiş. Montague’ler köşeyi dönememiş Slav göçmenlere, Capulet’ler Latinlere dönüşmüş. Leonard Berstein müziği bestelemiş, yeni versiyonun galasından kısa bir süre önce gözlerini hayata yuman o dönemin gencecik Stephen Sondheim’ı sözleri yazmış. 1957 yılında ilk kez sahnelenen müzikal büyük ilgi görmüş, 1961 yılında 10 dalda Oscar ödülüne layık görülen Robert Wise imzalı sinema filmi ortalığı birbirine katmıştır.

Ülkemize 1964 yılında gelen ve Emek Sineması’nın 70 mm stereofonik düzeninde tam 12 hafta kapalı gişe oynamış olan efsanevi klasiğin tam 60 yıl sonra yeniden gündeme gelişi, filmi Emek’in büyüleyici atmosferinde izlemiş benim de aralarında bulunduğum kuşaklar için heyecan verici kuşkusuz. Yeniden çevrimin temel nedeni bugün 75 yaşında olan sinemanın usta büyücülerinden Steven Spielberg’in bu müzikale olan derin tutkusuymuş. Amcamın yurt dışından getirdiği filmin çift kapaklı albümünü evire çevire dinlemiş, şarkıları ezberlemeye çalışmış biri olarak ‘West Side Story’ benim de çocukluğumdur, bu açıdan Spielberg’in esere derin bağlılığını çok iyi anlıyorum. 8 yaşındayken babamın elimden tutup götürdüğü Emek Sineması’nın balkonundaki ilk izleyişim, beni sinemanın büyüsü ile tanıştıran ilk önemli deneyimim olarak kişisel tarihimde yerini alır. Yoğun duygularla izlediğim yeni çevrimin ilk bir saatinde gözyaşlarımı tutamayışımı normal karşılayın lütfen.

Nostaljik duygusallıktan ve anıların büyüsünden uzaklaştığımızda, Spielberg’in temel çabasının hikâyenin geçtiği dönemin sosyal gerçekliğini vurgulamak olduğunu görüyoruz. New York’un üst batı yakası bir kentsel dönüşüm alanıdır. Eski harap binalar dev bir yıkım topunun altında kentsel temizliği (!) beklemektedir. Yerine varlıklı insanların oturacağı şık binalar, alışveriş mağazaları açılacaktır. Bugün New York’u ziyaret eden her sanatseverin tavaf etmeye koştuğu ünlü Metropolitan Operası’nın da içinde bulunduğu görkemli sahne sanatları sarayı Lincoln Center’ın inşaatını haberleyen panolar ilk karelerde dikkatimizi çeker. Çevredeki salaş evlerini boşaltmak isteyen yoksul göçmenlerin itirazını ise pek dinleyen yoktur. Bu toz duman arasında değişik kökenli yeni yetme gençler neyin peşindedir. Taş taş üstüne yıkım alanlarında itişip kakışmaları çok yakında tamamıyla yıkılıp gidecek mezbeleliklerinden başka ne içindir. Spielberg işsiz güçsüz alkolik beyazların amaçsız çocuklarıyla Amerika’nın fatihi olmaya gelmiş yanık tenli hispaniklerin boşa kürek çatışmalarını hüzünle anlatmayı deniyor.

Deneyimli sinemacı 1961 yapımına saygı duymakla birlikte, otantik yaklaşımı ön plana çıkarmış. Orijinal yapımda Rita Moreno haricinde tenleri makyajla karartılmış beyaz oyuncuların yer aldığı Porto Rikolu karakterlerin tümünü bu kez Latin kökenlilerden seçmiş. Esmer tenli hispanikler kendi aralarında sıklıkla İspanyolca konuşuyor ve Spielberg bunları İngilizce alt yazı ile vermeyi reddediyor. Bu da ülkeyi kasıp kavuran ırk ayrımına karşı onun duruşu ve bugün Latin kökenliler ülke nüfusunun beşte birini oluşturduğu için ABD’nin çifte dilli bir ulus olduğunun bu şekilde altını çizmek istemiş.

Usta sinemacı ana karakterlerin çaresizce ortalarda dolanan genç çocuklardan oluştuğunu vurgulamak niyetinden yola çıkarak oyuncuların yaş ortalamasını hayli düşük tutmuş. Maria’yı canlandırmak için 30 bin kişi arasından seçilen, anne tarafından Kolombiyalı 20 yaşındaki Rachel Zegler ile Tony ya da orijinal haliyle Anton’da, ‘Uyumsuz / Divergent’ serisinde oynamış şarkıcı oyuncu genç yetenek Ansel Elgort’un müzikalin ‘Maria’, ‘Tonight’ ya da ‘Somewhere’ gibi harikulade şarkılarındaki ses uyumu dikkat çekiyor. Ünlü ‘America’ şarkısının ateşli Anita’sı Ariana Debose daha önce ‘Summer: The Donna Summer Musical’deki ana karakter yorumuyla Tony ödülüne aday olmuş. Ana kastın belki de en tanınmış oyuncusu Montreal Ballet Theatre’da yetişmiş, 15 yaşında ‘Billy Elliot’ müzikaliyle Tony ödülünü kazanan en genç oyunculardan biri olmuş, şimdilerde ‘American Rust’ dizisindeki kırılgan Isaac yorumuyla ses getiren, adını ilerde sıkça duyacağımızı düşündüğüm usta dansçı oyuncu David Alvarez. Usta balet bu defa çok farklı bir kompozisyonda, yoksulluktan yırtma umuduyla boks sevdasına tutunmuş Bernardo’da parlıyor, sokaklara taşmış çok renkli ‘America’ performansında Anita ve diğer Latin kadro ile tam anlamıyla döktürüyor.

Klasik versiyondan farklı olarak Chino karakterini geliştiren yeni senaryo, Josh Andrés Rivera adındaki yeni bir yeteneği haberliyor. 2021 model ‘West Side Story’nin bir güzel sürprizi de orijinal yapımın unutulmaz Anita’sı Rita Moreno’nun varlığı. Filmin yapımcılarından biri olan 90 yaşındaki deneyimli oyuncu için yeni bir karakter yazılmış. Orijinal yapımdaki gringo Duck’ın dul eşi Valentina, semtin başıboş çocuklarına sahip çıkan onları beladan korumaya çalışan bilge dükkan sahibi olarak devleşirken, ‘Tonight’ beşlisine sesiyle katılarak sevenlerini mest ediyor.

Yeni versiyonun ustalıklı senaryosu, Spielberg’in daha önce ‘Münih’ ve ‘Lincoln’de çalıştığı ‘Angels in America’nın usta oyun yazarı Tony Kurshner’in elinden çıkma. Orijinal koreografiyi daha da ateşlemeye özen gösteren Tony ödüllü Justin Peck’in sokakları inleten dans sekansları ile gerçekçi dövüş sahneleri ve Spielberg’in değişmez görüntü yönetmeni Janusz Kaminski’nin yıkıntılar arasındaki mücadele ile hazin aşk hikâyesini buluşturan enfes görüntü çalışması filmin önemli artılarından.

Spielberg filmini babasına armağan etmiş. Ben de izninizle beni küçücük yaşımda sinemanın büyüsüyle buluşturmuş sevgili annemin ve babamın güzel anısına ithaf etmek istiyorum bu yazıyı.

(13 Aralık 2021)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com