50 Yıl 50 Altın Portakal

1964

“1960 öncesi yönetmenleri ile 1960’ta işe başlayan yönetmenler, iyi niyetle bir şeyler yapma çabasıyla işe hevesle sarılıp, toplumsal sorunlara odaklanmaya başlamışlardır. Böylelikle 1960–1965 yılları arasında Türk sinemasında ilk kez toplumun sorunlarını perdeye yansıtmaya çalışan bir dizi film çevrilmiştir.”

Nijat Özön’ün tespitleri ışığında ilk Altın Portakal’ın sahibi Halit Refiğ’in “Gurbet Kuşları” olur. Kahramanmaraş’tan İstanbul’a göç eden bir ailenin büyük kentte tutunma mücadelesini konu alan film, çok önemli bir toplumsal soruna parmak basmış, iç göç olgusunu mercek altına almıştır. Refiğ’in filmografisindeki en başarılı eserlerden olan “Gurbet Kuşları”, Turgut Özakman’ın “Ocak” adlı oyununa dayanmakta, senaryoda Orhan Kemal’in de katkısı bulunmaktadır.

1965

“Şehrimizde devam etmekte olan film festivali dolayısiyle aşırı sol zihniyet, sanatı kendi ideolojilerine âlet etmek üzere yeni bir tertibe başvurmuşlardır. Halen film festivali dolayısiyle şehrimizde gösterilmekte olan filmlerden Karanlıkta Uyananlar isimli eserin bir gizli maksat dolayısiyle festivale iştirak ettirilip önceden alınmış bir kararla mükâfatlandırılması plânlanmıştır. Şirin Antalyamızın asil masumiyetini de istismar eden aşırı sol zihniyetin bu emellerine ulaşacaklarına kâni değiliz.”

Milliyetçi Antalya Gençliği başlıklı bildiri, Vedat Türkali’nin senaryosunu kaleme aldığı, sinemamızın emekçi sorunlarına değinen ilk filmini hedef alır. Sonuç, bildiriyi dağıtanlar adına başarıdır. Ödül, Turgut Demirağ’ın “Aşk ve Kin”ine gider.

1966

Lütfi Ö. Akad, Ertem Göreç, Tarık Dursun K, Mehmet Dinler, Metin Erksan, Erdoğan Tokatlı, Fevzi Tuna, Ayla Algan, Beklan Algan, Nilüfer Aydan, İzzet Günay, Asaf Çiğiltepe, Selma Güneri, Ayfer Feray, Ertem Eğilmez ve Fethi Naci’nin de aralarında bulunduğu bir topluluk Altın Portakal’ın protesto edilmesini ister. Festivalin başlamasının ardından sahneye çıkan kimi grupların “Haremde Dört Kadın”, “Ben Öldükçe Yaşarım”, “Murad’ın Türküsü” ve “Toprağın Kanı” filmlerini kara listeye aldıklarını açıklamaları ve bu eserlerin sinemalardaki gösterimine izin vermeyecekleri iddiaları, 1965 yılına damgasını vuran diğer olaylar arasında yerini alır. Refiğ’in filmini oynatan Saray Sineması basılır, film parçalanır. Emniyet Müdürü, “Endişenize mahal yok. Çünkü jüri sizin protesto ettiğiniz filmi birinci seçmez” der.

İddialara göre “Toprağın Kanı” birinci seçilmiş; ama jürinin ABD’li temsilcisinin “Türk-Amerikan ilişkileri bozulur” dediği, petrol sorununu merkezine alan film, bir gece yarısı operasyonuyla alaşağı edilmiştir. Ödül, Haldun Dormen’in “Bozuk Düzen”ine gider.

1967

Portakal tarihinde ilk ve tek olarak kalacak bir uygulamayla kategoriler arttırılır. Buna göre filmler; Dram, Tarihi ve Komedi olarak sınıflandırılarak ödüllendirilmiş (O zamanki isimleriyle “Milli ve Tarihi Filmler”, “Dram, Melodram, Terbiyevi ve Öğretici Filmler”, “Komedi, Müzikal, Avantür Filmler”), bu durum “herkesin gönlünü alma çabası” şeklinde nitelendirilmiştir.

Yılmaz Duru’nun “Zalimler”ini birinci seçen jürinin, Akad’ın “Hudutların Kanunu”nu unutması, Batı cephesinde yeni bir şeyin olmadığını kanıtlar niteliktedir. Portakal, Yeşilçam’ın kurt yapımcılarının ihtiraslarına kurban gitmiştir yine.

1968

“Vesikalı Yârim” ile “İnce Cumali” arasında ikiye bölünen jüri, sonuçların açıklanmasının ardından bildiri savaşı başlatırlar. Gelinen noktayı en iyi açıklayan isim Faruk Kenç olur: “Bunlar belirli bir fikre sahip olmuşlar, onu empoze etmeye çalışıyorlar. Yaptıkları bence ayıptır. En az hatalı olan filme oy verdik. Hatalı olduğumu düşünmüyorum.”

Böylece En Az Hatalı Film kategorisi keşfedilmiş olur. Ön Jüri tarafından elenen filmler arasında “Seyit Han”ın da olduğu düşünüldüğünde fazla yoruma gerek kalmamaktadır. Yolculuk bildik yöntemlerle devam eder.

1969

Sinemacıların değil; Aysel Tanju, Özcan Tekgül, Nana gibi dansözlerin plâjda soyunarak verdikleri çıplak pozların damgasını vurduğu festival için, Antalya plajlarında bikinili güneşlenenlerin bile olmadığı 60’lardaki gazetelerin manşetleri çoktan hazırdır: “Antalya Festivali’ni dansözler bile kurtaramadı!”

Onca kavga ve gürültüye ve yapımcı tehdidine rağmen jüri direnir, En İyi Film’i bulamaz! Ödül gecesi herkes birbirine girer, Venüs Heykelleri havada uçuşur. Kaybedenin çok olduğu Portakal’dan zaferle dönen, bir kez daha Yılmaz Duru olmuştur.

1970

Yılmaz Güney, “gelirse öldürürüz” tehditlerine rağmen saatlerce kortejde kalır, halkı selâmlar. “Bir Çirkin Adam” ödüle ulaşırken, festivalin gerçek yıldızı, jüri üyesi Işık Aras’tır. Seçici Kurul’a Devlet Tiyatrosu kadrosundan dahil olan Aras’ın, kimi iddialara göre kurumla alakası yoktur. Antalya sahillerini çıplak pozlarıyla şenlendiren şahsiyet için manşetler bir kez daha hazırdır: “O jüri üyesi hanım da olmasa yanmıştık!”

1971

“Seks Yıldızlarının Antalya’yı İşgâl Etmesinden Korkuluyor” haberleri bir yana, 12 Mart’tan sadece üç ay sonra başlayan Portakal’ın galibi, askerlik melodramı olan “Ankara Ekspresi”dir. Fazla söze gerek var mı?

1972

Yapımcılar kapışır, filmler gösterimden çekilir, dönemin festival basın sözcüsü Ümit Utku’nun oğlunun rol aldığı “Afacan Küçük Serseri”, Ön Jüri tarafından Şeref Filmi ilân edilir, kıyamet kopar, protestolar artar vs.

Her yıl yarı evrensel bir festivale yönelme eğilimi gösteren Antalya Belediyesi, yerli artistlerden umut kesince, bu kez de festivale uluslararası bir hava vermek amacıyla Yunanistan ve İsrail’den artist çağırmıştır. Ancak gelecekleri önceden açıklanan iki ünlü Yunan yıldızı Aliki Vuyuklaki ve Zoe Laskari yerine, çıka çıka Zorba filminde küçük bir rol oynayan Eleni Anusaki adlı bir figüran çıkmıştır. Kazanan Atıf Yılmaz’ın “Zulüm”ü olur.

1973

10. yılına basan festivalin ilk uluslararası yıldızı Silvana Pampanini Antalya’ya ayak basar! Kendisi, en büyük şöhreti ünlü komedyen Toto’nun sevgilisi olarak yapmıştır!

Beş büyük yapım şirketinin boykotu sönük bir festival yaşanmasına neden olurken, Orhan Aksoy’un “Hayat mı Bu?” adlı melodramı ipi göğüsler. Bir dönemin sonuna gelinmiştir ve hemen hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır artık.

1974

Yerel seçimler sonucu işbaşına gelen Selahattin Tonguç’un damgasını vurduğu Altın Portakal’da ilk adım Prodüktörler Birliği ile yolların ayrılması olmuştur. Türkiye Yazarlar Sendikası, Türkiye Film Emekçileri Sendikası ve Sinematek işbirliğinden kuvvet doğar; Ön Jüri skandallarına son vermek adına müracaatta bulunan 23 filmin tamamı yarışmacı olarak belirlenir. Akad imzalı “Düğün”, tartışmasız bir başarı elde eder. (Üçlemenin ilk filmi “Gelin”, önceki yıl şenliği boykot etmiş ve yarışmaya katılmamıştır.)

Ali Kocatepe’nin Portakal’la özdeşleşen “Antalya’ya Koş” şarkısı bu dönemde bestelenir.

1975

İlk üç filmin tamamında (“Endişe”, “Arkadaş”, “Zavallılar”) imzası bulunması nedeniyle Yılmaz Güney yılı olduğu söylenebilecek 1975’in Ödül Töreni’nde büyük olaylar çıkar, Fatoş Güney’in teşekkür konuşması yapması engellenmeye çalışılır, Başkan’a taşlı saldırı olur. Antalya Sanat Şenliği Plastik Sanatlar Sempozyumu’nun temelleri, Kuzgun Acar’ın ünlü El Heykeli ile birlikte bu yıl atılır; Fakir Baykurt, Asım Bezirci, Adnan Binyazar, Erdal Öz ve Sadun Tanju’dan oluşan Seçiciler Kurulu, rekor sayıda katılımın olduğu (170 eser) öykü yarışmasını sonuçlandırır. Üçüncülük, genç yazar Orhan Pamuk’undur!

1976

Tartışmalı sayılabilecek bir kararla Ödül Heykeli değiştirilir. Resim ve heykel çalışmaları artarak devam eder; ancak eserler kısa sürede malûm çevrelerin tepkisini çekerek saldırıya uğrar. Sanatçılar durumu protesto etse de, devreye giren dönemin Valisinin kimi çalışmaları savcılığa şikâyet etmesi, saldırılara arka çıkar niteliktedir. Festivalin siyasi bir çerçeveye oturduğu gerekçesiyle kimi yapımcıların protesto edildiği bu dönemde ödül Atıf Yılmaz’ın “Deli Yusuf” adlı filmine gider. Ne var ki “Kara Çarşaflı Gelin” sansüre uğramış ve yarışmadan uzaklaştırılmış. Bu, sansür ile Portakal’ın mücadelesinde başlangıç noktası anlamına gelmektedir.

1977

Gelin, ihtişamlı bir dönüş yapar; Danıştay kararıyla yarışmaya dâhil olur ve En İyi Film seçilir. (Danıştay tarafından bilirkişi tayin edilen Prof. Dr. Özdemir Nutku, Ömer Atilla Sav ve Hakkı Demirel raporlarında filmin gerek hikâye, gerek çekim niteliğiyle bir sanat yapıtı olduğunu belirtmişlerdir.) Sempozyum uluslararası hale gelir, eserler büyük tablolara yapılır, Sinematek ise tüm varlığıyla Altın Portakal’ın yanında yer alır.

1978

Festivalde doruk yılı… Barış temalı Portakal’da sempozyum devam eder, grafik ve edebiyat etkinlikleri göz doldurur, her mahallede bir konser verilir, bir müzik yarışması düzenlenir (kazanan Yavuzer Çetinkaya olmuştur!), film yarışması ilk kez uluslararası olur. Katılan ülkeler arasında Bulgaristan, Filistin, Fransa, Romanya, Macaristan, Polonya, SSCB de vardır. Onat Kutlar’ın “Halk Şenliği” adını verdiği 15. Festival’de ödül, dönemin ruhuna uygun bir yapım olan Yavuz Özkan’ın “Maden”ine gider. Filmin makaslanması son anda engellenmiş ve yarışmaya katılması sağlanmıştır. Önemli bir kazanımdır bu; ama bir yıl sonra yaşanacak olayların habercisidir.

1979

Çocuk temalı Portakal, politik muhtevasından dolayı ilk darbeyi alır. “Yolcular”, “Demiryol” ve “Yusuf ile Kenan”ın yarışmaya katılmasının engellenmesi nedeniyle, başvuruda bulunan 12 filmin tüm yapımcıları ortak bir kararla festivalden çekildiklerini açıklarlar. Sinemamızda sansüre karşı verilen ilk büyük mücadele kazanılmış, kamuoyu yaratılmıştır. Ama…

1980

13–20 Eylül tarihleri arasında yapılması planlanan Altın Portakal, “bizim çocukların” başarılı darbeleri nedeniyle ikinci kez kesintiye uğrar. Konukların bir bölümü Antalya otellerinde mahsur kalır. Bir dönemin sonuna gelinmiştir artık. Toplumsal muhalefetin adım adım sindirildiği bu yıllardan rövanş almak için 30-31 yıl beklemek gerekecektir.

1981

Darbe yönetiminin Antalya’daki ilk icraatı, Kenan Evren’in tepkisini çeken Orhan Taylan’ın “Prometheus”unun yok edilmesi ve kimi ünlü heykellere savaş açılması olur. Jüri üyesi tespit etmenin bile çok zor olduğu günlerde, Portakal’ın varlığı büyük tehlikeye girmiştir. Olanca yoksunluğa rağmen “devam” kararı veren bir avuç iyi niyetli yöneticinin çabalarıyla yolculuk sürer. En İyi Film bulunamamış, İkincilik Ödülü Ömer Kavur’un “Ah Güzel İstanbul”una gitmiştir. Örtülü sansür, “Bereketli Topraklar Üzerinde”yi vurur.

1982

Gözlerden uzakta, az sayıda filmin katıldığı Portakal’da En İyi Film ödülünü alan “Çirkinler de Sever”in yönetmeni Sinan Çetin tarafından söylenen sözler ilginçtir: “Aslında ben Yeşilçam’da güzel güzel ilerliyordum; fakat günün birinde ödül aldım. Antalya Film Festivali’nde ödül almak o kadar büyük suçtu ki -hâlâ öyledir belki, bilmiyorum- bir gecede bütün dostlarımı kaybettim. O zaman nefret ediliyordu ödül kazanan filmlerden.”

1983

20. yıl, silkinmenin başladığı dönem olarak hafızalara kazınır. Ödülü alan yapım, 12 Eylül ekonomik politikalarının iflâsa sürüklediği ülkenin özetini sunmakta ve Banker felâketini masaya yatırmaktadır: “Faize Hücum” (Zeki Ökten).

1984

“Sivil” yönetim, Yener Ulusoy’la işbaşındadır. Tek parti iktidarının Belediye Başkanı, organizasyon için Atilla Özdemiroğlu ve Egemen Bostancı ile anlaşır. Konserler ve müzikaller film festivalini arka plâna itmesi nedeniyle bir avuç azınlık tarafından eleştirilir. “Bir Yudum Sevgi”, 12 Eylül sonrası kadın temalı filmlere giriş anlamı taşımaktadır.

1985

Antalya Kültür, Sanat ve Turizm Vakfı’nın (Birinci AKSAV) kurulur ve etkinliklerin merkezi konumuna yükselir. Atıf Yılmaz’ın kadın filmleri olanca hızıyla sürmektedir. Ödül, Müjde Ar’ın performansıyla dikkat çeken ve erotizmiyle öne çıkan “Dul Bir Kadın”ın olur.

1986

Eurovision’un tahtına göz diken ve üç yıl sürecek olan Akdeniz Akdeniz Müzik Yarışması başlar, Antalya pop müziğin uluslararası yıldızlarına ev sahipliği yapar. Sinemanın gündemden düştüğü günlerde, Atıf Yılmaz’ın seri birincilikleri “Aaahh Belinda” ile devam eder.

1987

Filmler açısından çok verimli geçen bir yıldır. Ödül “Muhsin Bey”in (Yavuz Turgul) olur, İkincilik “Anayurt Oteli”ne (Ömer Kavur) gider. Müzik yarışmasının büyük rakamlara mal olması nedeniyle eleştirilerin dozu yükselmiştir.

1988

Çeyrek yüzyıllık Portakal iki büyük skandalla sarsılır. Müzik Yarışması’nda puanlama rezaleti yaşanmış, Türkiye’nin danışıklı olarak birinci seçildiği iddiaları, organizasyonu canlı yayında izleyen milyonlar tarafından dile getirilmiş ve dahası katılan ülkelerin protestolarına neden olmuştur. Akdeniz Akdeniz’in sonu anlamına gelen bu durum bir yana, Film Yarışması’nda ödüllerin bir gün önce basına sızdırılması ve Jüri hakkında soruşturma başlatılması bir başka skandalın yaşanmasına neden olur. Fikret Hakan’ın “Portakal Öldü, Başınız Sağolsun!” sözleriyle de hatırlanan Festival’de ödül Ömer Kavur’un “Gece Yolculuğu”nun olur.

1989

Hasan Subaşı’nın işbaşına geldiği 10 yıllık bir dönem başlamıştır. İlk AKSAV borçlar yüzünden kapatılır, festival Yürütme Kurulu ile yoluna devam eder, sinemaya ağırlık verilir. Ön Jüri tartışmalarına sahne olan 1989’da Ertem Göreç görevinden istifa etmiş ve karşılıklı suçlamalar birbirini izlemiştir. 12 Eylül’le ilk büyük hesaplaşmanın yaşandığı bu yıl, “Uçurtmayı Vurmasınlar” ödüle uzanır.

1990

Ödül, Halit Refiğ’in “Karılar Koğuşu”na gider, Perihan Savaş ve Hülya Avşar, Hülya Koçyiğit’in Kadın Oyuncu Ödülü almasına itiraz ederek yönetime dilekçe verirler. Halit Refiğ, Yönetmen ödülünün paylaştırılmasına isyan eder, Yılmaz Güney filmlerini göstereceğini açıklayan Yürütme Kurulu’nun Emniyet’ten izin alamadıkları iddiası ortalığı karıştırır. Ortada resmî bir yasak yoktur!

1991

Kültür Park yapımı hızlanır, altyapı sorunları giderilmeye çalışılır. “Gizli Yüz”le ödül alan Ömer Kavur, izleyiciden “sabır ve dikkat” ister. Eleştirmenler, Jüri’yi “Yeşilçam’ın klâsik melodram geleneğine anlamlı bir tavır” alması nedeniyle övgüye boğmuştur.

1992

Cinsel ve Dinsel Filmler yılı olarak belleklere kazınan Portakal’da her şey çok güzel başlamıştır. Danışma Kurulu sinemanın sorunlarına çareler arar, bildiri yayınlar. Ama bir süre sonra Duygu Asena’nın deyişiyle Jüri Meydan Savaşları başlar, Burçak Evren, “hayatımda böyle jüri görmedim” diyerek kuruldan çekilir. Milli / Beyaz Sinemacılar sonuçlara isyan eder, Portakal’ı “dini filmlere karşı art niyetli, antidemokratik, sübjektif ve sinemadan anlamayan, kokuşmuş bir kurum” şeklinde niteler. Ödül, İrfan Tözüm’ün “Cazibe Hanımın Gündüz Düşleri”nin olmuştur. Bu festival, İlyas Salman’ın tek kişilik protesto eylemiyle de anımsanmaktadır.

1993

30. yılda, kimsenin itiraz edemeyeceği bir Jüri oluşturulur, sinema merkeze alınır, Ön Jüri uygulamasına son verilir, polemikler azalır. Ödül, Erden Kıral’ın Halikarnas Balıkçısı’nı konu alan “Mavi Sürgün”üne verilir.

1994

Fikret Hakan’ın Başbakan ve yardımcılarına hitaben söylediği, “televizyon yasasına, her televizyon için belli sayıda film ve dizi yapma mecburiyeti konmazsa Türk sineması seneye burada yoktur, ölecektir” sözleriyle de hatırlanan 31. Altın Portakal’ın kazananı Yavuz Özkan’ın “Yengeç Sepeti”dir.

1995

İkinci AKSAV kurulur, Uluslararası Kısa Film ve Video Festivali, Portakal’a eklenir. Ümit Elçi’nin “Böcek”i En İyi Film seçilmiştir.

1996

Son yıllarda sinema merkezli organizasyon meyvelerini vermeye başlamış, Festival sansasyonel konulardan çok başarılı etkinlikleriyle öne çıkmaya başlamıştır. Reis Çelik ve ekibinin “Işıklar Sönmesin”e duyarsız kalındığı eleştirileri bir yana, ödülü kazanan “Tabutta Rövaşata” (Derviş Zaim), Yeni Türkiye Sineması’na giden yolda önemli bir dönemeçtir.

1997

Eski-Yeni kavgası baş gösterir. Ödül Töreni sonrası, Tanju Gürsu’nun ödül almasını -rol, Müşfik Kenter tarafından seslendirildiği için- protesto eden Güven Kıraç’ın, Cüney Arkın tarafından dövüldüğü iddiaları gündeme bomba gibi düşer. Benzer bir durum, Haluk Bilginer’in Yardımcı Erkek Oyuncu Ödülü almasında da yaşanır, durum sahneden eleştirilir! Kazanan, Ferzan Özpetek’in “Hamam”ıdır.

1998

SODER ve ÇASOD, Altın Portakal’ı protesto ederek o yılki etkinliklere katılmayacağını bildirir. Sebep, organizasyonun parasal destekte bulunmamasıdır. Kortejde televizyonun ünlüleri vardır artık. Jüri başkanı Hülya Koçyiğit’in “Yeni kuşak, yeni soluk, genç sanatçılar, yönetmenler geliyor. Bundan mutluluk duyuyoruz. Ödülleri belirlerken çok zorlandık” açıklamasının ardından ödül, Yılmaz Arslan’ın “Yara” adlı filmine verilir.

1999

Bekir Kumbul’un işbaşında olduğu yıllar başlamıştır. Gani Şavata’nın jüriye saldırma eylemi karakolda sona erer, ödüle değer bulunan “Salkım Hanım’ın Taneleri” (Tomris Giritlioğlu), resmi tarih tezine zarar verdiği gerekçesiyle TBMM’nin gündemine gelir ama en önemlisi Ödül Töreni’nde sahneye çıkan sanatçıların kılık-kıyafetlerine getirilen eleştiridir. Bir yıl sonra törenlere koyu renk elbise zorunluluğu getirilir. Yılın sözü Nuri Bilge Ceylan’a aittir: “Piyasadan uzak ve geleneksel anlayışın dışında film üreten biri olarak, gelenekçi, farklılıktan hoşlanmayan, uluslararası bir boyutu olmayan Antalya Film Festival’i hiçbir zaman fazla ilgimi çekmedi.”

2000

Tema bir kez daha Barış’tır. Türk ve Yunan milletvekilleri ortak etkinlikler düzenler. Metin Akpınar’ın, kendisini kaldığı otelin balkonunda çıplak görüntüleyen gazetecilere ödül töreninden sonra “beklentilerimin cevabını bu gece aldım, filmde galiba yeteri kadar soyunmamışım” dediği Ödül Gecesi’nde En İyi Film, Zeki Ökten’in “Güle Güle”sinin olmuştur.

2001

Dünya Festivali olma yolunda adımlar atılır; Akdeniz’e Kıyısı Olan Ülkelerin Görsel – İşitsel Etkileşim Platformu (OCCAM)’a üye olunur. Ödül almaya gelen sanatçıların çok az olması sıkıntı yaratır, En İyi Film Ödülü “Büyük Adam Küçük Aşk”a (Handan İpekçi) verilir.

2002

Film üretme sayısında keskin düşüş, Altın Portakal’a da yansır ve “başka festivallere katılmama şartı”nın gözden geçirilmesi istenir. Ceylan’ın “Uzak”ı En İyi Film seçilirken, Yardımcı Erkek Oyuncu dalında ödül alan M. Emin Toprak’ın birkaç ay sonra talihsiz bir kazada yaşamını yitirecek olması üzücüdür.

2003

40 yılı geride bırakan Festival’de 2. Türk Sinema Kurultayı düzenlenir, sorunlar masaya yatırılır. En İyi Film Ödülü’nü “Karşılaşma” ile kazanan Ömer Kavur, eserinin Halk Jürisi tarafından da En İyi Film seçilmesi karşısında şaşkınlığını gizleyemez.

2004

Menderes Türel’in Başkanlığı’nda düzenlenen 41. Portakal’dan en çok akılda kalan şey, Ezel Akay’ın dâhiyane (!) fikri ile 68 kişilik jürinin göreve getirilmesidir. Neyse ki sonuçlar tartışmalı olmaz; ödüllere Uğur Yücel’in “Yazı Tura”sı damgasını vurur.

2005

AKSAV ve TÜRSAK işbirliği başlamıştır. 1. Uluslararası Avrasya Film Festivali düzenlenmeye başlanır, Film Market çalışmaları hız kazanır. Hükümet desteğinin büyük parasal oranlara yükseldiği iddiaları, Türk sinemasının ikinci plâna atıldığı iddialarına karışır. Ödül Heykeli’nin değiştirilmesi ise belli kesimlerce tepkiyle karşılanır. Bir başka iddia da Avrasya Ödül Gecesi yaşanır; Hollywood’un iki ünlüsü Michael Madsen ve Woody Harrelson kuliste yumruklaşmış, kavgayı Kung-Fu David Carradine önlemiştir! Ödül, dijital çekilen Ulaş İnaç’ın “Türev”ine gider.

2006

Taylor Hackford, Helen Mirren ve Faye Dunaway ağır konuklar arasındadır. “İklimler” filminin gala gösterimi sırasında fırtına ve yağışın etkisiyle dev ekranın bulunduğu platform devrilmesiyle facianın eşiğinden dönülür, ödül, Zeki Demirkubuz’un “Kader”ine verilir.

2007

Portakal, bir başka dünya devini ağırlamaktadır: “Baba” Coppola Antalya’dadır! Ümit Ünal, filmi “Ara”nın, Atilla Dorsay dışında isimleri açıklanmayan Ön Jüri tarafından elenmesine isyan eder. “Yumurta” (Semih Kaplanoğlu) En İyi Film seçilir.

2008

Kevin Spacey’den Adrien Brody’e, Marisa Tomei’den Mickey Rourke ve Köpeği’ne (!) pek çok Hollywood şöhretine evsahipliği yapan Altın Portakal’ın kazananı, pek çok eleştirmeni şaşkınlığa uğratacak biçimde “Pazar: Bir Ticaret Masalı” olur. Bu, Portakal tarihinde yabancı bir yönetmenin (Ben Hopkins) kazandığı ilk ödüldür.

2009

Prof. Dr. Mustafa Akaydın’la başlayan sürecin ilk adımı Venüs Heykeli’nin yeniden ödül olarak belirlenmesidir. Vecdi Sayar, Festival Yöneticisi olur, Avrasya ve TÜRSAK Dönemi sona erer. Çoğunluğu ilk filmlerden oluşan yarışma filmleri arasından ilk kez iki filme ödül paylaştırılır: “Bornova Bornova” (İnan Temelkuran) ve “Kosmos” (Reha Erdem). İlk kez Kürtçe bir film (“Min Dit”) yarışmacı olmuş, içeriğinde bulunan kimi ifadelerden dolayı söyleşide tartışmalar yaşanmıştır.

2010

Festival’e Kusturica krizi damgasını vurur. Üç ay kadar önce Bursa’ya davet edilen ve herhangi bir itirazla karşılaşmayan ünlü yönetmenin Antalya’ya gelişi, (savaş ve politika konusunda söylediği iddia edilen sözlerden dolayı) belli kesimleri ayağa kaldırır, Açılış Gecesi olaylar yaşanır. Ertuğrul Günay’ın kendisini hedef gösterdiğini iddia eden sanatçı, bir konserin ardından apar topar ülkesine döner. Seren Yüce’nin Venedik’te de ödül alan “Çoğunluk”unun En İyi Film seçildiği Portakal’da hemfikir olunan konu, Derviş Zaim’in “Gölgeler ve Suretler”inin görmezden gelindiğidir.

2011

30–31 yıl önce Sansür ve Darbe dolayısıyla yapılamayan festivaller, yerinde bir kararla tekrarlanır, Ödül Töreni’nde unutulmaz anlar yaşanır. 1979 için “Demiryol” (Yavuz Özkan) ve “Yusuf ile Kenan” (Ömer Kavur), 1980 içinse “Sürü” (Zeki Ökten) En İyi Film seçilirler. Festivalin teması Kadın’dır. Bu doğrultuda pek çok etkinlik düzenlenir, Jüri bile tamamen kadınlardan oluşur. Buna rağmen Müjde Ar’ın Başkan olduğu kurulun son derece hatalı bir okumayla “Güzel Günler Göreceğiz”i (Hasan Tolga Pulat) ödüllendirdiği ve Ümit Ünal’ın “Nar”ını es geçtiği vurgulanır.

2012

Önce, 2011’de Ön Jüri tarafından elenen “Ateşin Düştüğü Yer” tartışmalara neden olur, ardından da Jüri Başkanı seçilen Hülya Avşar’ın merkezinde olduğu bir dizi sorun baş gösterir. Çağatay Tosun’un “Derin Düşün-ce” adlı filmini ahlâki açıdan sakıncalı bulan (!) Avşar’ın, yapımı yarışmadan attıracağını söylediği iddia edilir. Bu durumu doğrularcasına filmi psikologa izlettiren Başkan’ın tavırlarına en büyük tepkiyi Jüri üyeleri gösterir ve konuya ve sansürcü zihniyete dair bir bildiri yayınlarlar. Ödül Töreni de tartışmalara neden olur; 12 yaşındaki Abdülkadir Tuncer’in En İyi Erkek Oyuncu seçilmesi ve Hüseyin Tabak’ın “Güzelliğin On Par’Etmez” adlı filminin Türk yapımı olmadığı iddiaları uzunca bir süre gündemi meşgul eder.

2013

Festivale rekor düzeyde film başvuruda bulunur, 68 yapım arasında 10’u yarışma filmi olarak seçilir. Jüri Başkanı Türkan Şoray’dır. 50. Yıl’a ilişkin pek çok etkinlik düzenlenmesi plânlanmaktadır.

Nice yıllara Altın Portakal!

(09 Ekim 2013)

Tuncer Çetinkaya

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir