Behzat Ç.: Ankara Yanıyor’dan Görkemli Gala

01 Kasım’da vizyona girecek olan Behzat Ç.: Ankara Yanıyor filminin İstanbul galası dün akşam Maslak TİM Show Center Sinemaları’nda yapıldı. Çekimleri Ankara ve Kıbrıs’ta gerçekleşen film oldukça etkileyici bir oyuncu kadrosuna sahip. Serdar Akar’ın yönettiği Behzat Ç.: Ankara Yanıyor’da, Erdal Beşikçioğlu, Sanem Çelik, Nejat İşler’in yanı sıra, Fatih Artman, İnanç Konukçu, Berkan Şal, Seda Bakan, Aslı Tandoğan, Serenay Sarıkaya, Sadi Celil Cengiz, Tuğrul Tülek ve Ekim Mağden yer alıyor. Filmin Ankara galası ise 30 Ekim Çarşamba günü (yarın) Ankara Kentpark Prestige Sinemaları’nda yapılacak.

  • Basın Bülteni
  • Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.
  • Behzat Ç.: Ankara Yanıyor’dan Görkemli Gala yazısına devam et

    Cannes ve Sundance’ten Ödüllerle Dönen Son Durak 01 Kasım’da Sinemalarda

    Ryan Coogler’in yönettiği Son Durak, 01 Kasım’da vizyona giriyor. Cannes Film Festivali’nde Gelecek Ödülü ve Sundance Film Festivali’nde Büyük Jüri Ödülü sahibi olan film 22 yaşındayken beyaz bir polis tarafından öldürüldükten sonra polis şiddeti ve ırkçılığa karşı hareketin sembollerinden biri haline gelen siyahi vatandaş Oscar Grant’in gerçek hikâyesinden uyarlandı. Filmdeki performansı ile adından söz ettiren Michael B. Jordan, bu yıl verilecek Oscar Ödülleri’nin de güçlü adaylarından biri olarak görülüyor. Filmde Jordan’a Octavia Spencer ile Melonie Diaz, Kevin Durand gibi isimler eşlik ediyor.

  • Basın Bülteni
  • Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.
  • Bizim Harry Bildiğiniz Gibi

    Önce dizi, sonra sinema dünyamızın antikahramanı; 70’lerin ünlü Kirli Harry’siyle de akrabalık bağları bulunan Behzat Ç., onca entrika, küfür ve kıyamet arasında, öncülünün paranoya duygusuna da ortak olarak “derin sularda” yüzmeye devam ediyor.

    Ünlü polisimizin serüvenleri, bir paradoksun ürünü aslında. Zamansız tamamlanan yolculuk, biraz da zorunlu biçimde yeni mecrasında yol almakta. Karakterin 21. yüzyıl Türkiye’sinin çok kanallı “çağdaş” TV kanallarında var olmasının olanak(sızlık)ları bir yana, görünümüne “sinemasal bir karizma” kazandırdığı da muhakkak. Bu birinci nokta. Bir diğer unsur ise, Ç.’nin tutmaya çalıştığı safla âlâkalı. Öyle ya, yakın dönemin en tartışmalı toplumsal olaylarından birini fon alacak, bunu “teşkilâttaki çürümeyle” beraber kavramayı deneyecek ve bütün süreci bir kanun adamını özne kılarak irdelemeye çalışacaksınız. Olasılıkla bunu Ç.’den başkası yapamazdı; çünkü o kanunları, olanca kanundışılığıyla temsil ediyor ve bu yaklaşım, geniş kitlelerin gözünde kahramanı kahraman yapmaya yetiyor. Bir başka deyişle Harry, arkasına aldığı 70’lerdeki toplumsal çürümeyi “kendi yöntemleriyle” teşhire soyunurken, Ç.’yi doğuran nedenlerin uzağına düşmüyor. İkincisinin öncülüyle “bireycilik” konusunda girdiği dirsek teması aşikâr; ne var ki “muhalifliği” konusunda ondan bir adım daha ileride olduğu söylenebilir. (Uzun ve çok daha farklı bir yazının konusu olabilecek bu karşılaştırmayı, Ç’nin “direnenlere selâmı” ile noktalayalım.)

    Bu tespitler bir yana, kahramanımızın ikinci sinema macerasının bir dizi problem içerdiğini söylemek mümkün. Uzunca bir süredir ortalarda görünmeyen ekip üyelerine duyulan özlemi giderme çabası, senaryonun en büyük zaafını oluşturuyor. Olay örgüsü, gerçekliğini yitirme pahasına, bu serüvende kartona dönüştüklerini üzülerek gözlemlediğimiz ekip
    üyelerinin gerisine düşüyor, işlevini yitirme tehlikesi gösteriyor. Gücünü onların varlığından alan ve kimi anlarda -bilinçli bir tercihle- parodiye dönüşen bu mesele (ekibin farklı birimlerdeki serüvenlerini hatırlayalım) ana konunun aleyhine gelişiyor, esas mevzu tam manasıyla işlenemediğinden olsa gerek, izleyiciyi hayrete düşürmesi gereken finalde dahi beklenen etkiyi gösteremiyor. (Behzat’ın olayları bir araya getirerek çözdüğü “büyük mesele”nin seyircinin çoğunluğu tarafından çok önceden farkedilmesi bunun en somut örneği.)

    Sözü edilen sorunlar dışında filmin gözardı edilmemesi gereken bir karşılığı da var. İster oryantalist, ister de gerçekçi bir bakışla, sinemamızın genel eğilimlerine “dışarıdan” bir bakış atalım. Son festivaller dolayısıyla bolca tartıştığımız “sanat sinemamızın” hali ortada. Popüler sinemanın ortaya koyduğu tablo ise melodramatik aşk öykülerinden parodi geleneğini bir türlü kıramayan “komik” serüvenlere doğru tanıdık bir seyir izlemeyi sürdürüyor. Bunca toplumsal hareketlilik, gerilim ve kamplaşmalar, siyasetin sokaktaki yansıması, ekonomik gelişmeler ve kültürel kırılmanın karşılığı ise sinemasal zeminde kocaman bir boşluğa tekabül ediyor. Böylesi dönemlerde, kavrayışı yeterince gerçekçi olsun ya da olmasın, derdini tam manasıyla iletsin veya iletemesin ülkenin genel gidişatına yönelik en küçük bir “anlama / aktarma” çabası dahi yeterince saygıdeğer değil mi? Galiba Ç.’deki yeni komiser ve odacısı, hayatını kaybeden eylemci ve hatta kimliği alabildiğine belirsizleştirilmiş “derin” adamlar, böylesi bir sanatsal iklimde lüzumundan çok daha fazla şey fısıldıyor kulaklarımıza.

    Bu “küçük” çaba bile Behzat Ç.’yi anlamlı kılmaya yetip artıyor.

    (05 Kasım 2013)

    Tuncer Çetinkaya
    ModernZamanlar Sinema Dergisi Editörü

    Pera Müzesi’nde Sınırdaki Kadınlar

    Pera Müzesi, Pera Film işbirliğiyle, 06 – 17 Kasım 2013 tarihleri arasında İstanbul Uluslararası Göç Örgütü işbirliğiyle kadın ve göç konusuna odaklanan Sınırdaki Kadınlar adlı programını sunuyor. Seçilen filmler güçlü kadın karakterler ve onların hikâyelerinden bir yelpaze oluşturuyor. Bu filmlerden bazıları, ülkeler, evler ve sürgün arasında kalmış olgun kadınları ya da ergen karakterleri inceliyor, diğerleriyse kadın kahramanın yaşadığı duygusal değişimleri ve yolculuğu keşfediyor. Programda, sert, ilginç ve zorlayıcı koşullarla karşılaşan, hayranlık uyandırıcı kadınların anlatıldığı, Azrail’i Beklerken, Bir Ayrılık, Okuyucu, Öyle Sevdim ki Seni, Peki Şimdi Nereye, Tepelerin Ardında, Hands Up ve Louise Wimmer adlı çok özel filmler gösterilecek.

  • Basın Bülteni
  • Web Sitesi
  • Pera Müzesi’nde Sınırdaki Kadınlar yazısına devam et

    Aziz Ayşe 01 Kasım’da Vizyona Giriyor

    Elfe Uluç’un yönettiği ve başrollerini Feride Çetin, Engin Altan Düzyatan, Melikşah Yardımcı ile Şenol Küçükyıldırım’ın paylaştığı Kare Film yapımı Aziz Ayşe, 01 Kasım Cuma günü M3 Film dağıtımıyla vizyona çıkarılıyor. Filmin konusu şöyle: Ayşe, çöplerden kazandığını aç kalmak pahasına hayır kurumlarına, camiye, Mehmetçik Vakfı’na bağışlayan bir kâğıt toplayıcısıdır. Ayşe, erkek bedenine tutsak bir kadın ruhudur. Bir gün Ayşe, bir çiftin hayatına girer. Ve bu tesadüf üç insanın kendilerini keşfedip tanıdıkları, kimliklerine ve hayatlarına yön verdikleri bir yolculuğu başlatır.

  • Basın Bülteni
  • Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.