Semih Kaplanoğlu, Cannes Film Festivali’nin Kısa Film Yarışmasında Jüri Üyesi

Yeni kuşağın önemli sinemacılarından Semih Kaplanoğlu bu yıl düzenlenecek olan Cannes Film Festivali’nin Kısa Film ve Cinefoundation bölümlerinde seçici kurulda görev yapacak. Berlin Film Festivali’nden Dünyanın en prestijli sinema ödüllerinden olan 2 Altın Ayı’yı Bal filmiyle sinemamıza kazandıran ve bu güne kadar filmleriyle ülkemizi yurt dışında başarıyla temsil eden yönetmenimiz, bu kez jüri üyesi olarak sinemamızın evrensel kimlik kazanmasına katkı sunacak. Semih Kaplanoğlu SETEM’in kurucularından olup, uzun yıllar yönetim kurullarında görev yaptı, halen As Başkanlık görevini sürdürüyor.

  • Basın Bülteni
  • Yüksek çözünürlüklü fotoğraflara haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    Semih Kaplanoğlu, Cannes Film Festivali’nin Kısa Film Yarışmasında Jüri Üyesi yazısına devam et
  • Haldun Dormen, Sahne Arkası Anılarını Anlatıyor

    Yapı Kredi Kültür Merkezi, Beyoğlu Edebiyat Matineleri kapsamındaki edebiyat söyleşilerine devam ediyor. Söyleşi dizisinde gazeteci-yazar Sibel Oral ve Elif Tanrıyar, edebiyat dünyasından yerli ve yabancı pek çok ismi konu ediyor. Yazarın Gayriresmi Portresi, bu kez yine çok özel bir ismi ağırlıyor, Türk sinema ve tiyatrosunun duayenlerinden Haldun Dormen, Yazarın Gayriresmi Portresi’nin yeni konuğu oluyor. Sibel Oral ve Elif Tanrıyar moderatörlüğündeki söyleşi 24 Nisan Çarşamba günü, saat 18:30’da, ANAMED – Koç Üniversitesi Anadolu Medeniyetleri Araştırma Merkezi’nde gerçekleşecek.

  • Basın Bülteni
  • Yüksek çözünürlüklü fotoğraflara haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    Haldun Dormen, Sahne Arkası Anılarını Anlatıyor yazısına devam et
  • Max Maceraları: Dinoterra

    Yekta Kopan, Hülya Avşar, Kenan Doğulu ile Serhat Aslan’ın seslendirdiği animasyon film Max Maceraları: Dinoterra (Max Dinoterra), 03 Mayıs 2013’de Tiglon Film tarafından vizyona çıkarıldı.
    Gölgelerin Efendisi, Aslan Max’ın kristalleri ele geçirmesini engelledikten sonra, bu kez çok daha güçlü olan Dinozor kristallerinin varlığını öğrenerek geri döner. Gölgelerin Efendisi bu kristalleri kötü niyetleri için kullanmak üzere ele geçirmeyi planlamaktadır. Oysa kristalleri ele geçirmesi olduça zor olacaktır çünkü bu kristaller yalnızca Dinozorların ait olduğu tarih öncesi çağda vardır.

  • Basın Bülteni
  • Fotoğraflar
  • Web Sitesi
  • Fragman
  • Diğer basın bültenlerine haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    Max Maceraları: Dinoterra yazısına devam et
  • Katin Ormanı Kanamaya Devam Ediyor

    10 Nisan 2010’da Polonya Devlet Başkanı Lech Kaczynski dahil 96 kişinin korkunç bir şekilde ölümüyle sonuçlanan uçak kazasının kurbanları Rusların planladığı ve gerçekleştirdiği “Katyn-Katin” Ormanı Katliamı’nın 70. yıldönümünde olay yerinde bir anma töreni gerçekleştirmeye gidiyorlardı.

    Şükürler olsun ki bu uçak kazasının Polonyalı uzmanlarında katıldığı soruşturması sonucunda düşmenin Rusların sabotajı olmadığı ortaya çıktı ve herkes çok rahatladı.

    Bu talihsiz, tüyler ürpertici kaza, 1940’ta 15 ila 22 bin Polonyalının katledildiği “Katyn-Katin” Ormanı’nın ne yazık ki 70 yıl sonra bile kanamaya devam ettiğini, 70 yıl sonra bile yeni yeni kurbanlar almaya devam ettiğini gösterdi.

    “Katyn-Katin” Filmi Oscar Ödülüne Aday Gösterilmişti

    Polonyalı yönetmen Andrej Wajda (6 Mart 1926 doğumlu) 80 yaşını tamamlamaya hazırlandığı Şubat 2006’da yeni nesil, genç sinemaseverlerin tarihi olayları ve siyasal konuları işleyen filmlere ilgisi göstermemesine rağmen çalışma arkadaşlarıyla birlikte Rusların yaptığı ve 15 ila 22 bin Polonyalı’nın canının alındığı, 1940 “Katyn-Katin” Ormanı Katliamı’nı konu alan bir film senaryosu yazdıklarını açıklamıştı… 15 milyon Polonya Zlotisi harcanan, Polonya ile Almanya’nın ortak yapımı bu film “Katyn-Katin” (118 dakika uzunluğunda) adıyla, Polonya’nın işgalinin 68. yıldönümünde (Eylül 2007’de) bu ülkede gösterilmeye başlanacak ve hem “Shrek the Third-Şrek 3” filminden sonra o yıl Polonya sinemalarında en çok seyirci toplayan film olmayı, hem de yabancı film dalında Oscar ödülüne aday gösterilmeyi başaracaktı. “Katyn-Katin”in dünya galası Sovyet Rus İşgalinin 68. Yıldönümü olan 17 Eylül’de başkent Varşova’da yapıldı. Film 21 Eylül’den itibaren de Polonya sinemalarında gösterilmeye başlandı. “Katyn-Katin”, Polonya’da 2 milyon 700 bin bilet keserken, 14 milyon dolar da hasılat elde etti. Dünya tarihinde bugüne kadar görülmüş belki de en zalim, en acımasız, en gaddar iki diktatörün (Hitler ve Stalin’in) orduları tarafından paspas gibi çiğnenen çok talihsiz bir milletin, çok şanssız bir ülkenin dinmeyen acılarının öyküsü olan “Katyn-Katin” 05 – 20 Nisan 2008 tarihleri arasında gerçekleştirilen 27. Uluslararası İstanbul Film Festivali’nde de sinemaseverlere sunuldu.

    Ruslar 23 Yıl Kadar Önce “Katyn-Katin” Katliamını Yaptıklarını İtiraf Etti

    Eylül 1939’da Polonya Almanya ve Sovyet Rusya arasında paylaşıldı.1 Eylül’de Almanlar, 17 Eylül’de Ruslar saldırdı. İşgal ordularının gelişmiş tank ve uçaklarının karşısına çıkarılan çağdışı Polonya süvarilerinin müthiş ve çok acıklı bir yenilgiye, hezimete uğramaktan başka çaresi yoktu. 1940 yılının ilk yarısında (Mart başından Haziran başına kadar) diktatör Stalin’in emriyle Sovyet Rusya ordusu elindeki Polonyalı esirlerden 15 ila 22 bin kadarını Rusya’nın Smolensk kenti yakınlarındaki “Katyn-Katin” ormanında katletti. Bunlar savaş öncesinde doktor, avukat, akademisyen, mühendis, polis ve din adamı olarak görev alan Polonyalılardı. ”Katyn-Katin” Ormanı katliamı 10 Haziran 1944’te Fransa’daki Oradour-sur-Glane köyündeki erkek, kadın, çocuk, ihtiyar toplam 642 masum sivilin tümünün Almanlarca katledilmesi gibi Avrupa tarihinin unutturulmak istenen on binlerce kötü, berbat anısından biridir.

    “Katyn-Katin” katliamının Ruslar tarafından tamamlanmasından tam bir yıl sonra Haziran 1941’de Alman ordusu (Wehrmacht) Sovyet Rusya’yı işgâle girişti ve Katyn Ormanlarındaki toplu mezarları bularak, Sovyet Rusya’nın insanlık suçunu dünya kamuoyuna açıkladı. Ruslar Katyn katliamının sorumluluğunu yaklaşık 50 yıl boyunca (1990’a kadar) hiçbir şekilde kabul etmedi ve bu insanlık suçunun da Almanların işlediği diğer binlerce insanlık suçundan biri olduğu propagandasını yaptı. Günümüzden 23 yıl kadar önce itiraflar ve kabullenme geldi; önce Rus lider Mihail Gorbaçov, ardından da Boris Yeltsin katliamı diktatör Stalin’in emriyle Rusların yaptığını itiraf etti.

    Polonya İkinci Dünya Savaşı’nda Altı Milyon Canını Kaybetti

    Polonya İkinci Dünya Savaşı’ndaki Alman-Sovyet işgali sırasında 3 milyonu Yahudi asıllı toplam 6 milyon canını kaybetti… Başkent Varşova, Filipinlerin başkenti Manila’yla birlikte bu savaştan en büyük yıkım, tahribat ve zararla çıkan kentti…

    Burada bir parantez açalım ve Birinci Dünya Savaşı’na 21 milyon nüfusla başlayan Osmanlı İmparatorluğu’nun da 1914-1918 arasında 3 milyon canını kaybettiğini hatırlatalım…

    Andrey Wajda’nın Babası da “Katyn-Katin” Ormanı’nda Ruslar Tarafından Öldürüldü

    Katyn’de öldürenler arasında, Andrzej Wajda’nın 72. Piyade Alayı’nda yüzbaşı olan ve katledildiğinde 40 yaşında olan babası Jakub Wajda’da vardı. Andrzej Wajda babası öldürüldüğünde henüz 14 yaşındaydı… Annesi öldüğündeyse sadece 24 yaşındaydı. Andrzej Wajda’nın öğretmenlik yapan annesi on binlerce Polonyalı gibi yıllarca eşinin sağsalim eve dönmesini bekledi durdu. Zaman geçtikçe Bayan Wajda’nın da ümitleri söndü, tükendi.

    “Katyn-Katin” filmini çok erken yaşta ölen, acıların kadını, sevgili annesi Aniela Zofia Wajda’ya (1901-1950) ithaf eden Andrzej Wajda delikanlılık yıllarında Alman işgâline karşı direniş hareketi içinde yer aldı. 26 Mart 2000 tarihinde Onur Oscar’ıyla da ödüllendirilen Andrzej Wajda “Man of Iron-Demir Adam” adlı filmiyle Cannes Film Festivali’nde büyük ödül Altın Palmiye’ye layık bulunmuştu.

    Andrey Wajda’nın Dört Filmi Yabancı Film Oscar’ına Aday Gösterildi

    Andrzej Wajda’nın filmlerinden “Land of Promises-Vaatler Ülkesi” (1975), “The Maids of Wilko-Wilko’lu Kızlar” (1979), “Man of Iron-Demir Adam” (1981) ve “Katyn-Katin” (2007) yabancı film dalında Oscar ödülüne aday gösterilmiştir.

    * “Vaatler Ülkesi” Oscar’ı “Dersu Uzala”ya kaptırdı.

    * “Wilko’lu Kızlar”ın yılında Oscar’ı “Teneke Trampet” kazandı.

    * “Demir Adam”ın yılındaysa Oscar “Mephisto”nun oldu.

    * “Katyn-Katin”in yılındaysa Oscar’ı “Kalpazanlar” elde etti.

    Wajda’nın filmlerinden “Kanal” (1958), “Everything for Sale-Herşey Satılık” (1969), “Korczak” (1991) ve “Pan Tadeusz” ise (2000) Polonya’nın Oscar aday adayı olarak Amerika’ya yollanmış, ancak Oscar ödülü adaylığını elde edememiştir.

    Polonya Doğumlu Roman Polanski’nin Annesi de Polonyayı İşgâl Eden Almanlarca Öldürüldü

    Almanların ve Rusların İkinci Dünya Savaşı sırasındaki Polonya işgâlinin 6 milyon kurbanı arasında Yahudi asıllı Oscar ödüllü (Oscar ödülünü “Piyanist”le kazanmıştır ve Polonya’yı temsil eden “Knife in the Water-Sudaki Bıçak” adlı filmi yabancı film dalında Oscar ödülüne aday gösterilmiştir) yönetmen Roman Polanski’nin Alman toplama ve öldürme kamplarında hayatını kaybeden annesi de bulunmaktadır. Roman Polanski’nin babası soykırımdan canını kurtaran 300 bin Polonya Yahudisinden biridir.

    Barbar Kim?

    Bu yazının kıssadan hissesi: biz Türkleri her fırsatta barbarlıkla suçlayan Avrupalılar aynaya baktıklarında barbarın kim olduğunu göreceklerdir.

    (28 Nisan 2013)

    Hakan Sonok

    hakansonok.sonok1@gmail.com

    Türkçede Q Harfi…

    Yusuf Çetin, ismini duymuşsunuzdur, görseniz -ismen olmasa bile- tanıyanlarınız çıkar, Yeşilçam’da yıllarca yan rollerin oyuncusu olarak emek vermiştir. Yeşilçam’ın çözülmesinden sonra filmlerde pek görülmeyen Çetin, 2010 (yoksa 2011 mi?) yılında yönetmen olarak afişlere adını yazdırır ve filmi de gösterime çıkar. İlginç olan filmin adıdır. Sinema tarihimize Kir adı ile geçecek filmin -afişlerdeki- adı: “Qirej”dir. Aradan 2-3 yıl geçer, bir ara oyunculuk yapan, Kürtçe filmler çektiren, daha sonra yönetmenliğe de girişen, -filmlerinin ses getirmemesi üzerine, sinirlenip, sağı solu eleştiren (bu arada siyasete de soyunan fakat sonuç alamayan)- Gani Rüzgar Şavata, bu kez yapımcı olarak, Arafat Şavata (oğlu) ve Mustafa Delazy’e bir film yönettirir, adı: “Qüfür (Çümbür Cemaat)” (Ben bu sözü “cümbür cemaat” olarak bilirim, burada “çümbür cemaat” olmuş!)

    Sözünü ettiğimiz iki filmin adı da Q harfi ile başlıyor. Türkçede Q harfinin olmadığını biliyorum, eğer bu filmlerin adı Kürtçe ise, -bu arada birçok filmimizde, Kürtçe konuşmaların yer aldığını, hatta tamamen Kürtçe filmler çekildiğini gördükten sonra- bu filmlerin adı -nasıl okursanız okuyun- eğer Kürtçe ise ve isimler Kürtçe olarak Q harfi ile başlıyorsa -ve devam edecek gibi görülüyor- bunun dile getirilmesi ve duymayanlara duyurulması gerektiği düşüncesindeyim. Filmin ikinci yönetmeninin adı -aynı zamanda yapıma da ortak- Mustafa Delazy. Delazy adına bakarak bu kişinin yabancı olduğuna karar verebilir miyiz? (Yabancı ise nerelidir, hangi ülkedendir, Kürt ise, Kürt vatandaşı olamayacağına göre, Türk vatandaşı ise adı neden Türkçe değildir, -eğer varsa Türk pasaportunda- adı nasıl yazılmaktadır?)

    Bunlar bugün olan şeyler değil, 1992’de Sinan Çetin, Almanya’da çektiği filmin adını Berlin in Berlin olarak İngilizce koymuştur. 2007’de İnal Temelkuran da yaptığı ilk filme, yine İngilizce Made in Europe adını vermiştir. Sinema tarihimizde filmografileri tarayınca, benzer başka isimler bulabilir miyiz bilemiyorum, bunlar sadece hafızamda bulabildiklerim. Akla gelen bir de oyuncu adı var. Cemal Gözütok’un Sekizinci Saat (1994) filminin oyuncuları arasında Osman Wober adı veriliyor. W ile yazılan Wober soyadı-nın, Almanya kökenli (babası?) olmasından kaynaklanmaktadır.

    Q harfi ile başlayan film adlarından önce bir takım filmlere, içindeki Kürtçe konuşmalardan öte, Türkçe isimlerinin yanında Kürtçe isimler verildiği de görülmüş (Doz / G. R. Şavata / 2001; Dür – Uzak / Kâzım Öz / 2005… vb… ) ve o zaman tarafımdan yazı ile eleştiri konusu yapılmamıştır (yapılsa da fark eden bir şey olmayacaktı.)

    Son olarak filmlerde, filmin kahramanı olan kişilerin isimleri, isim olarak kullanılmaktadır, bu güne kadar Meyro (Yılmaz Duru / 1973), Davaro (K. Tibet / 1981), Davudo: Erkek Erkeğe (Kazankaya / 1965 ) gibi isimler kullanılmıştır. En son örnek ise Reha Erdem’in Jîn (2012) filmidir. Ama bunlar kişi isimleridir ve ülkemizde Kürt vatandaşlarımızda (en azından ülkemizde yaşayan, pasaportsuz ve kimliksiz olsalarda?) vardır. Bunların gündelik hayatta ve kendi aralarında kullandıkları Kürtçe isimler dışında, Türkçe isimleri de olabilir ama bunu kendi aralarında pek kullanmazlar.

    Sinemamızın tarihinde yer alan ve iki aşığın isimlerinden (“aşk” serüvenlerinden) oluşan filmler vardır: Arzu ile Kamber / Tahir ile Zühre / Leyla ile Mecnun / Ferhat ile Şirin. Bunlar bizim ve daha doğudaki halk kültürlerinde yer alan söylencelerdir. 1991 yılında Ümit Elçi, bir doğu, Kürt söylencesine dayanan Mem û Zin’i film yapar ve film gösterime çıktıktan bir süre sonra “Kürtçe” dublajı yapılarak, Doğu Anadolu’da tekrar gösterime çıkarılır. (Yanılmıyorsam TRT Şeş’in açılmasından sonra da Diyarbakır Devlet Tiyatrosu’nda Kürtçe sahnelenmiştir.) Aynı yıl (1991) Şahin Gök de Siyabend ile Heco’yu sinemaya uyarlayacaktır. Ümit Elçi, bu halk söylencesini yaparken Ehmede Xani’nin (Ahmed-i Hani) eserinden hareket etmiştir. Gök ise Hüseyin Erdem’in (!)Siyabend û Xece isimli eserinden… Anlaşılacağı üzere Kürtçe olan bu eserler, Kürtçe özelliği belirtilerek, Kelimelerden Görüntüye isimli, sinemamızdaki edebiyat uyarlamalarını inceleyen araştırmamıza alınmıştır.

    Şunu yazmak zorundayım, bu Q harfi için, -ben Kürtçe bilmem, içinde Q, W ve X harflerinin bulunduğu bir Kürt alfabesi var mı? Bütün bunlardan sonra ve son yıllarda Kürtçe dili ağırlığı taşıyan filmlerden önce yapılan, Yılmaz Güney’in senaryosunu yazdığı ve Şerif Gören’in yönettiği Yol (1981) filmi ülkemizde bir süre gösterilmemiştir. Film bu arada Uluslararası Cannes Film Festivali’nde En İyi Film ödülünü paylaşmıştır. Filmde bir sahne vardır: Film dini Bayram nedeni ile izin kâğıdı ile ve belli bir süre evlerine gönderilen altı kişinin bu yolculuğunu anlatır. Bu kişilerden birinin tren ile ulaştığı yere varılınca “ekranın sağ üst köşesinde” Kürdistan yazısı görülür. Filmin ülkemizde gösterilmeme nedenlerinden biri de bu yazı olabilir. Daha sonraki yıllarda ülkemizde gösterilen filmde, bu yazının bulunduğu bölüm çıkarılmıştır. Fakat filmin yurt dışı gösterimlerinde -özellikle ödül aldığı festivaldeki gösteriminde- bu yazının çıkarılmış olması mümkün değildir. Türkiye’deki gösterimlerinde çıkarılmış olmasının bir anlamı vardır ama bunun kıymeti var mıdır?

    Görünen o dur ki, bundan sonra Kürtçenin yer aldığı filmlere alışmak zorunda kalacağız. Sinemamızın bu alıştırmayı yapmaya başlaması epey bir zamandır sürüyor. Bu noktada şunu söylemek gerekir, Özcan Alper’in Sonbahar filminde zaman zaman konuşulan dilin “Lazca” (karadeniz ağzı değil, -bir başka dil) olduğunu söylüyorum. Harfler-den, dil-lere geçtik… Filmler çekilmeye devam ediyor.

    (28 Nisan 2013)

    Orhan Ünser

    3. Nar Film Festivali

    İnsanlığın biriktirdiği ilerici değerlerin ve kültür-sanat alanındaki tüm olumlu birikimin Gaziantep halkıyla buluşturulması amacını taşıyan Nar Sanat Derneği’nin düzenlediği 3. Nar Film Festivali, 02 – 07 Mayıs 2013 tarihleri arasında Gaziontep’te gerçekleştiriliyor. Festival açılışı 02 Mayıs 2013 Perşembe akşamı saat 20:00’de Gaziantep Üniversitesi Atatürk Kültür Merkezi’nde Ali Sait Liman’ın yönetmenliğini yaptığı Büyülü Fener: Gaziantep’te Sinema adlı belgeselin gösterimi ile yapılacak. 32. İstanbul Film Festivali’nin ödüllü filmi Sen Aydınlatırsın Geceyi de festivalde gösteriliyor.

  • Gösterilecek filmler hakkında geniş bilgilere ve yüksek çözünürlüklü fotoğraflara haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    3. Nar Film Festivali yazısına devam et
  • Şahin Gök’ü Kaybettik

    Sinemamızın set işçiliğinden yönetmenliğe geçen nadir emekçilerinden Şahin Gök, 21 Nisan Pazar günü hayatını kaybetti. Gök, Kurban Olduğum, Yaşamak Seninle Güzel, Kızgın Güneş, Melek Yüzlüm, Gün Akşam Oldu, Sevdan Öldürdü Beni, Alnımdaki Bıçak Yarası, Sevgiye Hasret, Elveda Mutluluklar, Ponente Feneri, Kan Çiçeği, Eskici ve Oğulları, Kızılırmak Karakoyun, Drejan ve Son Cellat gibi filmleriyle hatırlanıyor. Cenazesi, 23 Nisan 2013 Salı günü Teşvikiye Camii’nde kılınacak öğle namazını müteakip Feriköy Mezarlığı’na defnedilecek olan merhuma tanrıdan rahmet, kederli ailesine sabırlar dileriz.

  • Basın Bülteni
  • Yüksek çözünürlüklü fotoğraflara haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    Şahin Gök’ü Kaybettik yazısına devam et
  • 13. Frankfurt Türk Film Festivali

    Frankfurt kenti bu yıl 13. kez Türk sinemasının başkentine dönüşecek. 25 Ekim – 02 Kasım 2013 tarihleri arasında CineStar Metropolis Sineması’nda Frankfurt Türk Film Festivali kapsamında Yeşilçam’ın unutulmayanları ve Türk Sinemasına son yıllarda damgasını vuran yıldızlar ve filmler ile seyircileri bir araya getirecek. Bu yıl festival yine Hessen Eyaleti Başbakanı Volker Bouffier, Hessen Eyaleti Adalet, Uyum ve Avrupa Bakanı ve Başbakan yardımcısı Jörg-Uwe Hahn, Frankfurt Anakent Belediye Başkanı Peter Feldmann ve Türkiye Cumhuriyeti Frankfurt Başkonsolosu Ufuk Ekici himayesinde gerçekleşecek.

  • Basın Bülteni: 1 / 2
  • Web Sitesi
  • 13. Frankfurt Türk Film Festivali yazısına devam et