İspanyol Sinemasından Depresif Gerilim

Julia’nın Gözleri (Los Ojos de Julia)
Yönetmen: Guillem Morales
Senaryo: Oriol Paula-Guillem Morales
Müzik: Fernando Velázquez
Görüntü: Óscar Faura
Oyuncular: Belén Rueda (Julia/Sara), Lluis Homar (Isaac), Pablo Dergui (Angel), Francesc Orella (Müfettiş Dimas), Joan Dalmau (Créspulo), Boris Ruiz (Blasco), Julia Gutiérrez Caba (Bayan Soledad), Andrea Hermosa (Lia), Daniel Grau (Dr. Román)
Yapım: Universal-Antena 3-Mesfilms (2010)

Meksikalı yönetmen Guillermo del Toro’nun sunduğu “Julia’nın Gözleri”, toplumda görünmez ve silik bir katilin yanlızlığıyla katili arayan Julia’nın nefes kesen gerilimi.

Gözleri görmeyen Sara, teypten duyulan hiç sevmediği Dusty Springfield’in “The Look of Love” şarkısıyla tedirginlik içinde bilmediği bir şeyden kaçarak evin bodrum katına sığınıyor. Tavanda asılı ipi boğazına geçiriyor. Fotoğraf makinesinin flâşı ortalığı aydınlatırken bir ayak sandalyeye dokunuyor ve Sara ölüyor. Gökbilimci ikiz kız kardeşi Julia da, başka bir mekânda boynunda sarılı eşarpla boğulur gibi oluyor o anda. Ardından Julia, psikolog kocasıyla Sara’nın evine geliyor ve Sara’nın cesediyle karşılaşıyorlar. Bundan sonra film, seyirciyi tam bir gizemin içine çekerek merak duygusunu sonuna kadar taşıyan bir gerilim yapıtına dönüşüyor. Bazı anlarda seyircinin gerçekten nefesi kesiliyor. İyi yazılmış senaryo, iyi oyunculuklar ve fonda duyulan gerilime destek veren Fernando Velázquez’in müzikleri, 1975 Barcelona doğumlu yönetmen Guillem Morales’in 2010 yapımı “Los Ojos de Julia – Julia’nın Gözleri” filmine çok şey katıyor.

Finali nefes kesiyor…

Julia, kız kardeşinin intihar ettiğine inanmıyor ve kız kardeşi gibi depresif bir çıkmazın içine düşüyor. Küçük ipuçlarıyla bilmediği katilin peşinde dolaşan Julia, bir andan sonra katille yan yana geliyor. Önce kız kardeşinin komşularıyla tanışıyor Julia. Sara gibi kör olan Bayan Soledad’la iletişim kuruyor. Bayan Soledad’ı önce kocası, sonra da oğlu Angel terk etmiş. Yalnız bir yaşlı kadın o. Kız kardeşinin cenazesinde de Bay Blasco ve kızı Lia’nın varlığını öğreniyor Julia. Hikâyenin derinliğinde de bu komşulardan şüphelenmeye başlıyor. Lia, trajedisini yaşamadan önce, Julia’yı gerçekliğe biraz daha yaklaştırıyor final bölümünde. Julia, körlerin gittiği Baumann Merkezi’nde rastlantıyla kız kardeşinin sevgilisi olduğunu öğreniyor. Sonra, elinde flâşlı fotoğraf makinesi olan katil onu merkezde buluyor. Katilin peşine takılan Julia’nın gözleri de kararmaya başlıyor yavaşça. Portekiz sınırındaki otelde kız kardeşinin sevgilisini arıyor sonra Julia. Kocası Isaac, onu paranoyalarından uzaklaştırmaya çalışsa da Julia, otel çalışanı yaşlı Créspulo’nun, silik kişilikli ve görünmez insanlar üzerine fikirlerini öğrendikten sonra olaylar hızla gelişiyor. Önce, kocası otoparkta kayboluyor. Ardından Dr. Román, donör bulunduktan sonra Julia’yı ameliyat ediyor. Julia, ameliyattan sonra kız kardeşinin evine yerleşiyor. Dr. Román, hasta bakıcı olarak, Julia’nın hastanede bir ara göz göze geldiği Iván’ı gönderiyor. Julia da gelenin Iván olduğunu sanıyor. Julia’nın gözleri ameliyat edildiği için bandajlı elbette. Yönetmen, finale kadar katilin yüzünü göstermiyor. Seyircinin gözleri de bandajlı sanki bu anlarda. Bu da merak duygusunu ve gerilimi çoğaltıyor. Özellikle, Julia’nın kız kardeşinin evindeki anlarda seyirci o yüzü görmek için streslere düşüyor. Neredeyse Julia gibi depresif ruh halini yaşıyor sanki seyirci. Katilin evinde geçen anlarsa, tam anlamıyla nefes kesiyor. Elbette gözlerdeki bandaj da çıkıyor bu anlarda. Filmde, özellikle giriş bölümündeki gerilim seyirciye çok şey vadediyor. Yönetmen Morales bu sözünde duruyor ve filmin derinliğinde seyircilere heyecanlı anlar yaşatıyor. Julia’nın, Baumann Merkezi’nin bodrum katındaki koridorda katilin peşine düşmesi estetik anlamda da çarpıyor seyirciyi. Filmin adının nereden geldiğini katilin kim olduğunu öğreniyorsunuz en sonda. Aslında, katilin ruh hali de önemli filmde. Hiç fark edilmeyen, başka insanlarca yokmuş gibi davranılan insanlar, bu filmin katili gibi varolmak için öldürürler mi? Gerçekten bu çok derin bir psikososyal sorun olabilir. Depresif haller gibi.

1964’te Meksika’nın Guadalajara şehrinde doğan Guillermo del Toro’nun sunduğu “Julia’nın Gözleri”, Hollywood filmlerindeki korku – gerilim duygusunu seyirciye her an duyuran filmlerden. Toro’yu, 2006 yapımı “El Labirento de Fauna – Pan’ın Labirenti” filminden hatırlayabilirsiniz. Sara ve Julia’yı canlandıran 1965 Madrid doğumlu Belén Rueda, Juan Antonio Bayona’nın 2007 yapımı “El Orfanato – Yetimhane” filminde Laura karakterinde görünmüştü. 1957 Barcelona doğumlu Lluis Homar, Pedro Almodóvar’ın 2009 yapımı “Los Arazos Rotos – Kırık Kucaklaşmalar” filmindeki kör yönetmen Mateo karakteriyle biliniyor.

(28 Haziran 2011)

Ali Erden

sinerden@hotmail.com

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir