Altyazı Dergisi’nin Şubat 2011 Sayısı Bayilerde

Altyazı Aylık Sinema Dergisi, Şubat sayısında yılın en çok konuşulan filmlerinden Siyah Kuğu – Black Swan’ı kapağına taşıyor. Derginin vizyon sayfalarında Dövüşçü (The Fighter) üzerine bir yazı ve Ağaç (The Tree) filminin yönetmeni Julie Bertucelli ile yapılmış bir söyleşi de yer alıyor. 2010’da Sinema başlıklı dosyada Altyazı her yıl olduğu gibi sinema yazarlarının oylarıyla Yılın En İyi Filmleri’ni seçiyor. 2010 yılının Türkiye’de vizyon şansı bulamayan önemli filmleri, festivallerde dikkat çeken belgeseller ve sinema dünyasına damgasını vuran olaylar dosyadaki yerini alıyor.

  • Basın Bülteni
  • Web Sitesi
  • Yüksek çözünürlüklü kapak fotoğraflarına haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    Altyazı Dergisi’nin Şubat 2011 Sayısı Bayilerde yazısına devam et
  • Yeni Superman Henry Cavill

    Warner Bros. Pictures ve Legendary Pictures’ın bugün yaptığı açıklamaya göre, en sevilen ikonik super kahraman Superman rolünü Henry Cavill oynayacak. Senaryosu David S. Goyer ve Christopher Nolan’a ait hikâyeden David S. Goyer tarafından yazılan yeni Superman filminin yönetmeni Zack Snyder. Henry Cavill en son The Cold Light of Day adlı yapımında yer aldı. Ayrıca, bu yıl sonbahar aylarında gösterime girecek olan Immortals’da karşımıza çıkacak. Yeni Superman filmi Aralık 2012’de gösterime girecek.

  • Basın Bülteni
  • Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.
  • Yüksek çözünürlüklü fotoğraflara haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    Yeni Superman Henry Cavill yazısına devam et
  • Çoğunluk’a, Angers Avrupa İlk Filmler Festivali’nden Büyük Jüri Ödülü

    Yönetmenliğini Seren Yüce’nin yaptığı Çoğunluk, 21 – 30 Ocak tarihleri arasında Fransa’da gerçekleşen 23. Premiers Plans – Angers Avrupa İlk Filmler Festivali’nden ödülle döndü. Yeni Sinemacılar’ın son filmi olan Çoğunluk, 9 filmin yarıştığı bölümde En İyi Film’e verilen Büyük Jüri Ödülü’nü Rus yönetmen Andrey Stempkovsky’in Reverse Motion (Obratnoe Dvizhenie) filmiyle paylaştı. Bu ödülü daha önce Zeki Demirkubuz 1998 yılında Masumiyet filmiyle kazanmıştı. Çoğunluk, ayrıca 26 Ocak’ta başlayan ve 06 Şubat’a kadar devam edecek olan 40. Uluslararası Rotterdam Film Festivali’nde Bright Future Bölümü kapsamında gösteriliyor.

  • Basın Bülteni
  • Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.
  • TED Ankara Koleji Liselerarası 2. Kısa Kes Film Yarışması

    TED Ankara Koleji Vakfı Özel Lisesi’nin geçen yıl büyük yankı yaratan Kısa Kes Kısa Film Yarışması bu yıl Türkiye çapında yapılıyor. Konu ve tür sınırlamasının olmadığı Kısa Kes Kısa Film Yarışması’na Türkiye’deki tüm devlet ve özel okullarda öğrenim gören lise öğrencileri katılabiliyor. Yarışmanın son katılım tarihi ise 23 Nisan 2011 olarak belirlendi. Öğrencilerin işaretledikleri şıkların değil, hayal güçlerinin yarışacağı 2. Kısa Kes Film Yarışması’nın ön başvuruları yarışmanın web sitesinden yapılabiliyor. Yarışmanın jüri üyeliği görevini bu yıl da birbirinden değerli sinema sanatçıları üstlenecek.

    TED Ankara Koleji Liselerarası 2. Kısa Kes Film Yarışması yazısına devam et

    3. Rotary Kısa Film Festivali

    3. Rotary Kısa Film Festivali, bu yıl dört merkezde ön eleme ve Ankara’da büyük final ile toplam beş yerde yarışacak. 31 Ocak 2011 tarihine kadar katılan belgesel ve kurmaca dalındaki filmler, Eskişehir, Antalya, Adana, Samsun’da Şubat ayı içinde ilân edilecek tarihlerde gösterilecek ve her ildeki ilk on film 02 – 05 Mart 2011 tarihleri arasında Ankara’daki büyük finalde yarışacak. Rofife’nin geçen iki yıl dereceye giren filmleri ilk defa bu yıl Altın Portakal Yarışması’nda özel gösterime alınacak. Altın Koza ve Ankara Film Festivali’nde de aynı şekilde gösterim yapılması için çalışmalar devam ediyor.

  • Basın Bülteni
  • Başvuru Formu
  • Web Sitesi
  • Görsele haberin devamından üzerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    3. Rotary Kısa Film Festivali yazısına devam et
  • Aşk Tesadüfleri Sever’in Orijinal Film Müzikleri Satışa Sunuluyor

    Ömer Faruk Sorak’ın yönetmenliğini üstlendiği, öykü ve proje tasarımı İpek Sorak’a ait, Böcek Yapım’ın yeni sinema filmi Aşk Tesadüfleri Sever’in sürprizlerle dolu soundtrack albümü, 04 Şubat’ta Pasaj Müzik etiketiyle yayınlanıyor. Mehmet Günsür ve Belçim Bilgin’in başrollerinde yer aldığı filmin tema müzikleri Ozan Çolakoğlu tarafından hazırlandı. Filmin vizyona girmesi ile müzik marketlerde yerini alacak olan soundtrack albümün en büyük sürprizi, başrol oyuncularından Mehmet Günsür’ün seslendirdiği söz ve müziği Bülent Ortaçgil’e ait Eylül Akşamı şarkısı oldu. Film adını, 2006 yılında yayınlanan ve Murathan Mungan’ın seçtiği şarkılardan oluşan Müslüm Gürses albümünden alıyor.

  • Basın Bülteni
  • Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.
  • Web Sitesi
  • Görsellere haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    Aşk Tesadüfleri Sever’in Orijinal Film Müzikleri Satışa Sunuluyor yazısına devam et
  • 4. Rotaract Kısa Film Festivali

    Beyoğlu Rotaract Kulübü’nün geleneksel projesi olan 4. Rotaract Kısa Film Festivali’nin katılım süreci başladı. Festival kapsamında yarışma kategorisine “kurmaca” ve “deneysel” filmler kabûl edilirken “animasyon” ve “belgesel” filmler yarışma dışında gösterilecek. Bu sene festival için gönderilen filmleri değerlendirecek olan jüri üyeleri şu isimlerden oluşuyor: Hakan Keche (yönetmen), Toprak Sergen (oyuncu), Levent Üzümcü (oyuncu), Levent Can (oyuncu), Mine Ege (Rotaryen). Jüri değerlendirmesi, sonuçların açıklanması ve ödül töreni 27 Mart 2011 tarihinde İTÜ Maçka Sosyal Tesisler Salonu’nda yapılacak.

  • Basın Bülteni
  • Web Sitesi
  • Yüksek çözünürlüklü afişe haberin devamından üzerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    4. Rotaract Kısa Film Festivali yazısına devam et
  • 14. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali

    14. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali bu sene 05 – 12 Mayıs 2011 tarihleri arasında gerçekleştiriliyor. Avrupa Kadın Filmleri Festivalleri Network üyesi, dünyada ve Türkiye’de Film Eleştirmenleri Federasyonu (FIPRESCI) ödülünün verildiği tek Kadın Filmleri Festivali olan Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali bu yıl da Ankara’ya taze ve renkli bir bahar havası getirecek. Uçan Süpürge Onur Ödülleri ve Bilge Olgaç Başarı Ödülleri yine sinemamıza emek vermiş kadınları ve sinema insanlarını görünür kılmaya devam edecek. Festivalde bu yıl Uçan Süpürge Onur Ödülü Türkiye sinemasının unutulmaz oyuncularından Derya Alabora’ya, Bilge Olgaç Başarı Ödülü ise Deniz Türkali ile Handan Kara’ya verilecek.

    14. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali yazısına devam et

    Bu İzlediklerinizi Lütfen Gerçek Hayatta Denemeyin!

    Sanctum bir grup mağara dalışçısının doğal felâketler sonucu başlarına gelenleri anlatıyor. Zengin bir adamın sponsorluğunda hayatı mağara dalışlarıyla geçen bir baba ve onun ilgisinden yoksun kalmış delikanlı oğlu tropik fırtına sonrası ekibin diğer üyeleriyle birlikte mağaranın ve sualtının derinliklerinden gün yüzüne çıkmaya çalışıyorlar. Rollerin hiçbirinde çok ünlü oyuncu yok. Hatta en çok başrole yakın duran delikanlı önceden hiçbir filmle ses getirmiş değil. Pek getireceğini de yok, maalesef ki ne star aurası var ne de yeteneği. Gözlerinizi alamayacağınız bir yakışıklılığı da yok. Babayla varlıklı sponsoru çeşitli filmlerden hatırlayabilirsiniz ama oyuncuları gereği Sanctum baştan üçüncü sınıf televizyon filmlerinden öteye geçemiyor. Bu tanımlamaya konusu, filme alınışı da ekleniyor. James Cameron’un ünüyle ilgi toplamaya çalışılan filmin asıl yönetmeni Alister Grierson. Filmin macera ve heyecan açısından Avatar ve Titanik’le uzaktan yakından âlâkası yok. Hatta dalışa ilgisi olan insanlar için bile yeterince doyurucu değil. Üç boyutu kullanarak bir sualtı macerası sunulmaya çalışılmış ama üç boyut filme ne bir şey getiriyor ne filmden bir şey götürüyor. Biraz burnunuza ağırlık yapan bir gözlükle filmi izliyorsunuz.

    Film iddialı bir isme sahip: Sanctum. Sanctum hem kutsal yer anlamına geliyor hem de girilmesi yasak olan özel oda. Her iki anlamıyla da filme iyi bir yola çıkış noktası veriyor. Mağara, özellikle de sualtı mağarası, herkesin dünyaya geldiği ana karnına olan benzerliğiyle gerçekten de en kutsal olabilecek yerlerden biri. Bunun yanı sıra doğanın kanunlarıyla oyun oynamaya kalkan ekibimizin, bu yolculuğa tersten çıkmaya çalışması da özel alanın ihlâli meselesi oluyor. Ekip azimle, mağaranın yağmur alan ana girişinden girip, nehir yolunu izleyerek denize ulaşmaya, sualtı yollarının kendine has kutsallıklarını delip geçmeye çalışıyor. Maalesef ki, bu anlamlı yolculuk olabildiğince vasat bir şekilde aktarılmış. Baba oğul çatışıyor, baba, oğul ve varlıklı sponsor çatışıyor. Arada bilumum insanlar doğanın kanunlarına karşı geldikleri için ölüyor. Ve sonunda baba tahtını oğluna devrediyor. Oğul azimle yolculuğuna devam ediyor.

    Sanctum, Oscar adayı filmlerin tek tek gösterime girdiği bu günlerde pek parlak bir seçim olmaz. Ama sualtını seviyorsanız ve biraz üç boyutlu gezinti yapmak istiyorsanız, neden olmasın. Ayrıca filmin sonunda dalgıçlar için iyi bir hava edinme tekniği gösteriliyor. Yine de bu izlediklerinizi gerçek hayatta denemeyin!

    (05 Ocak 2011)

    Nur Özgenalp

    Sinema / TV Sektörü ve Bardağın Dolu Tarafı…

    Sinema / TV çalışanlarının, çalışanların sorunları ve dizilerin uzunluğu için yaptığı eylemden (protestodan) sonra taşlar yerinden iyice oynadı. Böylece, ilgili tüm bakanlıklar sektörün sorunlarına daha duyarlılaştı, yapımcılar düşünmeye başladı, sinema kurumları silkelendi ve daha çok çalışmaya başladı. 24 Aralık 2010’dan sonra, sinema / TV sektörünün en büyük kazancı ise, eskiden masaya birlik olmak için oturan fakat dağılarak kalkan sinema kuruluşlarının artık diyalog kurmaya başlaması ve karşılıklı empati yapmaya başlaması oldu. Bu empati aşağıdan yukarıya doğru (yani çalışanlar, yapımcılar, TV kanalları, çoğu uluslararası sermaye uzantılı reklâmcılar) yeterince ulaştırılamamış olsa da özellikle yapımcılar ve yayıncılar düzeyinde iki eğilim ortaya çıkardı.

    Birinci ve olumsuz eğilim, sinema / TV çalışanlarının kamuoyunda alenileşen onca sorunlarına kulaklarını tıkayan veya gözlerini kapatan yapımcı / yayıncılar. Aralık ayından sonra bir – iki tane de olsa, maalesef 90 dakika diye başlayıp 110 – 120 dakikaya çıkan diziler oldu.

    Bu yazımın asıl konusu ise ikinci ve olumlu eğilim… Çünkü yapımcıların çoğunluğu çalışanların sosyal güvenlik ve uzun çalışma saatleri (dolayısıyla dizi sürelerinin kısaltılması) tepkisi üstüne düşünmeye başladı. Bunun ilk belirtisi, yapımcıların bir kısmının çalışanlarını toplu olarak sigortalı yapması oldu. Bu olumlu gelişmenin giderek yayıldığı görülüyor…

    Eylem için çok benimsenmiş olsa da, asıl sorun reklâm kuşaklarına bağlı olarak dizi sürelerinin uzaması değil, çalışma sürelerinin uzunluğu aslında. Gerekçesi ne olursa olsun, aslında uzun dizi yapmak çalışma sürelerinin uzaması zemininde ve giderek çarpık bir model haline geldi. Oysa herkes biliyor ki, bu ülkede yasal çalışma süresi haftalık 45 saattir. (Yani 5 tam gün 5 X 8 = 40 saat ve Cumartesi yarım gün 5 saat, toplam 45 saat) Sinema / TV çalışanları bu gerçeğin çok uzağına düştüğü için, bırakalım mesai almayı, yasal olarak ancak kendileri kabûl ederse, haftada ancak 6 saat mesai yapmaları gerektiğini de çoktan unuttu. Dolayısıyla bunun dışındaki her türlü uygulama yasa dışıdır. Bazı ülkelerde sinema için çalışma saatleri 10 – 12 saat olarak kabûl ediliyor. Ama mevcut yasalarımızla bunu yapmak da mümkün değil. 17. iş kolunda yer alan sinema / TV çalışanları işte bu yüzden özel yasa istiyor.

    Konumuza dönersek… Sendika ve çalışanlar sorunlarını kamuoyu duyurmuş, bakanlıklar duyarlılaşmış, yayıncılara bağlı yapımcılar rahatsız olmuş, yayıncılar sorunları taca atmış olsa da, taşlar gerçekten yerinden oynadı. Sinema çalışanları kurum yönetimlerini sarsmaya, yayıncılar ve yapımcılar yasalara bakıp, “Biz ne yapıyoruz?” demeye başladılar. Başta TRT olmak üzere, bazı yayıncılar ve yapımcılar çalışma sürelerinin aşağı çekmeye başladılar bile. Bu eğilim sürüyor… Ama bu iyileştirmeler hâlâ eski sorunsalın onarımı ile ilgili ve pek de doğru değil…

    Bu arada, gözden kaçan başka bir dinamik daha var. Çünkü taşlar yerinden oynayınca, düşünceler ve zihniyetler de değişmeye başladı. Kurulacak yeni sorunsalın bazı ipuçları da ortaya çıkmaya başladı. Bu da son haftalarda medyada görülen “Dizi sektörü 50 milyon dolar ihracat yaptı” haberi. Çünkü TV dizi sektörü, aslında ana geliri hâlâ iç piyasa olduğu halde, artık dış piyasayı da düşünmeye ve kendiliğinden gidişi ileri itecek, “Nasıl bir dizi üretmeliyiz?” demeye de başladı. Bunun açık kanıtı, son zamanlarda yapımcılarla görüşen senaryo yazarlarından artık “dış satışa uygun dizi” istenmeye başlanmış olması.

    Bu arada herkes bildiğini diğerine de öğretmeye başladı. Senaryo yazarları eylemden önce, “90 değil 60 dakika yazalım”, diyorlardı. Birileri çıktı, 60 olmaz uluslararası standartlarda olsun, dedi. Bu yüzden eylem için, devletin imza atıp bir türlü uygulamaya koymadığı (AB standardı), her 60 dakikada 12 dakika reklâm ölçütü temel alındı. Bunun için de Amerika’nın yeniden keşfine gerek yoktu. Dizi sürelerinin, uzun veya kısa reklâm formatlarına göre, 45, 48, 52 veya 55 dakika olması gerektiği açıktı.

    Fakat bir geçiş süreci yaşıyoruz ve reyting yarışı hâlâ sürüyor. Kafalar karışık ama yasalar çalışırsa 90 dakikalık diziler yapmaya devam etmek pek mümkün görünmüyor. Öte yandan, biz iç piyasada, sadece bize özgü bir çarpıklıkla 90 dakikalık diziler üretmeye devam etsek bile, aslında bu dizileri alan ülkelere de sorun çıkartıyoruz. Onları bu bölümleri ikiye bölüp, 45’şer dakikalık uluslararası formatlara uydurmaya çalışırken zor durumda kalıyorlar. Şimdi dizilerimiz ucuza gittiği için belki buna katlanıyorlar ama bizim de standart dışı bir ürün ürettiğimiz açık. Bu yüzden dizi sürelerine uluslararası standartlara yaklaştırma eğilimi başladı bile. Bu konuda, reyting yarışı dışındaki TRT’nin eli oldukça rahat. Yapımcılara “ilk bölümler 75, sonrakiler 65 ve 60 olsun” diyen TRT’ye verilecek öneri / cevap belliydi. Bu öneri, “İyi de 75, 65, 60 da hiçbir formata uymuyor, 55 olmalı” idi. Aklın yolu aynı mecraya girince alınan cevap da “Peki 55 olsun” oldu.

    Yapımcılar kısa vadede olmasa bile uzun vadede bu gidişin daha akılcı bir çözüm olduğunu fark ediyor. Bu yüzden çalışanlar ve yapımcı kuruluşların temsilcileri de bir araya gelip, dışa yönelik formatları dikkate alan, yeni üretim modelleri üstüne çalışmaya başlamak üzereler…

    Bu arada çalışanlar da sendika çevresinde örgütlenmeye başladı. Çoğu sendikalı ve deneyimli çalışanlar, birkaç sette set temsilciliği kurdu. Bir araya gelen çalışanlar örgütlenince daha disiplinli çalışmaya başladılar. Gördüler ki, aslında her gün birkaç saat da örgütsüz oldukları için fazla çalışıyorlarmış. Eskiden evlerine zor giden çalışanlar artık sendikaya da uğramaya başladı.

    Çalışanlar ve yapımcıların bu yaklaşımına acaba yayıncı kuruluşlar ne diyecek? Kısa vadeli kazançları yüzünden bu yeni dinamikleri görmezden gelirlerse ne olacak? Eylem sırasında verilen demeçlere bakılırsa onlar hâlâ fildişi kulelerinde oturuyor. Anlaşılan o ki sorunların vahameti hâlâ kanalları yönetenlere kadar pek tırmanmadı. Az da olsa ihracata başlamaları da onlara artı puan kazandırıyor.

    Kanal yöneticileri her türlü sorunu daha ne kadar taca veya yapımcıların sırtına yıkabilir? Sıra şimdi onların düşünmesine geldi. Yoksa bir sermayedar düşünün ki, başka bir fabrikasında çalışan işçiler günde 8 saat ama setinde çalışan sinemacılar 18 saat çalışıyor. O zaman sermayedar çağırıp o yöneticiye sormaz mı? Kardeşim benim bu iş yerimde neden bana yasa dışı iş yapılıyor, diye! Onların gerçekten şapkayı önlerine koymaları ve düşünmeleri gerek. Popüler sinema filmlerimize ortaklık öneren yabancı ortaklar gelmeye başladı bile. Ne malûm yarın dizi için gelmezlerse? O zaman ne diyecekler acaba sermayedarlarına?

    Kabuk değişimi için kısa vadede ortaya çıkan olumlu ve somut veriler var elimizde. Ve yasalar, yasaları çalıştıracak olanlar ve üretici yapımcıların çoğu hazır aslında. Şimdi sorun, orta vadede, yani yaz başında, yeni başlayacak dizilerde, hep birlikte bir start verebilmek…

    (Bu yazı, yazarı ve alındığı yayın yeri belirtilerek, dileyen herkes tarafında izinsiz olarak yayınlanabilir veya bir kısmı alıntılanabilir.)

    (06 Şubat 2011)

    Hüseyin Kuzu
    Senarist / Öğr. Gör.
    Sine – Sen Eğitim ve Araş. Dai. Bşk.