32 Yıl Sonra “Selvi Boylum Al Yazmalım” 14 Mayıs 2010’da Yeniden Sinemalarda

Türkan Şoray, Kadir İnanır ve Ahmet Mekin’in başrollerinde oynadığı, Türk sinemasının gelmiş geçmiş en güzel aşk filmi Selvi Boylum Al Yazmalım, yeniden izleyicilerle buluşuyor. Atıf Yılmaz’ın yönettiği film bir köylü kızıyla, yöredeki baraj yapımında kum taşıyan bir kamyon şoförü arasındaki bir sevda öyküsünü anlatıyor. Filmin restorasyonu, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın desteğiyle, Çiçek Film, Groupama Gan Sinema Vakfı ve Technicolor Sinema Mirası Vakfı tarafından, fotokimyasal yöntemlerin yanı sıra dijital araçlardan da faydalanılarak Türkiye’de, Fono Film ve VİPSAŞ bünyesinde gerçekleştirildi.

  • Basın Bülteni
  • Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.
  • Robin Hood, sinemalife.com Dergisi’nin Kapağında

    sinemalife.com Dergisi bu ay gösterime girecek Ridley Scott’un Robin Hood’unu kapağına taşıyor ve beyazperdeye gelen Robin Hood’lara ayrı bir parantez açıyor. Dergide, Yeşim Ceren Bozoğlu ile doğaçlama olarak rol aldığı Bahtı Kara: Adnan Geliyorum Demez filmi üzerine keyifli bir söyleşi de yer alıyor. Vizyondakiler, sanal kadraj, beyazperdeden haberler, pek yakında gösterime girecek filmlerin de yer aldığı Mayıs sayısında gösterimdeki filmlerin eleştirilerini de bulabileceksiniz. DVD ödüllü yarışma sayfasında okuyucuyu sürprizlerin beklediği sinemalife.com Dergisi bir tık uzağınızda.

  • Basın Bülteni
  • Web Sitesi
  • Yüksek çözünürlüklü kapak fotoğrafına haberin devamından üzerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    Robin Hood, sinemalife.com Dergisi’nin Kapağında yazısına devam et
  • Bana Old and Wise’ı Çal

    Çağan Irmak’ın kendi senaryosundan çektiği ilk kısa filmi Bana Old and Wise’ı Çal, İFSAK’ın arşivinden benimsinemalarım.com arşivine aktarıldı. Derya Alabora, Erkan Can, Tomris İnceer ve Nedim Doğan’ın oynadığı filmin konusu şöyle: Oğuz, gece saatlerinde program yapan bir radyo programcısıdır. Bir gece, Onur adında bir adam, kendisinden Eda adında bir kadın için Old and Wise adlı şarkıyı çalmasını ister. Ertesi gün programı dinleyen arkadaşı Zuhal bunu kendisine anlattığında, Eda çok şaşıracaktır. Çünkü, bu kendisiyle Onur için özel bir parçadır fakat Onur bir süre önce ölmüştür.

  • Basın Bülteni
  • Filmi izlemek için tıklayınız.
  • Bana Kahramanını Söyle

    En son hangi film size kendinizi iyi hissettirdi? Şahsen ben bu tadı en son Ferzan Özpetek’in son filmi Mine Vaganti’den (Serseri Mayınlar) almıştım. Şimdi ise -bence kendisi yaşayan en saygıdeğer, en has yönetmen- Kean Loach’ın yeni filmi Looking For Eric / Hayata Çalım At ile aşk tazeledim. Çünkü her ne kadar ortalığa bol keseden film saçılsa da böyle filmler her zaman karşımıza çıkmıyor. “Nasıl yani” dediğinizi duyar gibiyim. Çünkü Loach “kendini iyi hisset” filmi yapmaz ki! Onun filmlerini izlerken bozuk düzenin, kokuşmuş sistemin tüm ağırlığını omuzlarınızda hissedersiniz. Çünkü onun filmleri hayat kadar gerçektir. Ama hangimiz hayatı biraz askıya alıp çılgınlık yapmıyoruz ki? Bence “Looking For Eric” de tam bir çılgınlık denemesi…

    Hikâyeyi biliyorsunuz, Eric orta yaş bunalımında ve hızla dibe vurmakta olan bir adam… İki arsız velediyle postacılık yaparak hayatını sürdürmeye çalışıyor. Tam bir Loach kahramanı yani… Tüm bunlardan dolayı filmin hemen başındaki kazayı -daha doğrusu bir nevi intihar denemesini- bu tabloya yoruyorsunuz. Ama öyle değil, Eric’in sorunu; ilk görüşte aşık olduğu ve aynı hızla terk ettiği aşkı Lily’yi yıllar sonra yeniden görmenin yaşattığı duvara çarpma etkisi… Evliliğe, özellikle bir de çocuğa hazır olmayan bu genç adam evine bir daha asla geri dönmüyor ya da -kendi deyişiyle- dönemiyor… Ama şimdi geçmişle yüzleşme zamanı!

    Eric’in, Lily’nin karşısına yeniden çıkabilmek için kendisine çeki düzen vermeye, en önemlisi de cesarete ihtiyacı var… Tıpkı kahramanı Eric Cantona gibi cesur, kendine güvenli ve güçlü olmayı diliyor. Cantona ile bütünleşmiş “yakalar yukarı” tekniği yeterli olmuyor elbette. Daha güçlü bir şeye ihtiyacı var onun, zihnini okuyabilmesi için… Bu noktada imdadına oğlunun şekerlemeleri yetişiyor. Akabinde bildiğimiz Loach gerçekliğinden çıkıp yükselmeye başlıyoruz. İşte en yukarda bizi dünyanın en acayip futbolcusu, -maça giderken otobüste klâsik müzik dinleyip roman okuyan garip adam- Eric Cantona bekliyor.

    Kırılma noktası bu, sonrasında işçi Eric ile yıldız Eric’in nefis diyalogları ve sıfırdan başlanan bir hayatın inşasına tanık oluyoruz. Filmden keyif almak için futbol tutkunu olmanıza gerek yok, her ne kadar futbol mevzusu filmin merkezi gibi görünse de bence sadece bir sembol. Filmde Eric’in de söylediği gibi “başka nerede avazınızın çıktığı kadar bağırıp kendinizden geçebiliyorsunuz ki?” Bu deşarj olmanın en önemli yollarından bir tanesi… Bunun en başında da futbol geliyor elbette. Ama siz yine de yerine başka bir şeyi koyun, öyle izleyin yine de bozmaz. Ama önce gözlerinizi kapatın ve yıldızınızı düşleyin… Sizin kahramanınız kim?

    Vizyonun iki popüler filmi Iron Man 2 ve Robin Hood ile ilgili iki çift lâf etmeden geçemeyeceğim. Çünkü Iron Man 2’nin bu kadar kötü, Robin Hood’un ise bu kadar iyi olabileceğini beklemiyordum. Bir kere Iron Man 2 tam bir taş bebek… Dışı süs – püs, içi bomboş bir iş… Boş lâf, kuru gürültü gırla gidiyor vallahi… AC / DC şarkıları bile kurtarmaya yetmiyor filmi… Iron Man 2’nin AC / DC imzalı soundtrack albümü çıktı, yerinizde olsam filme hiç bulaşmaz albümü alırdım.

    Robin Hood’a gelince, taytlı ve kukuletalı Robin’i tamamen unutun, Ridley Scoot ve Russel Crowe gerçek bir özgürlük savaşçısı yaratmışlar. Üstelik sırtını yalnızca kahramana yaslamadan, dönemin siyasi, ekonomik mevzularını da göz ardı etmeden, eleştirmekten korkmadan… Aksiyonu, dramı, belgeseli, romantizmi ve politikayı bir güzel harmanlayan yeni Robin Hood’u sevmemek elde değil…

    (17 Mayıs 2010)

    Gizem Ertürk

    Arzu Çevikalp

    1982 yılında İstanbul’da doğmakla başlayan hayatım, 10 yaşında yazı yazmakla ve her yazdığını kodlamakla anlam kazanır. Sadece şiir, deneme ve öykü gibi türlerde yazı yazmak yetmez, ilgi alanlarımın genişlemesiyle yepyeni türlere doğru yelken açarım. Film eleştrileri, kısa haberler ve diğer muhtelif sinema yazıları bunların en yerinde örnekleridir. Sanırım adımın “Arzu” olmasından ötürü yazı yazmayı arzuluyorum. Çünkü yazmak sonradan edinilegelmiş bir mecburiyet değil, doğuştan gelen bir reflekstir. Yazmak farklı duygularla ve farklı şekillerde ortaya çıkar. Belli bir tarzı, şekli, kalıpları cümleleri yoktur benim için… Sigara tiryakileri için sigara içmek nasıl bir alışkanlıksa, benim için de yazı yazmak “sigara” içmekten farksızdır.

    Yazı yazmak diğer bir deyişle sigaranın ucundan çıkan dumandır. Öyle bir dumandır ki, adeta kör eder beni…

    Yasin Ali Türkeri Röportajı

    Alanya’da, Zeynep Banu Özbek’in başkanlığını yaptığı Sinematek Derneği’nin yönetiminde tam 9 yıldır düzenlenen bir Belgesel Film Festivali var. Şu anda gönüllülük esasına dayanarak yürüttükleri bu işi uluslararası alana taşımak için kaynak aramakta olan festivalin 9. yılında birbirinden değerli yönetmenlerin belgeselleri 10 – 15 Mayıs tarihleri arasında ücretsiz olarak gösterildi. Bizde sadibey.com okuyucuları için değerleri yönetmenlerimiz Metin Avdaç ve Yasin Ali Türkeri ile belgesel üzerine söyleşiler yaptık. Keyifle okumanız dileğiyle…

    Yasin Ali Türkeri Röportajı

    1976 doğumlu genç bir yönetmen Yasin Ali Türkeri. Yıldız Teknik Üniversitesi Bilgisayar Programcılığı Bölümü mezunu olmasına rağmen okuduğu bölümle, kamera arasında bağlantı kurmasını sağlamış belgesele olan sevgisi. Türkiye’de o sıralar çok yeni olan Dijital Kurgu Sistemi üzerinde uzmanlaşmış ve bir sürü filmin kurgusunu yaptıktan sonra “Edward’ın Armonisi” adındaki ilk belgesel filmini çekmiş. 2009 yılında çektiği son belgeseli “Kalemi Kırmasaydık”la 9. Alanya Belgesel Film Festivali’ne katılan Yasin Ali Türkeri ile sizin için konuştuk.

    Yasin Bey bize biraz kendinizden bahseder misiniz, belgesel hayatınıza nasıl girdi?

    1976 Aydın doğumluyum, Yıldız Teknik Üniversitesi Bilgisayar Programcılığı Bölümü’nü bitirdim fakat öğrencilik yıllarımdan beri belgesele ilgim vardı; hatta mezuniyet projem okulu tanıtan 5 dakikalık bir belgeseldi. Üniversitenin 5 dakikalık tanıtım filmini dijital kurgu sistemiyle hazırlamıştım. Okuldan sonraki stajımı ise film yapım şirketinde yine dijital kurgu sistemleri üzerine yaptım. O sıralar dijital kurgu çok yeniydi. Film yapım şirketinde olunca staj süresince bir sürü belgesel film izleme imkânım oldu. İzlediğim o belgeseller daha çok bu işin meraklısı haline getirdi beni ve bir şekilde belgeselcilikteki yolculuğuma çıkmış oldum.

    İlk belgesel filminizi ne zaman çektiniz?

    Daha önce kurgucu olarak birçok belgesel film çalışmasında yer aldım fakat yönetmenliğini yaptığım ilk belgesel filmim 2006 yılında çektiğim “Edward’ın Armonisi”dir. Aslında filmin çalışmalarına 2002 yılında başlamıştım fakat aynı zamanda başka bir işte daha çalıştığım için belgeseli bitirmem 4 yıl sürdü.

    Belgeselcilik dışında hangi işle uğraşıyorsunuz?

    Bir reklâm şirketinde reklâm ve tasarım üzerine çalışıyorum. Sonuçta belgesel para kazandıran bir alan değil, hayatımı devam ettirmek adına başka bir iş daha yapmak zorundayım. Üstelik bu durum sadece Türkiye için geçerli değil dünyanın pek çok yerinde belgeselciler para kazanmak için başka bir iş daha yapıyorlar ama tabi olması gerekenin bu olduğunu iddia etmiyorum. Belgeselciler kesinlikle daha çok desteklenmeli.

    Tekrar belgesellerinize dönecek olursak “Edward’ın Armonisi”nden sonra hangi filmleriniz geldi?

    “Edward’ın Armonisi”nden sonra destek bulma konusunda daha şanslıydım, 2007 yılında Kültür Bakanlığı ve BSB (Belgesel Sinemacılar Birliği) destekli “Ayağımıza Sağlık” adlı belgeseli çektim. Çarıktan postala giden süreçte Türkiye’deki toplumsal değişimi ayakkabıların gözünden anlatmaya çalıştık.

    2008 yılında yine Kültür Bakanlığı’nın desteğiyle Ermeni asıllı bir kanto sanatçısı olan Ankine’nin hayatını anlatan “Hayatın Ritmi: Aksak” adlı belgeseli çektim. Altın Portakal Film Festivali de dahil olmak üzere bir çok festivalde gösterimi oldu belgeselin.

    2009 yılına geldiğimizde ise 9. Alanya Belgesel Film Festivali’nde ilk gösterimi yapılan “Kalemi Kırmasaydık” adlı yapıtımı tamamladım. “Kalemi Kırmasaydık” aynı zamanda TRT Uluslararası Belgesel Film Yarışması’nda profesyonel dalda yarışıyor.

    Son belgeselinizden bize biraz bahseder misiniz?

    Bu da bir şekilde tarih öyküsü aslında. Türkiye’deki tarihsel değişime kırtasiye malzemelerinin gözünden baktık bu sefer. Kırtasiye ile ilişkileri daha yoğun olduğu için de karikatüristleri anlatımın başına yerleştirerek “Dünden bugüne kırtasiye malzemeleriyle olan ilişkilerimiz nasıl değişti?” sorusuna cevap aradık. Sonuçta gördük ki bizim küçük kırtasiyelerimizin yerini büyük alışveriş merkezlerindeki tedarikçiler almış. Çizim yaptığımız kâğıtların yeriniyse bilgisayar programları.

    Üretken bir yönetmensiniz son belgeselinizi yeni çekmenize rağmen kurgu aşamasında olan bir filminiz daha var, üretirken nelerden etkileniyorsunuz?

    Belgesel benim kendimi ifade etme şeklim. Somut verilere dayanarak bir şeyler anlatmayı seviyorum. Yaşadıkça ve bir şeylerden etkilendikçe yeni filmler üretme isteği duymaya devam edeceğime inanıyorum.

    Kurgu aşamasındaki son çalışmanızın içeriğini ve hayatınızın hangi döneminden etkilenerek bu belgeseli çektiğinizi bizimle paylaşır mısınız?

    İnsan kendinden yola çıkarak bir şeyler anlatıyor. Her zaman müziğe ilgi duymuş biri olarak kurgu aşamasındaki son çalışmam “Manastır Doğum Yerim”de Makedonyalı müzisyen Hayri Demirovski’nin hayat hikâyesini anlatıyorum. Daha yaşarken Makedonya halkı için anonimleşen biri haline gelmiş kendisi. Demirovski’nin gençlik yıllarında iş bulmak amacıyla Manastır’dan ayrılışı sırasında bestelediği “Bitola, Moj Roden Kraj” (Manastır Doğum Yerim) parçası, Manastır Radyosu’nun 50. yıl kutlamaları çerçevesinde yapılan bir oylamada yüzyılın şarkısı olarak seçilmiş. Böyle önemli bir sanatçıya duyarsız kalamadım ve belgeselini çekmek istedim.

    Yasin Bey çalışmalarınızın devamını diliyor ve bize zaman ayırdığınız için teşekkür ediyoruz.

    Ben teşekkür ederim.

    (17 Mayıs 2010)

    İlayda Vurdum

    Can Dündar, Boğazici Üniversitesi Mithat Alam Film Merkezi’nde

    Boğaziçi Üniversitesi Mithat Alam Film Merkezi, 11 Mayıs 2010 Salı günü saat 14:00’de yazar, araştırmacı, gazeteci ve yönetmen Can Dündar’ı ağırlıyor. Dündar’ın yönettiği Mustafa adlı uzun metraj belgesel film büyük ilgi görmüş ve tartışma yaratmıştı. Film sinemalarda gösterime giren nadir belgesellerden biri olmuş ve oldukça önemli bir izleyici kitlesine ulaşmıştı. Söyleşi öncesinde 10 Mayıs Pazartesi günü saat 18:00’de bu önemli belgesel de Mithat Alam Film Merkezi’nde gösterilecek. Can Dündar buluşması, merkezin bahar aylarındaki en önemli etkinliklerinden biri olacak.

  • Basın Bülteni
  • Web Sitesi
  • Yüksek çözünürlüklü afişe ve diğer bilgilere haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    Can Dündar, Boğazici Üniversitesi Mithat Alam Film Merkezi’nde yazısına devam et
  • 9. Alanya Belgesel Film Festivali

    Alanya Sinema Kültür ve Tanıtım Derneği’nin (Sinematek) düzenlediği Belgesel Film Festivali bu sene 9. yaşını kutluyor ve Alanya Ticaret Odası, Alanya Belediyesi ile Belgesel Sinemacılar Birliği’nin işbirliği ile 10 – 15 Mayıs 2010 tarihleri arasında düzenleniyor. Festivalde 42 film sinemaseverlerle buluşacak. Bu seneki etkinliğe Sezgin Türk (Kır Çiçeklerinin Öğretmeni), Yasin Ali Türkeri (Kalemi Kırmasaydık), Metin Avdaç (Kara Altından Altın Mikrofona) ve Belgin Cengiz ile Bingöl Elmas (Kağıthane) katılıyor. Film gösterimleri Alanya Ticaret Odası Konferans Salonu’nda 10 Mayıs Pazartesi günü 11:00’den itibaren gerçekleştirilecek.

  • Basın Bülteni
  • Festival Broşürü
  • Web Sitesi
  • İlayda Vurdum Yazıyor
  • Yüksek çözünürlüklü afiş ve gösterilecek filmlerden bazıları hakkında geniş bilgilere haberin devamından üzerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    9. Alanya Belgesel Film Festivali yazısına devam et
  • Altyazı Sinema Dergisi’nin Proje Ofisi Açılıyor

    2001 yılı Ekim ayından beri yayımlanan Altyazı Aylık Sinema Dergisi, özgün, eleştirel yaklaşımı ve genç yazarlarıyla Türkiye’nin önde gelen kültür – sanat yayınlarından biri oldu. Boğaziçi Üniversitesi Mithat Alam Film Merkezi etrafında buluşan bir kolektifle çalışmalarına başlayan Altyazı ekibi, dergicilik dışında gerçekleştirdiği yayınları, seminerleri ve festival programlarını sürdürmek ve geliştirmek üzere bir proje ofisi kuruyor.

  • Basın Bülteni
  • Geniş bilgi için tıklayınız.
  • Yüksek çözünürlüklü logoya haberin devamından üzerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    Altyazı Sinema Dergisi’nin Proje Ofisi Açılıyor yazısına devam et
  • 13. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali’nde Nancy Schwartzman’la Beden Politikaları

    13. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali’nin Belgeseller bölümünde yer alan Tek Gecelik (The Line) adlı filmin yönetmeni Nancy Schwartzman Ankara’da. Schwartzman’ın yaşadığı tecavüzden yola çıkarak çektiği film, tecavüz mağdurları, hukukçular, sivil toplum gönüllüleriyle yapılmış söyleşilerin yanı sıra saldırganların görüşlerine de yer veriyor. Schwartzman özellikle erkek izleyicisine soruyor: “Tek gecelik ilişkilerde sınır nerede başlar, nerede biter?” Schwartzman gösterimin ardından Beden Politikaları başlıklı bir atölye düzenleyecek.

  • Basın Bülteni
  • Festival hakkında geniş bilgi için tıklayınız.
  • Yüksek çözünürlüklü fotoğraflara haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    13. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali’nde Nancy Schwartzman’la Beden Politikaları yazısına devam et
  • 13. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali’nde Söyleşiler Devam Ediyor

    13. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali kapsamında yapılan söyleşiler devam ediyor. 08 Mayıs’ta Kızılırmak Sineması’nda yapılan Sana Bağlandım (Close Te You) gösterimi sonrasında filmin yönetmeni Almut Getto ile söyleşi gerçekleştirildi. Gazetecilikten sonra kısa filmler çekerek yönetmenliğe başladığını söyleyen Getto yönetmenliği çok sevdiğini söyledi. Sana Bağlandım, içinde yaşadığı büyük sistemin küçük bir kopyası olan Philip’in (Bastian Trost), gözleri görmeyen çellist Lina’yla (Katharina Schüttler) ilişkisini anlatırken Almanya toplumu, kapitalizm ve sistemin çarklarını sorguluyor.

  • Festival hakkında geniş bilgi için tıklayınız.
  • Yüksek çözünürlüklü fotoğraflara haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    13. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali’nde Söyleşiler Devam Ediyor yazısına devam et
  • Killers

    Robert Luketic’in yönettiği ve Ashton Kutcher, Katherine Heigl, Thomas Selleck ile Catherine O’Hara’nun oynadığı Killers, önümüzdeki aylarda Warner Bros. dağıtımıyla Warner Bros. tarafından vizyona çıkarılıyor.
    Bir daha asla aşık olamayacağını düşünen Jen, Fransa tatili sırasında Spencer ile tanışır. Üç yıl sonra ikili yeni evli bir çift olarak şehrin banliyösündeki ideal hayatlarına başlamışlardır. Tabi bu ideallik, Spencer’ın 30. yaş gününde kurşunlar havada uçmaya başladığında sona erer. Görünen o ki, Spencer, Jen’e uluslararası bir ajan olduğunu söylememiştir.

  • Basın Bülteni
  • Fotoğraflar
  • Web Sitesi
  • Fragman
  • IMDb
  • B Planı

    Alan Poul’un yönettiği ve Jennifer Lopez, Alex O’Loughlin, Eric Christian Olsen ile Noureen DeWulf’un oynadığı B Planı (The Back-up Plan), 16 Temmuz 2010’da Warner Bros. dağıtımıyla Warner Bros. tarafından vizyona çıkarıldı.
    Yıllarca çeşitli erkeklerle flört eden Zoe doğru kişiyi beklemenin çok uzun sürdüğüne karar verir. Anne olmaya kararlı olduğundan kurduğu plânı uygulamaya karar vererek doktordan randevu alır ve tek başına gitmeye karar verir. Zoe aynı gün, Stan’le tanışır. Filizlenen bir ilişkiyi korumaya ve hamileliğin ilk belirtilerini saklamaya çalışan Zoe, kendini bir yanlışlıklar komedisinin içinde bulur.

    B Planı yazısına devam et

    Koleksiyoncu

    Marcus Dunstan’ın yönettiği ve Josh Stewart, Michael Reilly Burke, Andrea Roth ile Juan Fernández’nun oynadığı Koleksiyoncu (The Collector), 04 Haziran 2010’da Tiglon Film dağıtımıyla Mars Production tarafından vizyona çıkarıldı.
    Kumar borcunu ödemek için, tesisatçı olarak çalıştığı evi soymaya karar veren Arkin, evde kimsenin olmadığını sandığı bir akşam eve girer.
    Fakat malikanede onu kötü bir sürpriz beklemektedir.
    Arkin soymak için zorla girdiği evde, ev halkını esir almış psikopat bir katille karşı karşıya kalmıştır.

  • Basın Bülteni
  • Fotoğraflar
  • Web Sitesi
  • Fragman
  • IMDb
  • sadibey.com yazarlarının eleştirilerine ve diğer basın bültenlerine haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    Koleksiyoncu yazısına devam et