The Collector: Daha Ne Kadar Kan Akmalı?

Testere serisiyle seyircileri manipüle eden senarist Patrick Melton ve Marcus Dunston, Testere’ye fazla kafayı takmışlar belli ki. Şimdi de onun muadili olan The Collector filmini görücüye çıkartıyorlar. Hem de zekice hazırlanmış tuzaklarla…

Kimilerimiz korku filmlerinin öncülüğünü yapan Testere serilerini gözümüzü kırpmadan seyretti, kimilerimiz de son derece mide bulandırıcı buldu. Eğer Testere serilerini sevenlerden ve sürekli takip edenlerdenseniz The Collector (Koleksiyoncu) iyisiyle kötüsüyle tam size göre. Bazı ufak tefek pürüzler hariç tabi… Bir korku filmine göre tempolu olan ve seyircilerin gözlerini adeta bir pinpon topu gibi pörtleten The Collector buram buram gerilim kokan düşük bütçeli bir film. Düşük bütçeli olmasına rağmen The Collector, klişeleşmiş ve tabiri caizse korkutamayan korku filmleri arasından kolayca sıyrılmayı başarıyor. Çünkü film sonraki yıllarda çekilen pek çok korku filmi için prototip oluşturacak kadar bildik değil. Peki, filmin diğer klişe korku filmlerinden farkı nedir? Hemen aktaralım.

Film tıpkı Testere filminde olduğu gibi tek bir mekânda geçiyor. Burada asıl önemli olan akıl oyunları. Karısının borca battığını öğrenen Arkin parayı bulmak için birinin evini soymaya gider. Nereden bilsin ki o evin tuzaklarla dolu olduğunu… Evdeki kasanın yerini bulan Arkin için durum gitgide zorlaşır ve çok kısa süre sonra enteresan olaylar patlak verir. Evin her bir bölümü hunharca katledilmek istenen kurbanlar için özel olarak hazırlanmıştır. Ama işin ilginç tarafı katilin bunları neden yaptığıdır. Tüm bunlardan evvel filmle müsemma olan katilin lâkabının neden “Collector” olduğunu düşündüğümüzde ortaya çok farklı bir sonuç çıkıyor aslında. Çünkü filme göre bu katil hayvanlara hükmeden bir canidir.

Buradan yola çıktığımızda vahşilerin trajedisini testere-vari bir tekniğe bulayan yönetmen Dunston katile karşı olan bakış açımızı ters köşe yapan hikâyesi, eleştirel tavrı ve sürükleyiciliğiyle değiştirmeye çalışırken perdeye yansıtılan görüntüler tedirginlik seviyemizi anbean arttırıyor. Zaten katilin içindeki şiddeti sadistçe bu denli dışarı çıkarması için “işte bu” diyeceğimiz sahneler çok fazla. Meselâ elektrikli testere ile parçalanan bedenler, patlayan kafalar ve eriyen vücutlar gibi… Şimdilik bu iç karartıcı sahneler bir yana dursun! Gelelim filmi izlenilebilir kılan unsura. Filmin finaline doğru katilin örümceğin gözlerinden görmesini sağlayan Dunston Crow filmine atıfta bulunarak Brandon Lee ve karga arasındaki ilişkiye benzer bir portre çiziyor. O halde filmi şu şekilde değerlendirmek mümkün. Aslında The Collector, Testere ve Ölümsüz Aşk: The Crow (The Crow – Karga) filmlerinin harmanlanmasından oluşuyor. Bunun neresi orijinal bir fikir diye düşünebilirsiniz. Ama bu durum sandığınızın tersine gelişiyor.

Çünkü çoğu zaman filmlerdeki katil ayrıntılı bilgiler, filmin ilk 15 dakikasından sonra neler olacağını tahmin etmemiz, yaratıcı çözümler bulunmaya çalışılmadığı zaman tıkanan senaryo yapısı ve film materyalinin ucuzluktan kaynaklanan solukluğu yukarıda bahsettiğim benzerliğin yanında sanki bir hiç gibi duruyor.

Sonuç olarak; The Collector başarısız korku filmlerini bir kalemde geri dönüşüm kutusuna yollayıp hem tebdil-i mekân kullanmadan hem de çeşitli hilelere başvurmadan bu türün hayranlarını abluka altına alacak bir yapım. Ama siz yine de film boyunca tuzaklara dikkat edin ve ava giderken avlanmayın!

(28 Mayıs 2010)

Arzu Çevikalp

arzucevikalp@arzufilm.com.tr

“The Collector: Daha Ne Kadar Kan Akmalı?” üzerine 2 yorum

  1. Merhaba;
    Amerikan sinema endüstrisinin ürün çıkışları,başka hiçbir ülkedeki film üretim seviyesine ulaşamaz boyutlarda kabına sığmayan bir akıcılıkta büyüyecektir. Bu durum kendini besler,dengelidir aşırıya kaçılacağı düşünülmeden üretim yapılır. Film şirketlerinin,dışarıdan yani film dünyasındaki bu hızlı gelişimi sağlayan izleyici olarak insanlardan asla gelen talepleri karşılamak gibi bir lüksleri yoktur. Aslında böyle bir talepte hiç olmamıştır. Ürünlerin yani yapımların çoğu özellikle korku ve romantik komedi türlerinde akıl almaz bir üretim çılgınlığının görülmesi Amerikan sinemasında bir gelişim olarak ta nitelendirilmez. Film şirketleri yapımcıları,yapımcılar senaristleri, rejisörleri sürekli kovalar ve bu flört devam eder. Bir basit örnek isterseniz,Testere serisi bir noktada son bulur,fakat Koleksiyoncu adı altında yeni ürünlerle çıkışlar bu şekilde devam edecektir. Amerikan sineması kendini bu çerçevede sürekli update ederek yaşamını sürdürür,kan olması ve hayatları zindan eden seri katillerin olmaması düşünülemez.

  2. Yorumun ve açıklamaların için teşekkürler. Doğru söze ne hacet. Tüm yazdıklarına katılıyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir