Babanın Kaderi Oğulun Kederi mi?

Uzaklara Gidelim (Away We Go)
Yönetmen: Sam Mendes
Senaryo: Dave Eggers-Vendela Vida
Müzik: Alexi Murdoch
Görüntü: Ellen Kuras
Oyuncular: John Krasinki (Burt), Maya Rudolph (Verona), Jeff Daniels (Jerry), Maggie Glyllenhaal (LN Fisher-Herrin), Carmen Ojogo (Carmen), Josh Hamilton (Roderick), Paul Schneider (Courtney)
Yapım: Focus (2009)

Tiyatrodan gelen İngiliz yönetmen Sam Mendes, Birleşmiş Milletler’in bir araştırmasından ilham alarak “Uzaklara Gidelim” filmini yapmış. Sosyolojik araştırmada babalarla oğlulların kaderi araştırılıyordu ve sonuç çok vahimdi.

İngiliz tiyatrosunun önemli yönetmenlerinden Sam Mendes, 1999 yılında Hollywood’da “American Beauty – Amerikan Güzeli”yle sinemaya geçti ve bu filmle Akademi’den tam beş Oscar kazandı. “Amerikan Güzeli” film, yönetmen, erkek oyuncu (Kevin Spacey), görüntü (Conrad L. Hall); senaryo (Alan Ball) dallarında Oscarları toplamıştı. Yönetmen, Richard Yates’in romanından uyarladığı 2008 yapımı “Revolutionary Road – Hayallerin Peşinde” filminde McCarthy devirlerinde bir toplumun çöküşünü yansıttı. Bu “Away We Go – Uzaklara Gidelim” filminde babalarla oğulların kaderini bir yol filmi içerisinde yansıtıyor. Yönetmen Mendes, Birleşmiş Milletler’in (gelişmiş, gelişmekte olan ve geri kalmış) birçok ülkede babalar ve oğulları üzerine araştırmasını bu filmine ilham yapmış. Birkaç yıl önceki o araştırmada, babalarla oğullarının kaderinin değişmediği ortaya çıkıyordu. Eğer baba hayatta başarısızsa oğulları da genelde başarısız oluyordu. Yani doğuştan kaybedenler oluyor oğullar. Gerçekten bu çok irkiltici, hâtta kaderin ırkçılığı gibi bir şey bu sanki. Bu filmde de baba hayatta başarılı olamamış ve sisteme yenilmiş. Oğlu da düşlediği hiçbir yere ulaşamamış.

Amerika’nın yollarında…

Film, Burt ve Verona’nın hayatları üzerine açılıyor. Yoksul hayatları sürüyor. Evli değiller. Verona altı aylık hamile. Burt, otuzlu yaşlarında ve halâ başaramamış. Burt’ün anne – babası alıp başlarını gidiyorlar. Babasının kaderini taşıyan doğuştan kaybeden Burt de Verona’yla Amerika’nın yollarına düşüyorlar, eski dostlarını bulup yeni bir hayata başlamak için. Elbette her şey bir hayal ve Burt hep kaybediyor. Ziyaretlerinin ilk durağı Verona’nın Phoenix’teki eski patronu ve obez ailesi. Oradan umutsuzlukla Arizona’nın başka bir şehri Tucson’a doğru yola çıkıyorlar. Orada da Verona’nın kız kardeşi Grace var. Orada da umduklarını bulamayan çift, Burt’ün Madison – Wisconsin’de yaşayan çocukluk arkadaşları “LN”i ziyaret ederler. Bir tür sufi gibi yaşayan “LN” ve kocası Roderick radikal görüşlü insanlar, öncelikle aile konusunda. Çocuklarını asla bebek arabasıyla gezdirmiyorlar. Sonunda oradan da ayrılıyorlar. Burt ve Verona, Burt’ün çocukluk arkadaşları Tom ve Munch’un yaşadığı Montreal’e doğru yola çıkıyorlar. Bebeklerini düşüren Munch, Tom’un desteğiyle evlâtlık edinmişler. Burt orada kaderi üzerine de düşünüyor. Aynı okulda okudğu arkadaşları çocuk sahibi olamasa da hayatta başarmışlar. Orada iş başvurusu yapan Burt, başarısız olunca yine yollara düşüyorlar. Son durakları, telefonla arayan Burt’ün kardeşi Courtney. Burt’ün kardeşi Miami’de yaşıyor. Onun da sorunları var ve karısı onu terk edip gitmiş. Sonunda başladıkları yere dönüyor Burt ve Verona. Belki de yeni başlangıç, Burt’ün babasının geride bıraktığı evdir belki de. Müziklerinin ve anlatımının çok iyi olduğu bu filmde oyunculuklar da muhteşem. Gerçekten bu film insanın peşine düşüp gidebileceği filmlerden.

(26 Mart 2010)

Ali Erden

sinerden@hotmail.com

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir