İki Film Birden: Virginia Woolf’tan Gece & Gündüz, Dalga

İlginç bir hafta bekliyor sinemaseverleri. Gösterime giren iki film, ikisinin de temelinde kadın var ve ikisi de kadın bakış açısını öne çıkarıyor. Yaşam savunuculuğu ve cinsiyet ayrımcılığına karşı çıkış açısından bakınca olumlu. Hele de “pride” haftasında, meydanlar, sokaklar yasaklanınca… çok daha önem taşıyor.

Erkek egemen dünyanın insana bakışı da “erkek”çe oluyor kuşkusuz. Nalıncı keseri gibi kendine yontan bu bakış, kadın haklarını (bağlı olarak aile ve çocuk haklarını da kuşkusuz) hiçe sayıyor. Kadınların erkek egemen anlayışa gösterdikleri tepki, neredeyse doğru hiçbir şey yapmadan, sosyal ve ekonomik refah getirmedikleri halde iktidarını savunan siyasetçilere benziyor.

İlk filmimiz, “Dalga” (La Ola), Şili’de yaşanan bir kalkışmadan esinlenerek yapılmış bir film. Yönetmen Sebastián Lelio, senaryo yazılımına da katıldığı filmi müzikal olarak çekmiş. Büyük olasılıkla, drama olarak onlarca kez anlatıldı, yüzlerce habere konu oldu, hiçbirini dinlemediniz, ilgilenmediniz, bu kez müzikal olursa belki “kalın” kafanıza girer diye düşünmüştür. Tacizci bir öğrencinin mezun edilmesine tepki gösteren kız öğrenciler, erkeklerin ataerkil bakışının yaşamın her alanına ve her anına yansıdığından yola çıkarak isyanlarının hedefine patriyarkayı koyuyor.

Tıp fakültesini bırakıp müzik okumak isteyen Julia (Daniela López), bir eğlence dönüşü asistan öğretim görevlisi ile birlikte olur… Kendi isteğiyle evine gitmiş, bile isteye öpüşmüştür, ancak sabah uyandığında cinsel ilişki yaşadığını, asistanın kendisini uykusunda taciz ettiğini söyler. Öykü, zaten bu konunun üzerinde yoğunlaşır.

Daniela López, ilk kez geçtiği kamera karşısında alabildiğine başarılı. Filmin müzikalitesine de söylenecek söz yok. Ancak yönetmen metaforlarla gerçekliği birbirine o kadar karıştırıyor ki, izleyici ister istemez soru işaretleriyle baş başa kalıyor. Kadının bir erkekle kendi rızasıyla birlikte olması tecavüz olarak tanımlanamaz, yaşanan bir tecavüz değilse nedir o zaman? Belki taciz ile tecavüz kavramları birbirine karışıyor. Olayın (izlenimcilik açısından da) tümüyle dışında olan seyirci bile somutlaştıramıyor sorunu. Taciz nerede başlar, tecavüz nedir, kadının rızası nasıl anlaşılır ya da hangisinedir? (sorgu sırasında Julia, neler yaptıklarını anlatıyor.)

Bizim ülkemizde yaşanan kadın cinayetleri (kesinlikle politiktir) de benzer nedenlerle işleniyor. Kadınlar işte, okulda hatta evde bile taciz ediliyor, tecavüze uğruyor ama bir türlü dertlerini anlatamıyorlar. Oysa “kadın beyanı esastır”. Açık ve anlaşılır.

Virginia Woolf’tan Gece & Gündüz

Virginia Woolf’un, gerçekçi anlatımından okuduğumuz “Gece & Gündüz”, bu kez aynı gerçekçilikle sinemaya uyarlanmış. Tina Gharavi, Justine Waddell’in uyarladığı filmi romandan yansıyan titizlikle çekmiş. Gerek karakterler gerekse mekânlar olağanüstü. Popüler müzik kullanılması, filmin özüne uygun: Bir değişim isteniyor ve günümüz müziği o “değişim”in süreğenliğini kanıtlıyor. Astronomiye tutkuyla bağlı Katharine Hilbery (Haley Bennett), 1900’lü yılların başlarında kadınların erkekleri olmadan hiçbir şey yapamadıkları dönemde, kendini var etmek istiyor. Evlenmesi ve çalışmalarının kocasının adıyla yayımlamasına izin varsa da, bunun yanlışlığının, değişmesi gerektiğinin mücadelesini veriyor.

Kolay değil, üniversiteye gitmesi bile mümkün görülmeyen bir kadının kadın hakları mücadelesi başta ailesi, çevresi, akademik yapı tarafından reddediliyor. Peki, dünya dönmeyi sürdürürken; aslında Katharine, araştırmalarını sürdürür ve yepyeni bulgularla yeni tezler ileri sürerken bu engel ne kadar dayanabilir ki! Doğal olarak yıkılacaktır. Ancak değişimlerin yolu her zaman sarp, engebeli ve engellerle doludur. Muhakkak ki, zafere ulaşır, ancak boşa zaman harcanmış, yaşamın akışı yavaşlamıştır. Kim bilir, belki de “dün erkendi, yarın geç, bugün tamam”.

Toplumsal gelişimin önüne çıkan engeller muhakkak aşılır. Dünü bilmezsek yarını göremeyiz. Kim(ler), hangi koşullarda ne gibi mücadeleler vermiş, bilirsek hem kararlılığımız artar hem de başarıya ulaşma olasılığımız. Bu, Kurtuluş Savaşımız için de geçerli, Dünya Kupasına gruptan çıkamadan erken veda eden futbol milli takımı için de… Sivas’ta Madımak Oteli’nde çıkarılan yangın sonrası, yazarların, müzisyenlerin, sanatçıların neden ve nasıl yakılarak katledildiğini ve yangının kim(ler)e hizmet ettiğini öğrenmek, geleceği daha iyi görmek için de… UnutMADIMAKlımda!

03 Temmuz’dan başlayarak gösterimde…

(01 Temmuz 2026)

Korkut Akın

korkutakin@gmail.com

Bir yanıt yazın