Senle de Olmuyor Sensiz de: Charlie & Harper

Hatırlar mısınız, çok yıllar önce şirin mi şirin bir şarkı vardı Güzin ile Baha’nın söylediği: “Olamam ki olamam ben senle de sensiz de…” Genç âş(ı)kların uzlaşmaz çelişkisini dillendiriyordu… Tom Dean’ın Mac Eldridge ile çektiği Nick Robinson (Charlie) ve Emilia Jones’in (Harper) aralarındaki lise yıllarından başlayan ve süreç içerisinde birkaç kez denenen aşklarını anlatan duygusal ve bir o kadar da merak uyandıran filmi “Her Şeye Rağmen”. (Filmin adının çevirisine de değinmek gerekir… Bizde Leyla ile Mecnun, Kerem ile Aslı gibi örnekleri var böylesi “büyük” aşkların… Peki neden farklı bir ad koymayı tercih etmiş dağıtımcı?) duygusal ve güçlü bir görsellikle, başarılı oyunculuklar filmi taşıyan temel unsurlar. Bir de müzik kuşkusuz; izlerken anlayacaksınız.

Film, “nostaljik kişilik misiniz” sorusuyla başlıyor. Bir an fırtınalar kopuyor kafanızda… Ne anlamda diye soruyorsunuz kendinize. Film akıyor ama siz hâlâ o sorunun yanıtı peşindesiniz. Sözcüğün anlamını tartıyorsunuz (filmi anlamak amacıyla), geçmişe özlem, hüzün, güzellikler, tutku, geri dönüşler geliyor aklınıza. Haydi hayırlısı…

Kafa, kavga ve gönül birlikteliğinin sonucunda mutluluk doğar (ya da bana öyle geliyor). Filmde uyumlu iki kişi var, tutkulu oldukları da belirgin ama bir türlü yürümüyor. Birinin beklentisiyle diğerinin itirazı çelişkinin temeli aslında. Okulu bitirince şef (aşçıbaşı) olmak isteyen Harper ile ne yapmak istediğini bilemeyen, daha doğrusu karar veremeyen Charlie’nin arasında gelişen aşk, ne yaparsanız yapın büyü(ye)mez geliş(e)mez. Birinin önerisi diğerine baskı gibi gelecektir… Ayrılık istenmese de kesindir. Ta ki, ikinci bir buluşmaya kadar. Bir güzel yanı var… ikisi de bıraktıkları yerden başlıyorlar, ne kırgınlıkları kalmış ne beklentileri ne de özlemleri… Ama ikisi de genç, ikisi de kendi başına buyruk olma sevdasında ve ister istemez “kavga” (?) yeniden başlıyor. Sonunun hayal kırıklığı yaratmasına rağmen, film dokunaklı, etkileyici ve duygusal bir eser. Sadece hikâyenin içeriği değil, olay örgüsünün yapısı da ‘nostalji’yi, kaçınılmaz olarak cevapsız kalan bir özlemi iletiyor.

Bunuel, “Bir filmde bir şey iki kez görülürse başka bir anlam taşır” diyor(du). Nostaljik kişilik sorusu yinelenince yeni soru işaretleri büyüyor kafanızda. Sahi, Harper ile Charlie arasındaki aşktan başka bir şey mi? Sosyal, siyasal, ekonomik, ekolojik, kültürel sorunlarla barınma, beslenme, sağlık gibi temel hakları bile elde edemeyen gençlerin başka bir anlam yükleyecektir ister istemez.

“Hele bir başlayalım, günü gelince çözüm bulunur” diye başlayan ilişkiler, yürümediği gibi romantizmini de yitiriyor zamanla. Evliliklerin vazgeçilmezi olan “kavga” (şiddetten söz etmiyoruz kuşkusuz) giderek çekilmez oluyor ve ilişkiyi yaralıyor, hem de derinden. Birbiriyle uyumlu gidemeyen ilişkiler biterler, ama asıl amaçlanan geriye dönüp bakıldığında karşılıklı sevgiyi de saygıyı da yitiriyor. Muhakkak ki, içerilerde bir yerde bir boşluk, bir güzellik, bir heyecan, bir umut kalıyor.

(22 Eylül 2026)

Korkut Akın

korkutakin@gmail.com

Ahmet Ümit’ten Toplumsal Çürümüşlüğün Beslediği Suç ve Onun Felsefi Doğasına Edebi Bir Bakış: Roma’nın Beş Günü

Ahmet Ümit, Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkacak olan son romanı Roma’nın Beş Günü’nde, okuyucularını klasik müzik ile arkeolojinin iç içe geçtiği bir şehrin sokaklarında heyecanın hiç eksilmediği cinai uzun bir maratona davet ediyor. Roma’nın kuruluş yıldönümü olan 21 Nisan günü, Tiber nehrinde siyah bir kayığın içinde iki erkek cesedi bulunur. Cesetler tamamen tüylerinden arındırılmış, çıplak bedenleri gül kokulu bir pudrayla kaplanmış ve cenin vaziyetinde karşılıklı olarak kayığın zeminine yatırılmıştır. Roma’nın kurucuları olan Romulus ve Remus’u temsil eden bu iki kurban, ardı ardına işlenecek zincirleme cinayetlerin başlangıcıdır. Roma’nın Beş Günü 01 Ekim’den itibaren kitapçılarda yerini alıyor.

Ahmet Ümit’ten Toplumsal Çürümüşlüğün Beslediği Suç ve Onun Felsefi Doğasına Edebi Bir Bakış: Roma’nın Beş Günü yazısına devam et →

Ayvalık Uluslararası Film Festivali Başladı, Kahve İçen Yorulmaz Geleceğin Sinemacıları Ödülü, İsimsiz Eserler Mezarlığı’nın Yönetmeni Melik Kuru’ya Verildi

Seyir Derneği tarafından Ayvalık Belediyesi işbirliğiyle yapılan Ayvalık Uluslararası Film Festivali, Büyük Park Amfitiyatro’da düzenlenen açılış töreniyle başladı. Kurukahveci Mehmet Efendi’nin ev sahipliği yaptığı açılış töreninde, Kahve İçen Yorulmaz Geleceğin Sinemacıları Ödülü’nün sahibi de açıklandı. Alin Taşçıyan, Berkay Ateş, Cem Kaya, Elif Ergezen ve Pelin Esmer’den oluşan seçici kurul, ödülü İsimsiz Eserler Mezarlığı filminin yönetmeni Melik Kuru’ya verdi.

  • Basın Bülteni
  • Birinci günden görüntüler için tıklayınız.
  • Festival hakkında geniş bilgi için tıklayınız.

Ayvalık Uluslararası Film Festivali Başladı, Kahve İçen Yorulmaz Geleceğin Sinemacıları Ödülü, İsimsiz Eserler Mezarlığı’nın Yönetmeni Melik Kuru’ya Verildi yazısına devam et →

Hepsi Gerçek: Anlatanadam İbrahim Türker’den Hafızanın İzinde Gülümseten Hikâyeler

Hikâyelerini sahnede anlatmaya alışkın olan İbrahim Türker, bu kez okurla sayfalar üzerinden buluşuyor. Türker’in gerçek yaşamından yola çıkan öykülerini bir araya getirdiği Hepsi Gerçek, Destek Yayınları etiketiyle yayımlandı. Çocukluk anılarından mahalle hayatına, yazlık kasabalardan aile içindeki unutulmaz anlara uzanan kitap; geçmişe mizah, ve hüzünle bakıyor. Türker, yaşandığı anda büyük görünen ancak yıllar sonra küçülen olayların bıraktığı izleri anlatırken, hafızanın gerçeği nasıl yeniden büktüğünü de hikâyelerinin merkezine taşıyor. Yazarın “artırılmış gerçeklik” olarak tanımladığı anlatım biçiminde anlatıcının dokunuşuyla yaşananların bıraktığı etki görünür hale geliyor.

Hepsi Gerçek: Anlatanadam İbrahim Türker’den Hafızanın İzinde Gülümseten Hikâyeler yazısına devam et →