Peter Heller’ın bizde de yayımlanan romanı ‘Köpek ve Yıldızlar / The Dog Stars’ Amerikan nüfusunun önemli bir bölümünü yok etmiş bir pandemi sonrasında yaşananları anlatır. New York’lu yazarın 2012 yılında piyasaya çıkmış olan kitabı tüm dünyanın tam sekiz yıl sonra Corona virüsüyle yüzleşmesinin bir ön işareti gibidir. Neyse ki bizler bu salgını büyük zayiat vermeden atlattık, ancak Heller’in apokaliptik evreninde hayatta kalma savaşı verenler o kadar şanslı değiller.
Hollywood sinemasının baba yönetmenlerinden Ridley Scott’ın aynı adla çektiği, hayli yakın bir gelecekte (tam olarak 2035 yılında) geçen öyküde, karısını bir salgında yitiren Hig (Jacob Elordi) keşif uçaklarından oluşan hangarın bitişiğinde can dostu köpeği Jasper ve asker eskisi Bangley (Josh Brolin) ile birlikte hayata tutunma mücadelesi vermektedir. Her an tetikte ve nöbettedirler çünkü hayatta kalanlar yiyecek, su ve barınma ihtiyaçları için yakındaki ormanlık araziden süzülmek suretiyle her daim tehlike oluşturabilmektedir.
Dünyada güvenilecek hiç kimse kalmamıştır. Hig günlerini keşif uçağına binip etrafı kolaçan ederek geçirir. Şehre inerek ıssız mekanlardan yiyecek, içecek, ilâç, benzin temin eder. Sessiz kırsalın görece güvenli bir köşesine sığınmış Mennonitlere yardım eder. Dağ göllerinde balık avlar, Jasper ile birlikte yitirdiği sevdiklerinin anısına adlandırdığı yıldızlara içini döker.
Özgün roman olay örgüsünden ziyade Hig’in iç dünyasına, düşüncelerine ve duygularına odaklanan parçalı anlatımıyla bir anı defteri gibidir. Mücadeleci ruhlu ama aynı zamanda hayalperest olan ana karakterin ağzından aktarılan akıcı, lirik ve doğa tasvirleriyle zenginleştirilmiş bir üslûba sahiptir. Bizde gösterime girmeyen David Fincher filmi ‘Mank’ (2020) ile bir Oscar’ı da bulunan Erik Messerschmidt’in kamerası filmin ilk bölümünde bu minvalde büyüleyici bir görsel sunuyor ve kıyamet ertesi uçsuz bucaksız kırsala sığınmış bir avuç insanın huzuru doğada bulmalarının resmini başarıyla çekiyor. Bizler de doksanlı yaşlarına merdiven dayamış kurt sinemacının aksiyondan uzak bir gelecek evreninde huzur bulduğunu düşünür gibi oluyoruz. Ancak bu bir Hollywood yapımıdır. Dışardan gelecek kötülük ve vahşet Hig ve dostlarının izole dünyasını işgale niyetlendiğinde kızılca kıyamet kopar, genç adamın hala var olduğuna inandığı umudu ve insanlığı bulmak uğruna bilinmeyene doğru doğru çıktığı yolculukta başına gelmeyen kalmaz. Bu keşif gezisinin tek kazancı salgında kocasını yitirmiş Cima (Margaret Qualley) ile pederi Pops (hayli yaşlanmış Guy Pearce) olacaktır.
‘Köpek ve Yıldızlar’ temel aldığı özgün romanın izinde halüsinatif bir kıyamet ertesinin huzurlu dinginliğinde başlıyor, ancak çok geçmeden siz deyin ‘Mad Max’, ben diyeyim ‘Walking Dead’, ‘Last of Us’ serileri ya da daha da öncesini eşelersek John Wayne’li kovboy filmlerinin dünyasına uzanan bir aksiyon sinemasından nasibini alıyor. Neonazi görünümlü saldırganların at üzerinde okla, silahla, kızılderili narasını andırır çığlıklarla hücum ettiği sahnelerde ise bilinçli ya da bilinçsiz Amerikan Westernlerinin ayrımcı kalıpları akla düşüyor.
Hataları ve sevaplarıyla Ridley Scott ustanın ahir ömründe kotardığı, müziğinden görüntülerine geniş perdede sinema keyfi veren bu şimdilik son filmi, Gregory Peck ile yarışan gösterişli fiziğiyle başrolde boy gösteren yeni kovboy Elordi’nin yükselişine de tanıklık etmek için rahatlıkla izlenebilir.
(30 Ağustos 2026)
Ferhan Baran
ferhan@ferhanbaran.com

