Dünya prömiyerini yaptığı 79. Cannes Film Festivali’nin en şaşırtıcı filmlerinden biri olan ‘İşe Yarar Bir Hayalet / Pee Chai Dai Ka – A Useful Ghost’, İKSV festivalindeki gösterimlerinin ardından MUBI’de izleyici karşısına çıkıyor.
Bangkok doğumlu Ratchapoom Boonbunchachoke’nin yönettiği ve Tayland’ın Oscar adayı olan yapım, görüp göreceğiniz en komik, absürd, politik ve dokunaklı hayalet filmlerinden biri, ancak Batı’dan gelen örneklere hiç benzemiyor. Thai kültürünü şekillendirmiş doğa üstü olayların ve yıllanmış efsane geleneğinin izlerini taşıyan film, sinefillerin gönlünde yeri olan Apichatpong Weerasethakul ustanın, benzer temaları işleyen, lakin bir tefekkürü andıran ruhani yapıtları ile de benzeşmiyor.
Soğuk Savaş döneminde geçen bir kuir casusluk hikâyesini anlattığı 2020 yapımı kısa filmi ‘Red Aninsri: Or, Tiptoeing on the Still Trembling Berlin Wall’ ile Locarno Film Festivali’ne keşfedilen 39 yaşındaki sinemacı, Cannes’ın ‘Eleştirmenler Haftası’ seçkisinden büyük ödülle dönen ilk uzun metrajında, toz kirliliğinin sebep olduğu solunum hastalığı sonucu hayatını kaybeden Nat (Davika Hoorne) ile bir aile şirketinin veliahtı March’ın (Wisarut Himmarat) özlem yüklü öyküsüyle konuya giriyor. Yaslı genç adam, bebeğini düşürdükten sonra yaşama veda eden karısının ruhunun bir elektrikli süpürgenin içine girerek geri döndüğünü anlıyor. Beklenenin aksine, eşler arasındaki bağ güçlenmiş, cinsel çekim ateşlenmiştir. March’ın başta hükümran annesi Suman (Apasiri Nitibhon) olmak üzere varlıklı ailesi bu sıradışı birlikteliği reddediyor. Kurulu düzene yararlı bir hamleyle eski gelin aileye yeniden kabul edilecek midir?
Thai sinemacı bu temel hikâyeyi, ülkenin kaybolmakta olan kültürel değerleri üzerine incelemeler yapan, kendisine Ladybird adını vermiş gay araştırmacı (Wisarut Homhuan) üzerinden anlatıyor. Genç adam yeni satın aldığı elekrik süpürgesi daha ilk geceden toz ve kirleri dışarı püskürttüğü için servisi çağırıyor. Telefonu kapatır kapatmaz çıkagelen gizemli Krong (Wanlop Rungkumjad) aletin içine bir hayalet girmiş olduğundan başlayarak, bunların üretildiği fabrikada türeyen bir hayaletin ortalığı karıştırdığını anlatmaya koyuluyor. Fabrikanın işçilerinden Tok (Krittin Thongmai) çalıştığı ortamdaki toz kirliliği nedeniyle fenalaşmış ve hayatını kaybetmiştir. Ruhu çalıştığı yere geri dönen Tok intikam peşindedir. Denetim sırasında yaşanan kaos sonucunda fabrika kapatılır. Bakalım aile hayaletlerden nasıl kurtulacaktır?
Ölmüşlerin ruhları ancak hatırlandıkları zaman geri dönme imkanı bulmaktadır. Böylece, hayatta olan sevdiklerinin anıları elekroşokla silinerek hayaletlerin gerçek dünyaya dönüşü engellenebilecektir. Nat’dan beklenen, yaşayanların düşlerine girerek anılarını röntgenlemesidir. Bunun için bir ‘rüya denetim laboratuvarı’ hazırlanır. Nat kendi için hayal ettiği yuvayı hayata geçirebilmek için, kapital sahibi egemen ailenin şartlarını kabul ederek ‘işe yarar’ bir hayalet olmayı kabullenir. Ancak, on yıllar boyunca ezilmiş, yok edilmiş ruhların unutulmaya hiç niyeti yoktur. Ekim 1976’da Thammasat Üniversitesi’nde gerçekleşen kanlı devlet ve milis saldırısı, ya da Mayıs 2010’da başkent Bangkok’da yaşanan askeri operasyonlarda hayatını kaybedenler karanlık geçmişi hafızalarda taze tutmaya and içmişlerdir.
Asya kültürlerinde yaşayanlarla ölüler arasındaki sınırın çok bulanık, çok geçirgen bir çizgide olduğunu biliyoruz. Boonbunchachoke, yazarken bile başımı döndüren serüvende bu temel noktadan yola çıkarak türleri hınzırca ve zarif bir biçimde harmanlamış. Rüyaların trajik anların görüntüleri mi, yoksa gerçekleştirilmemiş arzuların tezahürü olduğu hususunda yaman denemelere girişmiş. Bir dizi hayalet öyküsüne aşkın gücünü, dayanılmaz romantizmi, mizahı, dehşeti, siyaseti, sosyal ve kuir yorumları eklemlemiş. Politik keskinliğini duygusal zekâ ve mizahla ustaca birleştirirken, kapitalist düzenin işe yarayanları nasıl ödüllendirdiğini sergilemiş. Ayrımcılıkla bir kenara itilenlere, ister hayalet, ister LGBT bireyi olsun, sisteme hizmet ettikleri sürece ilişilmediğinin altını çizmiş. 70 küsur yıllık tarihe bakıldığında benzer travmaları yaşamış ülkemizde de benzer biçimde yaşanmış zulümlerin hiçbir zaman unutulmamasını dilerken, bu sıra dışı filmi deneyimlemenizi hararetle öneririm.
(08 Ağustos 2026)
Ferhan Baran
ferhan@ferhanbaran.com



