Kötülüğü Analiz Etmek / Nürnberg

Nürnberg Uluslararası Askeri Ceza Mahkemesi ya da bilinen kısa adıyla Nürnberg Mahkemeleri, İkinci Dünya Savaşı’ndan galip çıkan Müttefik Devletler tarafından büyük savaş suçluları olarak Alman siyasetçiler, askeri yetkililer ve Nazi görevlilerini mahkûm etmek üzere kurulmuştur. ABD, Birleşik Krallık, Fransa ve Rusya’nın ortaklaşa açtığı dava yıkım sonrasında yeniden restore edilen Almanya’nın Nürnberg şehrinde yapıldığı için tarihte bu isimle anılır. Barışa karşı suç (uluslararası sözleşme ve anlaşmaları çiğneyerek savaşı planlama, başlatma ve yürütme), insanlığa karşı suç (sürgün, imha ve soykırım), savaş suçları (savaş hukukunu çiğneme) ve ilk üç maddede listelenen suç eylemlerinin ‘ortak bir plan ve komplo süreci içinde gerçekleştirilmesi’ olarak sıralanan dört ana başlıkta toplanan suçlamalar doğrultusunda yargılama süreci 216 oturum sürmüş, 01 Ekim 1946 tarihinde sonuçlanmıştır.

Bu tarihi davadan farklı oturumlar daha önce bir çok kez beyazperdeye aktarılmıştı. Bunlar arasında en fazla ses getirmiş olanı, mahkemelerden 15 yıl sonra Stanley Kramer’in yönettiği, Burt Lancaster, Stanley Kramer, Hans Rolfe performansıyla Oscar ödülüne layık görülmüş Montgomery Clift, Richard Widmark, Marlene Dietrich, Judy Garland’ın yer aldığı bir yıldızlar kadrosuna sahip ‘Nürnberg Duruşması / Judgement at Nuremberg’dir.

1945 – 46 yıllarının duruşmalarını yeniden gündeme taşıyan ve bu hafta sinemalarımıza uğrayan ‘Nürnberg / Nuremberg’i James Vanderbilt yönetmiş. David Fincher’ın 2007 yapımı başyapıtı ‘Zodiac’ın senaryosunda imzası bulunan Amerikalı sinemacı, Kramer’in izinde yıldız oyuncular kullanarak ve anlatım dili açısından yenilikçi olmayan bir yol izlemiş. Lakin 80 küsur yıl önce yaşanan insanlık ve savaş suçlarından ders alınmadığı ve kötülüğün kendini tekrar etmesinin önünün kesilemediği çağımızda bu tür öykülerin ısrarla ve her şekilde tekrar tekrar gündeme gelmesi hayırlı olmuş.

Vanderbelt’in filmi 07 Mayıs 1945’te başlıyor. Savaş Avrupa’da sona ermiş, Hitler intihar etmiştir. Bezgin bir göçmen kalabalığı Avusturya sınırdan geçmeye çalışırken Amerikalı askerin biri hurdaya dönmüş taşıtın üzerindeki gamalı haçın üzerine işeyerek Nazilere karşı öfkesini dile getirmektedir. Almanya’nın ikinci adamı, Hitler’in sağ kolu Hermann Göring (Russell Crowe) ailesi ile birlikte kaçmaya çalıştığı özel otomobili içinde tam bu noktada yakalanır.

Führerleri gibi kendi canlarına kıymış olan Goebbels ve Himmler gibi isimlerin dışında, Göring dahil ele geçirilen 20 küsur yüksek rütbeli Nazi subayı için hesap verme vakti gelmiştir. Ancak Washington D.C.’de kararsızlık hakimdir. Öncelikle böyle bir dava için hukuki emsal yoktur. 1948’de yeniden seçilmek isteyen ABD Başkanı Truman geri planda kalmayı tercih ederken, Nazileri şımartmak istemeyen Churchill de onların kurşuna dizilmesinden yanadır. Amerikalı yargıç Robert H. Jackson (Michael Shannon) yargısız infaza şiddetle karşı çıkar. Dünya bu adamların ne yaptığını bilmeli, savaş mahkeme salonunda nihayete ermelidir. Ayrıca, Birinci Dünya Savaşı sonrasında Almanlar küçük düşürülmüş, ödeyemeyecekleri tazminatlar yüklenerek Batı dünyasına kin ve nefret bilenmişler, ama 20 yıl geçmeden diz çökmüş bir ulus dünyayı fethetme noktasına gelebilmiştir. Şimdi dikkatli davranmak ve Nazileri yargısız mahkûm ederek kahraman olmalarına ve belki de bir 15 yıl sonra bu defa durdurulamaz biçimde geri dönmelerine yol açmamak gerekmektedir.

Nazi subayları bu tartışmaların ışığı altında bir süreliğine Luxembourg’daki Grand Hotel’de misafir edilir. Nürnberg’deki hasar görmüş mahkeme binası restore edildikten sonra 4 ülkeden hakimler atanarak uluslararası dava başlar. Bu zorlu süreçte psikiyatri doktoru Douglas M. Kelly (Rami Malek) öncelikle Göring ile yakın temasa geçerek 70 milyondan fazla insanın ölümüne neden olmuş, insanlık ve savaş suçlarını kabullenmeye hiç de niyetli gözükmeyen Nazi ileri gelenlerinin güvenini sağlamakla görevlendirilir. Böylece kötülüğü analiz etme ve psikolojik olarak tanımlayabilme şansı bulacak, dava süreci sonrası 1947’de ’Nürnberg’de 22 Hücre: Bir Psikiyatrist Nazi Suçlularını İnceliyor’ başlıklı kitabı yayımlanacaktır.

Göring kendini ele verme konusunda çok dikkatlidir. Hitler’den sonraki en güçlü kişi olmasına, ‘Reich Mareşali / Reichsmarschall’ ünvanı taşımasına rağmen yapılan suçlamaları alaycı bir biçimde geri çeviren Nazi komutanı ile ona yaklaşmak için her yolu deneyen hırslı psikiyatr arasındaki satranç oyununun sonucunu hepimiz biliyoruz, ince detaylar da filmi izleyecek olanlara kalsın.

Vanderbilt bu ibret verici alış veriş öyküsünü benzer filmlerin klişelerini kullanarak eski usul bir anlatımla sergilemiş. Crowe’un star personası, alaycı mizahı Göring’in karanlık ruhunu maskelemiş. Dr. Kelly’nin ihtirası Ramek’in yorumunda sönük kalmış. Tüm bunlar filmin beğeni skalamızda daha yükseğe çıkmasını engelliyor. ‘Nürnberg’ tıpkı Kramer’in filminde olduğu gibi duruşmalar sırasında mahkeme heyetine izlettirilen ‘Holokost’un insanlık dışı görüntüleri perdeye düştüğünde yükseliyor ve tarihin bu korkunç gerçeğiyle yeniden yüzleşmemize vesile oluyor. Ancak günümüzde Gazze’de çoluk çocuk Filistin halkına benzer insanlık ve soykırım suçlarının Dünya’nın gözü önünde üstelik aynı zulmü deneyimlemiş bir halkın evlatlarınca reva görülmesine hiç değinmiyor film. Buna karşılık Vanderbelt günümüz Amerika’sında güç kazanmakta olan faşist zihniyetli bir devlet yapısına dokundurmadan geçmiyor. Bugün dünyanın her yerinde iktidarı isteyen Nazilere benzeyen insanlar olduğunu, bunların Amerikalıların yarısının cesetleri üzerinde yürümekten mutlu olacaklarını, Hitler ya da Göring taklidi mevcut diktatör ya da Trump benzeri diktatör özentilerinin insanları kamplara bölerek nefreti körüklediklerine dem vurmaktan kendini alamıyor. Neticesinde herkes kendi bahçesinin, kendi toprağının derdinde. Tüm bunları düşündürdüğü için ‘Nürnberg’i izlemek gerekiyor.

(28 Ocak 2026)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com

Bir yanıt yazın