Parazitler

Bong Joon-Ho’nun Amerikan sermayesiyle çektiği iki filmin ardından memleketine dönüş yaptığı Altın Palmiye ödüllü son filmi ‘Parazit / Gisaengchung’ sıcağı sıcağına bizde de gösterime girdi. Koreli sinemacının türler arasında ustaca sörf yapan yapıtları sistem eleştirisine, çağdaş kapitalizmin ahlak ve etik değerlerin altını oyması üzerinedir. Güney Kore’nin hızla yükselen ekonomik refah ortamında sınıf ilişkileri üzerine çarpıcı bir gözlem sunuyor ‘Parazit’.

Joon-Ho’ya özgü tipik açılış sahnesinde boş bir kuş kafesinin üzerine iliştirilmiş çorapların görüntüsünü izliyoruz önce. Yoksul bir mahallenin bodrum katındayız. Hamamböceklerinin cirit attığı, izbe kenar mahalleyi sokakla aynı seviyedeki küçük pencereden görebilen bir yeraltı dünyasıdır burası. Camın kenarındaki duvara mahallenin iflah olmaz sarhoşunun işediği bodrum katının sakinleridir Kim ailesi. Yüksek öğrenim şansını zorlayan iki yetişkin çocuklarıyla birlikte, çekirdek ailenin tümü işsizdir. Yerel bir pizza firmasının karton kutularını hazırlayarak karınlarını doyurmaya çalışırlar.

Evin oğlunun yurt dışına giden yakın arkadaşından devraldığı zengin evinde İngilizce öğretmenliği işi sayesinde ailenin kaderi değişir. Ultra varlıklı Park ailesinin malikanesinde farklı bir dünya ile tanışan genç adamın ardından, ailenin ailenin diğer fertleri türlü oyunlar ve kandırmacalarla hep birlikte hizmetli olarak eve sızmayı başarırlar. Ancak Kim ailesinin görmüş geçirmiş babasının dediği gibi ‘hayat, planları her zaman bozacaktır’. Sınıfsal ayrılıklar kolay aşılacak gibi değildir. Mizah da fazla uzun sürmeyecektir. Kim ailesinin dümenini kendi sınıflarından evin eski hizmetlisi fark edecek ve işler karışacaktır. Steril görünüm altında gizlenenler, yeraltına gizlenmiş olanlar günışığına çıktığında hesaplaşma başlayacaktır.

‘Parazit’ bir takım çağdaş göndermelerle Güney Kore’de geçmesine karşın sınıf ilişkileri üzerine evrensel bir hikâye. İlk bakışta zengin evine sızan Kim ailesini ‘parazit’ olarak düşünebiliriz. Ancak ileri düzeyde refahın tembelliği ve ataletiyle günlük yaşamı sürdürmede yanlarında çalışanlara muhtaç hale gelmiş varlıklı Park ailesinin fertlerini de ‘parazit’ olarak tanımlamak mümkün. Joon-Ho gençlik yıllarında bir süreliğine bir zengin evinin kızına İngilizce öğrettiğini ve bu döneminden onda kalanların filme yansıdığını belirtiyor kapsamlı söyleşisinde. Filmin ortaya çıkış sürecini anlatırken, yönetmenin ‘içime girmiş bir parazit gibiydi, uzun yıllar onu dışarıya çıkaracağım günü bekledim’ ifadesini de unutmadan not edelim.

Tüm bu referansların ışığı altında kendine özgü dünyasını kuruyor yönetmen. Evrensel sınıf ilişkileri sorununu deşerken mizahı elden bırakmıyor. Açıkgöz Kim ailesi belgede sahtecilikte veya rol kesmede ne denli maharetli olurlarsa olsunlar, üstlerine sinmiş yoksulluk kokusu benzeri saklayamadıkları şeyler vardır. Toplumdan kopuk tepedeki cennetlerinde yaşayan Park ailesi ise olan biteni kavrayamayacak denli korunmasız haldedir. Yönetmenin belki de en büyük erdemi, kişilerini kesin çizgilerle iyi ya da kötü olarak konumlandırmaması. Karakterlerin her adımı ihtiyaçtan, yoksunluktan kaynaklanıyor.

Bong Joon-Ho’nun türler arasında ustaca sörf yapan ilginç bir sineması var. Mizahi tonun gerilime, giderek bir korku filmine dönüştüğü yapım sürpriz şoklarıyla seyirciyi sarsıyor. Film için hazırlanmış zengin ve yoksul evlerinin tasarımı mükemmel. Cam ve metalden yapılmış zengin evinin merdivenleri, soğuk derinliği, koridor ve sığınak ayrıntıları yönetmenin kadraj tercihlerine uygun olarak düşünülmüş, hiçbir şey şansa bırakılmamış. Bu açıdan ‘Parazit’ çok iyi tasarlanmış, türden türe atlarken odak noktasını kaybetmeyen, yönetmen Bong Joon-Ho’nun fantastik evrenine özgü çizgi dışı bir yapım. Metaforları güzel kullanıyor. Ancak, sınıf meselesine yaklaşırken bazen didaktik kalabiliyor. Bir de Amerikan serüveninden alışkanlık olsa gerek, iki yoksul ailenin karşılaşması sürecinde popüler Amerikan sinemasına fazlaca göz kırpıyor. Ben kendi adıma, yine yakınlarda izlediğimiz ve bir başyapıt olarak kabul ettiğim bir diğer Güney Kore yapımı olan, yine sınıf ilişkileri üzerine Murakami uyarlaması Lee Chang-Dong imzalı ‘Burning’in (bizde ‘Şüphe’ adıyla gösterildi) şiirsel fantastik yaratıcılığını çok daha fazla sevdiğimi ifade etmeliyim.

(05 Kasım 2019)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir