Korkut Akın Yazıyor: Ben Eşime Güven’irim, ya Siz

Yaşamımızı belirleyen en önemli duygulardan biri kuşkusuz güven duymaktır. Ailenize güvenirsiniz, içiniz rahatlar, daha aklıselim olursunuz. Arkadaşınıza güvenirsiniz, korkularınızı yenersiniz. Çocuğunuza güvenirsiniz, umudunuz artar. Okulda öğretmene, işte ustabaşına, hastanede doktora, askerde komutana… yaşamın her anında, her alanında güven duygusu belirleyicidir insan için. Bir kez kayboldu mu, işte o zaman kasap çengeli … Devamı… »

Shazam: 6 Güç

David F. Sandberg’in yönettiği ve Mark Strong, Asher Angel, Jack Dylan Grazer ile Djimon Hounsou’nun oynadığı Shazam: 6 Güç (Shazam), 05 Nisan 2019’da Warner Bros. dağıtımıyla Warner Bros. tarafından vizyona çıkarılıyor.
Hepimizin içinde bir süper kahraman vardır, bunu ortaya çıkarmak için sadece biraz sihir gerekir. Billy Batson, 14 yaşındaki kimsesiz çocuk, Shazam diye bağırdığı zaman, eski zamanlardan kalan bir büyücü sayesinde, yetişkin süper kahraman Shazam’a dönüşüyor. Kaslı, heykel gibi bir vücudun içinde hâlâ bir çocuk olan Shazam, her ergenin süper güçlerle yapacağı birçok şey yaparak hayatın tadını çıkarıyor.

  • Basın Bülteni
  • Fotoğraflar
  • Web Sitesi
  • Fragman
  • IMDb

Shazam: 6 Güç yazısına devam et

Lanetli Gözyaşları

Michael Chaves’in yönettiği ve Linda Cardellini, Raymond Cruz, Marisol Ramirez ile Sean Patrick Thomas’ın oynadığı Lanetli Gözyaşları (The Curse of La Llorona), 19 Nisan 2019’da Warner Bros. dağıtımıyla Warner Bros. tarafından vizyona çıkarılıyor.
1970’lerin Los Angeles’ında, La Llorona gecelerin ve çocukların peşindedir. Sorunlu bir anneye dair tüyler ürpertici bu uyarıyı görmezden gelen bir sosyal hizmet görevlisi ve küçük yaştaki çocukları kendilerini bu korkutucu doğaüstü dünyada buluyor. Korku ve inancın çakıştığı noktada, La Llorona’nın ölümcül öfkesinden kurtulmak için onların tek umutları bir rahip ve şeytanları uzak tutmak için uğraştığı mistisizm olabilir.

  • Basın Bülteni
  • Fotoğraflar
  • Facebook
  • Fragman
  • IMDb

Fransızca Filmler Festivali Başladı

Fransızca Film Festivali, Yönetmen Sineması olarak adlandırılan eserler arasından seçtiği filmleri sunarak içtenlikli bir festival yaratmayı amaçlıyor. Léa Fehner, Julie Bertuccelli, festivalin konuk yönetmenleri olarak Türkiye’ye geldiler. Festival kapsamında ilk uzun metraj filmleri gösterilecek yönetmenler arasında, Agnès Varda, Léa Fehner, Julie Bertucelli, Léonor Seraille gibi kadın sinemacıların yanı sıra Philippe Faucon ve Xavier Legrand da bulunuyor.

Fransızca Filmler Festivali Başladı yazısına devam et

Sen Benim Herşeyimsin

Felix van Groeningen imzalı ‘Güzel Oğlum / Beautiful Boy’ trajik bir gerçek yaşam öyküsünden yola çıkıyor. Flaman asıllı Belçikalı yönetmenin, David ve Nic Sheff’in ayrı ayrı yayımladıkları otobiyografilerden derleyip kaleme aldığı metni, oğlunun uyuşturucu bağımlılığıyla yıllarca mücadele eden babanın yürek burkan ama yine de umut dolu hikâyesi üzerine. David karısından boşanmış, mahkeme velayetini annesine vermiştir. İyi bir baba ve başarılı bir gazeteci olan David, oğlundan uzak kalsa da onu ihmal etmez. Başarılı bir öğrenci olan Nick’in hayatındaki ani değişim ailesini şaşkına çevirir. Lakin, babası güzel oğlunu içine düştüğü çıkmazdan kurtarmaya kararlıdır.

Kişisel bir mücadele öyküsü üzerinden ilerleyen film, aile ilişkileri ile bağımlılıkla savaşım hikâyesini ustaca kaynaştırıyor. Yönetmenin aile kavramına yaklaşımındaki duyarlılığını önceki filmlerinden hatırlıyoruz. 29.İstanbul Film Festivali’nde Altın Lale’ye layık görülmüş ‘Çölde Kutup Ayısı / De Helaasheid der Dingen’ ücra bir kasabada yaşayan 13 yaşındaki Gunther’in, bir baltaya sap olamamış babası ve üç amcasına, fedakâr babaannenin kol kanat gerdiği alabildiğine uçuk ancak bir o kadar eğlenceli aile ortamına sevecenlikle yaklaşır. 2013 yapımı ‘Kırık Çember / The Broken Circle Breakdown’, yakalandığı amansız hastalıktan kurtulamayan küçük kızlarının ardından aşklarını ve inançlarını sorgulayan genç anne babanın hüzünlü öyküsü üzerinedir.

Yönetmenin ilk Amerikan yapımı olan altıncı uzun metrajı ‘Güzel Oğlum’da çaresiz hastalığın yerini uyuşturucu bağımlılığı almış. Aile bireyleri arasındaki kayıtsız şartsız sevgi teması daha da güçlenmiş bir biçimde bir kez daha karşımıza çıkıyor. İki ayrı edebi kaynaktan beslenen sinemacı, olan biteni David ve Nic’in gözünden ayrı ayrı anlatmayı tercih etmiş. David, akıllı güzel oğlunun eroin ve kristal meth benzeri ölümcül uyuşturucuların tuzağına düşmesinin izini sürememiş, herşey aniden ortaya çıkmıştır. Şaşkınlık içinde çözüm üretmeye çalışır. Kanındaki şeytanın esiri haline gelmiş oğul Nick ise dürtüsüne karşı koyamamanın ezikliği içindedir. Bedenini tutsak edilmiş hisseder. Uyuşturucuyu vücuduna zerk ettiği anda bile baskın olan, utanç ve suçluluk duygusudur. Tedavi süreçleri kesintilere uğrar. Uyuşturucu belası beklenmedik zamanlarda dönüş yapar. Nüksetme aniden ve nedensiz olarak ortaya çıkıverir.

Yönetmen bu akıl dışı kaotik süreci, tipik bir Hollywood anlatısına dönüştürmeden perdeye aktarmanın yollarını aramış ve bulmuş. Bir oyun uyarlaması olan ‘Kırık Çember’de olduğu gibi geriye dönüşler ve ani zaman sıçramalarını yoğun olarak kullandığı bir kurgu düzenini seçmiş. Düz bir akıştan çok daha etkili bu yöntemle, merak ve gerilim unsurunu hep canlı tutmayı başarmış. Öykünün geriye dönüşler üzerine kurulu yapısı içinde geçmiş ile bugün ustaca birbirine bağlanmış.

İki başrol oyuncusunun mükemmel performanslarından sonuna dek yararlanıyor Groeningen. ‘Foxcatcher Takımı’ ile dram oyunculuğunda da iddiasını ortaya çıkan Steve Carrel’ı ‘Ben nerde yanlış yaptım’ sorgulamasına girişen babada izliyoruz. David düşmanlarını tanıma sürecinde pes etmeyecektir, çünkü oğlu onun herşeyidir. Luca Guadagnino imzalı ‘Beni Adınla Çağır’ ile gönülleri fethetmiş olan genç yetenek Timothée Calamet, rolü için hayli kilo vermiş. 19 yaşındaki Nick’in tarifsiz acısı ve utancını içselleştirmekte ustalara taş çıkartan bir yorum sergiliyor.

İşlevsel bir ses bandı filmin bir diğer artısı. Filmin adını aldığı John Lennon şarkısının ‘Kapa gözlerini ve korkma; canavar uzaklaştı, baban yanında’ dizeleri, cehenneme dönüşen tedavi sürecine ve verilen cesur mücadeleye eşlik ediyor. Perry Como yorumundan dinlediğimiz ‘Damdaki Kemancı’ müzikalinin ünlü balladı ‘Sunrise Sunset’in coşkulu tınılarına, Górecki 3. senfoninin soprano eşlikli ağıtsal largo bölümünün ezgileri karışıyor. Acılı babanın herşeye rağmen evladından vazgeçmeyişi Bukowski’nin ‘Let It Enfold’ dizelerinde karşılığını buluyor.

Çağdaş bir sorunu melodramın tuzaklarına düşmeden aktaran, sıradışı bir kurgu marifetiyle drama ile belgeseli harmanlayan haftanın en ilgiye değer yapımı ‘Güzel Oğlum’. İzlemeye çalışın.

(15 Mart 2019)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com