Ferhan Baran Yazıyor: Köpekleşmek Nereye Kadar

Dünya prömiyerini 71. Cannes Film Festivali’nde yapmış olan ‘Dogman’ tipik bir Matteo Garrone filmi. Yine Cannes’da beğeniyle karşılanmış 2008 yapımı ödüllü ‘Gomorra’da mafya ve şiddet sarmalını ele almış olan sinemacı, bizde vizyona gelmeyen bir önceki yapıtı ‘Masalların Masalı / Il Racconto dei Racconti’de mitolojik hükümranların karanlık öykülerini perdeye taşımıştı. Gerçeküstücü sularda gezinen karanlık öyküler anlatmayı seven … Devamı… »

Sadi Çilingir Yazıyor: Ayrılık Şarkısı

1951 yılında başrolünü oynadığı “Avare” filmi ile ülkemizde ve dünyada yaygın olarak tanınmaya başlayan Hintli oyuncu Raj Kapoor ne kadar bereketli bir sinemacıymış. Seneler geçti, neredeyse hemen her filmde Kapoor soyadına rastlıyoruz. Sinemalarımızda Cuma günü vizyona giren son Hint filmi “Bajrangi Bharjaan: Sevginin Gücü”nde de iki Kapoor var. Birisi başrol oyuncusu Kareena Kapoor, diğeri yürütücü yapımcı Rajan … Devamı… »

Korkut Akın Yazıyor: İpler Kimin Elinde?

İnternetle birlikte sosyalleşme denilen kavramın değişmesi gerektiği çok yıllar önce ileri sürülmüştü -ben de bunun üzerine o kadar çok yazdım ki, yinelemekten başka bir yol bulamıyorum- bir zamanlar çocuklar sokağa çıkardı, erişkinler kahveye gider, kadınlar gün yapardı… Tüm bunlarla hayata farklı bakış yakalar, kendilerince donanırlardı. Artık öyle değil Bir y…ere gitmeniz gerekmiyor. Ekranın karşısında alışverişten … Devamı… »

Karanlık ile Aydınlık Arasında

Fransız sinemasının usta yönetmenlerinden Jacques Audiard’ın western türü bir hikâye ile karşımıza çıkması ne güzel bir sürpriz. Geçtiğimiz Venedik Film Festivali’nde dünya prömiyerini yapmış ve sinemacıya en iyi yönetmen ödülünü kazandırmış olan ‘The Sisters Brothers / Sisters Biraderler’, Kanadalı yazar Patrick DeWitt’in 2011’de yayınlanmış ve birçok önemli edebiyat ödülüne aday gösterilmiş aynı adlı romanının sinema uyarlaması.

Film, 19. yüzyıl ortalarının Vahşi Batı’sında tetikçi iki kardeşin dehşetengiz hikâyesi üzerinden ilerliyor. Tekinsiz bir gece vakti, çevreye ölüm yağdırırken tanışıyoruz biraderlerle. Bir kulübeye sıkışmış hedefler art arda temizleniyor. Cesetler yerde boy boy sıralanırken, barutun ve cayır cayır yanan ahırın ateşi aydınlatıyor kapkaranlık geceyi. Alevler içinde bir at kırlara doğru süzülürken, Sisters Biraderler’in bir yaş büyük olanı Eli, mahsur kalmış diğer hayvanları kurtarmak için canı pahasına ahırın içine dalmaktan çekinmiyor.

Daha ilk sahneden iki kardeşin farklı karakterleri konusunda bilgi sahibi oluyoruz. Her ikisi de Oregon’da ikamet eden büyük patron Commodore’un emrinde çalışıyor, göz kırpmadan adam öldürüyorlar. Ancak, çok daha sert ve zalim olan, aldığı her işi heyecanlı bir av partisi olarak gören küçük kardeş Charlie için bir oyun gibidir kafa patlatmak. Sevdiği kızın hatıra olarak verdiği kırmızı şalı öpüp koklamadan uykuya dalmayan Eli ise içinde bulunduğu koşullar ne olursa olsun iflah olmaz bir romantiktir. Hayatını, yaptıklarını, varoluşunu sorgular sürekli.

Acımasız bir babanın elinde büyümüştür biraderler. Charlie’nin ifadesine göre vahşet arzusu ırsidir, zırdeli ve ayyaş babanın kanı akmaktadır damarlarında. Buna karşın, koşulların onları bu yola sürüklediğini düşünen Eli, daha huzurlu ve barışçıl bir hayatın umudunu taşımaktan kendini alıkoyamaz. Charlie’den kopamaz da. Ne denli farklı yapıda olsalar da, kardeştir onlar.

Yeni bir talimat doğrultusunda, su bazlı bir formül sayesinde nehrin dibine konuşlanmış altın tabakalarını bulup çıkaran kimyager maden arayıcısının izini sürmek üzere California’ya doğru yola çıkarlar. Patronun dedektifi, İngiliz aksanlı maceraperest John Morris’in verdiği bilgiler ışığında adamı yakalayıp, gerekirse işkenceyle formülü ele geçirmek üzere. Beklenmedik bir işbirliğine doğru yol alan kentli Morris ile idealist Warm’un, Sisters Biraderler ile nehir kıyısında karşılaşmaları, karanlık ile aydınlığın ezeli çatışmasını anımsatacaktır.

Projeye, filmde Eli rolünü canlandıran deneyimli aktör John C. Reilly ve yapımcı eşi Alison Dickey’nin önerisiyle katılmış Audiard. Amerika’daki doğal mekânlar yerine İspanya ve Romanya’nın geniş düzlüklerinde çektiği filminde, türü yeniden yorumlama gibi bir derdi yok Fransız yönetmenin. Vahşi Batı’nın kanunsuz yerleşim bölgeleri ve alabildiğine kanlı çatışma sahneleri eksik değil filminde. Ancak, bunun yanısıra ayrıntılı irdelenmiş karakterleri ve diyaloglarıyla varolmanın karanlığı ve aydınlığı üzerine kafa yorma fırsatı tanımış izleyicisine.

Bu farklı sularda gezinen Western’e Avrupalı yaratıcı sinema adamının dokunuşu hayli verimli olmuş. Öyle ya, vahşi kapitalizmin çağdaş suç imparatorlukları ile olan ilişkisi üzerine çok önemli şeyler söyleyen 2009 yapımı ‘Yeraltı Peygamberi / Un Prophète’de, 19 yaşındaki Arap delikanlının acımasız hapishane koşullarında büyüme ve güç kazanma öyküsünü anlatmış olan sinemacı, yine Kanadalı bir yazar olan Craig Davidson’un öyküsünden yola çıktığı 2012 yapımı ‘Pas ve Kemik / De Rouille et d’Os’ta, geçmişin yaralarının üzerine sünger çekmeye, hayata tutunmaya çalışan iki kayıp ruhun hikâyesi çerçevesinde, toplumun dışında kalmış, sınırlarda yaşayan figürleri gündeme getirmişti. Vahşi Batı hikâyesinde sadece yollar kesişmiyor, iki farklı dünya karşı karşıya geliyor. Kardeşine gönülden bağlı Eli, düşünü kurduğu farklı bir yaşam hayalini yeni tanıştığı insanlarla paylaşma fırsatı buluyor.

Atadan miras zalim Charlie ile ölen atı ardından gözyaşlarını tutamayan, diş fırçası ile imtihanında yeni bir dünya ile tanışan romantik Eli’yi, klasik westernin ana karakterlerinden farklı anti-kahramanlar olarak sunuyor film. Jaoquin Phoenix, ‘Hiçbir Zaman Burada Değildin’in sessiz, sedasız, acımasız tetikçisinin ardından, aynı sertlikte ama bu defa fazla geveze Charlie yorumunda harikalar yaratıyor. Lakin filmin esas kozu güçlü ve kırılgan Eli’de hayatının rollerinden birine imza atmış olan John C. Reilly olmuş. Bu ikiliye, Morris’de Jake Gyllenhaal, Warm’da ‘The Night Of’ televizyon dizisiyle tanıdığımız Riz Ahmed gibi sağlam oyuncular eşlik ediyor. Görüntüler Gaspar Noé’nin filmlerinden hatırladığımız Benoît Debit, caz akorlarla beslenen müzikler ise tanınmış besteci Alexander Desplat’ya ait.

Sessiz sedasız gösterime giren bu güzel filmi kaçırmamanızı öğütlerim.

(07 Şubat 2019)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com

Hep Yek 3: Titrettin Beni

Özgür Bakar’ın yönettiği ve Gökhan Yıkılkan, Ulaş İnanTorun, Ali Sürmeli ile Yıldırım Memişoğlu’nun oynadığı Hep Yek 3: Titrettin Beni, 15 Şubat 2019’da CGV Mars Dağıtım dağıtımıyla 2506 Sinema tarafından vizyona çıkarıldı.
Altan ile Gürkan, serinin 2. filminde yanlışlıkla cezaevine düşürdükleri Cevat Bakır’ı kurtarmak için Nizam Baba ile anlaşırlar. Yaptıkları büyük bir salaklık ile tekrar mafyanın bir numaralı öldürülecekler listesine düşen Altan ile Gürkan, kendilerini İstanbul’un en büyük tarihi eser kaçakçısı Bilal Özkök’ün yılbaşı partisinde bulurlar. Yılbaşı partisini birbirine katan Altan ve Gürkan’ın başına gelenler komedi tufanını zirveye çıkarıyor.

  • Basın Bülteni
  • Fotoğraflar
  • Instagram
  • Teaser
  • IMDb

Hep Yek 3: Titrettin Beni yazısına devam et

Kendi Türünde Sınırları Zorlayacak Olan Yerli Korku Filmi Sir-Ayet’in Afişi Çıktı

Yönetmenliğini ve senaristliğini Onur Aldoğan’ın, yapımcılığını Enis Özkan Film’in üstlendiği Sir-Ayet’in afişi çıktı. 08 Şubat 2019 Cuma günü sinemalarda gösterime girecek olan filmin görüntü yönetmenliğini İman Tahsin ile Mustafa Köse birlikte yaptı, sanat yönetmenliğini ise Sinan Taşkan üstlendi. Psikolojik sorunlar yaşayan bir kadının aldığı kararlar sonucu kızına ve çevresindekilere korku dolu anlar yaşattığı, yerli korku filmlerine yeni bir heyecan getirecek Sir-Ayet filminin, gerek kurgusu, gerekse çekim teknikleri ile herkesi etkileyeceği belirtiliyor. Sir-Ayet’in başrollerini Demet Oran, Aydan Akboğa, Sinan Taşkan, Gizem Terzi ve Burak Küçük paylaşıyor.

Saraylar Birbirine Benzer (mi?)

Hayata bakışımızı toplamsal koşullar belirler. İnsan sosyal bir varlık olduğu için, birbirinden etkilenir. Kimi zaman doğru, kimi zaman yanlış olsa da bu psikolojik etki asla kaybolmaz. Ne zaman ki içinde bulunduğunuz ‘dar’ çevreyi değiştirirsiniz, o zaman önünüze yeni ufuklar açılır…

Bu, yaşamın her anında, her alanında, her zaman ve her koşul için geçerlidir. Şöyle bir bakın çevrenize, konuşun onlarla, birbirinizi ne denli etkilediğinizi şaşırarak fark edeceksiniz…

Sinemada da geçerli…

Küçük bir çevredeki sosyal ve siyasal etkileşim kadar toplumlar arasındaki ilişkiler de benzer birbirine… Esen rüzgârlar deniliyor, dünyanın bir ucunda olanları diğer bir ucuna taşırken etki denilen ‘şey’in önemini de vurgulayarak…

18. yüzyıl başlarında İngiltere’de yaşananları beyazperde üzerinden bize aktaran The Favourite -Sarayın Gözdesi- ile 21. yüzyıl başlarındaki ülkeler arasında hemen hiçbir fark olmadığını gösteriyor. Saray entrikalarının birbiri ardına sürdürüldüğü 18. yüzyıl İngiltere’si ile günümüz, var sayın ki Amerika Birleşik Devletleri, Suriye, Venezuela, Almanya, İngiltere hatta Türkiye’si arasında hiçbir fark olmadığını görmek, dünyaya ve yaşama bir kez daha bakmayı zorunlu kılıyor.

Yunan yönetmen Yórgos Lánthimos, çok güçlü ve bir o kadar da evrensel bir film çıkarmış. Aday olduğu, topladığı ödüller kanıtı… Üç kadın var filmde, üçü de güçlü, hırslı ve başarıya odaklı. Üç kadının üçü de gözünü budaktan sakınmıyor. Olaylar bu üç kadının çevresinde dönerken, siz beyazperdeye yansıyanlarla içinde bulunduğunuz toplumda yaşanan iktidar savaşını düşünüyorsunuz ister istemez…

İşte sinemanın başarısı…

Biri kraliçe, diğerleri de onun tahtına geçmek isteyen bu üç kadın ile tam da bugünlerde yeni bir seçime odaklanan Türkiye’nin siyasi liderleri arasında bir bağ kuracak ve filmden daha büyük keyifler alacaksınız. Gülecekseniz ki, bir yanıyla gerçekten komedi; umut edecekseniz, onu da bulacaksınız muhakkak The Favourite –Sarayın Gözdesi-’nde.

(07 Şubat 2019)

Korkut Akın

korkutakin@gmail.com

The Upside, SPI International Katkılarıyla Türk Sinemaseverlerle Buluştu

5 kıtada 45 milyonun üzerinde abonesi ve FilmBox HD’nin de dahil olduğu 30’u aşkın televizyon kanalıyla faaliyet gösteren SPI International, Amerikan sinemasının ilk 10 listesinde 1. sırada yer alan Olacak İş Değil (The Upside) filminin Türk izleyicilerle buluşmasına öncülük etti. Dramatik bir komedi hikâyesi olan filmin yönetmenliğini Neil Burger üstlenirken, başrolleri Bryan Cranston, Kevin Hart, Nicole Kidman, Julianna Marguiles ve Aja Naomi King paylaşıyor. Hayatın yaşamaya değmeyeceğini düşünen engelli bir milyarder olan Philip eski bir mahkum olan Dell’i işe alır. Philip, Dell’in aksi ve saygısız tavırlarından hoşlanıp tam da aradığı kişiyi bulduğunu düşünür.