Mezarcı Filminin Final Afişleri Hazır

Talip Karamahmutoğlu’nun yönettiği ve başrollerini Emre Altuğ, Nilay Erdönmez ve Turan Özdemir’in paylaştığı, Osman Şahin’in unutulmaz öyküsünden uyarlanan Mezarcı filminin final afişleri tamamlandı. 04 Ağustos’ta gösterime girecek olan filmin yayınlanan son afişlerinde tasarımcı Galip Aksular’ın imzası bulunurken, afiş fotoğrafları Eren Yiğit tarafından çekildi. Müziklerini Erkan Oğur’un yaptığı Mezarcı’nın konusu şöyle: Almanya’da mezarcılık konusunda ustalaşan Ejder, babası ölünce memleketine döner. Köyündeki yerli ve yabancıların oluşturduğu milyon dolarlık yaşam alanları, Ejder’in mezarcılık konusundaki birikimlerine yeni ufuklar açar.

Mezarcı Filminin Final Afişleri Hazır yazısına devam et

20. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali

20. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali, 20 – 23 Mayıs 2017 tarihleri arasında gerçekleştiriliyor. Uçan Süpürge, kurulduğu 1996 yılından bu yana Türkiye’de kadın örgütleri ve kadın hakları aktivistleri arasındaki iletişim, etkileşim ve diyaloğu arttırmayı amaçladı. İletişim temelli bir kadın sivil toplum örgütü olarak iletişimin belki de en etkili yollarından biri olan sanatın yedinci dili sinemayı kadınlar arasında iletişimi güçlendirmek için bir yol olarak kullandı. 20 yıldır Türkiye’den, dünyanın her yerinden kadın yönetmenlerin kadın gözüyle çektikleri toplumsal cinsiyet temelli filmlere programında yer veren Uçan Süpürge, festival sırasında filmlerini gösterdiği kadın yönetmenlerle seyircileri buluşturdu.

20. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali yazısına devam et

Hızlı ve Öfkeli 8

F. Gary Gray’ın yönettiği ve Vin Diesel, Charlize Theron, Dwayne Johnson ile Jason Statham’ın oynadığı Hızlı ve Öfkeli 8 (The Fate of the Furious), 13 Nisan 2017’de UIP Filmcilik dağıtımıyla UIP Filmcilik tarafından vizyona çıkarıldı.
Ekip artık sakinleşmiştir ve suçtan uzak bir hayat yaşamak istemektedir. Dom ve Letty evlenip balayına giderlerken, Brian ile Mia da emekli olmaya karar vermiştir. Ancak gizemli bir kadın olan Chiper, Dom’u hedefine almış durumdadır. Dom’u tekrar suça bulaşmaya ikna eden Chiper, onu sevdiği ve güvendiği insanlardan da ayıracaktır. Artık Dom’u durdurmanın tek yolu, ekibin geri kalanının peşlerine düşmesidir.

Hızlı ve Öfkeli 8 yazısına devam et

Baraka -The Shack-

Ölüm, geri dönülmeyen bir yok oluştur. Bu, bütün canlılar için geçerli. Bunu kabul etmek, belki bütün canlılar için değil ama insanlar için en zor kabul edilebilir bir durum. Herkes, hepimiz ikinci bir dünya olduğuna, orada huzur, barış, mutluluk olduğuna inanırız. Büyük olasılıkla burada, bu dünyada yaşayamadığımız bütün güzellikleri oraya bırakmamızın temelinde yatan da bu duygu.

Üç çocuklu, geliri yerinde, mutlu ailede en küçük kız kaçırılarak öldürülünce her şey ama her şey tersine döner. Kendisini suçlayandan tutun da, yaşadığı umudunu taşıyanlara kadar. Kolay değildir böylesi bir sonuçla karşı karşıya olmak ve dik durabilmek.

Satranç oyunu gibi…

Sizi bilmem ama ben durabileceğimi sanmıyorum. Mackenzie Phillips, en küçük -tabii, bir o kadar da sevimli, akıllı, gelecek vaat eden- kızının trajik ölümünden sonra geçmişe dönük anılarında yaşadıklarını (filmin başında gördüklerimiz cidden güzel bir sürprizdir) anımsar. O ana kadar seyircinin ne olacağı konusunda bildiği pek bir şey yoktur aslında. Siz, satranç oyunundaymışçasına bir sonraki hamleyi düşünürken bambaşka bir şey çıkar karşınıza. Hayat (yani film) yeni hamleler için yeni düşünceler doğurmakla meşguldür artık. Akışa bırakmazsanız kendinizi çıkamazsınız işin içinden.

Kimin elini tutmak istersiniz?

İnançlı olup olmamak değil mesele… Bütün mesele inancınızın peşinden gitmektir. İnancınızla birlikte dik durmak, yorulmamak, bıkmadan usanmadan, hatta belki ölümcül kazalar geçirmek ve onları atlatmaktır. Sahi, onları yaşarken kim vardır yanınızda? Kimin elini tutmak istersiniz.

Geçenlerde tanrının erkek olmayabileceğini açıklayan birileri vardı gazetelere yansıyan haberlerde. Gerçekten de neden “erkek” olarak imgeleniyor hepimizin kafasında? Kadın olmasının bir sakıncası mı var? Yoksa alışılagelmiş, erkek egemen düşüncenin sonucunda belirlenmiş ama kırılması güç olduğu için kimsenin aksini iddia edemediği bir sonuç mu bu? Kilisenin duvarındaki vitrayda erkek olarak imgelenen tanrı gerçekte kadın olarak çıkınca Mack’in karşısına, ne diyeceğini bilememenin, elinin ayağının birbirine karışmasının o dayanılmaz ağırlığını siz de hissediyorsunuz oturduğunuz koltukta.

Görselliği çok güçlü bir film Baraka. Dili de zorlamıyor. Ama konusu itibariyle zorluyor izleyiciyi. Mesajı açık, bir beis yok. Doluya koyup aldıramadığınız, boşa koyup dolduramadığınız her inanç temelli konu için yeniden düşünmenize yol açacak. Tabii, çok yaygın bir düşünce ile… Ben yoksam, tanrı da yok. Ama ya varsa!

BARAKA -The Shack- yönetmen Stuart Hazeldine, oyuncular Sam Worthington, Octavia Spencer, Tim McGraw, Radha Mitchell, 7 Nisan’dan itibaren gösterimde…

(08 Nisan 2017)

Korkut Akın

Canım Kardeşim

Çilingir Sofrası (Sadi Bey’in Facebook Günlükleri):

Ömrü uzun olsun Hakkı Bulut, Müslüm Gürses’in başka bir versiyonudur. Aynen Müslüm Gürses gibi, Mehmet, Heey Mehmet ve Mehmet Efendi tarafından sevildiği gibi Mehmet Bey tarafından da, yani herkes tarafından sevilir. Yıl 1975, Sarıkamış’ta askerim, her gün yer gök “İkimiz Bir Fidanız” diye inliyor. Bulut besteyi yeni yapmış, çok tutulmuş. Asker milletinin de malûm aklı fikri fidanın diğer dalında olduğundan etrafta sürekli o şarkı çalınıyor. (Tempolu koşularda Edip Akbayram’ın “Aha Mehmed Emmi, deha Mehmed Emmi”si de çalınırdı, ancak sonradan yasaklandı. Kimsenin günahını almayayım ama yasaklanma sebebinin hep “Aç insanlar yatar mı?” dizesi olduğu aklıma takılı kalmıştır.) Hakkı’ya dönersek az önce TRT Müzik kanalını açtığımda yine karşıma “İkimiz Bir Fidanız”la çıkınca kendisini andım. Bulut’un sinemamıza katkıda bulunduğu bazı filmleri şunlardır: “Dokunmayın Dünyama”, “Seven Unutmaz”, “Seven Kıskanır”, “Ah İstanbul”, “Güzel Alsın Canımı.” (01 Nisan 2017)

Sadi Bey’in Beyazperde Yazıları: Herhangi bir şey fark ederse her şey fark eder. (Baraka-The Shack, Yön: Stuart Hazeldine) (05 Nisan 2017)

Sinemamızdan çok güzel iki film: “Üç Arkadaş” (Salih Tozan – Semih Sezerli – Fikret Hakan) ve “Canım Kardeşim” (Halit Akçatepe – Kahraman Kıral – Tarık Akan). İki fotoğrafın birlikteliği “Üç Arkadaş”ı, “Canım Kardeşim”; “Canım Kardeşim”i de “Üç Arkadaş” olarak hatırlayabileceğimizi gösteriyor. Medyada dolaşan bu iki fotoğraftan birincisi doğru fotoğraf, çünkü Memduh Ün’ün yönettiği ilk “Üç Arkadaş” siyah-beyazdı. İkincisi yanlış fotoğraf, çünkü Ertem Eğilmez’in yönettiği “Canım Kardeşim” renkliydi. Soldaki fotoğrafa bakarak “Ahh ne kadar güzeldi o eski siyah-beyaz filmlerimiz” diyerek geçmişe özlem duyabiliriz. Ancak bendeniz sağdaki fotoğrafa baktığımda aklıma ilk olarak filmin renkli olduğu geliyor ve özlem duygum zedelenmiş oluyor. Yanlış algı yaratılmaması açısından renkli filmlerin siyah-beyaz fotoğraflarla tanıtılmaması gerekir. (06 Nisan 2017)

Senelerdir süren alışkanlıkların değişmesi insanı hüzünlendirmiyor desem yalan olur. Çalışma sahamızdan misal vereyim: Yıllardır Lütfi Kırdar’da yapılan açılışları İstanbul sinemaseverleri için klasikleşmiş olan İstanbul Film Festivali’nin bu yılki açılışının Maslak TİM Show Center’da yapılması; keza yıllardır Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda yapılan SİYAD – Sinema Yazarları Derneği’nin Türk Sineması Ödülleri töreninin 2 yıldır Şişli Cemil Candaş Kent Kültür Merkezi’nde yapılması; 7. Malatya Film Festivali organizasyonunun Valilikten, Büyükşehir Belediye Başkanlığına geçmesi; keza İstanbul Film Festivali basın gösterimlerinin Beyoğlu SOHO House ile Fransız Kültür Merkezi’nde yapılması. Elimde değil kafam karışıyor, bendeniz bunlara da hüzünleniyorum, eski durumları özlüyorum. Hani İngiltere’ye yolum düşse ve ne bileyim 36. Londra Film Festivali’nin basın gösterimlerine gidesim gelse Londra’nın Covent Gardene semtinde Beyoğlu Evi’ni veya İtalyan Kültür Merkezi’ni arayasım gelecek. O derece yani. (06 Nisan 2017)

Mekânları cennet olsun, vefat eden sanatçılarımızla ilgili haberleri yazarken çoğu zaman sinematurk.com’a başvuruyorum. Geçtiğimiz ay kaybettiğimiz Karagöz ustası Orhan Kurt’u sitede bulamayınca sanatçı hakkında “Yaşayan İnsan Hazinelerimiz: Hayali Orhan Kurt” (Sanatçının vefatından sonra belgeselin adı Karagöz Ustası Orhan Kurt olarak değiştirilmiş ve 06 Nisan’da yeniden youtube’a yüklenmiş. “Hayali Orhan Kurt” adı ise başlangıç jeneriğinin içinde yazıyor) adında bir belgesel olduğunu siteye bildirdim. Belgeseli kayıtlarına “Yaşayan İnsan Hazineleri” olarak kaydettiler ancak birkaç kez bildirdiğim halde Orhan Kurt kişi olarak arandığında sitede hâlâ bulunamıyor. Hadi ondan vazgeçtim, Kurt’tan hareketle nasıl olduysa “Külhanbeyler Kralı” adlı filmin künyesine ulaştım. Künyede Turan Kurt adlı oyuncunun adını okuyunca filmin afişine bakayım dedim. Afişte görüleceği gibi bu oyuncunun adı “h” harfi eklemesiyle Turhan Kurt olarak geçiyor. Bu ismin düzeltilmesi için hilâfsız 10 kez yazdığım halde düzelttiremedim. Buradan hareketle bazı sanatçılarımızın ad ve soyadlarının yazılımlarındaki muhtelif hatalardan bahsedeyim. İlk akla geleni Attila Özdemiroğlu’dur. Özdemiroğlu adının Atilla (tek t, çift l) olarak yazılmasına son derece sinirlenirmiş, bunu öğrendikten sonra kayıtlarımda bulabildiğim tüm Atilla’ları düzelttim. Değerli yönetmenimiz Erden Kıral’ın soyadının da zaman zaman Kral olarak yazıldığını görürüz. Sonunda nerede okuduysam soyadının “Kır al” mânâsına geldiğini okudum, doğrusunu öğrenmiş oldum. Tam burada yazının daldan dala atlama bölümüne geçiyorum. Geçen hafta kaybettiğimiz Halit Akçatepe’nin en ünlü filmlerinden “Canım Kardeşim”de oynayan küçük oyuncu Kahraman Kıral’ın soyadı da afişteki düzenlemede Kral şeklinde algılanır. Kahraman Kıral’ın oynadığı başka bir filmin, “Gelin”in afişine bakayım dedim. Sinemalarda gösterildiğinde dikkatimi çekmişti ama unutmuşum, “Gelin”in afişinde filmin adıyla birlikte sadece yapımcı firma Erman Film’in adı yazar, yönetmen dahil başka hiçbir sanatçının adı yazmaz. “Gelin”den Erman Film ve Hülya Koçyiğit üzerinden “Gökçeçiçek” filmini hatırladım. “Gökçeçiçek”in başka hiçbir filmimizde bulunmayan bir özelliği vardır. Filmin sonunda “Son” yazısı yerine “Türk Malı” yazar ve film sona erer. Oradan, daldan dala bölümünün sonuna gelirsek, Yılmaz Güney’in ünlü “Umut” filminin sonunda da “Son” yazısı yoktur. Yılmaz Güney umutsuzca dönerken karenin sağ alt köşesinde “Umut” kelimesi yazar ve film biter. Vizyona çıktığında sinemada izlediğimde öyle bitiyordu, DVD kopyalarında nasıl bittiğini bilmiyorum. Eski filmlerimizin yıpranma nedeniyle başlarından ve sonlarından giden parçalardaki bu kabil hoşlukların yok olması da sinemamız için bir kayıptır diye düşünüyorum. (06 Nisan 2017)

(08 Nisan 2017)

Sadi Çilingir

sadicilingir@sadibey.com

Yeşil Kırmızı

2016 yılının Mart ayında, üç ay süreyle, Diyarbakır, İstanbul ve Ankara’da çekimleri gerçekleştirilen Yeşil Kırmızı’nın yapımcılığını Pancard Film, yönetmenliğini ise Ersin Kana üstlendi. Belgesel, Diyarbakır Büyükşehir Belediyespor olan adını şehrin kadim isimlerinden Amed ile değiştiren, 2015 – 2016 sezonunda Ziraat Türkiye Kupası’nda dokuz maç yenilgisiz ilerleyerek çeyrek finale yükselen Amedspor takımının futbol serüvenine odaklanıyor. Yeşil Kırmızı’nın Diyarbakır çekimleri sırasında şehrin bazı bölgelerinde sokağa çıkma yasakları halen devam ediyordu. Yeşil Kırmızı silahların gölgesindeki bir takımın futbol mücadelesini anlatıyor.

Yeşil Kırmızı yazısına devam et

Mavi Sessizlik

Bülent Öztürk’ün yönettiği ve Teoman_Kumbaracıbaşı, Cela Yıldız, Korkmaz Arslan ile R. Kan Albay’ın oynadığı Mavi Sessizlik, önümüzdeki aylarda ????? dağıtımıyla ????? tarafından vizyona çıkarılıyor.
Hakan eski bir güvenlik kuvveti mensubudur. Tedavi gördüğü askeri hastanede, hemşire Ayla’nın özenli bakımı sayesinde kâbuslarıyla savaşımında iyileşme belirtileri gösterir. Uzunca bir süre sonra, kendisine takdim edilen şeref madalyası ve bir miktar para ile taburcu olur. Evine döndüğünde, eşi ve kızının kendisini terk ettiğini görür. Kızı Melis’le buluşması Hakan’ı geçmişiyle yüzleştirir.