Anna’ya Kalbinizi Verin

Frantz
Yönetman: François Ozon
Senaryo: Philippe Piazzo-François Ozon
Müzik: Philippe Rombi
Görüntü: Pascal Marti
Oyuncular: Paula Beer (Anna), Pierre Niney (Adrien), Ernst Stötzner (Dr. Hans), Marie Gruber (Magda),
Johann von Bülow (Kreutz), Anton von Lucke (Frantz), Alice de Lencquesaing (Fanny), Jeanne Ferron (Hala Rivoire),
Cyrielle Clair (Anne Rivoire), Torsten Michaelis (Peder), Lutz Blochberger (Göldeki Adam), Véronique Boutroux (Félicie)
Yapım: Mandarin Films (2016)

Fransız sinemasından gelen önemli yönetmenlerden François Ozon’un insanın kalbinde buruk bir iyimserlik bırakan “Frantz”, insana gerekli bir film.

Quedlinburg kasabası… Keman çalan bir Fransız gencinin bir Alman kasabasında ne işi olabilirdi? I. Dünya Savaşı sonrasında 1919 yılı. İlkbahar. Adrien Rivoire, savaşta ölmüş pasifist Frantz Hoffmeister’in mezarını ziyaret ediyor. Mezara çiçek bırakıyor, ağlıyor. Frantz’ın nişanlısı piyanist Anna bunu hemen fark ediyor. Kimdi bu gizemli Fransız genci? Sinemaskop çekilmiş bu siyah-beyaz ve renkli 2016 yapımı “Frantz” filmi, usul usul açılarak insanları gerçeklikle baş başa bırakıyor.

1967’de Paris’te doğan François Ozon’un filmlerinin çoğu ülkemizde vizyon şansı bulabilen yönetmenlerden. Tıpkı büyük François Truffaut gibi. Yönetmen bu filminde büyük sanatçılar ressam Manet ve şair Verlaine’e saygı gönderirken, trenleri de unutmuyor. Ozon bu filmini siyah-beyaz ve renkli çekmiş. Yönetmen sadece geçmişten bazı anları değil, şimdiki zamanda da bazı anları renkli yansıtıyor. Renkler, sahnenin önemine göre perdeyi kuşatıyor bu filmde. Filmin büyük bölümü Almanya’nın kuzeyinde yer alan Aşağı Saksonya eyaletindeki Quedlinburg kasabasında geçiyor. Almanya’nın en yüksek dağı Harz’ın eteklerinde bu havası güzel harika kasaba. Ozon’un bu filmi, 2016’da 73. Venedik Film Festivali’nde Paula Beer’e “En İyi Genç Kadın Oyuncu” ödülünü de getirdi. Film, aynı festivalde “Marcello Mastroianni Ödülü”nü de kazanmıştı. Filmde Fransızca ve Almanca kelimeler duyulduğunu belirtelim. Bu film, Truffaut ustanın 1962 yapımı siyah-beyaz ve sinemaskop “Jules et Jim-Unutulmayan Sevgili” filminin ruhunu taşıyor. Ama uzaktan.

Vicdan azabının getirdiği…

Kimsesi olamadığı için savaşta ölen nişanlısı Frantz’ın ailesiyle kalan güzel ve hüzünlü Anna, her gün nişanlısının mezarını ziyaret ediyor. Mezarı ziyaret eden biri daha var. O da Fransız genç Adrien. Neden bunu yapıyordu? Alman milliyetçileri bu Fransız gençten rahatsızlık duyuyorlar. Cephede Alman gençleri öldüren Fransızları çağrıştırıyordu o. Milliyetçilerin başını çeken de Kreutz. Cephede oğulları ölmüş babalarla otelin restoranında sürekli toplanıyorlar. Aynısı Fransa’da da yaşanıyor işte. Kreutz, yas içindeki Anna’yla da evlenmek istiyor ve Frantz’ın babası Hans’a bunu söylüyor. Frantz’ın annesi Magda da bu evliliğe karşı değil. Ya Anna? O hep Frantz’a sadık kalmak istiyor, kim bilir! Karşısına Frantz gibi kırılgan genç biri çıkarsa kapalı bu kalbi açılabilirdi belki.

Adrien, cesaretini toplayıp Hoffmeisterlerin evine gidiyor sonra. Hans önce tepki gösteriyor. Karşısında oğlunun katilini görür gibi oluyor sanki. Magda ve Anna, bu gence sıcak davranıyorlar. Adrien, Paris’te Frantz’la arkadaş olduğunu söylüyor. Magda ve Anna, Frantz’ı son gördüğü anı anlatmasını istiyorlar ondan. Çekingen genç, suçluluk yaşıyor gibi kelimeler tek tek düşüyor ağzından. Görüntü, zihinden düşenlerle bazı anları renkli yansıtıyor bu anlarda. Luvr Müzesi’nde izlenimci ressam Édouard Manet’nin (1832-1883) yaptığı yatakta uzanmış yaşlı adamın tablosuna bakmışlar. Sonra gece kulübünde eğlenmişler. Manet’nin bu tablosu, “La Suicide / İntihar” adını taşıyor. Ressam bu tabloyu 1877’de yapmış.

Frantz, Fransızca öğrettiği Anna’ya Fransız şair Paul Verlaine’in “Sonbahar Şarkısı” şiirini de ezberletmiş. Bu şiir şöyleydi: “Sonbahar kemanlarının uzun hıçkırıkları/ tekdüze bir ağırlıkla kalbimi yaralar./ Saat çaldığı zaman her şey bitkin ve solgundur./ Ben eski günleri hatırlayarak ağlar/ kendimi kuru bir yaprak gibi oradan oraya sürükleyip götüren hain rüzgâra kaptırırım…” Verlaine (1844-1896), sembolizmin önemli şairlerindendi. Verlaine, şair Arthur Rimbaud’yla da eşcinsel ilişki yaşadı. Sonra kızgınlık anında Rimbaud’yu yaraladı. Verlaine’in Fransız şiirine musikiyi kattığı da söylenir.

İtiraf suçluluğu azaltır mı?..

Aileye güzel ve mutlu anlar yaşatıyor Adrien. Sonra Frantz’ın kemanıyla mutluluğu çoğaltıyor. Ama suçluluk duygusuyla hassas Adrien, gecenin derinliğinde Anna’ya gerçek olan şeyi söylüyor. Bunu filmin derinliğinde keşfetmek gerekecek. Anna bu gerçekliği aileye söyleyebilecek miydi? Adrien trenle Paris’e gittikten sonra pedere günah çıkarırken, bazı yalanların gerçeklikten daha iyi olabileceğini öğreniyor. Hoffmeisterler gerçeği öğrenseydi ne olacaktı? Kahır ölümünden başka ne olacaktı?

Adrien’le Fransızca mektuplaşan Anna, gönderdiği son mektup iade edilince, Hans ve Magda bu genç adama ne olduğunu öğrenmek için Anna’yı trenle Paris’e gönderiyorlar. Anna Paris’te önce Frantz’ın kaldığı oteli buluyor ve onun kaldığı odaya yerleşiyor. Frantz’ın savaştan önce günlerini geçirdiği odaydı bu. Sonra da dedektif gibi Adrien’i arıyor. Son kaldığı yerden ayrılmış Adrien. Genç kız hastaneye gidiyor. Ağustosta ölmüş Rivoire soyadlı birisinin mezarına gidiyor. Adı farklıydı ölenin. Adresi öğreniyor. Adrien’in halasını buluyor. Ondan da Adrien’in adresini alıyor. Paris’e uzak olmayan Ballancourt-sur-Essonne kasabasına gidiyor. Kasabanın dışındaki bir şatoda yaşıyor Rivoire ailesi. Zenginler.

Anna bir defa daha mutsuzluğun içine düşüyor. Aşkın kıyısına yeniden geldiğini sanırken, Adrien’in Fanny’yle nişanlı olduğunu anlıyor. Şimdi ne yapacaktı? Paris’te kız başına yalnız yaşamayı seçse de korumasız, sığınaksız bu koca şehirde geleceğini kurabilecek miydi? Yönetmen açık uçlu bırakmış sonu. Belki de yeni bir hikâye başlayacaktı. Artık mevsim sonbahardı. Anna’ya kalbini veriyor insan bu film biterken. Anna’nın insanın karşısına çıkması ihtimallerden bile uzaktı. Şiiri hatırlatacak kadınlar yeryüzünü terk etti belki de. Bu hüzün yüklü filmde Philippe Rombi’nin keman ve piyano tınılarıyla beraber, Çaykovski’nin müziği de duyuluyor.

(25 Kasım 2016)

Ali Erden

ailerden@hotmail.com

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir