10. Dağ Filmleri Festivali

Türkiye’nin, doğa, keşif ve macera konulu, ilk ve tek film festivali olan 10. Dağ Filmleri Festivali, 24 – 30 Nisan 2015 tarihleri arasında İstanbul Beyoğlu’nda, izleyicileriyle buluşacak. Festivale bu yıl Beyoğlu Atlas Sineması ev sahipliği yapacak. 600’den fazla film arasından belirlenen 2015 seçkisi 50’ye yakın filmden oluşacak. Filmler, Ülkemizden, Dünyadan, Keşif Ruhu, Doğa – Çevre – İnsan, Su Dünyası, Bisiklet, Kayak olmak üzere, 7 tema başlığı altında toplanıyor. Seçkide, rafting, dalış, dağcılık, kaya tırmanışı, base jump, kayak, dağ bisikleti gibi doğa sporlarının yanı sıra, çevre ve doğa belgeselleri ve gezi, keşif ve insan hikâyeleri de yer alıyor.

10. Dağ Filmleri Festivali yazısına devam et

Sessizliğin Bakışı, İlk Kez If İstanbul’da

Yılın en iyileri arasında gösterilen Joshua Oppenheimer filmi Sessizliğin Bakışı (The Look of Silence), 14. If İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali’nde gala yapacak. If 2013’ün Keşif yarışmasında Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) Ödülünü kucaklayan Öldürme Eylemi’nin (The Act of Killing) devamı niteliğinde olan belgesel, Endonezya’da yaşanan katliamı mağdurların ağzından anlatıyor.

  • Basın Bülteni
  • Fragmanı izlemek için tıklayınız.
  • Festival hakkında geniş bilgi için tıklayınız.

Hulusi Kentmen Anılıyor

Yeşilçam’ın büyük çınarı Hulusi Kentmen ölümünün 21., Türk Sinemasının 100. yılında, ilginç bir seremoniyle anılacak. Kendisine ait ve sinemamızda birçok oyuncunun kullandığı 1956 model Ford marka üstü açık aracıyla, Filiz Akın, Tarık Akan, Türkan Şoray, Ediz Hun, İzzet Günay gibi sinemacı arkadaşlarının hazır bulunacağı, kendisine ait anma programına katılacak, torunu üzerinde resimlerinin olduğu, kendi elleriyle yaptığı anı kurabiyelerini konuklara dağıtacak. 20 Aralık Cumartesi günü gerçekleşecek anma programında Hulusi Kentmen’e ait, Talat Doğanoğlu’nun yapmış olduğu hiperrealist heykeli de hazır bulundurulacak.

Hulusi Kentmen Anılıyor yazısına devam et

Çakallarla Dans 3: Sıfır Sıkıntı 1 Milyonu Geçti

Murat Şeker’in yönettiği Çakallarla Dans 3: Sıfır Sıkıntı, 1.032.117 kişiyle son haftanın en çok izlenen film oldu. Filmin senaristi ve yönetmeni Murat Şeker, “İsminden anlaşılacağı üzere toplum olarak fazlasıyla gergin olan gündemimize bir nefes olsun diye tasarladığımız yeni filmimiz, benim senaryo olarak üzerinde en çok çalıştığım film oldu. Senarist arkadaşım Ali Tanrıverdi ile birlikte gerçekten aylarca çalıştık senaryo üzerine. Devam filmi olmasının zorluklarını yenmek için sanki yeni bir film yazıyormuşçasına oluşturduk senaryoyu. Yeni karakterleri, sürprizleri ve aksiyonu bol bir senaryo oldu. Kısacası eğlence devam ediyor.” diye konuştu.

Mücadele ve Mutluluk

Mücadele vermeden mutluluğa ulaşılmıyor. Ağır bir depresyon yüzünden ara vermek zorunda kaldığı çalışma hayatına geri döneceği sırada işten çıkarılma tehdidiyle karşı karşıya kalan Sandra için de geçerli bu. Küçük bir işletmenin personeli olan genç kadının yokluğu sırasında aynı işin bir bir eleman eksiğiyle yapılabileceğini keşfeden işvereni işçisini gözden çıkarmıştır. Üstelik bunu sorumluluğu üzerine almadan diğer çalışanları bir seçimle başbaşa bırakmak suretiyle yapmayı düşünür. Buna göre panel üreticisi küçük şirketin diğer çalışanları 1.000 Avro’luk ikramiyeleri ile Sandra’nın işini sürdürebilmesi arasında bir tercih yapmak zorundadır.

Jean Pierre ve Luc Dardenne kardeşlerin son çalışması ‘İki Gün ve Bir Gece / Deux Jours, Une Nuit’, işveren ve ustabaşı tarafından hayata geçirilmiş sinsi plana karşı Sandra’nın mücadelesi üzerine kurulu. İpotekli evlerinin kredi borcunu ödeyebilmek işe ihtiyacı vardır Sandra’nın. İş arkadaşlarının ihtiyaçları da benzer niteliktedir. Büyük kızın üniversite masrafları, iki yıldır ödenmemiş elektrik ve gaz faturaları, yeni evin giderleri vs. için bir can simidi gibi görülmektedir bu ikramiye birçoğu için. Kimisi evini döndürebilmek için haftasonu ek işlerde çalışan iş arkadaşlarını alacakları yıllık primden vazgeçmeye ikna etmek kolay olmayacaktır.

Kariyerleri boyunca orta ve alt sınıfların yaşam mücadelesi üzerine saygın örnekler vermiş olan Belçikalı usta sinemacıların son işi gerilimi giderek yükselen soluk soluğa bir hikâye. Küçük işletme çalışanı Sandra’nın mücadelesi çalınan iş aracını bir gün boyunca umutsuzca arayan De Sica’nın ‘Bisiklet Hırsızı’nın çabasını anımsatıyor. Savaşın yıkıntılarında varolmaya çalışan küçük insanların dünyasından altmış küsur yıl sonra çağdaş kapitalizmin refah Avrupa ülkesinde çalışanların içine düşmüş olduğu çıkmaz ibret verici bu açıdan. Sandra’nın mücadelesini izlerken iki gün boyunca orta alt sınıf mahallelerdeki yaşamları gözlemleme fırsatı buluyor, global ekonomik krizin ve acımasız kapitalist rekabetin benzer dertler ve sorunlarla boğuşan çalışanları nasıl birbirine düşürdüğüne, işçi sınıfı bilincinin yerinde yeller estiğine tanıklık ediyoruz. Sandra’nın işçi arkadaşlarının vicdanlarına ne ölçüde dokunabildiği veya işine geri dönüp dönemediği çok da önemli değil, filmi izleyenler bunun yanıtını öğrenecekler zaten. Önemli olan bu iki günlük savaşım sonunda Sandra’nın sınıf bilincine kavuşması, günümüzde yok olmaya yüz tutmuş gözüken işçi sınıfı dayanışmasının mutluluğuna erişebilmiş olmasıdır.

‘İki Gün ve Bir Gece’ usta yönetmenlerin önceki işleri gibi sade ve gösterişsiz, melodrama ve aşırı duygusallığa prim vermeyen çok başarılı bir çalışma. Daha önceki filmlerinde amatör ya da çok tanınmayan oyuncuları tercih etmiş olan Dardenne kardeşler ilk kez önemli bir yıldız oyuncuyla çalışmış, çok da doğru bir seçim yapmışlar. Keza Marion Cotillard tüm profesyonelliği ve başlangıçtan son plana kadar nefes kesen yorumuyla bizleri bir kez daha hayran bırakıyor kendisine. Cotillard’ın adını yaklaşan ödül mevsimi seçimlerinde sık sık duyarız gibi geliyor.

(26 Aralık 2014)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com