Sinema Nedir?

Cumartesi günlü (23.05.2014) Cumhuriyet Gazetesi’nde Zeynep Oral bir yazı yazmış. “Saat-ler” hakkında olduğunu sanıyorum, bir gösteri ile ilgili imiş. Evden buna gitmek isteği belirtildi, gidebilirdim. “Peki” dedim, -ama ne olduğunu doğru dürüst bilmiyorum, ben bir sergi zannediyorum. Yazının çıktığı gazeteyi de alarak belirtilen yere gittik. Bu arada yazının yer aldığı gazeteyi yitirdik. Ama yolumuz Odakule’ye vardı. Sora sora ulaştığımız yer bir sinema salonu idi… ve film oynuyordu.

Kısa sürede anladığım şu idi, gösterilen film 24 saat süren (?) bir filmdi ve gösterildiği andaki gerçek saat ile ayniyeti izleyen bir film!… Film, çeşitli filmlerden alınmış görüntülerin eklenmesi ile oluşturulmuş; görüntülerin çoğunda -hepsinde değil- çeşitli saat görüntülerinin yer aldığı bir film. Gerçek saatimiz 11:00’i gösteriyorsa, perdede yer alan filmde de saat 11:00’i gösteriyor. On dakika sonra perdede gördüğünüz saatler 11:10’u gösteriyor. Seyirci salona girip çıkıyor, seyredilen bir film değil, filmler, saat görüntülerinin yer aldığı filmler. Ama bu filmlerin ne olduğu belirtilmiyor, birbiri ile hiç ilgisi olmayan filmler. Renkli bir filmin peşinden siyah/beyaz bir film gelebiliyor. Filmlerde tarihi bir sıralama da yok, peşi peşine birbirlerini izliyorlar. Karanlık sinema salonunda saatinize bakmaya hiç gerek yok, perdede filmi izlerken saati de izleyebiliyorsunuz. Bu kâh bir duvar saati, kâh bir kol saati veya bir istasyon ve kentin meydanında yer alan bir saat olabiliyor. Asıl ilginç olan bu filmlerde bazısı bildik, bazısı biraz eski veya yeni oyuncular anlık olarak yer alıyorlar. Bazısı uzun, bazısı kısa an-larla…Kimler yok ki, Orson Welles saatsiz bir görüntü ile yer alıyorken, Robert Taylor, Karl Malden, Dustin Hoffman, Robert de Niro, Charles Chaplin, John Cassavetes, Sean Penn, Gregory Peck, Woody Allen, Clint Eastwood, Stan Lorey, Oliver Hardy, Marcello Mastroanni, Robert Redford, Paul Newman, Peter Falk, Kirk Douglas, Catherine Deneuve…

Filmi 1 saat 15 dakika süre seyrettik, sonra çıktık, devam ediyordu… Öncelikle böyle bir filmi (!) yapmak için ne kadar film seyretmek gerekiyor ve bu filmlerden saat görüntülerini belirlemek… Görüntülerin seçiminden sonra sıralanması ve gerçek zaman ile paralel gidecek şekilde kurgulanması, hem bilgi, hem sabır ve çok fazla emek isteyen bir şey.

Düşünüyorum da bizim sinemamızda böyle bir şey yapmanın olanağı ne kadardır. Film yapmayı kolay bir iş belleyenlere, sinemanın, görüntünün ne boyutlara varabileceği düşünmelerini isterim. Bu bir belgesel film mi? Saat ve zaman yönünden bakılırsa evet ama belgesel demek tek başına bir şey ifade etmez -en azından böyle bir film, bir sinema olayı için. Evet, bir sinema olayı, kimsenin başından sonuna kadar seyretmeyeceği -en azından bir oturuşta- bir sinema olayı. Ama tamamının seyredilmemesi ne gam, bir saat, iki saat… dört saat seyredebilirsiniz ama aslolan seyrederken, izlenen saatleri seyretmek değil. Bunlar önemli, filmlerde saat nerelerde, nasıl kullanılmış. Filmde saat hedef olarak kullanılmamış olsa bile, o saatleri filmler içinde seçmek ve bunları -24 saatlik günü dakika dakika izleyerek, kurgulamak, filmleştirmek… (dudakta bükebilirsiniz, saçma da bulabilirsiniz)…

İzlenilen saatlerin dışında, birbirinin peşine eklenen filmlerde tanıdık -eski tanıdık- yüzleri bulmak, asıl önemli olan bu. Benim için önemli olan bu ama benim de birçoğunu tanıyamadığım gibi, siz de bir kısmını tanımayabilirsiniz ama -sinema ile biraz ilgili iseniz, (buna, son günlerin reklâmı çok yapılan, çoğunun içi boş filmlerin peşinde koşmak durumu girmez) tanıdığınız bir aktör/aktrist-in görüntüsü geçince, -saat kaç olursa olsun, önemli değil- gülümseyeceksiniz.

Ben altındaki emeği düşündükçe heyecanlanmıyor değilim. Sinema artık bitti diyecek gibi olurken, böyle bir film -hem de dramatik yapısı olmayan bir film- bana sinema ile neler başarılabileceğini yeniden düşündürdü. Sinemanın gelişen teknolojisini böyle (veya benzeri, benzemeyeni de olabilir) konularda kullanmak… ama bu filmleri -şöyle veya böyle- seyirciye ulaştırmak gerekiyor. Onun için sinemayı kurmaca filmlerle sınırlı tutmak gibi bir dar alanda kalmamak gerektiği düşüncesi değişmez bir şekilde kafama kazınıyor.

Filmi (Sahi, adı var mı? Vardır da neydi…? Kurgulayanlar -bu bir ekip işidir, tek kişinin harcı değil- kimlerdir.) görmeyenler olabilir -tamamını görmek tek oturuşta mümkün mü?- veya kısmen görmeyenler olabilir. Bana göre kaçırdıkları (görmediğim bölümleri için -benimde kaçırdığım bölümler için- üzülmüyorum ) bölümler için üzülmemeleri gerekir ama sinemanın nelere ulaşabileceğini -kısmen de olsa- görmedikleri için üzülebilirler.

(29 Mayıs 2014)

Orhan Ünser

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir