5. Hangi İnsan Hakları? Film Festivali

DOCUMENTARIST ekibi tarafından gerçekleştirilen Hangi İnsan Hakları? Film Festivali, 14 – 18 Aralık 2013 tarihlerinde 5. yılını kutluyor. Ana teması #direniş olarak belirlenen festivalde Gezi Parkı direnişi ile ilgili filmlere geniş bir bölüm ayrılıyor. Festival programında ayrıca göçmenlik, kadın hakları, ekoloji gibi temalara değinen filmler yer alıyor. Festivalde gösterim ve etkinlikler SALT Beyoğlu, Aynalı Geçit Etkinlik Mekânı, Dutch Chapel, Tütün Deposu ve Cezayir Salonu’nda gerçekleşiyor. Bu yılın festival posteri, ‘direniş’ ruhuna uygun olarak, herkesin kişisel yaratıcılığına açık olarak tasarlandı.

5. Hangi İnsan Hakları? Film Festivali yazısına devam et

Sanat ve Devlet İlişkilerine Tarihsel Bir Katkı

Sanatın devletin himayesine alınması fikri, M. Ö. 50’lerde Gaius Maecenas’a (Mesen) dayanır. Eski Yunan’da Aiskhylos’un Tanrılara yönelttiği eleştiriyi ya da Sophokles’in özgür bireye yaptığı vurguyu boşa çıkarırcasına, on binleri devasa tiyatrolarda bir araya getiren Eski Roma yönetimlerinin amaçları sanatsal bir yaklaşım sergilemek değildir oysa ki. Sonradan birçok epik dramada da tanık olduğumuz gibi, savaşçıların birbirleriyle veya yırtıcı hayvanlarla mücadelesinden medet uman siyasal erk, geniş kitlelere “afyon” hizmeti sunacak eğlenceler peşindedir.

Gerçek sanatın sokağa yaslanması ve doğasından kaynaklanan eleştirel tutumudur belki tehlikeli olan; ya da Mesen gibiler hakikaten hayallerinin peşinden gitmişlerdir. Her neyse; Panem et Circenes’ten (Ekmek ve Oyunlar) geriye kalan hiç de iç açıcı bir manzara olmamıştır: Hiçlik!… Sisteme yedeklenen gösteri sanatları, Plautus’un militarizm eleştirisi barındıran kimi oyunları dışında tarihe pek birşey bırakmaz.

Benzer bir durum Ortaçağ’da da karşımıza çıkar. Dizginleri ele alan Katolik Kilisesi, tiyatroyu politik amaçları doğrultusunda yönlendirerek teosantrik / tanrı merkezli bir sanat anlayışı ortaya koyar. Sonuç yine hüsrandır. Kamusal alandan dışlanan gezici oyuncuların yeni mekânı karnavallar olur. Gücünü bağımsız oluşundan alan ve sokaklara taşınan farsın etkileri Rönesans’ta daha iyi anlaşılacaktır. Yalnızca tiyatro mu? İkonanın sislerinden doğan Giotto ve ardılları da “başka türlü bir şey”in var olduğunu kanıtlamışlardır.

Yüzlerce yıl sonra ülkemizde sinemayı merkez kılarak yapılan devlet desteği tartışmaları ise olgunun bir başka yönüne işaret etmekte ve sanatın diğer alanlarında yaşanan gelişmelerin gölgesinde gerçekleşmektedir. Taşradan başlamak üzere, devlet sanat galerilerinin ortadan kaldırılması; tiyatro, opera ve bale cephesinde yaşanan gelişmeler, ne söylediği anlaşılamayan “muhafazakâr sanat” kuramı (!) ve “tek sesli” iklimi hakim kılma çabaları, yedinci sanattan bağımsız değildir. Bir başka deyişle sinemanın, sanat ile devlet arasındaki ilişkinin dizayn edilme sürecinden nasibini almayacağı beklentisi içinde olmak gülünçtür.

Konunun, devlet desteğiyle proje geliştirip, ortaya çıkan sonucu “bağımsız” olarak nitelendirme garabeti de vardır; ama bu doğal olarak başka bir başlığın ilgi alanıdır. Yine de, yukarıda sözü edilen dizayn çalışmalarının, erk cephesinde (10 küsur yıl boyunca) arzulanan bir sanat anlayışına evrilmemesinin şaşırtıcı bir sonuç olduğunu belirtmeden geçmeyelim.

Sözün kısası; tam da büyük altüst oluşlar çağında, taşra-kent çelişkisini sinemanın en temel sorunsalı haline dönüştürmek, Doğu-Batı çelişkisini birey üzerinden okumanın en ideal ve “sanatsal” form olduğu iddiasını taşımak ve onca övgü arasında, tabloyu “bağımsız sinemanın gücü” olarak lanse etmek üzerine söylenecek daha çok sözümüz var…

(15 Aralık 2013)

Tuncer Çetinkaya
ModernZamanlar Sinema Dergisi Editörü

Bir Oyunculuk Gösterisi: Sona Doğru

New York Film Eleştirmenleri Birliği “Sona Doğru”yla Robert Redford’u Yılın En İyi Erkek Oyuncusu seçti. Redford bu rolüyle erkek oyuncu Altın Küre’sine ve Oscar’ına aday olacak gibi görünüyor.

Robert Redford tek karakteri/oyuncusu olduğu, ilk karesinden son karesine kadar tek başına sürüklediği diyalogsuz film “All Is Lost-Sona Doğru”yla kariyerinin en büyük sınavını veriyor ve bu işten de yüzünün akıyla çıkmasını biliyor. Cannes Festivali’nde ilk gösterimi yapılan film, ileri yaşta bir adamın açık denizde tek başına verdiği yaşam mücadelesinin öyküsü.

Film eleştirmenleri dokuz milyon dolar yapım bütçeli “Sona Doğru”yla Redford’un Kızılderililer ve vahşi hayvanlar arasında hayatta kalma mücadelesi veren bir karakteri canlandırdığı “Jeremiah Johnson” (1972) arasında paralellikler bulunduğunu belirtiyor.

Yönetmen J. C. Chandor ile Redford, Redford’un kurucusu olduğu Sundance Festivali’ndeki bir brunchta tanıştı. Chandor’un yönettiği, Kevin Spacey, Jeremy Irons, Demi Moore’un da rol aldığı üçbuçuk milyon dolar bütçeli “Margin Call-Oyunun Sonu” Sundance’ta gösterilmişti.

Redford, karakterle ilgili neredeyse sıfır bilgi sunan 31 sayfalık kısa senaryoyu (Sona Doğru) okuduktan sonra yönetmen Chandor ile sadece ikisinin katıldığı bir toplantı yaptıklarını söylüyor. Bu Hollywood’un avukat ve menecer ordularının eşlik ettiği alışılageldik toplantılarından biri olmamış. Sette de Redford yönetmenine tam bir güven ve tam bir teslimiyet sunmuş.

Bir Sinema Efsanesi: Robert Redford

Ressamlıktan vazgeçerek önce film oyuncusu, sonra yönetmen olan Robert Redford’un ataları İrlandalı, İskoçyalı ve İngiliz. Dört çocuğu var.

“Ordinary People”la yönetmen dalında Oscar kazandı, “The Sting-Belalılar”daki oyunculuğuyla, “Quiz Show”daki yönetmenliğiyle ve yapımcılığıyla Oscar adaylığı elde etti.

“Inside Daisy Clover-Papatya Yoncası”ndaki oyunuyla ve “Ordinary People”daki yönetimiyle Altın Küre ödülüne ulaştı.

En büyük başarılarından biri Sundance Film Festivali oldu. Onun sayesinde bağımsız filmlerde çalışanlar faturalarını ödeyebilir, aile kurabilir, güzel bir ev sahibi olabilir ve çocuk büyütebilir duruma geldi.

Redford oyunculuğuyla kazandığı başarı, sevgi, şöhret ve parayı, bütün bunları kendisine verenlere Sundance Festivali aracılığıyla geri vermek istedi; genç yeteneklere şans tanımak, imkânlar sağlamak, destek vermek için Sundance Festivali’ni ve Televizyon Kanalı’nı kurdu.

Redford ile 5 yıl önce vefat eden yönetmen Sydney Pollack “Jeremiah Johnson” dahil yedi filmde birlikte çalıştı. Bu işbirliği efsanevi bir dostluğa dönüştü.

Redford, Sundance Film Festivali’nin bulunduğu Utah eyaletinde kovboy hayatı yaşıyor; ata biniyor.

Redford, şair William Butler Yeats hayranı.

Robert Redford’un Film Film Kazançları:

* War Hunt / 500 dolar
* The Sting / 500 bin dolar
* A Bridge Too Far-Uzaktaki Köprü / 2 milyon dolar
* The Electric Horseman / Üçbuçuk milyon dolar
* Indecent Proposal-Ahlaksız Teklif / 4 milyon dolar
* The Last Castle-Son Kale / 11 milyon dolar

(15 Aralık 2013)

Hakan Sonok

hakansonok.sonok1@gmail.com

OHA: Oflu Hocayı Aramak

Levent Soyarslan’ın yönettiği ve Yaşar Kalyoncu, Adem Yılmaz, Ergun Karamik, Taies Farzan’ın oynadığı OHA: Oflu Hocayı Aramak, 22 Mayıs 2015′de Mars Dağıtım dağıtımıyla LVT Yapım tarafından vizyona çıkarıldı.
Karadenizli işadamı Ali Baltaoglu, Doğu Karadeniz’i dağ turizmine açacak mega bir inşaat projesine girişmek üzeredir. Kaçkar Dağları milli parkına bu proje kapsamında dağ otelleri, yayla tesisleri, kır siteleri inşaa edilecektir. Projenin önünü açacak gerekli kanunlar çıkarılma sürecindeyken, Ali Bey tanıtım ve reklam faaliyetlerine katkıda bulunabileceği düşüncesiyle Karadeniz’in şehir efsanelerini araştıran bir belgesel filme sponsor olur.

  • Basın Bülteni
  • Fotoğraflar
  • Web Sitesi
  • Fragman
  • IMDb

OHA: Oflu Hocayı Aramak yazısına devam et