Fast Food Kültürünü Bombardıman Eden Film: Şişir Beni

En az Michael Moore’un “Fahrenheit 9/11”i kadar değerli ve önemli bir belgesel “Şişir Beni”. Üstelik altı milyon dolara malolan “Fahrenheit 9/11”den çok daha ucuza maloldu. Kimi kaynaklara göre sadece 65 ilâ 75 bin, kimilerine göre 300 bin dolarlık bir bütçeyle gerçekleştirildi. “Şişir Beni”, saygınlığı çok yüksek bir festivalde, Robert Redford tarafından kurulan Sundance’de yönetmen ödülüne layık bulundu ve Oscar ödülü adaylığı elde etti. Ödülleri bununla da bitmiyor. MTV ödülünü de kazandı. “Şişir Beni” 7 Kasım 1970 doğumlu yönetmenine, (Luc Besson’un “Leon”unda görev alan Morgan Spurlock) kısaca söylemek gerekirse, dünya çapında bir saygınlık kazandırdı. “Şişir Beni”, “Hamburger Cumhuriyeti” (Yazan: Eric Schlosser) adlı kitap gibi fast food kültürünü otopsi masasına yatırıyor.

Michael Mann’in “Insider-Köstebek”inde Russell Crowe tarafından canlandırılan Doktor Jeffrey Wigand kadar cesur bir işe soyunan yönetmen çok uluslu şirketlerin insan sağlığı konusundaki vurdumduymazlıklarını, bunların ürettikleri pazarladıkları, sattıkları kimyasal olarak işlenmiş, yüksek yağlı, yüksek tuzlu, yüksek şekerli gıdalarla on milyonlarca insanın yaşam sürelerini nasıl kısalttıklarını bütün çıplaklığıyla sergiliyor. Yine bu film fast food endüstrisi ürünlerinin insan beyninde çikolata-eroin ve sigarayla aynı bağımlılık etkilerini uyandırarak on milyonlarca insanın sağlığını nasıl bozduklarını anlatıyor.

Yönetmen, yaşadıkları aşırı kilo ve obezite sorunlarından McDonald’s’ın ürünlerinin sorumlu olduğunu iddia ederek dava açan ve davaları düşen iki genç kızla ilgili haberin izinden gidiyor. Bunun için de bir ay boyunca üç öğün sadece McDonalds restaurantlarından beslenerek bedenindeki değişimi anı anına filme kaydediyor. Böylece deneyin başlangıcında 83 kilo olan ağırlığı, 12 günde yedibuçuk, bir ayda da 11 kilo artıyor. Vücudundaki yağ oranı yüzde 11’den yüzde 18’e çıkıyor. Bir ayda McDonald’s menülerinden 13,6 kilo şeker ve 5,5 kilo yağ alıyor.

Beslenme uzmanlarına göre yönetmen bir ay boyunca günde üç öğün fast foodla beslenerek aslında sağlıklı bir insanın tam sekiz yılda almasında sakınca olmayan fast food ürününü tüketiyor. Yine filmde beslenme uzmanları bulunduğunuz yere şarbon bombası atıldıysa ya da sağlıklı besinleri bulamıyorsanız fast food ürünleriyle beslenebilirsiniz diyorlar. İyi genlere sahip yönetmenin fast food ürünleriyle beslenmeye başlamasıyla birlikte sağlığı bozuluyor. Bunun en büyük göstergelerinden biri de sağlıklı bir insanda 200 puanın altında olması gereken kolesterolünün 160’lardan 230’lara fırlaması.

Yönetmenin cinsel yaşamı da yeni beslenme rejiminden-alışkanlığından payını alıyor. Yataktaki performansı çok ciddi darbe alıyor. Doymuş yağlar cinsel organındaki kan dolaşımını olumsuz yönde etkiliyor. Cinsel isteği azalıyor. Sevgilisi şöyle diyor: “Seviştiğimiz zamanlarda bir zamanlar olduğu gibi enerjik değil. Ben üstte olmazsam hemen yoruluyor.” Sabah – öğlen – akşam, bir ay boyunca müdahale edilmiş fast food ürünleriyle beslenmek yönetmenin karaciğerini de iflâsın eşiğine getiriyor. Yönetmen fast food ürünleriyle beslenen çocukların karaciğer değerlerinin aşırı alkolden dolayı siroz aşamasına gelen kişilerle aynı olduğunu da belirtiyor.

Amerikalılar son dönemde hem El Kaide’ye ve hem de sigaraya karşı savaş açtı. Ama sigara kadar büyük bir tehlike olan obeziteyi önemsemediler. Oysa obezite bir numaralı önlenebilir katil olan sigarayı bile yakında tahtından indirmeye hazırlanıyor. Amerika’da yılda 400 bin kişi şişmanlığa bağlı hastalıklardan erken yaşta yaşamını yitiriyor. Yüz milyon Amerikalının kilo sorunu var. Yani aşırı kilolu ve obezler. Son yirmi yılda obez çocuk sayısı ikiye katlandı. 1980’den bu yana aşırı kilolu ve obez Amerikalı sayısı da ikiye katlandı.

Yine bu belgeselde anlatıldığına göre Amerikalıların yüzde altmışdan fazlası egzersiz yapmıyor. Bir tek Illionis eyaletinde yuvadan 12. sınıfa kadar beden eğitimi zorunlu. Oysa uzmanlar sağlıklı olabilmeleri için insanların günde en az yarım saat egzersiz yapması şart diyor. “Şişir Beni”den obeziteninin tetiklediği en sinsi hastalıklardan biri olan şeker ya da diyabet için sadece Amerikada yılda 100 milyar dolarlık harcama yapıldığını da öğreniyoruz. Şeker hastalığına 15 yaşından önce yakalanan insanlar da yaşam süresi 17 ila 27 yıl kısalıyor. 17 milyondan fazla Amerikalı ikinci tip şeker hastası. Bu beslenme alışkanlıkları aynen devam ettiği takdirde 2000 yılında doğan her üç çocuktan biri şeker hastalığına esir düşecek. “Şişir Beni”nin yönetmeni her dört Amerikalıdan birinin beslenme ihtiyacını karşılayan fast food endüstrisinin amiral gemisi McDonald’s’ı konu almasının nedenini şöyle açıklıyor:

“Bu şirket çok uzun yıllardır istikrarlı bir şekilde, her yaştaki çocuklara yönelik reklâm, promosyon, tanıtım, pazarlama kampanyalarına ağırlık veriyor. Özellikle onları hedefliyor.” Amerikalı bir çocuk yılda on bin kadar reklâmın saldırısına uğruyor. Bunlardan dokuz bin beş yüzü kimyasal işlemden geçmiş yiyeceklere ait. McDonald’s’ın yüzü aşkın ülkede otuz bin restaurantı var. Her gün kırkaltı milyon insan beslenme ihtiyacını McDonald’s’lardan karşılıyor. McDonald’s Amerikada fast food pazarının yüzde kırküçünü elinde tutuyor. “Şişir Beni”de kimi hastahanelerin içinde bile McDonald’s restaurantlarının olduğuna da dikkat çekiliyor. McDonald’s’ın Super Seçim menüsündeki Coca Cola, kızartılmış patates ile Big Mac toplam 1302 kalori ve 44,1 gram yağ içeriyor. Fast food zincirleri genetik olarak göğüsleri büyütülmüş, hormonlu tavukları çok karmaşık işlemlerden geçirerek müşterilerine sunuyor.

McDonald’s ve Pepsi’nin Amerikadaki toplam reklâm bütçesi ikibuçuk milyar doları geride bırakırken sebze reklâmları için bu rakamın binde biri bile harcanmıyor. Amerikada üç milyon kola makinesi var. Benzin istasyonlarında benzinden çok kola ve şeker satılıyor. Amerikan Kongresi bu yıl fast food şirketlerine istediklerini altın tepsi içinde sundu. Artık dokunulmazlık zırhı kazandılar. Yeni yasa onların ürünlerini tükettiğinden dolayı sağlığını yitirdiklerini ileri sürerek şikâyette bulunanlara, hukuki yollara başvuranlara karşı adeta koruyucu bir Çin seddi.

(07 Kasım 2013)

Hakan Sonok

hakansonok.sonok1@gmail.com

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir