Büyülüfener Bahçelievler Sineması’ndan 15. Yıl Teşekkürü

Türkiye’de modern sinemacılığın önemli taşlarından, Ankara’nın ilk butik sineması Büyülüfener Bahçelievler Sineması 15. yaşını mükemmel bir kampanya ile kutluyor. Sinemaseverlere teşekkür kampanyasında, 17 – 31 Ekim 2010 tarihleri arasında, yaş, gün, film, seans farkı olmaksızın ister bir bilet, ister beş bilet alana aldığı kadarı da hediye edilecek. 17 Ekim 1996 tarihinde hizmet vermeye başlayan sinema adına açıklama yapan İrfan Demirkol, “14 yıldır bizi yalnız bırakmayan Bahçelievler, Emek, Balgat, Anıttepe, Maltepe, Beşevler ve Tandoğan semtlerindeki sinemaseverlere çok teşekkür ediyoruz.” dedi.

  • Basın Bülteni
  • Büyülüfener Bahçelievler Sineması’ndan 15. Yıl Teşekkürü yazısına devam et

    29 Ekim 2010 Haftası

    “Son Ayin”, “Race with the Devil” (1975) ile akraba olan bir film. Amerika’nın, modern düşünce sistemlerine direnen fanatik ‘derinliklerinde’, Tanrı’ya inanan çoğunluğun içinde yuvalanan Şeytan’a (ve iblislerine) tapanlara dair, seyircinin, kendi inancı ve durduğu yere göre iki farklı şekilde de ‘görebileceği / yorumlayabileceği’ bir korku öyküsü. Yine el kamerasıyla, gerçekliğin idrak edilebileceği şekilde çekilmiş. Tema etkili mi? Evet! Korkar mısınız? Bilmiyorum!

    “Sihirbaz”, 1959 yılında, varyetelerin rock gruplarına yerlerini bıraktığı dönemde, yalnız bir Fransız illüzyonistin, önce İskoçya kıyılarının küçük kasabalarında, sonra yanına takılan genç kızla Edinburgh’da mesleğine devam etmek istemesini, ancak değişen dünyanın sert gerçekleri sonunda yeniden işsizliğine ve üşütücü tek başınalığına dönmesini, muhteşem komedyen Tati’nin (1907 – 1982) kızına yazdığı bir mektuptan yola çıkarak öykülüyor. Canlandırmada çizgilerin gücünün, bir hikâyeyi nasıl salt görüntülerle anlatabileceğini ve bir kentin, bir mekânın, bir karakterin animasyon dünyasından içeriye alındığında, nasıl hem kendine özgü, hem de stilistik bir dokuya kavuşabileceğinin değerli örneklerinden. Pastel bir güzellik… Şefkatin tanımı. Bir film, izleyenin, çoğu kez ‘dondurucuda saklanan’ insani duygularını ancak bu denli başarıyla ısıtabilir.

    “Nefes Nefese”, ABD sınırına yakın, dünyanın en tehlikeli kenti Juarez’deki yer altı dünyasında, ölümüne çok az kalmış küçük kızı için yasadışı organ nakli peşinde koşan Amerikalı savcının -bu suç dünyası içinde- hızlanan kalp atışlarını izleyene aynen yansıttığı gerilim. Vicdanının adalet talep eden sesi ile kızının umutsuzca almaya çalıştığı nefes arasında kalan adamın çarpıcı kararına giden süreçte, her unsuruyla başarılı bir dram. Meselesini, hikâyesinin ayrıntılarıyla sağlamlaştıran bir film!
    Uzun eleştiri için tıklayınız.

    30 Ekim 2010

    Ali Ulvi Uyanık

    ali.ulvi.uyanik@gmail.com

    Essen Türk Filmleri Haftası, Mahpeyker: Kösem Sultan’la Açılıyor

    İstanbul 2010 katkılarıyla sürdürülmekte olan İstanbul / Pecs / Essen Sinemasal Buluşma projesinin üçüncü etabı 24 – 28 Ekim tarihlerinde Essen’de gerçekleştiriliyor. Türk Sinema Vakfı (TÜRSAV) tarafından organize edilen haftanın açılış filmi Avni Özgürel’in senaryosundan, Tarkan Özel tarafından filme alınan Mahpeyker: Kösem Sultan filmi olacak. Essen’de bulunan ve Almanya’nın en prestijli sinema salonlarından biri olan Lichtburg Filmpalatz’ın 1.200 kişilik dev salonunda gösterilecek filmin galasına filmin başrol oyuncuları olan Selda Alkor, Damla Sönmez, Gökhan Mumcu ve Suavi Eren de katılıyor.

  • Basın Bülteni
  • Hafta hakkında geniş bilgi için tıklayınız.
  • Yüksek çözünürlüklü görseller ve gösterilecek filmler hakkında geniş bilgilere haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    Essen Türk Filmleri Haftası, Mahpeyker: Kösem Sultan’la Açılıyor yazısına devam et
  • Kar Beyaz’ın Yapımcı Şirketi Ağustos Film’den Açıklama

    Habertürk Gazetesi yazarı Murat Bardakçı’nın Kar Beyaz filminin müzikleri hakkında yaptığı suçlamalar üzerine filmin yapım şirketinden yeni bir açıklama daha yapıldı. Yeni açıklama şöyle:
    47. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde, Kar Beyaz filminin müzikleri ile Ulusal Uzun Metraj En İyi Müzik dalında Altın Portakal kazanan Mircan Kaya, 18 Ekim 2010 Pazartesi günü Habertürk Gazetesi yazarlarından Murat Bardakçı’nın “Türk Sineması mı demiştiniz?” başlıklı yazısında yer alan ancak gerçekle hiçbir âlâkası olmayan iddialarına maruz kalmıştır. Aynı gün Habertürk kanalında …

  • Açıklamanın devamı için tıklayınız.
  • Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.
  • Pera Film, Fransız Yönetmen Eric Rohmer Anısına Özel Bir Seçki Sunuyor

    Pera Film, Eric Rohmer: Anısına programıyla, 19 – 31 Ekim tarihleri arasında, Ocak 2010’da 89 yaşında hayata veda eden Fransa’nın Yeni Dalga kuşağının en önemli yönetmenlerinden Eric Rohmer’i özel bir film seçkisiyle anıyor. “Temelde, söylemiyorum ben, gösteriyorum. Hareket eden ve konuşan insanlar gösteriyorum. Bu yapmayı bildiğim tek şey, ama esas mesajım da burada yatıyor”, diyor Rohmer. Seçkide Rohmer’in Maud’daki Gecem, Claire’in Dizi, Güzel Evlilik, Pauline Plajda ve Kız Arkadaşımın Erkek Arkadaşı’nın yanısıra, 1950 ve 1960’larda çektiği 4 kısa film ve Yaz Masalı adlı filmin çekim aşamalarını gösteren belgeseli de yer alıyor.

  • Basın Bülteni
  • Web Sitesi
  • Yüksek çözünürlüklü fotoğraflara haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    Pera Film, Fransız Yönetmen Eric Rohmer Anısına Özel Bir Seçki Sunuyor yazısına devam et
  • Bakırköy / Bahçelievler

    Bakırköy’e akşamları İETT otobüsleri ile dönen Güven Bey, tek başına yaşadığı evini, iş yerinde ailesi ile birlikte yaşadığı ‘yuva’ olarak gösterir, her gün saat dörtte okuldan dönen kızı (Çiçek) telefon ederek babası ile konuşmaktadır. İşini ‘saat’ olarak dahi aksatmayan Güven Bey, bu düzeni sürdürürken masasında karısı ile kızının -aslında bir dergiden kesilmiş bir kadın ile çocuğun- fotoğrafı durmaktadır. İşyerine yeni gelen, yeni çalışanın, kapısında ‘muhasebe’ yazan Güven Bey’in yanına yerleştirilmesi bir şeyleri değiştirecektir…

    O güne kadar her gün saat dörtte çalan telefonla konuşan Güven müdürünün yanında olduğundan ve telefon beklediği için huzursuz iken çalan telefonu -ister istemez- oda arkadaşı Arzu hanım açacaktır ve karşısında ‘uyandırma servisini’ bulacaktır… Daha sonra Arzu, Güven’in evinde gerçek karısının fotoğrafını görecek ve ‘insanların çok değiştiği’ konuşulacaktır bir kaç cümle ile aralarında…

    Arzu’nun beş yaşında bir kızı vardır ve kocası ile ilişkileri kopma noktasına gelmiştir. Beş yıl önce bir gün, doğumuna kısa bir süre kalmış olan Güven’in karısı kocasının ısrarı ile ‘ormana’ kamp yapmaya giderken; alkolik kocasının ağırdan alması ile sancıları son aşamaya gelmiş Arzu’nun çığlıkları üzerine acele ile yola çıkan karı koca hastaneye giderken acele geçtikleri bir KAVŞAK’ta gidiş yönlerine dik olarak seyreden Güven’in kullandığı arabanın ani durmasına neden olunca, arkadan çarpan bir araba yüzünden karısını ve -doğmamış kızını- kaybeder…

    Bakıcısının bir gün izin alması nedeni ile Arzu artık beş yaşında olan kızını bir gün iş yerine getirir ama Güven hâlâ -doğamamış- kızı ile ‘uyandırma servisi’ aracılığı ile her gün saat dörtte konuştuğunu “göstermekte”dir çevresindekilere… Daha başka kişilerde var, Güven’in iş yerinde -kız kardeşi ameliyat olacaktır, O’na para bulmak durumundaki- servis çalışanı ve O’nu izlemeye çalışan aynı serviste çalışan kız; kiracı olarak oturduğu evi müteahhide vermek düşüncesindeki, kızından şüphelenip döverek sokağa atan, sinir gerginliği içindeki emekli polis; Arzu’nun kaç defa tövbe ettiği belirsiz, ayrılmalarından sonra iyice kontrolünü kaybetmiş alkolikliğin eşiğindeki kocası…

    Telefonda, karşısında ‘uyandırma servisini’ bulan ve masadaki fotoğrafın (anne / kız) bir yakıştırma olduğunu öğrenen Arzu, -gizliden- Güven’i araştırmaya girince, edindiği bilgilerden sonra, bir gün Güven üstüne gelince, meraklılığının doğru olmadığı ikazını alır ama şemsiyesini arabasında unutan Güven’in evine gidip, -gerçeği- anlatıp anlatmak istemediğini soracaktır, -yalnız- Güven, kimselere söylemediği şeyleri Arzu’ya anlatacaktır… Güven’in doğrudan veya dolaylı katkıları ile evi müteahhide vermekten vaz geçen emekli polis, sokağa attığı, sonradan evden kaçacak kızına almamakta direndiği telefonu alacak, muhasebenin açık vermesine neden olan servis elemanının kız kardeşi başarılı bir ameliyat geçirecek ve hastanede ziyaretlerine giden Güven -elemanına – o işin (!) çözüldüğünü söyleyecektir. Arzu ise kucağındaki çocuğu ile kendilerini kapıda şaşkın karşılayan kocasının kapısını çalar ve Güven sandıkda sakladığı defin ruhsatını çıkararak yıllardır gitmediği mezarlıkta, hamile iken ölen karısını ziyarete gider. -ilk defa MI?-

    Selim Demirdelen’in yazarak yönettiği Kavşak, iyimserliği biraz öne çıkarılmış finali ile de olsa, bir kişi (Güven) aracılığı ile bize gündelik yaşamın içindeki karşılaşmaları -finalde sonuçlandırma gibi bir kolaya kaçsa da- anlatıyor.

    Bahçelievler’de oturan, baba baskısındaki delikanlı, kendisine tutkun Van’lı kız ile birazda arkadaşlarının gaz vermesi ile ilişki kurar ve babasının tepkisi ile karşılaşır. Alkollü ilken yaptığı trafik kazasından babasının ilişkileri nedeni ile -kendilerinin çözümleyemediği- trafik raporundan kurtulur. Askere gitmemek için, ilgilenmediği açık öğrenimde okur görünmektedir, babasının iş yerinde bir şey yapmazken gönderildiği Gebze’deki şantiyede yetkiyi ele geçirirse yeteri kadar bilgisi olmadığı konularda bile nasıl baskıcı olduğunu gösterecektir. Geliştirdikleri ilişki sonunda evlenmeyi bile düşündüğü kızı, babasının kabûl etmemesi nedeni ile kendinden uzaklaştıracak ve bu sırada akrabalarınca memleketine götürülünce kurtulmuş olduğuna sevinecektir. Kısa süren Gebze -“sürgün” mü demeli?- günlerinden sonra zaten içinde olduğu ÇOĞUNLUKa -sağlam- bir dönüş yapacaktır.

    Seren Yüce, Çoğunluk filminde, “öyküsüz” bir film ile karşımıza çıkıyor. Filme öyküsüz diyorum, bu uzun yıllar Yeşilçam filmlerinde derdin “çoğunlukla” öykü anlatmaktan kaynaklanmış olmasından geliyor. Anlatılmak istenen öykünün tutarlı olup olmaması önemli değildi o dönem ama bu olgu hep vardı. Yeşilçam döneminde gündelik yaşamı anlatmak pek itibar edilmeyen bir olgudur. Yüce filminde gündelik yaşamdaki kişilerin davranışları ile anlatısını sürdürürken, büyük sözler söylemeden -oysa bu önemli- bir dönem içinde bulunulan düzenin dışınına bilinçsiz olarak çıkılmasının olanaklı olmayacağını gösteriyor.

    Bir akşam yemeği sofrasında bitirilen filmde her akşam eve dönen kişiler belli bir ritüel ile ayakkabılarını çıkarırlar Yüce bunu her defasında tekrarlatıp filmine yerleştirmiş ve bu böylece sürüp gidecektir. Bir takım ilişkilerle değiştirilen rapor sonucu, trafik kazasında hasar gören taksinin, şoförünün, kasko sigortayla yetinmesinin neden olunmasından sonra, şoförün Gebze’ye gelip “kaderine razı” olduğunu söylemesi ve -bir anlık geçici pişmanlığın- duyulması ile duygusallaşan film, şantiyedeki diğer davranışlarla gerçekçiliğine tekrar dönecektir.

    Çoğunluk gerçekci finali ile sonuçlanırken, sıra dışı -karşılarındaki kişilerce beklenmeyen davranışlarda bulunan- Güven Bey’in neden olduğu olaylar ile giderek romantikleşen bir sonuca ulaşır Kavşak. İki yeni yönetmen, Yüce ve –Anlat İstanbul’daki skecini gözardı etmeksizin- Demirdelen, ilk filmleri ile sinemamızda büyük lâflar etmeden, gösterişe kaçmadan ama bir çok şeyi içinde barındıran çalışmaları ile izlenilmeyi hak ediyorlar.

    (24 Ekim 2010)

    Orhan Ünser