22 Ekim 2010 Haftası

“Sosyal Ağ”ın, salt, başlangıcı 2003 – 04 olan sosyal görüngü, şu an dünyanın en kalabalık üçüncü ülkesi olan Facebook’un kısa yaşamı üzerine olduğunu düşünürseniz yanılırsınız. Bu film, yaradılıştan bu yana tüm bir insanlık tarihini belirleyen, hırs, azim, dayanışma, kıskançlık, ihanet, çatışma gibi, öykü anlatma sanatlarının temalarından bir kısmını içeriyor. Ve öyküyü de, popüler sosyalleşme ağı Facebook’a insanların kurgulayıp yükledikleri ‘gerçekler’ gibi, karakterlerin bakış açılarından üç farklı ‘gerçek’le sunuyor. Nabzı kavramış, mükemmel bir ritimle tabii… Siyahla beyaz arasındaki tonlarda ilerleyen, sinema talebelerine ders olarak okutulması gereken bir senaryo; bu çok yakın geçmişe, oyuncularla birlikte keskin bir ‘dönüş yapmış’ yönetmenlik! Bu yılın en iyilerinden.
Uzun eleştiri için tıklayınız.

“Son Savaşçı”, M. S. 117’de İngiltere’de yayılmaya çalışan Romalıları gerilla taktikleriyle engelleyen Pict halkının hâkimiyetindeki bölgede sıkışan Komutan Quintus Dias ve bir grup askerin kurtulma yolculuğunun hikâyesi: Sert, vahşi, şiddetli, kirli, karanlık, çarpıcı… Yayılmacılığın ve çirkin politikaların bedellerini herkesin, hem işgâle uğrayıp her şeylerini kaybedenlerin hem de işgâl edenlerin ödediği, insanoğlunun güç gösterisini lânetleyen bir dram. Yüksek bütçeli filmlerin ‘plâstik’ gösterilerinden uzak, çıplak vücuda saplanan çeliği iyice hissettirip, et parçalarının dokusunu ve kanın kokusunu algılatan bir gerçeklik! Bir İngiliz yapımı!

“Paranormal Activity 2” ile ilgili, Paramount Pictures’ın gizlilik politikasına bağlı kalarak, sadece fena halde tırstığımı söylemekle yetineceğim. İpucu 1: İlk filmle direkt bağlantılı. İpucu 2: Jenerik izleyenler, film bittikten sonra kararmış perdeye bakarak bir dakika kadar beklemek zorunda! İpucu 3: Yönetmen, sinefillerin iyi bildiği “The Door in the Floor”a imza atmış Tod Williams.
Uzun eleştiri için tıklayınız.

“Aşka Fırsat Ver”de, kariyer hırsı – para kazanmak – rekabet üçgeni içinde sevgili bile olabilmiş erkek ve kadından kadın olanı, ‘yedi yaşındaki kendisinden’ aldığı mektuplarla bulunduğu noktadan geriye doğru bakarak, yaşamının hiç de hayal ettiği gibi gelişmediğini görür ve… Bu duygusal ve zeki film, kökleşik olsa da, bir defa daha, iş dünyasının insan suretli ‘canavar’larından biri olduğumuzda, ’insanlığa dönüş’ yapmamızı salık vermekte: Zengin sinema dili ve Sophie Marceau’nun katkısıyla da, izleyen üzerinde etki kurabilmekte.

“Amcam Önceki Hayatlarını Hatırlıyor”, ‘canlı ve saldırgan’ dünyamızdan, asıl ait olduğumuz spiritüel evren içindeki evrenlere(Matruşka Bebekleri’ni düşünün), ‘karma’, ruh göçü ve derin düşünme gibi kavramlarla yolculuk yapmamızı sağlayan, rüya görmekle -neredeyse- eş bir film. Bu ruhani yolculuğu, Budizm’in öğretileri ve mistisizmiyle -ticari çarkın dışında kalarak- ilgilenenlere özellikle öneriyorum.

(20 Ekim 2010)

Ali Ulvi Uyanık

ali.ulvi.uyanik@gmail.com

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir