Oyun Filmi Ödüle Doymuyor

Yönetmenliğini Pelin Esmer’in yaptığı Oyun, En İyi Akdeniz Belgeseli seçildi. Pelin Esmer ödülünü 02 Aralık 2006 tarihinde Roma’da düzenlenen törenle aldı. Oyun, 11. Akdeniz Belgesel Film Ödülleri’nde büyük ödülün yanısıra Fransız ve Cezayir televizyonlarının özel ödüllerini de kazandı. Mersin Arslanköy’de kendi yaşamlarından yola çıkarak bir tiyatro oyunu sahneleyen dokuz kadının öyküsünü anlatan Oyun, geçtiğimiz hafta İspanya Vitoria Avrupa Film Festivali’nde aldığı İnsan Hakları ödülü ve ABD Boston Türk Festivali’nde aldığı En İyi Belgesel ödülü ile birlikte ödül sayısını onüçe çıkarmış oldu.

Sinema Tarih Buluşması’nda Avusturya Filmi

TÜRSAK tarafından bu yıl 16 – 22 Aralık 2006 tarihleri arasında 9. düzenlenen Uluslararası Sinema ve Tarih Buluşması’na Avusturya, Nikolaus Geyrhalter’ in Our Daily Bread belgeseli filmi ile katılıyor. 22 Aralık 2006 tarihindeki kapanış etkinliği de Avusturya Kültür Ofisi’nde gerçekleştirilecek. Bu bağlamda Avusturyalı ünlü piyanist Roland Batik saat 20.00’de Mozart’ın eserlerinden oluşan bir konser verecek.

  • Geniş Bilgi
  • Konya’da “Cenneti Beklerken” İzdihamı

    İstanbul ve Ankara galasından önce Cenneti Beklerken Konya’da boy gösterdi. Derviş Zaim’in merakla beklenen Cenneti Beklerken filmi, İstanbul ve Ankara galalarından önce bir ilke imza atarak yoğun seyirci katılımıyla Konya galasıyla boy gösterdi. 04 Aralık tarihinde Konya Selçuk Üniversitesi’nde Konyalılar ve üniversitelilerle buluşan Cenneti Beklerken, gösterimin ardından uzun süre ayakta alkışlandı. Film gösteriminin ardından, yönetmen Derviş Zaim ve filmin oyuncularından Rıza Sönmez’in katılımıyla bir söyleşi düzenlendi. Filmin İstanbul galasına K. K. T. C. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın da katılması bekleniyor.

  • Basın Bülteni
  • Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.
  • Cenneti Beklerken

    Derviş Zaim’in yönettiği ve Serhat Tutumluer, Melisa Sözen, Mesut Akusta ile Nihat İleri’nin oynadığı Cenneti Beklerken, 15 Aralık 2006’da Özen Film dağıtımıyla Marathon Film tarafından vizyona çıkarıldı.
    Eflâtun, İstanbul’da 17. yüzyılda yaşayan bir minyatür ustasıdır. Bir Osmanlı veziri, Anadolu’da devlete karşı ayaklanan Danyal adlı şehzadenin yakalandığını ve idam edileceğini söyler. İsyancı şehzadenin batılı tarzda bir portresini yapması istenen Eflâtun, seçme bir grup adamla başkentten Anadolu’ya doğru zorlu bir yolculuğa çıkar. Yolda karşılaşıp yanlarına aldıkları Leyla ile birlikte kendilerini duygu dolu büyük bir maceranın içinde bulurlar.

  • Basın Bülteni
  • Fotoğraflar
  • Web Sitesi
  • Fragman
  • IMDb
  • Cenneti Beklerken yazısına devam et

    Maskeli Beşler: Irak

    Murat Aslan’ın yönettiği ve Şafak Sezer, Peker Açıkalın, Cengiz Küçükayvaz ile Melih Ekener’in oynadığı Maskeli Beşler: Irak, 11 Ocak 2007’de Özen Film dağıtımıyla Arzu Film – Fida Film tarafından vizyona çıkarıldı.
    Sevimli ve sakar hırsızlar çetesi Maskeli Beşler yeni maceralarında Kuzey Irak’taki bir petrol tesisini ele geçirirler. Türkiye’ye giden petrol boru hattının kontrolünü ülkemize kazandırmak amacıyla başlayan bu masum eylem bir anda bölge yerel güçleri, Türkiye ve Amerika arasında uluslararası bir krize ve büyük bir komediye yol açar.

  • Basın Bülteni
  • Fotoğraflar
  • Web Sitesi
  • Fragman
  • IMDb
  • Cinecity Sinemaları’nda Hızlı Alan Kazanıyor

    Cinecity Sinemaları’nın İnternet’ten En Hızlı Bilet Alma Yarışması tüm hızı ve heyecanıyla sürüyor. Yarışmanın bugüne kadarki en hızlı katılımcısı sadece 21 saniye’de biletini aldı. Cinecity Sinemaları, Online Bilet Satış kampanyası kapsamında gerçekleştirdiği yarışmada http://www.cinecity.com.tr adresine girip, en kısa sürede bilet almayı başarabilen sinemasevere bir yıllık ücretsiz sinema üyeliği hediye ediyor. Önemli olan, sitede hızlı bir şekilde “tık”lamak ve 31 Aralık’a kadarki rekoru kırmak. Kampanya 31 Aralık 2006 tarihine kadar devam ediyor.

  • Basın Bülteni
  • Web Sitesi
  • Yüksek çözünürlüklü görsele haberin devamından üzerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    Cinecity Sinemaları’nda Hızlı Alan Kazanıyor yazısına devam et
  • Eragon

    Stefen Fangmeier’in yönettiği ve Christopher Egan, Sienna Guillory, Jeremy Irons ile John Malkovich’in oynadığı Eragon, 15 Aralık 2006’da Özen Film dağıtımıyla Özen Film tarafından vizyona çıkarıldı.
    Dedelerinizin dedelerinin dedeleri zamanında, belki de onların babaları zamanında, yoksul bir çiftçinin yeğeni olan Eragon ormanda parlak, mavi bir taş bulur. O an bu taşın başına konan bir talih kuşu olduğunu ve bu sayede ailesinin ihtiyaçlarını karşılayabileceğini düşünür. Taş çatladığında ise ailesine eski dünyadan kalan bir miras ile karşı karşıya olduğunu anlar.

  • Basın Bülteni
  • Fotoğraflar
  • Web Sitesi
  • Fragman
  • Mithat Alam’da Ekrem Bora Filmleri

    Mithat Alam Film Merkezi‘nde Ekrem Bora Filmleri Gösterimleri ve söyleşisi yapılıyor. Programa göre,
    07 Aralık Perşembe, 18:00’de Söyleşi (Moderatör: Alican Sekmeç),
    04 Aralık Pazartesi, 18:00’de Suçlular Aramızda (Metin Erksan),
    05 Aralık Salı, 18:00’de, Sürtük (Ertem Eğilmez),
    06 Aralık Çarşamba, 18:00’de Dikkat Kan Aranıyor (Temel Gürsu),
    08 Aralık Cuma, 18:00 Soğuktu ve Yağmur Çiseliyordu (Engin Ayça), adlı filmler gösteriliyor. Ayrıca Öğrenci Çalışma Grupları da çalışmalarına devam ediyor. Filmleri seyretmek için gösterim günleri Film Merkezi’nden yer kuponu temin edilebiliyor. Mithat Alam Film Merkezi (Tel: 0212 2877076-86, Faks: 0212 2877068), Boğaziçi Üniversitesi’nin Bebek’teki Güney Kampüsü’nde bulunuyor.

  • Program
  • Web Sitesi
  • Deja Vu

    İnsanın biraz tanrıyı oynama isteği midir, nedir bilinmez, nedense zamanı kontrol etmeyi çok isteriz. Kimisi geçmişin nostaljisi ile, kimisi de geleceğin nasıl olacağını merak ettiğinden, neredeyse yirminci yüzyılın başından beri sürekli bir zaman makinesi icat etme teorileridir almış başını gidiyor. Bu konuda pekçok film de yapıldı haliyle. Sonuncusu Deja Vu.

    Şimdi bunu söyleyerek biraz filmin heyecanını kaçırmış oldum. Ama esas filmde ilgimi çeken “kahraman” profili oldu. Denzel Washington ailesini kaybetmiş bir ATF (Alkol, Tütün, Silâh ve Patlayıcılar Bürosu) ajanı. Tutunduğu tek şey işi, zaten film boyunca da epey işkolik davranışlar sergiliyor. Zaten ben de bunu pek anlayabilmis değilim –ne yani kahraman olmak için sevdiği herkesi kaybetmiş olmak ve hayatının geri kalanından mutsuz olduğu için işkolik olarak bu mutsuzluğu gidermeye çalışmak mı gerekiyor? Mutlu, aile sahibi bir kahraman olunamaz mı? Denzel Washington’ın kahramanımız olduğunu filme ilk giriş yaptığı sahneden anlıyoruz. Koskoca bir gemi patlamış, 532 kişi olmuş, ortalık kan – revan içinde, tam bir ana – baba günü ama kamera bir noktaya odaklanıyor, ve ta – tam! –karşımızda kahramanımız açık renk gömleğiyle bir “kurtarıcı melek” gibi ağır çekimle geliyor. Güneş gözlükleriyle de çok da “cool” bir görüntü içinde hani. Açıkçası birinci dakikadan kahramanın kim olacağı bize filmlerde görmeye alıştığımız kalıplaşmış görüntülerle gayet güzel anlatılıyor. Ama kahramanımızın karakterinde alışılagelmiş Hollywood kahramanının biraz dışına çıkılarak biraz yenilikçi davranılmış. Zaten filmde yenilik adına söyleyebileceğimiz tek şey de bu. Diğer yönleri ile filmi daha önce birkaç kere görmüştük. Yani tam bir deja – vu.

    Kahramanımız çok yakışıklı değil. FBI ajanı da değil. Rap dinlemeyen, arkadaşlarıyla selamlaşırken “What’s up dude?” demeyen, ve belki de basketbolu hiç oynamamış bir zenci. Konusunu çok iyi biliyor ama laboratuvarda çalışan FBI ajanları kadar işin jargonuyla konuşmuyor. Hâttâ aynı konuda araştırma yapan polislerle ilk karşılaştığında kahvenin yerini sorma şekliyle, daha önceki filmlerde kendini fazlasıyla ciddiye alan polislere ufak bir gönderme yaparak ‘kahvenin yerini bildiğine göre işin başında olan o olmalı” diyor.

    Ajanimiz bazi zamanlarda daha “insanca” davranarak icguduleriyle hareket ediyor. Bu da onu cok daha siradan bir insan yapiyor ve biz siradan insanlar olan izleyiciye yakinlastiriyor. Bir diger insancil ozelligi ise arada-sirada cok cekingen, kendinden emin olmadigini belirten davranislar sergilemesi. Bunda tabii ki bir aktor olarak Denzel Washington’in payi cok buyuk.

    “Kahraman” olgusu filmde bir de kendini feda etme olgusuyla beraber, kolkola gidiyor. Denzel Washington, kendini vatansever bir kahraman sanan, filmin “kötü adam”ı Jim Caviezel’e esas vatanseverin kendini feda eden bir insan olduğunu söylüyor -yani kahramanlar kendini feda edenler oluyor. Bu aslında İsa’nın tüm insanlığın günahları için kendini feda edip çarmıha gerildiği inancı doğrultusunda “kahraman”lığın tanımı için uygun bir düşünce. Böylelikle kendini feribottaki 532 kişi için feda eden Denzel Washington kahraman olduğunu İsa ile de özdeşleşerek pekiştiriyor.

    Peki neden herşeyi bilen, her türlü sportmen, çok yakışıklı, kadınların peşinde koşturduğu, kendinden küstahlık derecesinde emin, “ultra cool” kahramanlara alışmışken böylesine insanca bir kahraman ile karşımıza çıkmış yapımcılar? Aslında aynı soru son James Bond (Casino Royale) filmini izlerkende aklıma takılmıştı. Casino Royale’deki James Bond da çok daha insanca, zaman zaman başını belâya sokan, hatta kendisinden önceki Bond’lar ile karşılaştırıldığında sakar sayılacak bir kahraman. Öyleyse ortada yeni bir kahraman tanımı olmalı.

    Çok daha insancıl bu yeni kahraman adeta sıradan birer insan olan izleyicilere “siz de kahraman olabilirsiniz” diyor. Bu deyim de bana Amerikan ordusunun, Irak’a gönderilmek üzere askere başvuranları ikna etmek için kullandığı (tanıtım) reklâmlarındaki söylemleri hatırlattı. Böylelikle bu yeni kahramanlar özellikle Amerikalı izleyicilere “o Irak’a gidenler boşuna gitmedi. Her ne kadar çesitli yayın mecralarında yerli halka işkence ve tecavüz ederkenki görüntüleri yayınlanmış dahi olsa, ya da kimi zaman daha ne olduklarını bile anlamadan bir intihar bombacısının aralarına dalmasıi sonucu olmuş dahi olsalar, onlar birer kahraman. Dahası onlar bizler gibi, aramızdan insanlar, siz de onlardan biri olabilirsiniz” diyor. Bir yerde “kahraman” olduğunu düşündüklerimizin hatalarını daha kolaylıkla hoşgörebilir, kendimizin de kahramanlar olabileceğimizi hissederek mutlu olabiliriz, ki böylelikle zamanı geldiğinde birer kahraman gibi davranabilelim.

    Ben şahsen bu yeni kahramanları çok daha fazla sevdim. Diğerleri fazla maço, fazla “cool,” fazla gerçekdışıydılar. Onları bir insan olarak göremez, insanüstü varlıkların bizi kurtaracaklarını düşünürdük. Sonuçta belki de kendi kendimizin kurtarıcısı olabileceğimizi görmemizin zamanı geldiğinden Hollywood bizim için bu tür yeni kahramanlar yaratıyordur. Kim bilir?

    (11 Aralık 2006)

    Yasemin Sim Esmen