Neyse, sörfçüyle tanıştığımızda başarısız bir hayatın ortasında yüzüyor. Karısı başka bir adamdan hamile, babası çocukken intihar ederek onu yetim bırakmış, onu mutlu edeceğini düşündüğü şeyi alacak kadar parası yok. Dünya ve tüm sistemleri onu yüzüstü bırakmış. Tek istediği, hayatında en mutlu olduğuna inandığı, dalgaların üzerinde süzüldüğü zamana geri dönmek. Ancak bunu yapamaz çünkü aydınlanmaya hazır değildir.
Boşan(ama)mış, eşi başka birinden hamile, zengin olsa da çocukluğunu geçirdiği evi alabilecek parası olmayan, patronu projesini bitirmesi için zorlayan Sörfçü oğlunu okuldan kaçırıp çocukluğunun geçtiği koyda sörf yapmaya götürüyor. Belki de hayattaki başarısızlığını sörf yaparak unutmak istiyor. Buraya kadar bir sorun yok. Koyda kendilerini oranın yerlileri olarak kabul ettiren bir çete, onların bırakın sörf yapmasına, bulunmasına bile izin vermiyor. Buraya kadar da tamam, ancak Sörfçü, anlamak, yapılanı sindirmek ve kaçmak yerine direnmeyi seçiyor.
Koydaki (Bay Boys) Koy Çocukları çetesi, -halka açık olsa da- kendileri dışında kimsenin o koyda denize girmesine, yerleşmesine, sörf yapmasına izin vermeyince itiraz etmeden gidenler kurtuluyor, haklarını korumak isteyenlerse dövülüyor, hatta ölümle burun buruna getiriliyor. Sörfçü (adını bilmiyoruz, ama anlamışsınızdır, Nicolas Cage), bu saçma duruma tepki gösterince biraz psikolojik, biraz şiddet, biraz da korkutularak sindirilmeye çalışılıyor.
Tipik bir tek adam (one man) filmi. Nicolas Cage tek başına sırtlamış ve bir an bile ritmini, oyununu, enerjisini yitirmeden taşıyor. Evi satmak isteyen emlakçıdan, çağrılan polise, büfe işletenden alışveriş edenlere kadar hepsi aynı çetenin insanı.
“İçinizdeki erkeği öldürün” bu film için hem maço çizgideki çete hem de Sörfçü için söylenebilir. Tabii ki, işin içine hak ve hak için direnmek girince Sörfçü’nün “içindeki erkeği” öldürmesi değil, yaşatması beklenir. Öyle de olmalı. Bu filmin içinde bulunduğumuz ortam, gündem ve yaşanırlıkla bağını muhakkak ki izleyici kuracaktır, kurmalıdır. Zaten filme girmiyorsunuz, ne yönetmen izin veriyor buna ne de fırsat bulabiliyorsunuz; gerçekten izleyicisiniz ve yorumunuz sizin…
Filmin başından bu yana kıyıya vurmuş bir cesedin kimi zaman sörfçü, kimi zaman Bay Boys lideri olduğu, kimi zaman da tanınamayan biri olduğu izleyince “acaba” sorusu gelip takılıyor insanın beynine… Bazen sualtından görüntülerle insan belleğinin ne denli kaygan olduğunu, gerçekliklerin sanrıya dönüştüğünü hissediyorsunuz: Hangisi doğru?
Sıkı bir senaryo, müthiş bir görsellik, güçlü bir oyunculuk ile etkili müziğin ve içe dönük psikolojik çatışmanın bir araya gelmesi izlenirlik kadar merakı da arttırıyor.
22 Ağustos’tan başlayarak gösterimde…
(19 Ağustos 2025)
Korkut Akın
korkutakin@gmail.com


