Grace Kelly Versus Lady Diana

İkisi de korkunç birer trafik kazasında hayatını kaybeden Monaco Prensesi Grace Kelly ve Galler Prensesi Lady Diana’nın yaşam öykülerini konu alan filmler (Grace of Monaco ve Diana) bu yıl beyazperdede hasılat ve ödül için karşı karşıya gelecek.

Bu nedenle yazının başlığında Meryl Streep ve Dustin Hoffman’a Oscar ödülü kazandıran Kramer Versus Kramer-Kramer Kramer’e Karşı’dan (1979) esinlendik.

Çok yakın arkadaş ve dost Nicole Kidman ile Naomi Watts bu filmlerin başrol oyuncuları.

Grace of Monaco

Film yıldızlığını bırakarak Monaco Prensesi olan, sonradan sinemaya dönüş yapmak isteyip kocasının engeline takılıp dönemeyen ve korkunç bir trafik kazasında ölen Grace Kelly’i (1929-82) Nicole Kidman’ın canlandırdığı 30 milyon dolar bütçeli Grace of Monaco 2013 sonunda sinemaseverlere sunulacak…

Yedi buçuk milyon dolar ücret aldığı The Hours-Saatler’le (2002) Oscar kazanan Kidman, Rabbit Hole-Mutluluğun Peşinde (2010) ve yedi milyon dolar ücret aldığı Moulin Rouge’la da (2001) Oscar ödülü adaylığı elde etti.

Grace of Monaco’nun yönetmeni şarkıcı Edith Piaf’ın (1915-63) fırtınalı yaşamını konu alan La vie en rose-Kaldırım Serçesi adlı filmi makyaj ve en iyi kadın oyuncu (Marion Cotillard) Oscar’larını kazanan, kostüm dalında da Oscar ödülüne aday olan yönetmen Olivier Dahan.

Grace of Monaco’da canlandırılan karakterler arasında kumarhane ve otelleriyle ünlü Monaco prensliğine para akıtan/yatıran İzmir doğumlu, büyük İzmir yangınından (1922) sonra yurt dışına giden Yunan milyarder Aristotle Onassis (1906-75) ile onun sevgilisi opera şarkıcısı Maria Callas da (1923-77) var…

Grace of Monaco’nun bir diğer karakteri Grace Kelly’i Rear Window-Arka Pencere (1954) adlı filminde oynatan, Marnie-Hırsız Kız (1964) adlı filmiyle de sinemaya döndürmeye çalışan ve bu konuda büyük mücadele veren yönetmen Alfred Hitchcock (1899-1980).

Diana

Diana’da kocasınca her fırsatta aldatılan bir kadının kocasına verdiği karşılıklar ve yaşadığı aşk ilişkileri konu ediliyor.

Parkinson hastalığından muzdarip, savaşı kazanmak için her türlü barbarlığı yapmış ordusu yenik düşmüş, Rusların eline geçmemek için her şeyi yapmaya hazır Adolf Hitler’in son günlerini yabancı film dalında Oscar ödülüne aday gösterilen ölümsüz bir filme (Çöküş-Der Untergang) dönüştüren Oliver Hirschbiegel imzalı Diana’daysa Paris’te paparazzilerden kaçarken trafik kazasına mı, suikaste mi kurban gittiği hâlâ tartışılan, öldüğünde karnında Mısırlı işadamı Dodi Al Fayed’in bebeğini taşıdığı ve bu bebeğin cesedinin İngiliz ajanlarınca (gerçek James Bond’lar tarafından) Diana’nın karnından hamilelikten hiçbir iz bırakmayacak şekilde çıkarılarak kaçırıldığı iddiaları (komplo teorileri) gündemden düşmeyen Prenses Diana’yı (1961-97) eşsiz Naomi Watts canlandırdı.

King Kong’dan (2005) beş milyon dolar ücret alan Naomi Watts, 21 Grams-21 Gram (2003) ve The Impossible-Kıyamet Günü’yle (2012) Oscar ödülüne aday gösterildi.

İngiliz Kraliyet ailesinin bu filmde kendilerine yöneltilecek suçlamalardan endişe duyduğu söyleniyor.

Umarım bu film İngilizlerin çürümüş, kokuşmuş monarşi kurumunu terk etme sürecine bir katkıda bulunur; en azından bu süreci hızlandırır.

(18 Mart 2013)

Hakan Sonok

hakansonok.sonok1@gmail.com

Crood’lar

Kirk De Micco ile Chris Sanders’ın yönettiği ve Nicolas Cage, Ryan Reynolds, Emma Stone ile Catherine Keener’ın seslendirdiği animasyon film Crood’lar (The Croods), 12 Nisan 2013’de Tiglon Film dağıtımıyla Tiglon Film tarafından vizyona çıkarıldı.
Yaşamakta oldukları mağara depremde harap olduktan sonra, Crood’lar bu kanyondan taşınmak zorunda kalırlar ve ailenin babası Grug’ın önderliğinde uzunca bir yolculuğa çıkarlar. Barınabilecekleri yeni ve güzel bir yer bulabilmenin ümidiyle hareket eden Crood’lar bu yolculuk esnasında daha önce hiç bilmedikleri esrarengiz yepyeni bir dünya ile karşı karşıya gelirler. Bu yeni dünyada doğa tamamen başkadır.

  • Basın Bülteni
  • Fotoğraflar
  • Web Sitesi
  • Fragman
  • IMDb

Crood’lar yazısına devam et

Aslı Özge’nin Yönettiği Hayatboyu, Hong Kong ve İstanbul Film Festivalleri’nde

Aslı Özge’nin dünya galası 63. Berlin Film Festivali’nde yapılan yeni filmi Hayatboyu’nun festival yolculuğu başladı. Filmin Asya prömiyeri, 17 Mart – 02 Nisan tarihleri arasında düzenlenen 37. Hong Kong Film Festivali’nde Aslı Özge’nin katılımıyla yapılacak.
Türkiye’de ilk kez 32. İstanbul Film Festivali’nde izleyiciyle buluşacak olan Hayatboyu festivalde hem Ulusal hem de Uluslararası Yarışma bölümüne seçildi. Filmin Türkiye galası, festival kapsamında, yönetmen, oyuncular ve film ekibinin katılımıyla, 09 Nisan 2013 Salı günü, saat 19:00’da Atlas Sineması’nda yapılacak.

  • Basın Bülteni: 1 / 2
  • Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.
  • Diğer basın bültenleri, bağlantılar ve yüksek çözünürlüklü fotoğraflara haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    Aslı Özge’nin Yönettiği Hayatboyu, Hong Kong ve İstanbul Film Festivalleri’nde yazısına devam et
  • Metin Serezli’yi Kaybettik

    Sinema ve tiyatromuzun sevilen oyuncusu Metin Serezli, 10 Mart 2013 Pazar günü 07:00 sıralarında hayatını kaybetti. Sanatçının unutulmaz filmleri arasında Bozuk Düzen, Seven Ne Yapmaz, Bütün Anneler Melektir, Hayat Sevince Güzel, Senede Bir Gün, Son Hıçkırık, Ömrümce Unutamadım, Gümüş Gerdanlık, Sisli Hatıralar adlı filmler var. Cenazesi 12 Mart 2013 Salı günü Teşvikiye Camii’nde kılınacak öğle namazını müteakip Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedilecek olan merhuma tanrıdan rahmet, kederli ailesine sabırlar dileriz. (Haber: Serpil Boydak.)

  • Basın Bülteni
  • Yüksek çözünürlüklü fotoğraflara haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    Metin Serezli’yi Kaybettik yazısına devam et
  • Buğra Gülsoy, Hazine Avcısının Maceraları İsimli Animasyon Filmi İçin Stüdyoda

    Kuzey ve Güney adlı TV dizisinin ünlü yıldızı Buğra Gülsoy ilk defa seslendirme yaptığı Hazine Avcısının Maceraları adlı animasyon filminde baş karakter Hazine Avcısı’na hayat veriyor. Gösterildiği ülkelerde büyük beğeni toplayan ve ülkemizde 15 Mart’ta vizyona girecek olan filmde Buğra Gülsoy, aslında hayalperest bir inşaat ustası olan ancak tesadüfen kendini bir hazinenin peşinde ve maceraların ortasında bulan Tad karakteri için mikrofon arkasına geçti. Son derece renkli karakterin Buğra Gülsoy’un sesiyle nasıl hayat bulduğunu öğrenmek için hayranları şimdiden gün sayıyor.

  • Basın Bülteni
  • Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.
  • Yüksek çözünürlüklü fotoğraflara haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    Buğra Gülsoy, Hazine Avcısının Maceraları İsimli Animasyon Filmi İçin Stüdyoda yazısına devam et
  • Chinese Zodiac

    Jackie Chan’in yönettiği ve Jackie Chan, Oliver Platt, Laura Weissbecker ile Daniel Wu’nun oynadığı Chinese Zodiac, önümüzdeki aylarda Chantier Films dağıtımıyla Chantier Films tarafından vizyona çıkarılıyor.
    Son yılların en iyi Jackie Chan filmi olan Chinese Zodiac, etkileyici sahneleri ile 3D olarak sinemalarda gösterime giriyor. Jackie Chan’in Asian Hawk olarak başrolünü oynadığı filmde, Fransız ve İngiliz ordularının 1860’ta imparatorluk sarayından aldıkları 12 bronz Chinese Zodiac hayvan heykelinin Çin’e geri getirilmesi anlatılıyor.

  • Basın Bülteni
  • Fotoğraflar
  • Web Sitesi
  • Fragman: Türkçe / İngilizce
  • IMDb
  • Jobs

    Joshua Michael Stern’in yönettiği ve Ashton Kutcher, Dermot Mulroney, James Woods ile Matthew Modine’in oynadığı Jobs, 16 Ağustos 2013′de Chantier Films dağıtımıyla Chantier Films tarafından vizyona çıkarıdı.
    Apple’ın efsanevi CEO’sunun hayatı. İkonik Silikon Vadisinin ileri görüşlü mucidi Steve Jobs’u Ashton Kutcher’ın canlandırdığı biyografik film onu ve özel hayatının kesitlerini tanımlıyor, motivasyonlarını ve onu yönlendiren kişileri anlatıyor. Filmde buluşları ile dünyayı değiştiren Jobs’un ilk zamanları, gençlik yılları, ilk başarıları, düşüşü ve tekrar yükselişi anlatılıyor.

  • Basın Bülteni: 1 / 2
  • Fotoğraflar
  • Web Sitesi
  • Fragman: Türkçe Altyazılı / Orijinal
  • IMDb
  • Hakan Sonok Yazıyor
  • Diğer haber ve bağlantılara haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    Jobs yazısına devam et
  • 12. Alanya Belgesel Film Festivali

    12. Alanya Belgesel Film Festivali, 06 – 11 Mayıs 2013 tarihleri arasında gerçekleştiriliyor. Festival kapsamında yapılacak kısa film yarışmasına katılmak için, 30 dakikayı geçmeyen, serbest konulu filmlerin DVD formatında 2 kopya olarak derneğin resmi yazışma adresine en geç 30 Mart 2013 tarihinde ulaşacak şekilde gönderilmesi gerekiyor. Festivalde ayrıca, 12 Mayıs Cumartesi günü saat 16:30’da Alanya Kültür Merkezi’nde Işıl Özgentürk ve Berrin Avcı’nın katılımı ile gerçekleşecek panelde son yıllarda kadına yönelik şiddetin artışı ve toplumumuzun bu şiddete karşı duyarlılığı tartışılacak.

  • Basın Bülteni
  • Web Sitesi
  • Diğer basın bültenlerine ve yüksek çözünürlüklü fotoğraflara haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    12. Alanya Belgesel Film Festivali yazısına devam et
  • İlişkilerin Dinamiği Üzerine Çağdaş Bir Sinema Dersi

    31. İstanbul Film Festivali’nde Nuri Bilge Ceylan başkanlığındaki jürinin oybirliğiyle uluslararası yarışmanın büyük ödülü Altın Lale’ye lâyık gördükleri ‘Yalnız Gezegen / The Loneliest Planet’, geçtiğimiz yıl festivali yakından izleyen sinema yazarları için önemli keşiflerden biriydi. Filmin gecikmeli de olsa şimdilik İstanbul’da iki salonda (Beyoğlu Beyoğlu / Mecidiyeköy Cevahir Cinemaximum) gösterime girmiş olması mutluluk verici.

    St. Petersburg doğumlu Amerikalı Julia Loktev’in uluslararası bir kadroyla (Meksikalı Gael Garcia Bernal, İsrail asıllı Hani Furstenberg ve Gürcü aktör Bidzina Gujabidze) çektiği film, uzun süreli bir beraberliği sürdürmekte olup evlenme plânları yapan Alex ve Nica çiftinin yörenin yerlisi bir rehber eşliğinde Gürcistan kırsalının muhteşem ve ürkütücü doğasında yaptıkları gezi üzerine. Kafkas dağlarının eteklerinde yemyeşil yaylalarda başlayan ve zaman geçtikçe çiftin ilişkilerinin değişen dinamiğine şahit olduğumuz beklenmedik bir serüvenin filmi bu. Doğanın tüm güzelliğiyle filmin aktörlerinden biri haline geldiği yolculuk başlarda gizemli ve egzotik doğa parçasında aşklarını perçinleyen çiftin turistik bakışını yansıtır havadadır. Ancak hiç beklenmedik anlık bir gelişme, ilişkinin tüm dinamiğini değiştirerek çiftin arasındaki dengeyi farklı bir noktaya taşır. Bölgenin yerlisi köylüler ile yaşadıkları olay, Alex’in evrensel erkeklik kodlarıyla yüzleşmesine, Nica’nın yaşadığımız gezegenin belki de en önde gelen gerçeğini, yalnızlığını duyumsamasına neden olur.

    Tom Bissell’in ‘God Lives in St. Petersburg’ adlı hikâye serisinden ‘Expensive Trips Nowhere’ isimli öyküsü kadar Julia Loktev’in kişisel anılarından da beslenmiş olan ‘Yalnız Gezegen’, ilişkilerin kırılganlığı ve her an değişime açık dinamiğine ilişkin mükemmel bir deneme. Üç kişinin vahşi doğa parçası üzerindeki yürüyüşlerinden ve rengi değişen ilişkilerinden ibaret mütevazi görünümünün altında çok önemli şeyler söyleyen film, sinemanın bir görüntü sanatı olduğunu iki saat boyunca bizlere duyumsatan, günümüz sinemasında örneğine artık zor rastlanan katıksız bir bağımsız çaba. Has sinemaseverlerin ve özellikle sinema okuyan gençlerin mutlaka izlemesi gereken filmlerden.

    (16 Mart 2013)

    Ferhan Baran

    ferhan@ferhanbaran.com

    Ali Aydın’ın İlk Filmi Küf, Modern Sanatlar Müzesi’nde

    Dünya prömiyerini yaptığı Venedik Film Festivali’nde Geleceğin Aslanı ödülünü kazanan Ali Aydın’ın ilk uzun metrajlı filmi Küf, 20 – 31 Mart tarihlerinde Modern Sanatlar Müzesi (MoMA) ve Lincoln Film Merkezi tarafından ortaklaşa düzenlenen ve New York’lu sinemaseverlere yeni yetenekleri sunan Yeni Yönetmenler / Yeni Filmler seçkisinde gösterilecek. Küf, A.B.D.’den hemen sonra 32. Uluslararası İstanbul Film Festivali’nde Sinemada İnsan Hakları bölümünde bu sene ilk kez verilecek olan En İyi İlk Film ödülü için yarışacak.

  • Basın Bülteni
  • Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.
  • 18. Türkiye / Almanya Film Festivali’ni Uğur Yücel Soğuk ile Açıyor

    18. Türkiye / Almanya Film Festivali’nde geri sayım başladı. Festival programına göre 14 Mart Perşembe akşamı açılış töreninde Hannelore Elsner ve Türkan Şoray’a onur ödülleri takdim edilecek. Uğur Yücel, son filmi Soğuk ile festivali açmak için film ekibi ile birlikte Nürnberg’e geliyor. Açılışa Almanya’dan ve Türkiye’den birçok sanatçının konuk olarak katılması bekleniyor. 11 gün içinde toplam 46 film izlenecek, 82 konuk Nürnberg’e gelecek. Marsis grubu konseri, Nuri Bilge Ceylan fotoğraf sergisi ve canlı müzik geceleriyle birlikte Nürnberg’de sinemaseverler 11 sanat dolu gece yaşayacak.

  • Basın Bülteni
  • Festival hakkında geniş bilgi için tıklayınız.
  • Yüksek çözünürlüklü fotoğraflara haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    18. Türkiye / Almanya Film Festivali’ni Uğur Yücel Soğuk ile Açıyor yazısına devam et
  • 10. Geleceğin Sineması

    Sinema öğrencilerinin kısa film projelerini, destekleyen, 10 yıl önce temeli atılan ve TÜRSAK Vakfı tarafından başarıyla düzenlenen Geleceğin Sineması, bu sene 10. yaşını, sinemaseverleri ve destek verenleri 12 Mart’ta biraraya getireceği görkemli bir törenle kutluyor. Törenin sunumunu, ekranların sevilen ismi, deneyimli oyuncu Ceyda Düvenci yapacak. Hüsnü Şenlendirici ve Taksim Trio’nun geceye renk katacak performanslarıyla ile açılacak olan törende, ilerleyen dakikalarda ödül kazanan öğrencilerin isimleri açıklanacak.

    10. Geleceğin Sineması yazısına devam et

    18. Türkiye / Almanya Film Festivali Programı Hazır

    18. Türkiye / Almanya Film Festivali’nin programı tamamlandı. 14 – 24 Mart 2013 tarihleri arası etkileyici sinema filmleri, eleştirel yaklaşan belgeseller ve birçok yönetmen ve oyuncu ile söyleşiler seyirciyi bekliyor. İki ülkenin iki dev sanatçısına, Hannelore Elsner ve Türkan Şoray’a bu yıl Onur Ödülü veriliyor. İki star 14 Mart günü festival açılışında Nürnberg’de buluşuyorlar. Almanya’nın kendine has bu özel festivalin programında gösterilecek olan 21 film Nürnberg prömiyerini, 4 film Almanya prömiyerini, 4 film uluslararası prömiyerini, bir film Avrupa prömiyerini ve bir film dünya prömiyerini gerçekleştiriyor.

  • Basın Bülteni
  • Festival hakkında geniş bilgi için tıklayınız.
  • 24. Ankara Uluslararası Film Festivali’nin Programı Açıklandı

    14 – 24 Mart 2013 tarihleri arasında gerçekleştirilecek olan 24. Ankara Uluslararası Film Festivali bu yıl da heyecan verici bir programla sinemaseverlerin karşısına çıkıyor. Festival bu yıl kültürel boyuta vurgu yapmak için Doğu’yu mercek altına alıyor ve Türkiye’de hemen hiç bilinmeyen ülke sinemalarından on filmlik bir seçki oluşturuyor. Doğunun beyazperdedeki yansımasını görünür kılan bu çok özel seçkide gösterilecek filmler arasında Hotchpotch, The Tender Moment of Sand, Çölçü, Ye Asheghane Ye Sadeh, Che Guevara Died in Lebonan, Tam Hon Me ve Işık Şehri gibi filmler var.

  • Basın Bülteni
  • Festival hakkında geniş bilgi için tıklayınız.
  • Yüksek çözünürlüklü fotoğraflara haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    24. Ankara Uluslararası Film Festivali’nin Programı Açıklandı yazısına devam et
  • Çanakkale İçinde Vurdular Beni

    Çanakkale Savaşı 1915 – 1916’da İngiliz ve Fransızların İstanbul’a yönelik deniz harekâtına karşı denizde ve karada verilen bir savunma savaşı… Osmanlı’ya hayli pahalıya mal olmuş bir savaş. Sırf maddi bakımdan değil, oraya gidip de dönemeyen / dönmeyen nesiller bakımından da. İngiltere de, hükümetin çekilmesine neden olan savaşın sonucu, -gerçi- hiç de ummadıkları bir direniş gören iki müttefikin Osmanlı hakkındaki fikirlerini değiştirmemiştir ama, silâh yerine politikanın kullanılmasına neden olmuştur. O günleri yaşayan nesillerin üzerinde büyük etkisi olan savaş, peşinden gelecek olan işgâl ve işgâle karşı verilen -yıllarca sürecek- Kurtuluş Savaşının gölgesinde hiç bir zaman kalmamış, -direnişin boyutları ve savunma bakımından- özelliklerini korumuştur.

    Ferdi Tayfur, 1904 Çanakkale doğumlu bir sanatçımızdır, sinemaya, bizde Çanakkale Geçilmez adı ile gösterilen bir filmde oynayarak başlamıştır; film, yabancı bir filme (Tell England?) bazı sahnelerin eklenmesi ile oluşturulmuş bir filmdir. Sinemamız daha Muhsin Ertuğrul döneminden başlayarak (Ateşten Gömlek, Bir Millet Uyanıyor) Yeşilçam süresince her yıl bir kaç Kurtuluş Savaşı filmi üretmiştir ama bunların içinde günümüze kalanlar üretilen filmlerin yanında çok az bir sayı oluşturmaktadır. Bu Kurtuluş Savaşı filmlerinin hemen hepsinde, finalde Mustafa Kemal’in asker elbisesi ile veya sivil -ama hemen hepsi savaş sonrasında- çekilmiş filmleri yer almaktadır fakat hiç birinde Mustafa Kemal savaşın bir canlı unsuru olarak yer almamakta, canlandırılmamaktadır. Bu filmlerin içinde anlatılan olaylar birbirine benzemenin yanında, zaman zaman yabancı film uyarlamaları dahi olmaktadır. Dediğimiz gibi Mustafa Kemal’in yer almadığı bu filmler, finalde Kurtuluş Savaşı’nın finali ile bitirilir, hepsinde Mustafa Kemal’in bir güneş gibi doğarak ulusu zafere götürdüğü “sözle” ifade edilir.

    Sinemamızda ayrı bir “bütün” oluşturan, Kurtuluş Savaşı filmlerinde, Çanakkale Savaşı yer almaz, Kurtuluş Savaşı da film-lerde anlatılan olayların sonunda bağlandığı bir sonuçtur ama Mustafa Kemal adı filmlerde zaman zaman anılır. Çanakkale Savaşı’na dönersek 1964’de Turgut Demirağ’ın yapacağı Çanakkale Aslanları (1964) filmine kadar bir boşluk vardır. Demirağ, bu filmi “ordu”dan da destek alarak ve askeri sahneleri (savaş sahnelerini) Nusret Eraslan’a çektirerek tamamlar. Nusret Eraslan o zamanlar, muhabere Albay rütbesi ile orduda bulunan bir subay olup, konu ile ilgili (kurtuluş savaşı) başkaca filmleri de olan bir sinemacıdır. Ordu ile işbirliği yapılarak çekilen bu film, konu itibari ile fazla dikkat çekmese de, o zamanlar yeniden başlanılan “renkli film” örneklerinden biri olmak bakımından dikkat çeker. Yalnız bu filmin bir özelliği de Mustafa Kemal’in -ilk kez?- görüntülü olarak yer almasıdır, çok kısa bir görüntüde, askerlerine, tarihe geçen ünlü komutu: “Size savaşmayı değil, ölmeyi emrediyorum, biz ölene kadar yerimize gelecek birlikler savaşı sürdüreceklerdir…” ile yer alır.

    Bu filmden sonra, uzun bir zaman Çanakkale konusundan yine uzak durulur. Önce TRT TV’sinin dramatik belgesellerinde, Mustafa Kemal görüntü olarak yer almaya başlar ve yine dramatik belgesellerde durum devam eder. Bunların bir kısmı Mustafa Kemal’in askeri, bir kısmı da savaş sonrasındaki sivil yaşamı ile ilgili görüntülerdir. Bunlarda Mustafa Kemal’i çeşitli oyuncular canlandırır -benzemesi de gerekmez.

    Bir kaç yıldır, yeniden ön plâna çıkan Çanakkale Savaşı, üzerine çeşitli kitapların yazılmasına neden olur, kitaplardan sonra ise, bu kez sinema filmleri olarak gündeme gelen görsel anlatımlardır. Filmler peşi peşine çekiliyor ve çekiliş sırasına bakılmadan gösterime giriyor. Yönetmenler savaşı, Çanakkale Savaşı’nı çeşitli açılardan ve çeşitli şekillerde ele alıyorlar. Bu bir eksiklik ama ne kitapları okudum, ne de filmleri gördüm. Her ikisinin giderek artış göstermesi dikkatimi çekti, hani körlerin fili tarifi gibi, neresini tutuluyorsa orasından anlatılması örneği, Çanakkale Savaşı’na nereden bakıyorlarsa veya ne niyetle bakıyorlarsa o şekilde anlatıyorlarmış gibi geliyor bana. Böyle bir sonuç çıkarmak yanlış ama her gün yeni bir Çanakkale filmi ile karşılaşınca ister istemez böyle düşünüyor insan.

    Kurtuluş Savaşı filmlerinin içinde yabancı film uyarlamaları dahi vardır ve savaş, zaman ve alan bakımından daha geniş bir sahaya yayıldığı için konuyu ele alan filmlerde farklı görünümler taşır. Metin Erksan, Karanlıkta Uyananlar (Ertem Göreç) filmi için söylenen -genel yargıda biçimlenen- “grev filmi” tanımlaması için, “grev filmi olmaz, grevdeki insanın filmi olur” diyor. Yukarıdan beri söylediğimiz “Çanakkale Savaşı filmleri” sözü de böylece sağlam bir zemine oturmuyor; Çanakkale Savaşındaki insanların, -askerlerin, geride kalanlarının- filmi demek daha doğru oluyor. Filmlere bu açıdan bakmak tek başına doğru bir değerlendirme olmaz, savaşı -çatışmayı- ön plâna çıkarmak, sinemasal anlatımı, sırf çatışma olarak değil, nedenlerini ve katılanları ile birlikte ele alarak, insandan uzaklaşmadan ama çatışmanın da kendi ve acı gerçeğini, nedenleri ile göstererek, bir dile ulaşmak gerekir diyorum. Tabii bu tek ölçüsü sinemasallık olan ama Çanakkale’de olanlara dair olması gereken bir bakış açısı ile olmalı. Yukarıda değindiğim gibi, hiç birini görmediğim -bu bir eksiklik-, giderek artan Çanakkale filmlerine ne kadar gereklilik var, yoksa bu geçici bir moda mı? Çanakkale filmleri ile o savaşı, içeriğini, tarihsel önemini, orada şehit veya gazi olanların gerçek yüzlerini ve en önemlisi o savaşın toplumsal, tarihsel nedenlerini ve sonuçlarını ne kadar yapıyor ve ne yargılara varıyor ve -seyirciyi- vardırıyoruz. Yine de Çanakkale filmlerini her ne olurlarsa olsunlar görmek gerek.

    (16 Mart 2013)

    Orhan Ünser

    Sinemacılık ve Filmcilik Yararına Bağımsız İletişim Platformu