Sundance’in En İyisi Sonita, If İstanbul’da

Önceki gün sona eren Sundance Film Festivali’nde hem jüriden ve hem de seyirciden ödül alarak yılın en iyi belgesellerinden biri olacağını müjdeleyen Sonita, Türkiye’de ilk kez If İstanbul’da gösterilecek. Afgan genç bir kadının zorla evliliğe ve yoksulluğa karşı, müzik yaparak direnmesini konu alan ayrıksı film Sonita, If² projesi sayesinde İstanbul’la aynı anda 33 şehir ve 50 farklı noktada ülkemiz sinemaseverleriyle bir araya gelecek.

Sundance’in En İyisi Sonita, If İstanbul’da yazısına devam et

Cem Yılmaz Bu Defa Hem Güldürdü Hem Ağlattı

Geçtiğimiz haftadan beri gündemi etkisi altına alan, basından sosyal medyaya bugüne dek hemen hemen hiç görülmemiş şeklide yoğun ve pozitif ilgi ile karşılaşan İftarlık Gazoz filminin bu çarpıcı etkisinin nedeni izleyenlere sorulduğunda verilen yanıtlar genellikle benzer şekilde oluyor. “Harikaydı; çocuk kendini rolüne o kadar kaptırmış ki; yüzü gözümün önünden gitmiyor. Cem Yılmaz sadece komedi de değil duygu yüklü filmlerde de kendini gösterdi, diye düşünüyorum.”

Her Şey Aşktan Filminin Oyunculu Özel Gösterimi Bursa Kent Meydanı AVM’de Yapıldı

Bursa Kent Meydanı AVM Avşar Sinemaları bu kez Her Şey Aşktan’ın oyuncularını ağırladı. 30 Ocak Cumartesi akşamı gerçekleşen özel gösterime filmin başrol oyuncuları Mithat Can Özer, Hande Doğandemir ve konuk oyuncu Özcan Deniz katıldı. Salonları tek tek gezen sanatçılar her salonda film hakkında bilgi vererek fotoğraf çektirdiler. “Bu film için özveriyle çalıştık” diyen Hande Doğandemir’e Bursalı hayranlarının ilgisi yoğun oldu. Mithat Can Özer ise filmin kendisi için inanılmaz bir deneyim olduğunu ifade etti. Filme konuk olan Özcan Deniz, “Bursa bizim için uğurlu şehirdir. Anadolu turumuza buradan başlamaktan mutluyuz.” diye konuştu.

Her Şey Aşktan Filminin Oyunculu Özel Gösterimi Bursa Kent Meydanı AVM’de Yapıldı yazısına devam et

27. Ankara Film Festivali’nin Bu Yılki Onur Ödülleri Tomris Giritlioğlu, Turan Erol, Yılmaz Erdoğan ve Necati Akpınar’a Veriliyor

Ankara Uluslararası Film Festivalinin verdiği Onur Ödülleri’nin bu yılki sahipleri belli oldu. Tomris Giritlioğlu Aziz Nesin Emek Ödülü, Beşiktaş Kültür Merkezi Kitle İletişim Ödülü, Turan Erol da Sanat Çınarı ödülünün sahibi oldu. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın desteği ve Halkbank’ın sponsorluğunda gerçekleştirilecek 27. Ankara Uluslararası Film Festivali, 28 Nisan’da MEB Şura Salonu’nda yapılacak açılış gecesiyle başlayacak. 2016 yılı Onur Ödülleri, beyazperdenin tanınmış isimlerinin de hazır bulunacağı gecede sahiplerine verilecek.

27. Ankara Film Festivali’nin Bu Yılki Onur Ödülleri Tomris Giritlioğlu, Turan Erol, Yılmaz Erdoğan ve Necati Akpınar’a Veriliyor yazısına devam et

Evcil Hayvanların Gizli Yaşamı

Chris Renaud ile Yarrow Cheney’in yönettiği ve Eric Stonestreet, Kevin Hart, Ellie Kemper ile Lake Bell’in seslendirdiği animasyon film Evcil Hayvanların Gizli Yaşamı (The Secret Life of Pets), 05 Ağustos 2016’da UIP Filmcilik dağıtımıyla UIP Filmcilik tarafından vizyona çıkarıldı.
Illumination Entertainment ve Universal Pictures, birlikte hayata geçirdikleri beşinci animasyon filmleri Evcil Hayvanların Gizli Yaşamı’nı gösterime sundu. Siz evden çıktıktan sonra çok sevdiğiniz evcil hayvanlarınızın ne yaptıklarını hiç merak ettiniz mi? Bu komedi filmi, evcil hayvanların sahipleri her gün okula ya da işe gittikten sonra sürdükleri sevimli hayatı konu alıyor.

  • Basın Bülteni
  • Fotoğraflar
  • Web Sitesi
  • Fragman
  • IMDb

Evcil Hayvanların Gizli Yaşamı yazısına devam et

Adalet ve Direniş Filmleri Festivali

Adalet ve Direniş Filmleri Festivali, 13 – 21 Şubat 2016 tarihleri arasında İstanbul’da gerçekleştiriliyor. Yeşilçam Sineması, Barış Manço Kültür Merkezi, Ortaköy Kültür Merkezi, Şişli Kent Kültür Merkezi, Bakırköy Adliyesi Baro Salonu, İdil Kültür Merkezi, Hasan Ferit Gedik USMKM ve Adalet Okulu salonlarında düzenlenecek olan festivalde gösterilecek filmler arasında Cezayir Bağımsızlık Savaşı (The Battle of Algiers), 16 Ton, Soraya’yı Taşlamak (The Stoning of Soraya M.), F Tipi Film, İçimdeki Yangın (Incendies), Susuz Yaz, Umut, Kupkuru Bembeyaz Bir Yaz (A Dry White Season), Limon Ağacı (Etz Limon), Yağmurdan Önce (Before the Rain)  gibi filmler var.

Adalet ve Direniş Filmleri Festivali yazısına devam et

21. Türkiye Almanya Film Festivali’nde Kısalar Yarışıyor

21. Türkiye Almanya Film Festivali kapsamında düzenlenen kısa film yarışmasına başvuran 300’ün üzerinde filmden 11 kısa film yarışmaya hak kazandı. 11 Mart Cuma günü, saat 19:00’da yarışma filmleri seyircilerin beğenisine sunulacak. Gösterim her yıl olduğu gibi Kısa Film Seçici Kurulu’nun katılımıyla gerçekleştirilecek. Bu yılın seçici kurul oyuncu Tim Seyfi, oyuncu Deniz Çakır ve Seçici Kurul Başkanı olarak yönetmen Johannes Naber’den oluşuyor. Kısa Film Yarışması’nda jüri tarafından “en iyi” seçilen üç film 12 Mart 2016 Cumartesi tarihinde gerçekleştirilecek olan ödül töreninde ilan edilecek.

Amerikan Rüyası’na Dalan İtalyan Aygırı!

Popüler sinemanın, genellikle on yıllık dönemler halinde ele alınan tarihine damgasını vuran erkek oyuncular kabaca masaya yatırıldığında ortaya ilginç bir manzara çıkar. Sessiz yıllarda, kapitalist sisteme ve düzen koruyucularına dil çıkarıp uzaklaşan anarşist Şarlo bir yana, Bunalım’lı 30’lar genellikle Capra’nın temiz yüzlü, vatansever Joe Americano’larıyla (Clark Gable, Gary Cooper, James Stewart) anılır. Savaşın göbeğinde, kırılgan kalbini sert görünümüyle maskelemeye çalışan Bogart’ın temsil ettiği 40’lı yıllar, Soğuk Savaş’ın John Wayne’leriyle randevulaşsa da, Brando’nun öfkesinden kaçamayacaktır. Durağın hemen ardındaysa, “gerçekçi olup imkânsızı isteyen” yığınlar beklemektedir! İdeolojilerin çarpışma noktası olarak nitelendirilen 70’lerde ise durum iyice karmaşıklaşır: Bir yanda 68’in dinmeye yüz tutmuş rüzgârını taşıyan kafası karışık adamlar, diğer yanda Yeni Sağ’ı vücuda getiren bireyci kahramanlar. Bu dönem, Stallone’nin tablonun başköşesine yerleşmesiyle; yani 80’lerle noktalanır.

Popüler sinemada 80’lerden söz açıldığında adı anılacak ilk isimlerden olan Sylvester Gardenzio Stallone, 6 Temmuz 1946 yılında New York’ta doğar. Başarısız okul yaşamını Miami Üniversitesi’nde yarım bıraktığı tiyatro eğitimiyle taçlandırmasının ve başarılı olduğu söylenemeyecek bir kaç pornografik denemenin ardından (!) sinemada paranoya dalgasını başlatan filmlerden olan “Klute” ile (dans eden bir adamı canlandırmaktadır) oyunculuğa başlar. Aralarında Woody Allen’ın ilk dönem güldürülerinden olan “Bananas”ın da bulunduğu bir kaç filmde figüranlık denemesinin ardından şans yüzüne güler ve uzunca bir süredir elinde beklettiği “Rocky” projesini 1976’da hayata geçirme olanağı bulur.

Yıl 1975, aylardan Mart’tır. Ekran karşısında, Dünya Ağır Sıklet Boks Şampiyonu, efsanevi Muhammed Ali’yle o zamana kadar adı sanı çok da duyulmamış bir boksör olan Chuck Wepner arasındaki 15 raunt süren nefes kesici maçı izleyen genç Stallone’nin kafasında şimşekler çakar. Bitime kısa bir süre kala karşılaşmayı nakavtla kaybetse de, Wepner’ın maçın sonuna kadar sergilemiş olduğu mücadele, -aklının bir köşesinde Rock Marciano gibi WASP bir boksör bulunan oyuncu için- bir Hollywood karakteri olarak zihinlere kazınacak Rocky Balboa’ya esin kaynağı olacaktır.

Elinde üç günde yazdığı senaryosuyla film şirketlerinin kapısını aşındıran Stallone, çekilecek filmde başrolü kendisinin oynamasını şart koşmaktadır. Bunu, sonunda kabul ettirebileceği yapımcı şirket Chartoff – Winkler, ona yeni bir Amerikan Rüyası’nın kapılarını açar. 1976’da John G. Avildsen’in 28 gün gibi kısa bir sürede çektiği ilk “Rocky”nin konusu kısaca şöyledir: Philadelphia’lı genç bir işçi olan Rocky Balboa, iş dışı zamanlarında yerel bir kulüpte boks yapmaktadır. Burada keşfedilerek kısa zaman içinde dünya şampiyonluğuna kadar uzanır.

Film, tam da ABD’nin kuruluşunun 200. yıldönümünde gösterime girer ve en büyük rakibi, kendisi gibi “muhafazakâr” bir kahraman olan Travis Bickle’lı “Taxi Driver”ı devirip; ‘En İyi Film’, ‘En İyi Yönetmen’ ve ‘En İyi Kurgu’ dallarında ödüle uzanır. İlginçtir; hem sinemaseverlerin hem de eleştirmenlerin büyük övgüsünü kazanan Stallone’u ‘yeni bir yıldız doğuyor’ diyerek ayakta alkışlayanların arasında sinema eleştirmenlerinin gurusu sayılan Roger Ebert da vardır. Bunda ilk filmin, dönemin “sağ” eğilimlerinin izini sürerken Philapelphia’nın yoksul işçilerini resmetmede gösterdiği başarının da rolü vardır kuşkusuz. Doğruya doğru, gerçek bir atmosferin içinde, “yaşayan” bir karakter olarak karşımıza çıkmıştır Balboa.

Ezilenler için bir tür “tarihin sonu” sayılabilecek 80’lerde, Stallone’nin gösterdiği başarının anlamı büyüktür. İstatistiklere bakalım: Charlie Chaplin’in “The Great Dictator”le 1940’da, Orson Welles’in ise “Citizen Kane” ile 1941’de aynı yıl içinde hem senaryo hem de oyunculuk dallarında Oscar’a aday gösterilmesinden sonra bu şerefe layık görülen üçüncü kişi, Amerikan Başkanı George W. Bush ile aynı yıl ve aynı günde doğmuş olan Sylvester Stallone’dir!

“Rocky 2”de Carl Weathers’ın sempatik oyunu bir yana, hiç de olumlu betimlenmeyen Dünya Ağır Sıklet Boks Şampiyonu Apollo Creed’i yenerek unvanını elinden alan Stallone, bu filmle birlikte yönetmenlik koltuğuna da oturur ve serinin 3., 4. ve 6. bölümlerini yönetir.

Üçüncü filmde, karısı Adrian ile şampiyonluğunun keyfini çıkartmakta olan bir Rocky çıkar karşımıza. Unvanını elinden aldığı Creed ile artık iyi arkadaş olmuşlardır. Her şeyin yolunda gittiği sakin günleri, Clubber Lang adlı insan azmanı boksörün ona maç teklif etmesiyle bozulacaktır. İlginçtir, 80’lerin sevilen bir başka kahramanı olan ve özellikle 3. Dünya’nın “antidemokratik” yönetimlerine ders veren bir ekibin (!), “A Takımı”nın üyesi olan Mr. T., filmde gerçek bir canavar olarak çıkar karşımıza! Aslında, ilk iki filmde sınıf atlamaya çalışan Balboa’nın “bir parça hırçın” (!) hali olan Lang, Beyaz Amerika’da masumiyetin simgesi haline gelmiş Adrian’a asılmaktan bile geri durmaz: “Gerçek bir erkek arıyorsan buradayım bebeğim!”

Bu filmde işler gitgide sarpa saracak ve Rocky, antrenörü Mickey’i de, maçı da kaybedecektir. Mickey’nin ölümü, sevgili karısının hamile oluşu ve Rocky’nin boks yapmasını istememesi gibi nedenler sonucu kendine güvenini kaybeden kahramanımıza en büyük destek Creed’den gelecektir. Bir zamanlar en büyük rakibi ama artık can dostu olan Apollo, onu rövanşa hazırlayacaktır. Yıllarca Kızılderililere ve siyahi vatandaşlarına yapmadığını bırakmayan ABD, bu filmle Beyaz Amerikalı’nın gücünü bir kez daha kanıtlamıştır. Rocky’nin Apollo ile olan dostluğunu örnek göstererek ırkçılık suçlamalarına katılmayan dostlara söylenebilecek tek şey, güçlü olana itaat ettiğiniz sürece size dokunulmayacağıdır!

Yeni Sağ’ın zafere koştuğu 80li yıllarda, ‘Amerika’nın Sovyetler Birliği ile arasında süregelen soğuk savaşa nasıl katkıda bulunabilirim’ diye düşünmüş olacak ki Stallone, dördüncü filmde bir Rus boksör ile kapışır! Ölüm makinesi olarak resmedilen duygusuz Rus, son teknolojiyle ve ilaçların desteğiyle varlığını muhafaza etmektedir. Maçta Apollo’yu öldürmesi bardağı taşırır ve sırtını Sibirya ayazına yaslayan Balboa, Sovyetler’e unutamayacağı bir ders verirken, “herkes değişebilir” tiradını, milyonların şaşkın bakışları arasında Gorbaçov’a bile alkışlatır! Burada unutulmaması gereken, Gorbi’nin, filmden sadece birkaç yıl sonra, büyük ABD şirketlerinin daveti ile Yeni Dünya’ya ayak basacağı, kapitalizmin nimetlerinden bahsederek, bir başka rüya kahramanına dönüşeceğidir. Demek ki sadece Rocky için değil, eski SSCB’nin başkanı için de “acı yok”tur!

Beşinci filmde, işlevini fazlasıyla tamamlamış olduğundan, ringlere dönme konusunda isteksiz olan ve büyük maddi sıkıntıya düşen Rocky’i, umut veren bir boksör olan Tommy Gunn’ın antrenörü olarak görürüz. Zamanla kendine aşırı güvenen Tommy, Balboa’yı beğenmeyecek ve ona ihanet ederek kendisine başka bir antrenör bulacaktır. Stallone’nin 10 üzerinden “0” verdiği bu film, mantıkdışı olayları ve çığırından çıkmış bir sokak dövüşü ile noktalanır.

Birçok kişi, serinin beşinci film ile sona ermiş olduğunu düşünürken, on altı yıl sonra 2006’da, senaryosunu yine Stallone’nin yazıp oynadığı “Rocky Balboa” karşımıza çıkar. Kendi mitolojisinin sonunda bir yerlerde, adeta başlangıca dönen ve hüzünlü bir atmosfere sahip olan altıncı filmde artık yaşlı bir adam olan Balboa, eşi Adrian’ın ölümü ve oğlunun onun gölgesi altında kalmamak için ondan uzak durması gibi nedenlerle yaşamdan kopmuştur. Artık tek mutluluk kaynağı, lokantasında müşterilere geçmiş anılarından söz etmektir. Bir gün, televizyonda kendisiyle ağır sıklet boks şampiyonu Mason Dixon arasında sanal bir dövüş oyunu düzenlendiğini görür. Bu fırsatı kaçırmak istemeyen Dixon’ın menajerleri Rocky’ye bir maç teklifinde bulunurlar. Teklifi kabul eden Rocky, kendinden 30 yaş daha genç Dixon’la nefes kesen bir maça çıkacaktır.

Vietnam hezimetini kabul edemeyen militarist çevrelerin ilgi odağı haline dönüşecek bir başka uzun serinin, tarihsel gerçekliği tersyüz ederek “ilk kanı ben dökmedim!” diye haykırıp duran “Rambo”nun da kahramanı olan Stallone’nin yıkıntıya dönüşmüş kişisel efsanesi ile bu film arasında bir bağ vardır: Hayali zaferlerin sağladığı ticari başarı, Stallone’nin beyazperdede kalıcı bir karaktere dönüşmesini sağlamamıştır. Kimi zaman “iyi”, kimi zaman ise “komik polis” olarak belirdiği filmler çoğunlukla hüsranla sonuçlanmış, Bruce Willis ve Arnold Schwarzenegger’la Planet Hollywood lokantalar zincirinin ortağı olması dışında elde avuçta çok da bir şeyler kalmamıştır (!). (Stallone, “Rezil Oyunculuk” ödülü olan Razzie’yi birer ikişer toplaya toplaya 2000 yılında “Yüzyılın En Kötü Aktörü” unvanını da eline geçirmiştir!)

Gelinen noktanın tüm hayal kırıklıklarını bünyesinde toplayan “Rocky Balboa”, biraz da yarattığı nostalji duygusuyla, suratına kapanan kapıları aralar; dahası Stallone’ye, kendisi gibi unutulmuş kahramanlarla birlikte yeniden yaşama tutunma olanağı verir. İzinden giden Chuck Norris, Dolph Lundgren, Van Damme gibileri, “Expendables” serisiyle milyonları yeniden kucaklayacaktır. Şurası da bir gerçektir ki, muhafazakâr bir İtalyan/Amerikalı olan Stallone, Uncle Sam’in övgüsüne mazhar olmuş ve Rocky gibi o da kendi ‘Amerikan Rüyası’nı gerçekleştirmiştir!

Bir tür yedinci film de sayılabilecek “Creed”, aldığı övgülere bakıldığında yeni bir serinin de ipuçlarını taşımaktadır. Bir yanıyla da mizah unsuru aramak gerekir iltifatlarda. Son film, model olarak tüm Rocky filmlerini kendisine örnek almakta, ayrıca finaliyle de ilk filmin kopyası konumunda bulunmaktadır. Belki de her şey, bizim kuşaklar için anlamı büyük olan o sihirli cümlede saklıdır, ne dersiniz:

“Adriaaaan başardııııkkk!”

NOT: Yıllar önce Modern Zamanlar’da enfes bir Stallone biyografisine imza atan ve bu yazının önünü açan sevgili dostum Atila Sarıcıoğlu’na teşekkürü borç bilirim.

(07 Şubat 2016)

Tuncer Çetinkaya
ModernZamanlar Sinema Dergisi Editörü
m_zamanlar@hotmail.com

Modern Zamanlar Dergisi’nin 37. Sayısı Çıktı

“Altın Portakal Film Festivali’nin düzenlendiği Antalya’dan sinema kültürüne küçük bir katkı koymak” düşüncesiyle yayınlanan Modern Zamanlar Sinema Dergisi, kısa bir molanın ardından 37. sayısıyla okurla buluşuyor. Modern Zamanlar, bu sayısından itibaren, Belediye Başkanı Ümit Uysal’ın verdiği destekle, “Muratpaşa Belediyesi Kültür Yayını” olarak çalışmalarını sürdürecek. Son sayısında “Halit Refiğ ve Bitmeyen Kavgası: Ulusal Sinema”yı dosya konusu olarak belirleyen dergi, ülkemizde 60’lı yıllarda kendisini gösteren Toplumcu Gerçekçi Sinema’nın tarihsel gelişimini, özel bir araştırma ve görsellerle okura ulaştırıyor.

Yeni Bir Altunmeşe Geliyor

Sevilen ünlü türkücü İzzet Altınmeşe’nin oğlu, Fırat Altunmeşe, televizyonda rol aldığı birçok diziyle genç kızların sevgilisi haline gelmişti. Kaçak Gelinler dizisiyle ünlenen, ardından Maral dizisiyle hayran kitlesini genişleten Altunmeşe, 2016’ya Gönenç Uyanık’ın yönettiği yeni filmi Hesapta Aşk ile merhaba diyor. Yeni sezonda yeni dizisiyle ekranlara dönen Fırat Altunmeşe, Hesapta Aşk filminde bıçkın delikanlı rolüyle eğlendiriyor ve Didem’in gönlünü çalıyor.

Yozgatlı Bir Ailenin İstanbul’la İmtihanı: Kaçma Birader’in Afişi ve Fragmanı Yayınlandı

Her bir üyesi birbirinden değişik, birbirinden komik Yozgatlı Kolçak Ailesi’nin çok hareketli, bol eğlenceli Taksim macerası Kaçma Birader’in afişi ve fragmanı internet ortamında yayına verildi. Endemol Shine Türkiye ve Böcek Film ortaklığında, Ömer Faruk Sorak’ın süpervizörlüğünde çekilen ve yönetmen Emrah Kaman ve Murat Kaman kardeşlerin imzasını taşıyan Kaçma Birader’in fragmanında; Zafer Algöz, Melek Baykal, Emrah Kaman, Algı Eke, Cihan Ercan, Nejat Uygur, Nursel Köse ve Necip Memili’den oluşan güçlü kadrosuyla kahkaha dolu bir filmin sinyallerini veriyor. Filmde türkü barlardan, fal kafelerine ve Tarlabaşı’na kadar Taksim’in tüm aktörleri var.

  • Basın Bülteni
  • Fragmanı izlemek için tıklayınız.
  • Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.

İftarlık Gazoz Ekibine Konya’da Büyük Sürpriz: Mevlana’nın Torunu Esin Çelebi Bayru

Yüksel Aksu’nun yönettiği İftarlık Gazoz, 29 Ocak’ta vizyona girdi. Vizyon sonrası çeşitli illerde filmi seyirciyle birlikte izleyen İftarlık Gazoz ekibi, halkın yoğun ilgisiyle karşılanırken Cumartesi günü Konya Kent Plaza’daydı. Bu kez ekibi bir sürpriz bekliyordu. Filmin ortak yapımcılarından Elif Dağdeviren’in ekip arkadaşlarına sürpriz yaparak davet ettiği, Mevlana’nın soyundan 22. kuşak torunu olan Esin Çelebi Bayru da eşi Osman Bayru ile filmi izlemeye gelen isimler arasındaydı.

İftarlık Gazoz Ekibine Konya’da Büyük Sürpriz: Mevlana’nın Torunu Esin Çelebi Bayru yazısına devam et

Burhan Öçal ve Bennu Gerede, Hesapta Aşk’ta

Sezonun merakla beklenen gençlik filmi Hesapta Aşk, beyazperdede ünlü konuklarını ağırlayacak. Depo Film ve İmaj yapımı filmin kadrosunda Burhan Öçal ve Bennu Gerede de konuk oyuncu olarak yer alıyor. Hayatlarını sosyal medya çılgınlığı etrafında geçiren gençlerin hikâyesini konu alan Hesapta Aşk, 12 Şubat’ta vizyonda olacak. Filmin başrollerini ise Meriç Aral, Derya Şensoy, Burak Tozkoparan, Fırat Altunmeşe ve Kutay Kalabalık paylaşıyor.

İstanbul Modern Sinema’da Yönetmenlerle Buluşma Serisinin Bu Yılki Konuğu Zeki Demirkubuz

İstanbul Modern Sinema, SİYAD işbirliğiyle, Türkiye’nin güncel sinema kültüründe özgün yaklaşımlarıyla öne çıkan yönetmenlerin konuk olduğu gösterim ve söyleşi dizisi Yönetmenlerle Buluşma’yı sürdürüyor. Farklı kuşaklardan yönetmenlerin davet edildiği program, onların gözünden üretimlerine ve günümüz sinemasının dinamiklerine odaklanıyor. Dizinin üçüncü konuğu, sinemamızın “auteur” yönetmenlerinden biri olan Zeki Demirkubuz. 04 – 14 Şubat tarihleri arasında gerçekleşecek programda Demirkubuz’un filmografisinde yer alan 10 film, SİYAD üyesi sinema yazarlarının sunumları ve oyuncuların katılımıyla izleyiciyle buluşacak.

İstanbul Modern Sinema’da Yönetmenlerle Buluşma Serisinin Bu Yılki Konuğu Zeki Demirkubuz yazısına devam et

Sinemacılık ve Filmcilik Yararına Bağımsız İletişim Platformu