Kamil Renklidere’yi Kaybettik

Sinemamıza oyuncu ve yönetmen olarak hizmet veren Kamil Renklidere, 06 Ekim 2018 Cumartesi günü (bugün) hayatını kaybetti. Renklidere, Umudumuz Şaban, Hazal ve Çark adlı filmlerde oynadı. Aşığım Aşık, Rastlantı, İtirazım Var, Acılar İçinde, Mutsuzlar, Terzi Baba, Yalnızlar gibi filmleri yöneten Renklidere, 14 Numara, Geçim Otobüsü, Türkiyem adlı filmlerde yardımcı yönetmenlik görevi üstlendi. Cenazesi, 07 Ekim 2018 Pazar günü ikindi vakti kılınacak cenaze namazı sonrasında Bodrum Turgutreis Yukarı Mahalle Mezarlığı’nda toprağa verilecek olan merhuma tanrıdan rahmet, kederli ailesine sabırlar dileriz.

Geçmişi Ararken

Sadi Bey’in 8. Malatya Uluslararası Film Festivali Kapsamında Düzenlenen Türk Sinema ve Televizyonunda Aile Başlıklı Sempozyumdaki Konuşması:

Öncelikle sinemamıza çok yararı olacağına inandığım bu sempozyumu düzenleyenlere, konuşmacılara, izleyicilere ve Malatya Uluslararası Film Festivali’ne sahip çıkan Büyükşehir Belediyesi’ne teşekkürlerimi arz ediyorum. Küçük bir teferruat gibi görünüyor ama 8 yıldır festivalin adında şehir adının öne çıkarılması çok isabetli. Bir adım daha atarak, İstanbul Film Festivali’nin 4-5 yıldır yaptığı gibi festival adını önümüzdeki yıllarda Malatya Film Festivali olarak değiştirilmesini öneriyorum. Orijinal sözün müellifine uzak olsam da şöyle diyeyim: Malatya, Uluslararası’ndan büyüktür.

Yerli sinemamızı seven, fanatik bir sinemasever olarak festival filmlerinde aile veya film festivallerinde aile konusunda bir şeyler söylemeye çalışacağım. Her ne kadar önceki oturumlarda klasik çekirdek ailenin değiştiği belirtilse de sinemamızda aile filmleri dendiğinde hemen tüm yerli film severlerin aklına Arzu Film’in yaptığı Münir Özkul, Adile Naşit, Halit Akçatepe, Necdet Yakın gibi hepimizin babası, abisi, amcası, teyzesi, dayısını beyazperdeye taşıyan “Bizim Aile”, “Neşeli Günler”, “Gülen Gözler” gibi filmlerimiz akla geliyor. Bu tür filmler genelde kasabı, manavı, bakkalı, Ayşe teyzesi, Mehmet amcasıyla bizim mahalleyi anlatıyorlardı. Kapı önlerinde oturan teyzeler bir yandan örgü örerken, diğer taraftan günün haber ve dedikodularını sesli gazete görevi yaparak memleketin tüm sathına yaymaktaydılar. Adile Naşit, Mürvet Sim, Leman Akçetepe, Şükriye Atav gibi karakter oyuncularımız yeni yetme delikanlıları bir taraftan azarlarlar, diğer taraftan tüm mahallenin çocuklarına kol kanat gererlerdi. Hüseyin Baradan bir taraftan kabadayılık yaparken, diğer taraftan mahallenin kadınına, kızına sahip çıkar, keza Sadri Alışık, Turist Ömer’le, Feridun Karakaya, Cilalı İbo karakteriyle mahallelerimizin ve filmlerimizin neşe kaynağı oldular.

Aile filmlerinin yapımcıları muhtemelen halkımızın gösterdiği ilgiyi ticari açıdan yeterli görüyorlar ki bu filmler festivallerde nadiren karşımıza çıkıyor. Geçmişe gittiğimizde festival görmüş aile filmi olarak ilk akla gelen Halit Refiğ’in yönettiği ve başrollerini Cüneyt Arkın, Özden Çelik, Pervin Par, Filiz Akın’ın paylaştığı “Gurbet Kuşları” oluyor. “Gurbet Kuşları”, 1. Antalya Film Festivali’nde En İyi Film ve Yönetmen ödülleri kazandı. Başrol oyuncularından Özden Çelik’i de bu vesileyle rahmetle anayım. Sinemamızda Özden Çelik gibi başrollere çok yakışan fakat bir türlü değerini bulamamış, kendini gösterememiş oyuncularımız vardır. O da bir çeşit talihsizlik herhalde, bazı sinema sanatçılarının o beklenen filmle yolları hiçbir zaman kesişemiyor.

“Gurbet Kuşları” demişken rahmetli Halit Refiğ’le ilgili bir anı anlatayım. Buradaki ve başka yerlerdeki benzer oturumlarda Akademisyen arkadaşları dinlemek fevkalade zevkli oluyor, çok farklı ve güzel tatlar alınıyor. İstanbul’da Bilgi Üniversitesi’nin Kuştepe’deki kampüsünde, henüz kentsel dönüşüm belâsının uğramadığı zamanlarda “Halit Refiğ Sineması’nda Üçler” başlıklı bir oturum düzenlenmişti. Halit Refiğ’in de bulunduğu oturumda Akademisyen arkadaşlar filmlerini çeşitli açılardan anlattılar, misaller verdiler. “İşte, Harem’de Dört Kadın’ın bu sahnesinde Cüneyt Arkın ile Nilüfer Aydan rıhtımda yürüyorlar, açıkta bir balıkçı kayıkta balık tutuyor.”, “Şu sahnede salonda karşılıklı konuşuyorlar ama aynada Cüneyt Arkın’ın yansıması var.” vs. vs. şeklinde anlattılar ve Halit Refiğ’i sahneye davet ettiler. Rahmetli sahneye çıktı, “Ben bu filmleri çekerken hiç böyle üçlü sahneler tasarlamamıştım ama Akademisyen arkadaşlar o kadar güzel açıkladılar ki, öyle çektiğime ben de ikna oldum.” dedi. Bizim zamanımızda sinema okulları açılmamıştı, şimdiki gençler o bakımdan şanslı. Her şeyde olduğu gibi eğitim almak ilk aşamada hayatı daha güzel algılamaya sebep oluyor.

Geçmişteki bir çatı altında anne, baba, dede, gelin, damat birlikte yaşanan çekirdek ailelerin günümüzde dağıldığı doğrudur ancak sinemayı sevmek ve sinemasever olmak da bir başka büyük ailenin ferdi olmak mânâsına geliyor. Nitekim bizler burada ve sinema salonlarında büyük bir aile sayılırız. Bu bakımdan zaman zaman belirtildiği gibi sinema salonlarının geleceği konusunda karamsar değilim. Sinemada film seyri, bence, evimizden çıkıp o filme doğru yola koyulmakla başlıyor. Gişede kuyrukta bekleyip salona girmekle devam ediyor. Hep birlikte, topluca film seyretmenin başka bir tadı var. 1990’ların başında da İstanbul Harbiye’de benzer bir açık oturumda bir büyüğümüz 2000’li yıllara gelindiğinde sinema salonlarının yok olacağını belirtmişti. Yazarlık serüvenimin başlangıcına rastlayan o günlerde yazdığım bir yazıda sinema salonlarının kapanmayacağını yazmış, eğer kapanırsa ilk sinema eğitim kurumumuzun adının DVD ve Televizyon Eğitim Enstitüsü olarak değiştirilmesi gerekeceğini belirtmiştim. Nitekim 28 yıl geçti sinema salonları hâlâ hayatlarını sürdürüyor ve sürdürecek. Nasıl ki maçları stadyumlarda izlemenin, Cuma namazlarını camilerde kılmanın, Pazar günleri kiliselerde ayinlere gitmenin hazzı farklıysa, sinema salonlarında film izlemenin hazzı da bir başka.

Konumuza dönersek, günümüzde Arzu Film ekolüne benzeyen ve aile filmleri diyebileceğimiz filmleri zaman zaman Çağan Irmak yapıyor. Çağan Irmak’ın zirve filmi bilindiği gibi “Babam ve Oğlum” oldu. 25. İstanbul Film Festivali’nde bu filmdeki rolüyle Fikret Kuşkan En İyi Erkek Oyuncu, Şerif Sezer ise En İyi Kadın Oyuncu ödüllerini kazandılar. Filme ayrıca Radikal Gazetesi Halk Ödülü verildi. Keza Çağan Irmak’ın “Dedemin İnsanları” da Ege bölgesinde geçen, göçmen aileleri anlatan bir filmdi ve bu film de herhangi bir festivalde yarıştırılmadı ancak 44. Sinema Yazarları Ödülleri’nde En İyi Sanat Yönetmeni ödülü aldı.

Serdar Akar’ın “Dar Alanda Kısa Paslaşmalar” filminde de bizim mahalle havası vardı. Konusu futbol üzerine ve fazla erkek egemen bir film olsa da insanlar arasındaki o arzulanan sevgi ve saygıyı çok güzel yansıtan bir filmdi. 20. İstanbul Film Festivali’nden ve sinema yazarlarından birkaç ödül kazanmıştı.

Silifkeli bir ailenin bir yaz boyunca başından geçenleri, daha çok ailenin küçük oğlu Ali’nin bakış açısını ön plana çıkararak anlatan, Seyfi Teoman’ın yönettiği “Tatil Kitabı”, 3. Uluslararası Dadaş Film Festivali’nde ve 27. İstanbul Film Festivali’nde En İyi Film Ödülü aldı.

Atalay Taşdiken’in, annesiz büyüyen iki çocuğun göz yaşartan hikâyesini anlattığı “Kız Kardeşim” filmi 4. Uluslararası Bursa İpek Yolu Film Festivali’nden En İyi Yönetmen ve Jüri Özel Ödülüyle, 16. Uluslararası Altın Koza Film Festivali’nden ise Halk Jürisi En İyi Film Ödülüyle döndü.

Yeşim Ustaoğlu, “Pandora’nın Kutusu.” İstanbul’un farklı bölgelerinde yaşayan, her biri diğerinden farklı sorunun ve hayat standardının içinde sıkışıp kalmış, birbirinden habersiz, tam anlamıyla orta yaş ve sınıfa mensup üç kardeş, bir gün doğup büyüdükleri Batı Karadeniz’in dağlarında bir yerlerde olan köylerinden gelen bir telefon ile bir araya gelir. Yaşlı anneleri Nusret Hanım kaybolmuştur, aramaya çıkarlar. Filmdeki rolüyle Derya Alabora 28. İstanbul Film Festivali’nde En İyi Kadın Oyuncu Ödülü kazandı.

65 yaşındaki anne, huzurevinde yaşamına son vermiş, 36 yaşındaki abla annesinin vefatıyla sarsılmıştır. 32 yaşındaki erkek kardeş de yıllardır dönmediği ülkesine dönmüştür. Abla-kardeş annelerini defnederler, Büyükada’da münzevî bir yaşam sürmekte olan 71 yaşındaki babalarını bulurlar. Hakkı Kurtuluş ve Melik Saraçoğlu’nun “Orada” filminde büyükbaba Erol Günaydın’dır. Film, 21. Ankara Film Festivali’nde her iki yönetmene de Umut Veren Yeni Yönetmen ödülü kazandırır.

Sevgi mi, emek mi? Sıcak aile yuvası, sığınılacak kucak, Ahmet Mekin, bence güzel bir aile filmi: “Selvi Boylum Al Yazmalım”. 15. Antalya Film Şenliği, En İyi 2. Film, Yönetmen, Görüntü Yönetmeni ödülleri kazandı.

Malatya Film Festivali başladığında, tema olarak kendisine komedi filmlerini seçmişti. Daha sonra tüm filmleri kabul etmeye başladı. Gelecekte çoğunlukla aile filmlerine kucak açan bir festival haline getirilebilir ve sinemamızda aile filmlerinin çoğalmasına sebep olabilir.

Özel televizyonların yaygınlaşmaya ve sinema salonlarının seyirci kaybetmeye başladığı yıllarda Beyoğlu Emek ve Kadıköy Reks Sineması’nın iki slogan vardı, şöyle: “Sinemanın Tadı Başkadır”, “Film Sinemada İzlenir”. Dinlediğiniz için teşekkür ederim. Son / The End / Fine.

(13 Ekim 2018)

Sadi Çilingir

sadicilingir@sadibey.com

Baskıcı Toplumun Kadınları

68. Berlin Film Festivali’nin ödül listesinde yer alan güzel filmler birbirini ardına gösterime giriyor. Festivalden en iyi kadın oyuncu ödülünün yanı sıra, ‘sinema sanatında yeni ufuklar açan’ yapımlara Alman sinema tarihçisi Alfred Bauer adına verilen ödülle ayrılan ‘Mirasçılar / Las Herederas’ çok başarılı bir ilk film denemesi. Paraguaylı yönetmen Marcelo Martinessi, iki yıl önce Venedik’ten ödülle dönen, ülkesinin yakın geçmişinden 2012 tarihli Curuguaty katliamını konu alan kısa filmi ‘Kayıp Ses / La Voz Perdida’nın ardından çektiği bu ilk uzun metrajında, kadınlar üzerinden metaforik bir dille baskıcı bir toplum portresi çizmeye soyunuyor.

Film, bir kapı aralığından izlediğimiz ev eşyalarının satılışı ile açılıyor. Ellili yaşlarını süren nazlı nazenin Chela’nın doğup büyüdüğü evdir burası. Uzun süredir birlikte olduğu, sosyal yaşamlarını çekip çeviren dışa dönük hayat arkadaşı Chiquita ile paylaşır evini. Sömürge ve diktatörlük yılları egemen sınıfının mirasçısıdır orta yaşlı Chela. Eli dardadır, eskinin mirasını birer birer elden çıkararak hayatını idame ettirmek zorundadır artık. Ancak satılan eşyalar, dededen kalma tablolara rağmen senetler zamanında ödenmediği için kısa süreliğine de olsa hapse girmek zorunda kalır Chiquita. Düzeni bozulan Chela, gönülsüzce de olsa dış hayata açılmak zorunda kalacaktır. Arabasıyla komşusunu konken partisine bırakmaya başladıktan sonra, yaşlı zengin kadınlara taksi şöförü olarak hizmet vermeye başlar. Evinde tuvalinin başında resim yapan ve eskiden kalma ritüellerle gününü dolduran Chela’nın hayatında ilk defa para kazanmak hoşuna gitmiştir. Özgürleşme yolunda attığı bu ilk adım sonrasında, konken evinde karşılaştığı çekici Angy onun cinsel heyecanını uyaracak, beklenmedik bir anda yüreğine düşen aşk Chela’nın hayatını değiştirecektir.

Latin Amerika’da geleneksel geniş bir ailede kadınlar arasında büyüdüğünü söyleyen Martinessi’nin filmi tümüyle kadın karakterler arasında geçiyor. Yönetmen özgün senaryoyu yazarken, teyzelerin, halaların, büyükannelerin diyaloglarından yola çıkmış. Ülkesinde yıllardır hüküm süren otoriter yönetimlerin baskıcı ortamını kadınlar üzerinden anlatmayı denemiş. Bu yönetimlerin, koruma kollama görünümü altında baskı altında tutmaya yönelik bir yaklaşımı olduğunu vurgulamak istemiş.

Baskıcı döneminin mirasçıları olan mutlu azınlıktan bu varlıklı kadınlar, rahat yaşayabilmek için erkek egemen toplumun kurallarını benimsemiştir. Chela’nın sevgilisi Chiquita ise bir kadın olmasına rağmen onu idare eden, mali kararları veren kişi olarak bir erkek konumunda çizilmiş. Tek başına kaldığında ve aşk aniden beliriverdiğinde Chela’nın vereceği kararı ise seyirciye bırakmayı tercih ediyor Martinessi.

‘Mirasçılar’ çok iyi yazılmış ve yönetilmiş yılın en iyi filmlerinden biri. Yönetmen Martinessi enfes bir kadın karakterler resmi geçidi içinde Paraguay’da baskı ve sınıf meselesini didiklerken, benzersiz bir aşk ve arzu hikâyesi anlatıyor. Berlinale’de aldığı en iyi kadın oyuncu ödülünü sonuna kadar hak eden usta tiyatro oyuncusu Ana Brun’un özgürleşme süreci, ses bandında romantik Chopin noktürnünden Çaykovski’nin coşkulu 1812 uvertürüne geçişle destekleniyor.

(13 Ekim 2018)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com

Başka Sinema Ayvalık Film Festivali Başladı

11 Ekim’e kadar sürecek ve 25 ülkeden 40 filmin gösterileceği Başka Sinema Ayvalık Film Festivali dün akşam düzenlenen açılış töreniyle başladı. Törende yönetmenler Nuri Bilge Ceylan, Mahmut Fazıl Coşkun, Banu Sıvacı, Osman Nail Doğan, Çağla Zencirci, Murat Düzgünoğlu, Merlyn Solakhan, Burak Çevik, Atilla Yücer ve Onur Ünlü, oyuncular Damla Sönmez, Bülent Şakrak, Hazar Ergüçlü, Ali Seçkiner Alıcı, Şencan Güleryüz, Tarhan Karagöz, Mehmet Başaran, Baran Şükrü Babacan, senarist Ebru Ceylan ve Yılın Yönetmeni Ödülü Danışma Kurulu üyelerinden yönetmen Emin Alper ve Fatih Özgüven ile sinemacılar bulundu.

Başka Sinema Ayvalık Film Festivali Başladı yazısına devam et