Sadi Çilingir Yazıyor: Atçalı Kel Mehmet

Filmden önce reklâmlar başladı, “Nirvana ef serisi çıktı” gibi bir lâf geçince “Acaba 40 yıllık fe harfimizin söylenişi mi değişti” diye tereddüde düştüm fakat sonra reklâma hak verdim. Meğer bendeniz Midtown AVM.ye gelmişim, fast food bölümünde Coca Cola eşliğinde bir pizza yemişim, Cinemaximum’da “The Dark Tower” filmine girmiş, ice tea eşliğinde pop corn atıştırmaya başlamışım. (06 Ağustos 2017) Bir habere göre Marmaris’de ünlü markaların … Devamı… »

Cem Korkmaz’ı Kaybettik

Emektar oyuncu Muhittin Korkmaz’ın oğlu, sosyal medyada youtube fenomeni olarak tanınan Cem Korkmaz, 01 Kasım 2017 Çarşamba günü hayatını kaybetti. 1987 yılında Bursa’da doğan Cem Korkmaz, ilk ve orta öğretimini tamamladıktan sonra Bursa Devlet Tiyatrosu’nda tiyatro eğitimi aldı. Kapılar adlı kısa filmin afiş tasarımı, ışık ve kamera ekibinde görev yapan Cem Korkmaz, Diğer Yarım ve Kiraz Mevsimi adlı televizyon dizilerinde oynadı, A.R.O.G.: Bir Yontmataş Filmi, Recep İvedik 4 ve Kocan Kadar Konuş adlı sinema filmlerinde ise oyuncu olarak beyazperdeye de geldi. Merhuma tanrıdan rahmet, kederli ailesine sabırlar dileriz.

Uluslararası Boğaziçi Film Festivali’ni George Clooney Açıyor

Uluslararası Boğaziçi Sinema Derneği ile İstanbul Medya Akademisi tarafından düzenlenen Uluslararası Boğaziçi Film Festivali, bu yıl 5. yaşını kutluyor. 17 – 26 Kasım 2017 tarihleri arasında düzenlen festival, Sinemanın en yeni örneklerini İstanbullu sinemaseverlerle buluşturacak. Festivalin açılış filmi ise, yılın merakla beklenen projelerinden Suburbicon olacak. Confessions of a Dangerous Mind ile başlayan yönetmenlik kariyerini eleştirmenlerden övgüler alan filmlerle sürdüren George Clooney’in yönetmenliğini yaptığı Suburbicon, bitmek bilmeyen bir banliyö kâbusunu anlatıyor. Senaryosu Ethan ve Joel Coen kardeşlere ait olan filmin başrollerini Matt Damon ile Julianne Moore paylaşıyor.

Dünyaya 15 Temmuz’u Festivalle Anlatıyoruz

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi tarafından düzenlenen 7. Uluslararası Suç ve Ceza Film Festivali bu yıl 03 – 09 Kasım 2017 tarihleri arasında Adalet ana temasıyla yapılacak. Festival bu yıl yine Yarışma, Panorama ve İz Bırakanlar seçkisiyle seyircinin karşısına çıkacak, bu bölümler kapsamında 30 tane uzun metrajlı film seyirciyle buluşacak. Festival bu yıl film yarışmaları ve gösterimlerin yanı sıra düzenlenecek paneller, atölye çalışmaları ile Beyoğlu Atlas ve Nişantaşı Cinemaksimum City’s Sineması’nda seyirciyle buluşacak. Festivalin akademik kısmında ise ‘Hukuk Devletinin Terör ve Darbelere Karşı Korunması’ konusunda sunumlar yapılacak.

Dünyaya 15 Temmuz’u Festivalle Anlatıyoruz yazısına devam et

Kimse Bizi Görmek İstemiyor

Aki Kaurismäki’yi ne kadar özlemişiz. Absürd tonlarda gezinen kendine özgü gülmeyen mizahıyla Keaton ekolünün açtığı yolda ilerleyen, Tati’nin mirasçısı Finlandiyalı usta sinemacı altı yıldır setlerden uzaktı. 67. Berlin Film Festivali’nden en iyi yönetmen ödüllü son çalışması ‘Umudun Öteki Yüzü / Toivon Tuolla Puolen’ ile bu haftadan itibaren ülkemiz sinemalarına uğruyor.

İşçi sınıfına ağıdı ‘Kibritçi Kız’ ile yıllar önce kalbimizi çalmış olan Kaurismäki, ‘Sürüklenen Bulutlar’, ‘Geçmişi Olmayan Adam’, Bohem Hayatı’ gibi unutulmaz filmleriyle ekonomik darboğazda sıkışmış yoksul insanları, evsizlerin dünyasını beyazperdeye taşırken, hoşgörüsü ve umudunu hiç yitirmemiştir. 2011 yılında çektiği ‘Umut Limanı / Le Havre’ onun liman şehirlerinde yaşayan insanların yaşamına eğildiği ‘Nehir Üçlemesi’ni başlatan filmdir. Çağımızın en yakıcı meselesi olan mülteci sorununa ilk kez eğildiği bu yapıtı, bir konteynır içinde kaçak olarak Fransa’ya girmiş 13-14 yaşlarındaki Afrikalı İdris ile ayakkabı boyacısı Marcel Marx’ın karşılaşmaları üzerine kuruludur. Yaşını başını almış adam, Londra’daki annesine ulaşmaya çalışan çocuğu himayesine alır ve mahalleli dostlarının yardımıyla onu yetkililerden saklar.

‘Umudun Öteki Yüzü’nde benzer bir karşılaşma söz konusu. Kaçak olarak sığındığı kömür yüklü gemiden yüzü gözü simsiyah bir halde Helsinki limanına çıkan otuzlu yaşlardaki Suriyeli Halid Ali’nin öyküsü küçük İdris’inkinden çok daha kederli. Halep’te teknisyen olarak çalıştığı işinden dönüşte bombaların hedefi olmuş evini harabeye dönmüş bir halde bulmuş. Enkaz altında yitirdiği ailesinden kalan kız kardeşi Meryem ile Türkiye ve Yunanistan yoluyla Avrupa’ya ulaşmış. Macaristan sınırında kaybettiği Meryem’i ararken Polonyalı dazlakların saldırısına uğrayınca yük gemisine zor atmış kendisini. Tek gayesi kız kardeşini bulmak olan genç adam, herkesin eşit olduğu (?) özgürlükler ülkesi Finlandiya’da kitabına göre hareket etmek niyetindedir. Önce bir duş alıp yüzünü gözünü temizler, daha sonra sığınma talebiyle en yakın polis karakoluna başvurur.

Halid’in yaşadıklarına paralel olarak Wikström’ün hikâyesi devreye girer. Orta yaşlardaki Finli seyyar gömlek satıcısı, evin anahtarlarını alkolik karısının yarılanmış vodka şişesiyle sindiği yemek masasının üzerine, alyansını izmarit dolu kül tablasına bırakarak, mutsuz yuvasını sessizce terk eder. Yeni bir hayata başlamak arzusundadır Vikström. Yüksek bahisli poker partisinde kazandıklarıyla hep hayalini kurduğu restoran işine girer. Sürekli bombalandığı halde Halep’in yeteri kadar tehlikeli olmadığına kanaat getiren Finli dış yetkililerin komik kararıyla başvurusu reddedilen Halid ile üç tuhaf çalışanıyla restoranını adam etmeye çalışan Vikström’ün kaçınılmaz karşılaşması, Kaurismäki’ye özgü dayanışma serüvenini başlatacaktır.

‘Le Havre’ ile başladığı üçlemesi aracılığıyla dünyanın mültecilere bakış açısını değiştirmeye küçük de olsa katkıda bulunmayı amaçladığını ifade ediyor Finli sinemacı. ‘Hepimiz aynıyız, hepimiz insanız. Yarın sizler de mülteci olabilirsiniz’ diye sesleniyor, başta Polonya ve Macaristan’daki aşırı sağ yönetimler olmak üzere, göçmen kabul etmeyen Avrupa ülkelerini şiddetle eleştiriyor. Sert hikâyeleri konu ediniyor ancak sineması alabildiğine dingin. Acılı hayatları dile getirirken duygu sömürüsüne kalkışmadığı gibi, olan biteni Kuzey Avrupalılara özgü mesafeli bir tavırla aktarmayı seçiyor. ‘Le Havre’da boyacı Marcel’in ağzından döküldüğü gibi ‘ağlamak bir işe yaramıyor’, çözüm üretmek gerekiyor. Keza, yüzü gözü kapkara indiği bu farklı gezegende uzaydan gelmiş izlenimi veren Halid Ali yaşadıklarını yetkililere (ve de biz izleyicilere) anlatırken gözünden yaş gelmiyor. Filmin bir diğer mülteci karakteri ‘ölmek kolay ben yaşamak istiyorum’ diye ifade ediyor derdini. Sağlam durmak önemlidir bu yabancı gezegende, melankolik olanlar ilk ağızda memleketlerine geri gönderilmektedir çünkü.

Kaurismäki evreninin hüzünlü karakterleri gözyaşlarında boğulmuyor, kahkaha da atmıyorlar. Lakin her talihsiz gelişmeyi hınzır bir mizahla besliyor sinemacı. Yaşamın zorlukları, kalp kırıklıkları, ırkçı şiddet ve bürokratik sıkıntılar ardına gizlenen absürd insanlık komedisini sergilemekte son derece başarılı. Nefes aldıkça umut vardır misali insanlığa, insani dayanışmaya umudunu hiç yitirmiyor. Gabonlu İdris, ‘kimse bizi görmek istemiyor’ diye haykıran Suriyeli Halid ve diğer mülteciler Fransız ya da Finli liman sakinlerinin dayanışmasıyla umutlarını hep taze tutuyor. Giderek farklı dünyaların buluştuğu bir peri masalına dönüşüyor Kaurismäki’nin filmleri. Yardımsever komşular, mahallenin iyi bakkalı, ‘gerçek suçlulara karşı acımasızım ama masumların acı çekmesini istemem’ diyen ‘Le Havre’ın altın kalpli polis müfettişi benzersiz bir dayanışma evreni yaratıyorlar.

Bu evren sinemacının retro estetiğiyle bütünleşiyor. Mavi hüznü, sarılar kırmızılar kolay dışa vurulmayan arzuları çağrıştırıyor. Eski telefonlar, pikaplı müzik dolapları, daktilo, duvar saati, eski arabaların dünyasında, Vikström’ün eski usül restoranını Jimmi Hendrix’in portresi süslüyor. Rock ozanı Tuomari Nurmio’nun seslendirdiği ‘Oi Mutsi Mutsi’ ya da tangoların hüznünü retro lokallerde yerel ihtiyar delikanlıların akustik rockn roll numaraları izliyor. Kaurismäki henüz 60 yaşında olmasına rağmen dijitale geçmek için kendini yaşlı hissediyor, 35 mm peliküle çektiği güzelim filmiyle sinemaseverleri bir kez daha büyülüyor.

(09 Kasım 2017)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com