Süha Kapkı’yı Kaybettik

Sinemamızın sevilen görüntü Süha Kapkı, 09 Kasım 2017 Perşembe günü (bugün) hayatını kaybetti. 07 Şubat 1957 doğumlu Süha Kapkı’nın görüntü yönetmenliği yaptığı sinema filmleri arasında Sabahın İlk Işıkları, Aşk Yarası Derindir, Aile Pansiyonu, Biri Beni Gözlüyor, Oruç Reis, Demir Atlı Gringo gibi filmler var. Cenazesi, 10 Kasım 2017 Cuma günü, Güzelce Kasımpaşa Camii’nde öğle namazını müteakip kılınacak cenaze namazı sonrasında Feriköy Mezarlığı’nda defnedilecek olan merhuma tanrıdan rahmet, kederli ailesine sabırlar dileriz.

7. Pembe Hayat KuirFest

11 – 18 Ocak 2018 tarihleri arasında Ankara’da ve 26 – 28 Ocak 2018 tarihleri arasında İstanbul’da takipçileriyle bir araya gelecek olan 7. Pembe Hayat KuirFest için geri sayım başladı. Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği’nin düzenlediği festival, LGBTİ+’lara yönelik ayrımcılık ve şiddete dikkat çekmeye, Türkiye’de kuir teorinin ve sanatın konuşulmasına, tartışılmasına olanak sağlayacak buluşma zeminleri oluşturmaya devam ediyor. LGBTİ+ hakları mücadelesine sanat aracılığıyla ifade alanları yaratmayı amaçlayan KuirFest, bu yıl da film gösterimlerinin yanı sıra pek çok farklı türü buluşturacağı bir program sunacak. Festival ayrıca, sergiler, paneller, söyleşiler ve atölyelerden oluşan bir dizi etkinliğe ev sahipliği yapacak, Türkiye’den ve dünyadan kuir sanatçıları bir araya getirecek.

7. Pembe Hayat KuirFest yazısına devam et

Suç ve Ceza

Hayır hayır, Dostoyevski’nin ölümsüz romanından söz etmiyorum. Yunan Yeni Dalgası’nın haşarı çocuğu Yorgos Lanthimos’un bu hafta sinemalarımıza gelen son filmine ilişkin yazım. Bizde ‘Kutsal Geyiğin Ölümü’ adıyla gösteriliyor ancak özgün adı ‘The Killing of a Sacred Deer’in dilimizdeki doğru karşılığı ‘Kutsal Geyiğin Öldürülmesi’. Bunu özellikle belirtmemin nedeni, suç ve adalet kavramları üzerinde yoğunlaşan filmde doğal bir ölüm değil, bir cinayet ya da ölüme neden olan eylem yargılanıyor.

Film, Schubert’in ölümsüz ‘Stabat Mater’inin giriş bölümüyle açılıyor. Çarmıha gerilmiş Hz. İsa’nın yasını tutan Hz. Meryem’in hüznünü dile getiren koral bölümdür bu. Daha sonra yakın plan bir açık kalp ameliyatının görüntüleriyle Lanthimos’un oyunbaz evrenine dalıyoruz. Takip edenlerinin çok iyi bileceği gibi bir kez daha çekirdek aileden yola çıkarak kuruyor dünyasını yönetmen. Başarılı bir cerrahtır Cincinnati’li Steven Murphy. İlerlemiş yaşına rağmen hâlâ çok cazibeli göz doktoru eşi ve ergenlik çağının başındaki kızı ve ondan iki yaş küçük oğlu ile lüks evlerinde yaşarlar. Yönetmenin alamet-i farikası haline gelmiş donuk oyunculuk tercihi, mesafeli diyaloglar ve çiftin tuhaf sevişme alışkanlıklarının da ilavesiyle bu proje ailenin yapaylığının altını çizer Lanthimos.

Kendinden emin cerrahın 16 yaşındaki Martin’le tuhaf arkadaşlığı vasıtasıyla meraklandırır izleyicisini önce. Steven’ın pahalı hediyeler aldığı bu genç çocuk kimdir. Cinsel bir çekim ya da yasak bir aşkın meyvesi olduğu şüphelerine kapılırız bir süre. Martin ile cerrah arasındaki ilişkinin sırrına vakıf olduğumuzda Lanthimos’a özgü gerilim hızla devreye girer. Alkollü girdiği bir ameliyat sonucunda çocuğun babasının ölümüne neden olmuştur cerrah. Kısasa kısas bir adaletin tecellisini talep etmektedir Martin. Ya çocuklarından birisini ya da karısını feda etmelidir Steven, aksi halde çocukları önce elden ayaktan kesilecek, sonraki aşamada yemek yemeyi reddedecek, daha sonra gözleri kanayarak adım adım ölüme sürükleneceklerdir.

Filmin özgün adı antik Yunan kaynaklı. Esin kaynağı ise Euripides’in ölümünden hemen önce kaleme aldığı bilinen ‘Iphigenia Aulus’da’ adlı oyunu. Truva seferinin ünlü komutanı Agamemnon, gemilerinin yola çıkabilmesi için gerekli rüzgârı sağlayacak olan Artemis’e karşı suç işlemiştir. Tanrıça, kazara öldürdüğü kutsal geyiklerinden birinin karşılığında büyük kızı Iphighenia’yı kurban etmesini ister ondan. Oyun, işlediği suçun kefaretini ödemek durumunda kalan çaresiz komutanın karar verme süreci üzerinden ilerler. Lanthimos bu klasik öyküden yola çıkarak oyunbaz dünyasını kurar. Bir önceki filmi ‘The Lobster’da (İstakoz) olduğu gibi kendine özgü kuralları olan, inşa edilmiş bir evren değildir bu, içinde yaşadığımız dünyada geçer hikâye. Bu yaşanan dehşeti daha da büyütür.

Başlangıç sahnesindeki açıktaki kalbin çırpınışından başlayarak izleyicinin tedirginliği adım adım büyür. Bedenimizin ve varlığımızın ne kadar kırılgan olduğunu duyumsarız daha ilk sahneden. Saygın doktor çiftin dehşete sürüklenişlerine, umutsuzluklarına tanık oluruz. Bilim ve rasyonellik adına çaldıkları tüm kapılar yüzlerine kapanır. Çocukların kaçınılmaz ölüm yolculuğunu tıp izah edememektedir. Martin ise ‘Omen’ benzeri şeytani bir yaratık olarak çizilmemiştir. Onunla ve yaşadıklarıyla özdeşleşiriz. Giderek Tanrısal tecellinin cisim bulmuş haline dönüşür genç çocuk.

Değişmez ortağı Efthymis Filippou ile birlikte kaleme aldığı öyküsünden yola çıkan Lanthimos, kendine özgü kaos ve absürdü ilmek ilmek ördüğü bu en ürkütücü filminde, parmak ısırtan bir yönetmenlik sergiliyor. Görüntü, müzik ve kurgu çalışması kusursuz olarak hizmet ediyor tedirgin serüvene. Başlangıçtaki klasik Bach, Schubert ezgilerinin yerini Ligeti’nin karanlık tonları, çağdaş Tatar besteci Sofia Gubaidulina’nın yaylılar ve vurmalılar için soyut yapıtları alıyor. Kamerayı görünmez, dünya dışı bir varlık olarak düşündüğünü ifade ediyor sinemacı. Film boyunca ‘Köpek Dişi / Kynodontas’ ile ‘The Lobster’da da birlikte çalıştığı görüntü yönetmeni Thimios Bakatakis’in ustalıklı üst ve alt açı çekimleriyle tepeden ya da yerden sürünerek ana karakterleri izliyor kamera görünmez bir varlık edasıyla.

İngilizce çektiği bu ikinci filmde bir kez daha Colin Farrell ile çalışıyor Yunanlı yönetmen. İçinde bulunduğumuz yılı pek verimli geçiren Nicole Kidman ve Martin’i canlandıran ve daha önce ‘Dunkirk’de izlediğimiz İrlandalı genç oyuncu Barry Keoghan’ın gözalıcı performanslarından sonuna dek yararlanıyor. Tek bir sahnede Martin’in annesi olarak gözüken doksanlı yılların çıtı pıtı, şimdinin yaşını almış oyuncusu Alicia Silverstone ise bu tekinsiz maceranın ‘tatlı’ bir sürprizi olarak gönüllerde yer ediyor.

(16 Kasım 2017)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com

Kemal Sağlam’ı Kaybettik

Yeşilçam camiasında Deli Kemal olarak tanınan Kemal Sağlam, 06 Kasım 2017 Pazartesi günü hayatını kaybetti. Sinemamızın vefakar yönetmenlerinden Bülent Pelit, Deli Kemal’ı şöyle anlatıyor: “Kemal Sağlam, yıllarını sinemaya vermiş bir emekçi. Behçet’in yazıhanesinde ona uygun sürekli duran bir polis kostümü vardı, filmlerin kadrolu polisiydi, çatık kaşları, sert duruşu ile çok yakışırdı polisliğe. Nasıl Orhan Çoban kadrolu garson, Fahri ağabeyimiz kadrolu baterist ise Kemal de polisti. Bazen setlerde çalışırdı, genelde düşük bütçeli işlerdi bunlar. Aslında faydalı bir elemandı.” Merhuma tanrıdan rahmet, kederli ailesine sabırlar dileriz.

Fashion Film Fest Istanbul’un Starları Bu Yıl da İstanbul Marriott Hotel Şişli’de

İstanbul Marriott Hotel Şişli, 11 – 12 Kasım 2017 tarihlerinde Zorlu PSM’de bu sene üçüncüsü gerçekleştirilecek olan Fashion Film Fest Istanbul’a en başından beri konaklama sponsoru olarak destek vermeye devam ediyor. Her yıl olduğu gibi, dünyanın dört bir yanından büyük moda evlerinin, markaların, genç ve bağımsız tasarımcıların katılımıyla gerçekleşecek festivalin konukları Istanbul Marriott Hotel Şişli’de ağırlanacak.

Fashion Film Fest Istanbul’un Starları Bu Yıl da İstanbul Marriott Hotel Şişli’de yazısına devam et

Suç ve Ceza Filmleri Festivali’nde Ödüller Sahiplerini Buldu

7. Uluslararası Suç ve Ceza Film Festivali’nde ödüller sahiplerini buldu. Atlas Sineması’nda gerçekleşen kapanış gecesinde Altın Terazi Uzun Metraj Film Yarışması En İyi Film Ödülü Erkekler Ağlamaz (Men Don’t Cry) filmine verildi. Atlas Sineması’nda ve Nişantaşı Cinemaximum City’s Sineması’nda gerçekleşen gösterimlerinde 30 uzun metraj, 10 kısa metraj ve 1 belgesel olmak üzere tam 41 film gösterildi.

Suç ve Ceza Filmleri Festivali’nde Ödüller Sahiplerini Buldu yazısına devam et

Uluslararası Boğaziçi Film Festivali’nden Mülteci Sorununa Dikkat

5. Uluslararası Boğaziçi Film Festivali, 17 Kasım Cuma günü başlıyor. Brezilya’dan Hindistan’a, İran’dan Kırgızistan’a, 39 ülkeden toplam 107 film gösterileceği festivalin bu yılki yeni bölümü ise “Uzun Yürüyüş” olacak. Çağımızın en önemli sorunu haline gelen mülteci sorununu sinemada etkileyici bir dille anlatan 3’ü uzun, 5’i kısa olmak üzere 8 filmi bir araya getiren bu özel seçkide, Bosnalı yönetmen Aida Begic’in son filmi Bırakma Beni (Never Leave Me) de yer alıyor. Begic’in, Suriye’deki savaştan Şanlıurfa’ya kaçan üç çocuğun bir arada kalmalarının etkileyici hikâyesini çocukların gözünden anlatan filmi, İstanbul galasını festivalde yapacak.

Uluslararası Boğaziçi Film Festivali’nden Mülteci Sorununa Dikkat yazısına devam et

Parayı Bulduk, 29 Aralık’ta Sinemalarda

Fragmanı ve afişi sosyal medyada büyük beğeni toplayan Parayı Bulduk isimli sinema filminin vizyon tarihi belli oldu. Sinemaseverler yılbaşında yılın son komedisi ile 29 Aralık 2017 Cuma günü buluşacak ve “Parayı Bulduk” diyecek. Yapımcılığını Taş Film’in üstlendiği filmde Ersin Korkut, Alay Cihan, Metin Yıldırım, Gülsüm Alkan, Tahsin Taşkın, Metin Keçeci, Mehmet Kurt, Hüseyin Elmalıpınar ve Yavuz Karakaş gibi oyuncular yer alıyor.

Mahşer-i Cümbüş’ün Seni Gidi Seni Heyecanı

Mahşer-i Cümbüş ekibini 17 Kasım’da vizyona girecek olan Seni Gidi Seni filminin heyecanı sarmış durumda. Filmin başrol oyuncularından Serdar Sezgin Güvenç, Mahşer-i Cümbüş’ün yetiştirdiği bir oyuncu olarak canlandırdığı Döşemeci Sedat karakteriyle seyirciyle buluşacak. İkinci fragmanı da yayınlanan filmin oyuncu kadrosunda Serdar Sezgin Güvenç, Ayhan Taş ve Burak Satıbol’nun yanı sıra sevilen usta oyuncular Turgay Tanülkü ve Zihni Göktay yer alıyor.