Toni Erdmann’dan Yaşam Dersleri

2016 yılının en büyük sürprizlerinden biriydi ‘Toni Erdmann’. İlk kez gösterildiği ’69. Cannes Film Festivali’nde eleştirmenlerin gözdesi oldu. Aralık ayı içinde açıklanan Avrupa Film Ödülleri’ne beş ana dalda damgasını vurdu. Şimdilerde En İyi Yabancı Film dalında Oscar’ın favorisi.

Alışılmadık bir baba kız ilişkisini konu alan filmin bu denli sevilmesinin nedeni, paha biçilmez yaşam dersleri içermesinden kaynaklanıyor. Sakin Alman kasabasında yaşamını sürdüren emekli müzik öğretmeni ile çokuluslu petrol şirketinin Romanya bürosunda danışman olarak çalışan kızı, çok farklı iki kuşağın temsilcileri. Eve gelen kuryeye bile şaka yapmaktan kendini alamayan muzip Winfried, korkunç bir peruk ve takma dişlerle büründüğü Toni Erdmann karakteriyle kızının hummalı çalışma hayatına kendi bildiği şekilde müdahaleye başlıyor. Kâh serbest çalışan bir yaşam koçu, kâh Alman Büyükelçi olarak tanıtıyor kendini ve herkesin sürekli rol kestiği ortamlarda kolaylıkla kabûl görüyor. Maskeli yüzüyle kapitalist dünyanın yapaylığını göstermeye çalışıyor Ines’e. ‘Gerçekten insan mısın sen’ diye sorarken, hayatın güzelliklerini hatırlatmaya çalışıyor ona.

Yönetmen Maren Ade’nin üçüncü uzun metrajı bu. Alman sinemacıyı yıllar önce ‘If Bağımsız Filmler Festivali’nde izlediğimiz Berlinale Büyük Jüri Ödüllü bir önceki filmi 2009 yapımı Herkes Gibi (Alle Anderen)
ile tanımıştık. Çağdaş kadın erkek ilişkileri üzerine benzersiz gözlemler içeriyordu bu güzel yapım. ‘Toni Erdmann’ ile kapitalist dünyada ıssızlaşan insan ilişkilerinin çıkmazını baba/kız ilişkisi çerçevesinde işliyor bu kez. Unutulmaz komik anlar, absürd sahneler barındırıyor film. Bunu yaparken ana karakterin sebep olduğu tuhaflıkların sulu zırtlak bir güldürüye dönüşmesine izin vermiyor. Komik anların ardındaki gizli hüznü seyirciye geçirmeyi başarıyor.

Yüzü belirsiz sarışın bir kadının (sonradan Kukeri olarak adlandırılan bir Bulgar miti olduğunu öğrendiğimiz) tüylü dev yaratığı kucakladığı alışılmadık afiş fotoğrafından başlayarak sürekli şaşırtıyor bizleri. Ines’in meydan okuması olarak okunabilecek ünlü ‘pötifur’ ya da ‘çıplak doğumgünü partisi’ sahnelerinin içerdiği kırılgan mizahla seyircisini sarsan sinemacı, Ines’den Whithey Houston klasiği ‘Greatest Love of All’ performansı ya da dev yaratık maskeli babayla kucaklaşma sahnesinde duygusal anlar yaşatıyor. Enfes bir finalle filmini noktalarken mizah/drama dengesini korumaya hep dikkat ediyor. Üç saate yaklaşan süresi içinde karakterlerini detaylı olarak tanıtıyor, zorlu aşamalardan sonra kabullendiriyor onları. Bunda, Avrupa ödüllerinde en iyi erkek ve kadın oyuncu seçilen Peter Simonischek ile Sandra Hüller’in mükemmel performanslarının önemli payı olduğunun da altını çizmek isterim.

Aylar önce festival koşturmacası içinde ilgiyle izlemiştim ‘Toni Erdmann’ı. Daha sakin bir ortamda ikinci izleyişte filmin kat kat açılan yapısının büyüsünü daha derinden hissettiğimi ifade etmeliyim. Bu eşi benzerine kolay rastlanılmayacak deneyimi tüm sinemaseverlere tavsiye ediyorum.

(12 Şubat 2017)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir