13 Günah

Daniel Stamm’ın yönettiği ve Mark Webber, Devon Graye, Tom Bower ile Rutina Wesley’in oynadığı 13 Günah (13 Sins), 21 Ağustos 2015’de Mars Dağıtım dağıtımıyla Mars Cinema_Group tarafından vizyona çıkarıldı.
Silik bir sosyal hizmetler görevlisi olan Elliot Brindle çaresizlik içindeyken, 13 farklı görevi yerine getirmesi halinde 6.2 milyon dolar kazanacağını söyleyen bir telefon alır. Bunun için ilk iki ve kolay görevi başarıyla geçmesi gerekmektedir. Önünde uçan sineği yakalayıp, sonra da yemek. Bunu yerine getirince bir anda banka hesabına binlerce dolar para geçer ve Elliot kendini dönüşü olmayan bir dizi olayın içinde bulur.

  • Basın Bülteni
  • Fotoğraflar
  • Web Sitesi
  • Fragman
  • IMDb

13 Günah yazısına devam et

Spectre Setinden, Spectre’in Bond Kadınları Konulu Yeni Vlog Yayınlandı

Tüm dünyada 06 Kasım 2015 Cuma gününden itibaren vizyona girecek Spectre’in, ilk kez yayınlanan yeni Vlog’unda, Lea Seydoux ve Monica Bellucci ile yönetmen Sam Mendes’i izliyoruz ve bu aktristlerin Spectre’da oynadıkları roller hakkında bilgi ediniyoruz. 24. Bond filmi Spectre’da, Bond’un geçmişiyle ilgili şifreli bir mesaj onu tehditkâr gizli bir örgütü açığa çıkarmaya zorlar. Bond örgütün ardındaki korkunç gerçeğe kademe kademe yaklaşmaktadır.

Aşk Nerede?

Semra Dündar’ın yönettiği ve Ayça Erturan, Faik Ergin, Eylül Öztürk ile Oya Aydoğan’ın oynadığı Aşk Nerede?, 25 Eylül 2015’de UIP Filmcilik dağıtımıyla Kült Film tarafından vizyona çıkarıldı.
Film, evlenme çağına çoktan gelmiş, ancak hâlâ kendisine uygun bir koca bulamamış olan, aşkı ve doğru erkeği; günümüzdeki pek çok genç kadın gibi, kafasındaki zengin, kariyerli, yakışıklı gibi uzayıp giden bir listeyle, karşısına çıkan yanlış erkeklerde arayan kariyerli bir genç kadınla, yakışıklı bir taksi şoförü arasındaki sürpriz ve imkansız bir aşkı anlatıyor. Sinemaseverlere, eğlence ve romantizmi, aşk ve komediyi, gözyaşı ve kahkahayı birlikte yaşatmak konusunda iddialı bir film.

  • Basın Bülteni
  • Fotoğraflar
  • Facebook
  • Fragman
  • IMDb

Aşk Nerede? yazısına devam et

Tüpçü Fikret’ten Sivas Selfie’si

Yeni sezonun merakla beklenen filmlerinden Düğün Dernek 2: Sünnet’in fenomen karakterlerinden Tüpçü Fikret de modaya uydu ve memleketi Sivas’ı arkasına alıp selfie çekti. BKM Film’in yapımcılığını üstlendiği Düğün Dernek 2: Sünnet’in çekimleri Sivas’ta tüm hızıyla sürüyor. Düğünden sonra biraraya gelen ekip bu sefer de bir sünnet düğününde maceradan maceraya atılacak. Düğün Dernek 2: Sünnet’in başrollerini Ahmet Kural, Murat Cemcir, Rasim Öztekin, Devrim Yakut, Ulaş Torun, Şinasi Yurtsever ve Barış Yıldız’ın paylaşıyor. Yönetmenliğini, filmin senaryosunu da yazan Selçuk Aydemir’in üstlendiği film 04 Aralık 2015 tarihinde vizyona girip sinemaseverlerle buluşacak.

Belalı Sürücü Adayı Asuman

Yeni sezona hızlı bir giriş yapmaya hazırlanan Yok Artık adlı filmde Şebnem Bozoklu’nun canlandırdığı acemi sürücü Asuman sinemaseverleri kahkahaya boğacak. Yok Artık’ın Kavacık’da gerçekleştirilen çekimlerinde direksiyon başına geçen Bozoklu, sürüş denetmenini canlandıran Mustafa Kırantepe’ye zor anlar yaşattı. Sinema salonlarına “Tam Gaz Komedi” sloganıyla giriş yapacak olan filmde Şebnem Bozoklu’ya Erkan Kolçak Köstendil eşlik ediyor.

David Gordon Green’in Yalnız Adamlar Albümünden

Amerikan sinemasının kelimenin tam anlamıyla ‘bağımsız’ kalmayı başarabilmiş sayılı isimlerinden David Gordon Green’in geçtiğimiz yıl Venedik Film Festivali’nde görücüye çıkmış olan son filmi ‘Manglehorn’ bizde ‘Hayallerimdeki Kadın’ adıyla sönük yaz vizyonunu şenlendiriyor.

1975 doğumlu sinemacı henüz 25 yaşındayken çektiği ilk uzun metrajı ‘George Washington’ ile dikkatleri çekmiş ve her çalışması merakla beklenir olmuştur. Doğup büyüdüğü güneyin küçük kasabalarını, yaşamları katı gerçeklik ile düş dünyası arasında gidip gelen kırsal kesim insanlarının öykülerini sade bir dille, zaman zaman belgesele göz kırpan bir üslupla anlatır Gordon Green. Zincirlerinden boşalmış bir dünyada seçim yapma durumundaki bir grup yeniyetmenin sıcak yaz serüvenini ince dokunuşlarla verdiği ilk çalışması sinemada büyüme üzerine yapılmış en güzel filmlerdendir.

Filmler birbirini kovalarken yönetmenin erkek karakterleri de yaş almaya başlar. En iyi filmi olarak kabul edilen ‘Yolların Prensi / Prince Avalanche’ (2013) ile Berlin Film Festivali’nde en iyi yönetmen olarak ödüllendirilir. İzlandalı yönetmen Hafsteinn Gunnar Sigurdsson’un 2011 yapımı ‘A Annan Veg / Either Way’ filminden esinle bu yol hikâyesini kendi topraklarına Texas’ta küçük bir kasabaya taşımıştır bir kez daha. Almanya’da yeni bir yaşam hayalleri kuran otuzlu yaşlardaki içe dönük Alvin ile aklı bir karış havada yardımcısı 1987 yılı büyük orman yangınları ertesinde perişan olmuş ıssız karayolu üzerindeki trafik çizgilerini boyama işini sürdürürken kavrulmuş ağaçlık alanda varoluşlarıyla hesaplaşır, sönmüş ocakların hayalet sahipleriyle söyleşirler.

Bağımsız tavrından ödün vermeyen sinemacı bizde de sinemalara uğramış bir önceki çalışması ‘Joe’ ile bu kez bir roman uyarlamasına girişir. Mekan yine Texas’ın ücra bir yerleşim bölgesidir ancak Larry Brown’ın metni yönetmenin önceki öykülerine kıyasla hayli serttir. Ellisine merdiven dayamış yorgun ve yalnız Joe’nun öyküsü Gordon Green’in metaforlarla yüklü sineması için biçilmiş kaftandır. Kereste şirketlerinin taşeronu olarak ormanlık alanda yaşlı ağaçların zehir zerkedilmek suretiyle kurumaya bırakılması işini organize eder Joe. Ölmeye yatmış bezgin Joe dibe batmış aile ortamından kendini ve küçük kız kardeşini kurtarmaya çabalayan 15 yaşındaki Gary’ye bir baba şefkatiyle kol kanat gerdiğinde hayatı anlam kazanacaktır. Ana akım sinemanın star oyuncularından Nicolas Cage’in Joe kompozisyonunda uzunca bir sürenin ardından en parlak yorumlarından birini sunduğu bir çalışmadır bu aynı zamanda.

Küçük bütçeli bağımsız yapımlarında yıldız oyuncularla çalışmalarını sürdürüyor Amerikalı sinemacı. Al Pacino’nun en duyarlı yorumlarından biriyle can verdiği Angelo Manglehorn da bir küçük Texas kasabası eskisi. Kırk yıldır bölgenin çilingiri olarak çalışmakta, kilitli kalmış ev ya da araba kapılarını, kasaları açmak suretiyle kasaba halkına hizmet vermektedir. Buna karşılık kendi evinin kapıları ve kalbi başkalarına kapalıdır yaşlı adamın. Gençlik yıllarının unutamadığı aşkının hayalleriyle yaşar. Clara’ya yazdığı tümü geri dönmüş mektupları titizlikle arşivler.

‘Hayallerimin Kadını’ yönetmenin önceki filmleri gibi saf gerçeklikle fantezinin, gerçeküstünün içiçe geçtiği unutulmaz anlarla dolu. Gordon Green’in yalnız adamlar albümünün şimdilik sonuncusu posta kutusunun altındaki bal peteği, fotoğraflarla donatılmış eski bir kayık, anahtar yutmuş ev kedisinin yakın çekim operasyon süreci ya da uzaktan uzağa Godard’ın ‘Week End’ine selam sarkıtan parçalanmış karpuzların nedensiz bir biçimde dört bir yana saçıldığı zincirleme yol kazası gibi uyumsuz sahneleri ardarda sıralıyor. Yönetmenin değişmez çalışma arkadaşlarından Tim Orr’un görüntülerinden, Explosions in the Sky ve David Wingo’nun müzik çalışmasının desteğini alan ‘Manglehorn’un bir diğer sürprizi de sinemada çok sık izleyemediğimiz Holly Hunter’ın varlığı. Deneyimli oyuncunun yaşlı çilingirden ilgi ve şefkat bekleyen geçkin ve alımlı banka memuresi kompozisyonu keşke daha uzun yazılsaymış diye hayıflanmaktan kendimizi alamıyoruz.

(23 Ağustos 2015)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com

Pixels

Oyun, en büyük sosyalleşme aracı. Eskiden sokağa çıkılır, bir araya gelinir, birlikte oynanırdı; artık bilgisayar ekranı karşısında -kimi zaman elektronik kimi zaman arkadaşınızla ama- tek başına oynuyorsunuz. Buna da bağlı olarak “sosyalleşme” kavramını yeniden tanımlamak gerekiyor.

80’li yıllarda, elektronik oyunlar, “atari salonları”nda büyük bir heyecan içinde, kazanma hırsıyla girdi yaşamımıza. Tıpkı sokak oyunlarında olduğu gibi kazanma hırsıyla oyunu okumaya, yöntem geliştirmeye çalıştı çocuklar. Kimi fırsatları iyi değerlendirdi (limonata satan kardeşinin para çantasını kapıp oyuna yatıran siyaseten de kazanmayı bildi), kimi oyun kahramanına gönül verdi (film icabı da olsa kavuştu sonunda), kimi keyfini sürdürdü (hileyle kaybettiği şampiyonluğu bu kez gerçekten kazandı).

Hayat da bir oyundur

Çocuk filmi gibi gözükse de Pixels, özellikle 80 kuşağının (artık Y kuşağı deniyor) nereden nereye geldiğini anımsayacakları hoş bir komedi. Sadece onlar için değil, günümüzün siyasi konjonktürü açısından baktığımızda hepimizin dersler çıkarabileceği bir film.

Mimar Sinan, “bu minare eğri” diyen çocuk için halatlarla çektirerek minareye doğrultturmuş, çünkü o eğri söylentisinin ardını arkasını almak mümkün değilmiş… Bizim siyasilerimiz hayatın içine girmedikleri için ne gibi hatalar yapıyor pek bilemiyoruz ama bir karikatüre konu olduklarında ne denli sert tavır aldıklarını biliyoruz; kaldı ki “Okuma bilmeyen Başkan” saptaması… Amerikan filmlerinin standart bütün trükleri yer alıyor filmde; hem aşk var hem komedi hem de dram. Hepsi dozunda ve film bittiğinde keyif aldığınızı siz de fark ediyorsunuz.

Oyun kahramanları…
Chris Columbus’un yönetmenliğini üstlendiği filmde Adam Sandler, Kevin James, Michelle Monaghan, Peter Dinklage, Josh Gad ve Brian Cox bizi 1980’li yılların unutulmaz figürleri Sam Brenner, Will Cooper, Ludlow Lamansoff ve Eddie “Ateş Püskürten” Plant ile atari salonlarında dünyayı kurtarmaya götürüyor bir kez daha. Uzaya gönderilen tanıtım videosunu kendilerine savaş ilan edildiğini sanan uzaylıların saldırısını engelliyor, bağlı olarak Dünyayı kurtarıyorlar.

Bir dönemin en çok duyulan PAC-MAN, Donkey Kong, Galaga, Centipede ve Space Invaders oyunlarını anımsamak için de bir fırsat kuşkusuz.

Pixels, yönetmen Chris Columbus, oyuncular Adam Sandler, Kevin James, Michelle Monaghan, senarist Adam Sandler, Timothy Dowling, Tim Herlihy, dağıtım Warner Bros, gösterim tarihi 21 Ağustos.

(23 Ağustos 2015)

Korkut Akın

Gece Bitmeden

Chris Evans’ın yönettiği ve Chris Evans, Alice Eve, Emma Fitzpatrick ile Scott Evans’ın oynadığı Gece Bitmeden (Before We Go), 11 Eylül 2015’de Bir Film dağıtımıyla Bir Film tarafından vizyona çıkarıldı.
Otele verecek beş kuruşu olmayan Nick elinde trompeti, tren istasyonunda ertesi gün katılacağı seçmeye hazırlanmaktadır. Bu sırada yanından koşup geçen Brooke ise Boston’a giden son treni kaçırmamak için ne yapsa da başarısız olur. Son tren kalkıp da istasyon kapatılınca kendilerini soğuk New York gecesinin ortasında bulan ikilinin gidecek yeri yoktur. İkili aradıkları her şeyin aslında yanı başlarındaki kişide olduğunu fark eder.

  • Basın Bülteni
  • Fotoğraflar
  • Fragman
  • IMDb