Nastassja Kinski Malatya’da

5. Malatya Uluslararası Film Festivali, bir dünya starını ağırlıyor. Ünlü Alman oyuncu Nastassja Kinski, Malatya Uluslararası Film Festivali Onur Konuğu olarak Malatya’ya geliyor. 1979 yılında rol aldığı Tess filmi ile Altın Küre Ödülüne sahip olan başarılı oyuncu 1984 yılında rol aldığı Paris Texas filmi ile de hafızalara kazındı ve pek çok ödülün sahibi oldu. Sanatçı 24 Kasım akşamı Malatya’da olacak ve Malatyalı sinemaseverlerle buluşacak. Kinski, 25 Kasım Salı günü saat 11:00’de düzenlenecek basın toplantısı ile basının sorularını yanıtlayacak ve 27 Kasım akşamı Malatya Kongre ve Kültür Merkezi’nde düzenlenen Festival Ödül törenine katılacak.

İtalyan TV.sinin Ünlü Yıldızı Pierfrancesco Diliberto, Yönettiği İlk Sinema Filmiyle 5. İtalyan Sinemasıyla Buluşma’da

İtalyan Sinemasıyla Buluşma, bu sene de en yeni İtalyan filmlerinden oluşan etkileyici bir seçkiyle perdelerini açıyor. Bu yıl 5.si düzenlenecek olan İtalyan Sinemasıyla Buluşma, her yıl olduğu gibi 5. yılında da İtalyan sinemasının ünlülerini İstanbul’a konuk edecek. Bu yıl Buluşma’nın konuklarından biri, İtalyan TV.sinin ünlü yıldızı PIF (Pierfrancesco Diliberto). 2001’de Le Jene adlı TV şovunda kariyerine başlayan ve 2007’den bu yana kendi TV şovu Il Testimone’yle ilgi çeken PIF, 2012’de, İtalya’nın ünlü iki savcısı üzerine iki öykü yazmıştı. PIF, İtalya’da keskin eleştirel stiliyle tanınıyor.

Dünya Sinemacılarının Gözünden Türkiye’de Sinema

2. Uluslararası Boğaziçi Film Festivali kapsamında 27 Kasım Perşembe günü 13:00’de Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezi’nde Belçim Bilgin moderatörlüğünde Dünya Sinemacılarının Gözünden Türkiye’de Sinema başlıklı bir panel düzenlenecek. Panelde, Altın Küre Başkan Yardımcısı Lorenzo Soria, oyuncu koçu Ivana Chubbuck, yönetmen Sam French, yapımcı, oyuncu Yasmine Golchan’ın katılımıyla Türk Sineması tartışılacak.

Popüler Sinemada Devrimin Ayak Sesleri

İzleyici yaş ortalaması yirmilerde gezinen Amerikan Sinema Endüstrisi’nin amiral gemisi olmaya devam ediyor popüler gençlik filmleri. ‘Açlık Oyunları / Hunger Games’ serisi hem sektörün yüzünü güldüren yüksek gişe hasılatları hem de farklı alt metniyle türün sivrilmiş örneklerinden. 2012’de gösterime girmiş güçlü başlangıç filmiyle tüm dünyada büyük ilgi görmüş olan serüven, ikinci film ‘Ateşi Yakalamak’ ile etki gücünü arttırmış, bunun üzerine Suzanne Collins’in çok satan üçüncü romanını iki bölüm halinde piyasaya sunarak seriden elde edilecek geliri ikiye katlamayı hedeflemiş yapımcılar.

Toplam gelirinin yarısını dış pazarlardan karşılayan ABD sinema endüstrisinin geniş çaplı tanıtım bombardımanının ardından serinin üçüncü ayağı eşzamanlı olarak bizde de gösterime girdi. Filmin Kuzey Amerika ilk gün hasılatı (55 milyon dolar) ikinci filmin eşzamanlı hasılatından bir miktar aşağıda olsa da yılın en iyi açılışı olarak ilan edildi bile. Günümüz ABD ekonomisinin itici gücü olmayı sürdüren dev medya imparatorluklarının üniteleri olarak faaliyetlerini sürdüren Hollywood yapım/dağıtım şirketlerinin piyasaya sürdüğü bu en taze ürün ironik bir biçimde kapitalizmin ileri bir aşamasında Amerikan topraklarında diktatörlükle yönetilen Panem kenti ve ona bağlı bölgelerde baskı altında yaşayan halkların hikâyesini anlatıyor.

Serinin son filmi ‘Alaycı Kuş / Mockingjay’ ilk filmin ölümcül ‘survivor’ oyunlarını kazanan, daha da beterinin tekrarlandığı ikincisinin sonunda 13. Bölge’ye konuşlanmış direnişçiler tarafından kurtarılan kahramanımız çağdaş zamanların dişi Spartaküs’ü Katniss Everdeen’in yeni misyonuna odaklanıyor. Diktatör başkan Snow’un güç alanına okunu fırlatarak büyük uyanışı başlatan Katniss’in yarattığı enerjiden yararlanmayı istemektedir yeraltına çekilmiş tüm direnişçi güçler. Devrimin görünen yüzü o olacak, Başkan Snow’un taş üstünde taş bırakmadığı toplu katliamlarını başkentte yaşayanlara belgeleriyle o anlatacaktır. Lakin iktidardaki güçler boş durmamakta, ellerine geçirdikleri genç kızın kader arkadaşı Peeta Mellark’ı kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirmektedir. Katniss devrimin lideri olmak ile can dostunun hayatını kurtarmak arasında bocalama devresindedir.

Etkileyici bir sahneyle görkemli final epizoduna bir yıllık ara veren ‘Alaycı Kuş 1. Bölüm’ü çoğunluğu gençlerden oluşmuş izleyici kitlesinin tıka basa doldurduğu bir salonda izledik. Patlamış mısır sesleri arasında, mobil telefonlarla mesajların çekildiği, gelen iletilerin okunduğu tuhaf bir seyir ortamında devrim hazırlıkları yapıldı, umudun şarkısı yansıdı beyazperdeden. Yetmişli yıllarda olsa içeriği nedeniyle sansürün anında yasaklayacağı bir filmi işte böylesine garip bir atmosferde izledik. Gençlerin bir bölümü hikâyenin yarıda kesilmesine bozuldu ama istisnasız hepsi film izlerken tükettikleri mısır ve içeceklerin pisliklerini salonda bırakıp gittiler. Son jenerik akarken savaş alanına dönmüş salonu temizlemeye çabalıyordu temizlik görevlisi. Dışarıdaki kalabalık ise ellerindeki mısır kovalarıyla bir sonraki seansta devrimin ayak seslerini anlatısına meze yapmış son süper Hollywood yapımını izlemeye hazırlanıyordu.

(01 Aralık 2014)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com