SİYAD – Sinema Yazarları Derneği Ödülleri 24 Şubat 2015’te Sahiplerine Verilecek

Türkiye’de sinema alanında en uzun solukla verilen ödüllerden biri olan SİYAD Ödülleri 24 Şubat 2015 Salı günü gerçekleştirilecek bir törenle sahiplerine verilecek. 2014 yılı boyunca Türkiye sinemalarında ticari gösterime çıkartılmış filmler arasında yapılacak değerlendirme sonucunda verilecek ödüller 47. kez sanatçılarla buluşacak. SİYAD Ödülleri sinema sektörümüzün en gözde ödülleri olarak nitelendiriliyor.

Rıza Kıraç’ın Sinemamızın Yüzüncü Yılında 100 Yönetmen Adlı Kitabı Yayınlandı

Yönetmen, edebiyatçı ve Sinema Yazarı Rıza Kıraç’ın Sinemamızın Yüzüncü Yılında 100 Yönetmen adlı kitabı Say Yayınları tarafından satışa sunuldu. Sinemamızın yaratıcı öznesi yönetmenlerimize bir saygı duruşu niteliği taşıyan kitapta, iz bırakmış 100 yönetmenimizin hayatı, eserleri ve film yapma inadı anlatılıyor. Kitapta sinemamızın tarihsel gelişiminde iz bırakan, başarılı olan ya da olmayan ama kendi türü içinde özgünlüğe sahip yönetmenlerin hikâyesi yer alıyor. Fuat Uzkınay’dan genç yaşta kaybettiğimiz Seyfi Teoman’a uzanan 100 yönetmenin hayatlarına ve sinema yapma istek ve iradelerine tanık olduğunuzda yönetmenlere bakışınız değişecek.

Rıza Kıraç’ın Sinemamızın Yüzüncü Yılında 100 Yönetmen Adlı Kitabı Yayınlandı yazısına devam et

Avusturya Filmi Suskun Dağ, Birinci Dünya Savaşı’nın Hatırlattıkları’nda Gösteriliyor

Türkiye’deki Fransız ve Alman Kültür Merkezleri, Fransız-Alman Kültür Fonu çerçevesinde Birinci Dünya Savaşının 100. yılı nedeniyle Birinci Dünya Savaşının Hatırlattıkları: Derin Yaralardan Kardeşliğe başlıklı bir program hazırladılar. Bu etkinlik çerçevesinde Büyük Savaşın çeşitli yıllarda çekilmiş Alman ve Fransız filmleri gösterilecek ve Türk, Alman ve Fransız uzmanların katılacağı paneller düzenlenecek, ayrıca Avusturya’dan ve Türkiye’den de birer film gösterilecek. Etkinlik kapsamında Avusturya yapımı, Ernst Gossner’in yönettiği Suskun Dağ (Der stille Berg) adlı film 23 Kasım Pazar günü saat 18:15‘te Pera Müzesi‘nde gösteriliyor.

Gerçek Gizlidir Filmleri, Kitlesel Fonlamayla Türkiye’de Bir İlke İmza Attı

Türkiye’deki kitlesel fonlama platformları arasında en çok fonlanan proje olan Gerçek Gizlidir Filmleri, % 136 desteklenme oranıyla Türkiye’de bir ilke imza atarak büyük bir başarıya ulaştı. LOB hedeflenen bütçeye ulaşarak çekimler için geri sayıma başladığını duyurdu. Yönetmen Mustafa Nuri, prodüktör Ceylan Baycan ve projenin mentorü olan Zeynep Atakan Özbatur’dan oluşan ekibin yapacağı üç kısa filmde Hatice Aslan, Serhat Teoman ve Alican Yücesoy gibi ünlü isimler rol alacak.

Gerçek Gizlidir Filmleri, Kitlesel Fonlamayla Türkiye’de Bir İlke İmza Attı yazısına devam et

Köprüde Buluşmalar 10 Yaşında

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından, bu yıl 11. kez Akbank sponsorluğunda gerçekleştirilecek 34. İstanbul Film Festivali, 04 – 19 Nisan 2015 tarihlerinde yapılacak. Festival kapsamında düzenlenecek olan, sinemacıları uluslararası profesyoneller ile bir araya getiren Köprüde Buluşmalar 2015 yılında 10. yılını kutlayacak. Buluşmalar kapsamında birçok panel, sinema dersi ve forum düzenlenecek.

Kitap Raflarda, Film Vizyonda: Gece – Zahit

Usta öykücü Hasan Özkılıç’ın Erden Kıral tarafından sinemaya uyarlanan eseri Gece (Zahit) yeni basımı ile kitapçılarda satışa sunuldu. Eserde ülkenin doğusundaki kargaşadan batıya kaçmak zorunda kalan bir ailenin uyum mücadelesini anlatılıyor. Erkenden ailesini terk ederek örgütlü mücadeleye giren Zahit; kocasıyla birlikte batakhanelere sürüklenen Süsen; siyasi mücadeleye yönelince hapse düşen Nihat ve Gülcan. Hasan Özkılıç eserinde Türkiye’nin yakın tarihinin geniş bir panoramasını çiziyor. 1980 sonrası çatışmaların, köy boşaltmaların ve açlık grevlerinin arka plânda olduğu bu panorama için yazar, 2013 – 42. Orhan Kemal Roman Ödülü’nü kazanmıştı.

Roller Değişir mi?

Sinemamızın (Yeşilçam’ın) eleştirilecek yanlarından biri bazı oyuncuların hep aynı rolü oynamalarıdır. Filmin olayı ne olursa olsun, zamanı hiç önemli değil, bazı oyuncular (başrol oyuncularının bir kısmı ve filmin olumsuz kahramanları “kadın / erkek”) hep aynı karakteri -kişiyi- oynarlar, bu yapımcının, o oyunculardan seyircinin beklediği şeyin, hep aynı olması düşüncesinden kaynaklandığı gibi, oyuncunun da seyirciye farklı bir kimlik (görünüm) sunmaması tavrından ortaya çıkan bir durumdur, fakat çok daha önemlisi, senaryo yazarlarının -eğer filmde kimin oynayacağı daha önceden belirli ise- oyuncuyu belirli bir kalıp içine oturtma ön-kabulünden gelir.

Bu konu, genişçe ele alınıp incelemeyi gerektirir. Bazı filmler aynı veya farklı yönetmenlerce “ikinci kez” çekilirler. Bu bizim sinemamızda olduğu gibi dünya sinemalarında da olur, bizce tartışılması gereksizdir, yapılış biçimleri bakımından özelinde -iki kez çekilen filmlerin birlikte incelenmesi ile- eleştirilebilir.

Burada ikinci kez çekilen filmleri, fakat aynı rolün aynı (önceki) oyuncuya oynatıldığı durumlara değinmek istiyoruz.

Bir Millet Uyanıyor -lar ve Atıf Kaptan:

Bir Millet Uyanıyor ilk kez 1932 de Muhsin Ertuğrul tarafından çekilir. Filmin kahramanlarından, Yahya Kaptan rolü Atıf Terzioğlu’ya oynatılır. (Atıf Terzioğlu, bu rolü ile seyirci tarafından çok beğenilir daha önemlisi bu rolü çok benimser ve Terzioğlu olan soyadını “Kaptan” olarak değiştirir ve sinemamızın Atıf Kaptan’ı olur.) Atıf Kaptan’ın oynadığı Yahya Kaptan, Kurtuluş Savaşı’nın gerçek kahramanlarından birisidir. 1891- 1920 yılları arasında yaşamıştır. Bir kaynağa göre, Kurtuluş Savaşı’nın başlangıç günlerinde gösterdiği çalışmalar yüzünden İstanbul Hükümeti’nce gönderilen kuvvetlerce yakalanarak, başı kesilerek öldürülmüştür (Ana Britannica) bir başka kaynak ise çeşme başında “su içerken” bir subay tarafından vurularak öldürüldüğünü yazmaktadır (Meydan Larousse). Ertuğrul’un filminde çeşme başında öldürülür.

Ansiklopedik bilgiye bakarsanız öldürüldüğünde 29 yaşındadır. Atıf Kaptan ise film çekildiği sırada 24 yaşındadır. Bir Millet Uyanıyor, Ertem Eğilmez tarafından “aynı isimle” 1966’da tekrar çekilir. (Gerçi her iki film de kaynak olarak Nizamettin Nazif Tepedelenlioğlu eserini “roman?” gösteriyorsa da -Tepedelenlioğlu’nun böyle bir romanı yoktur, doğrudan “özgün senaryo” olarak yazılmıştır- Eğilmez’in filmi Ertuğrul’un filminden önemli ayrılıklar gösterir.) Eğilmez’in filmi ilk filmden 34 yıl sonra çekilir, fakat her iki filmde de Yahya Kaptan rolü vardır ve ikinci filmde de Yahya Kaptan rolü ilk filmde 24 yaşında oynayan Atıf Kaptan tarafından bu kez 58 yaşında iken oynanır. Yahya Kaptan,
gerçi 29 yaşında öldürülmüş ama Eğilmez, filminde Yahya Kaptan rolünü oynattığı Atıf Kaptan’ı ilerlemiş yaşında –çeşme başında değil ama- bir pusuda öldürtür. İki filmin arasında ki 34 yıl, farklı bir film yapılmasına rağmen 34 yıl yaşlanan bir oyuncuyu aynı rolde oynatmaya mani olmamıştır. Eğilmez’in filminin senaryosu Sadık Şendil tarafından yazılmış fakat kaynak olarak Tepedelenlioğlu’nun “eseri!” gösterilmiştir. Ertuğrul’un filminin senaryo yazarı ise “kaynaklarda” Tepedenlenlioğlu olarak gösterilmektedir. Tepedelenlioğlu, filme çekilmek için, içinde M. K. Atatürk’ün Nutuk’undan alıntılar bulunan ve filmin dramatik olaylarını içeren bir metin yazmış ve senaryo olarak kullanılmış bu metin ile Ertuğrul filmini çekmiştir. Eğilmez’in filminin senaryosu ise, yukarıda dediğimiz gibi Tepedelenlioğlu kaynak göstererek Sadık Şendil tarafından yazılmıştır.

Filmlerin ve kaynaklarının tartışılması ayrı bir konudur, başladığımız konu açısından önemli olan, 34 yıl ara ile çekilen filmlerde aynı rol (oyuncu için de çok önemli bir rol) aynı oyuncuya oynatılmış ve oynatılan gerçek kişi ise ikinci filmde oynayan, oyuncudan çok genç yaşta katledilmiştir.

İngiliz Kemal -ler ve Muzaffer Tema

Tam adı ile “Atatürk’ün Casusu İngiliz Kemal Lavrens’e Karşı” filmi 1952 yılında Kemal Film adına Lütfi Akad tarafından çekilir. Önce şunu diyelim, filmin adında Lavrens olarak kullanılan adın doğrusu Lawrence’dir. (Thomas Edvard Lawrence “1888-1935”) Bu filmin re-make’i 1968 yılında Ertem Eğilmez tarafından İngiliz Kemal adı ile çekilir. İngiliz Kemal’in (Esat Tomruk) serüvenlerini anlatan bu iki filmde de Lawrence rolü Muzaffer Tema tarafından oynanır.

Buraya kadarki kısımdan çıkarılan sonuç, Muzaffer Tema’nın her iki filmde de Lawrence’i oynadığıdır. Ama Esat Tomruk (İngiliz Kemal) anılarının (yanlış hatırlamıyorsam) 4 ciltlik bir kitapla yayınlar. Tomruk’un anılarının hakları, film yapılmak üzere Hürrem Erman tarafından alınır, fakat film bir türlü yapılmaz (yapılamaz!?). Osman F. Seden, Erman’dan film yapım hakkını devralmak ister, Erman vermez. Seden, Tomruk ile görüşür ve anılarına girmeyen çalışmalarını anlatmasını ister, Tomruk da anlatır. Seden ayrıca Lawrence ile çatışmasını anlatmasını ister, Tomruk ise Lawrence ile hiç karşılaşmadığını, zaten Lawrence’nin İstanbul’a hiç gelmediğini söyler.

Lawrence, Osmanlı İmparatorluğu içindeki Arapları ayaklandırmak ve Osmanlı’dan koparmak için faaliyet göstermiştir, çok iyi Arapça ve Farsça bilir ve bu bilgisini Araplar üzerinde kullanır. Film-lerde
ise İstanbul’da faaliyet gösterir ve İngiliz üniforması giyer, az görmüş olduğum fotoğraflarında Lawrence hiç İngiliz üniforması giymiyordu, hep Arap kıyafetlerine bürünmüştü. Seden daha sonra, Tomruk’un kendisine anlattıkları da olabilir, bir kitap yazar. Nebioğlu Yayınevi tarafından basılan kitabın kapağında yazarı belli değildir, ancak kapağın iç kısmında (sol kısımda) Osman F. Seden tarafından yayına hazırlandığı belirtilmektedir. Sonradan bir senaryo yazan Seden, filmi L. Akad’a çektirir. Eğilmez’de bu filmin re-make’ini yapar. Her iki filmde İngiliz Kemal ile Lawrence’yi karşı karşıya getirir!?!

İngiliz David Lean, Lawrence of Arabia filmi ile Lawrence üzerine bir film yapmıştır, önce sansürümüz tarafından gösterimine izin verilmeyen film sonradan gösterime çıkabilmiştir, Lawrence’nin Arabistan’daki çalışmalarını gösteren bir film olduğunu sanıyorum. (Filmlerin ilkinde İngiliz Kemal, Ayhan Işık tarafından oynanırken, ikinci de Kartal Tibet tarafından oynanır.) Lawrance, Arabistan’da, Arapları Osmanlı aleyhine ayaklandırma çalışmalarında bulunmuştur, çalışma sahası bakımından İstanbul’a gelmesine gerek yoktu.

Nasıl Atıf Kaptan’a 34 yıl ara ile -epeyce de farklı olayları anlatan filmlerde- Yahya Kaptan rolü oynatılmış ise, İstanbul’a hiç gelmemiş Lawrence’nin (Muzaffer Tema) İstanbul’da İngiliz Kemal ile karşılaşması da (!) 16 yıl ara ile iki ayrı filme konu olmuştur.

Some Like It Hot -lar ve Sadri Alışık

Billy Wilder, 1959 da bir film yapar: Some Like It Hot / başrollerinde Marilyn Monroe, Tony Curtis ve Jack Lemmon oynar. Hulki Saner bu filmin yerli uyarlamasını yapar (1964). Rolleri sırası ile Türkân Şoray, İzzet Günay ve Sadri Alışık oynar. Saner, 1970’de filmi tekrar çeker ve Feri Cansel, Yusuf Sezgin ve Sadri Alışık’a oynatır. Alışık, Turist Ömer tipini önce yan karakter olarak oynar, sonra bir seri filmde başrolde oynar, oynanan rol Turist Ömer’dir ama her iki filmde aynı karakteri oynasa da, her filmde başka bir hikâye içinde oynar. Ama Saner’in ilk filmi Fıstık Gibi Maşallah ikincide Fıstık Gibi olur. Alışık’ın bu filmlerdeki tipi değişmediği gibi aynı rolün oynanması altı yıllık zamana göre fazla bir değişikliğe uğramaz.

Girişte çok genel olarak baktığımız, aynı karakteri oynamakla aynı rolü oynamak birbirlerinde epeyce farklı şeylerdir.

Şunu da söyleyelim, Wilder’in filmi dahil Saner’in filmlerinde Günay (Sezgin) ve Alışık (Alışık) gangsterlerden kaçarken “kadın” kılığına girip kızların oluşturduğu bir orkestraya katılırlar. Alışık iki kez
oynadığı bu rol-lerde kadın kılığına girer. (Bu halinde ilk filmde Vahi Öz, ikincisinde ise Avni Dilligil’in iltifatları karşısında, baştan çıkarıcı durumuna düşer.) Alışık, bu rolleri -zamana bağlı olarak bir değişikliğe uğratmadan, Saner’in uyarlamasında da değişiklik yoktur,- oynar. Böyle bir rolü tekrar tekrar oynamak oyuncuya ne kazandırır? Bu her gece oynanan bir tiyatro oyunu değildir ama sinemada (bizde ve dışarda) zaman zaman görülen, aynı oyuncuyu hem kullanmak, hem de seyirci ilgisini -bu şekilde kullanılan bazı oyuncular için- sıcak tutmak düşüncesinde yatmaktadır, bence.

Ertem Eğilmez ve Sürtük -ler ve Senede Bir Gün -ler

Ertem Eğilmez daha önce Adolf Körner’in 1942’de yaptığı Sürtük ve Ferdi Tayfur’un 1946’da yaptığı Senede Bir Gün filmlerini 1965’de (Sürtük – Senede Bir Gün) ve 1970 (Sürtük), 1971 (Senede Bir Gün) ikinci kez çeker. Her iki Sürtük’de, Ekrem Bora’yı ve Senede Bir Gün-lerde Kartal Tibet ve Adnan Şenses’i aynı rollerde oynatır.

Ekrem Bora, 1965 versiyonundaki oyunu ile 1966’da 3. Antalya Film Festivali’nde “En İyi Erkek Oyuncu” ödülünü alır. [ve filmin finalinde devamlı ayırmaya çalıştığı sevgilileri (Türkan Şoray /
Cüneyt Arkın) biraraya getirerek, başında şapkası, ağzında sigarası ile -gece- gazinodan çıkar, İstanbul sokaklarında, elleri cebinde, -belki gözleri ilk kez yaşlı?- yürürken, yürüyüşünü görüntüleyen kamera, onu karanlıklar içinde bırakarak, daha hızlı geriye kayıp, filmi sonlandırır.] İkinci (üçüncü) filmin finali aynı mıdır, bilemiyorum -görmedim çünkü-. Bu kez sevgililer Hülya Koçyiğit ve Göksel Arsoy’dur, Bora yine şapkalıdır ama her zaman olduğu gibi ikinci film, birincinin aldığı tepkiyi almaz.

Eğilmez kendi yaptığı filmleri tekrarlamaya devam eder: Senede Bir Gün… Emin rolünü yine Kartal Tibet oynar, Osmanlının elinden çıkmış, Balkanlardan, Türk kesimine geçmek için çabalardan, nişanlısı ve ailesini kurtarıp, kendi yaralanıp, esir düşen genç rolünde. Esir düştüğü grup içinde yarasını tedavi etmek ise, tıp tahsili yarım kalan askeri öğrenci Adnan Şenses’e düşer (iki kez). Her iki filmde de aynı rolü alan diğer isimler Münir Özkul ve Hulusi Kentmen’dir. İlk Senede Bir Gün’de Kartal Tibet’in nişanlısı Selda Alkor olurken, ikinci de Hülya Koçyiğit olur.

Fato: Ya İstiklâl Ya Ölüm -ler ve Orhon Murat Arıburnu

Turgut Demirağ, 1949’da bir film yapar. Fato: Ya İstiklâl Ya Ölüm. İzmir’e düşman girdiği günlerde, bir köprüyü atmakla görevli birliğe kılavuzluk eden Fato isimli kızdan ismini alan filmde, birlikte bulunan Doğan Çavuş tipini Orhon Murat Arıburnu oynar. Demirağ, filmi yirmi yıl sonra 1969’da tekrar filme almaya karar verir ama bu kez yönetmenliği Feyzi Tuna’ya bırakır. İlk filmin senaryosu Hıfzı Tan’a ait iken, ikinci filmde senarist olarak Demirağ’ın adı yer alır künyelerde. Arıburnu, yirmi yıl sonra tekrar Doğan Çavuş olacak ve Fato’nun serüvenini yeniden yaşayacaktır.

Ezo Gelin -ler ve Fatma Girik

Orhan Elmas, Behçet Kemal Çağlar’ın sinema için yazdığı metinden çıkarılan senaryo ile Alevden Gömlek (Ezo Gelin) filmini çeker (1955), Ezo Gelin’i Hümaşah Hiçan oynar. Elmas iki yıl sonra Ezo Gelin’i Ağlayan Gelin adı ile tekrar çeker, bu kez başrol, Nevin Aypar’ındır. Konu -her halde- sinemamızın, ilginçliğini yitirmeyen konularındandır (meraklısı sinemamızın bu çok bilinen -ve daha bir çok uyarlamaları yapılan- filminin konusuna ulaşmakta zorlanmayacaktır.). Orhan Elmas, Ezo Gelin’den vazgeçmez ve 1968’de Fatma Girik ile tekrar çeker, 1973’de ise senaryosunu yazarak -yapım Uğur Film- Feyzi Tuna’ya çektirir, Ezo Gelin yine Fatma Girik’tir. Orhan Elmas, başlangıçta Behçet Kemal’in film hikâyesine dayanan bu metnini “oyun” olarak yazar ve oyun Şehir Tiyatroları tarafından oynanır.

Orhan Elmas, 1969’da Fatma Girik’i oynatarak, Necati Cumalı’nın Boş Beşik oyunundan bir film yapar. Bu, 1952’de Baha Gelenbevi’nin yaptığı filmim bir re-make’dir. Gelenbevi’nin filminde, ikinci filmde Girik’in oynadığı rolü Muhterem Nur oynar. Yalnız her iki filmde de Atıf Kaptan film künyelerinde yer almaktadır. Yalnız aynı rolde oynadığı hakkında bir bilgiye ulaşamadım. Farklı rollerde de oynayabilir.

Erkek Ali – Günahsızlar / Sevda Ferdağ

Atıf Yılmaz, 1964’de Herman Zudermann’ın “Mix Bumbilis” öyküsünden Vedat Türkali’nın Urfa’ya uyarladığı öyküsünden Erkek Ali isimli filmini yapar. Bir çiftlikte geçen filmde, Sevda Ferdağ tüm dişiliğini kullanarak filmin kahramanı Ali’yi oynayan
Eşref Kolçak’
a çiftlik sahibini öldürtür (fakat beklenmeyen bir sonuç, öldürülen çiftlik sahibinin çocuk olan torunu ile Ali arasında ilişkidir.) Urfa kırsalında geçen bu öykü, 1972 yılında İstanbul’a taşınır, senaryoyu -yeniden- Selim İleri yazar. (İleri, senaryonun ağırlıklı yazımının Atıf Yılmaz tarafından yapıldığını ifade etmektedir.) Urfa kırsalından İstanbul cangılına taşınan öykünün, Erkek Ali ile aynı kaynaktan çıkarıldığına değinen başka bir bilgiye hiç bir yerde rastlamadım ama her iki filmi de gördüğüm için (12 yıl ara ile de olsa) ben bu kanaati taşıyorum (teyit eden olmadı, aksini söyleyen de).

İkinci filmde de (bu kez Cüneyt Arkın’ı) baştan çıkaran kadın yine Sevda Ferdağ’dır. Atıf Yılmaz’ın -her ne kadar role çok uygunsa da- ikinci filmde “o” rol için Sevda Ferdağ’ı seçmesinin nedenleri arasında Erkek Ali’nin de etkisi olduğu kanaatindeyim.

Küçük Hanımın Şoförü – Belgin Doruk / Ayhan Işık

Belgin Doruk, daha eski oyunculuğu olmasına rağmen Küçük Hanımefendi (N. Saydam / 1961) filmini çevirdikten sonra sinemada “küçük hanımefendi” diye anılır olur. Bu ilk film,
Muazzez Tahsin Berkand’ın roman uyarlamasıdır. Bu filmde Belgin Doruk, Ayhan Işık ile karşılıklı oynarlar ve filmin ticari başarısı sonucu, yine ikilinin oynadığı devam filmleri çekilir. Küçük Hanımefendi’nin re-make’i 1970 yılında Ertem Eğilmez tarafından yapılır ama ilk filmdeki ikili yerine Hülya Koçyiğit ile Kartal Tibet oynar. İlk filmin devam filmleri cümlesinden 1962’de yapılan -aynı ikilinin oynadığı- Küçük Hanımın Şöförü (N. Saydam) filminin re-make’i ise 1970’de aynı oyuncular (Doruk/Işık) ile Tunç Başaran tarafından yapılır.

Hazreti İbrahim/ – Safiye Filiz

Asaf Tengiz 1964 ve 1972’de Hazreti İbahim adında filmler yapar. Başrollerde 1964’de Oktar Durukan, 1972’de ise Tahsin Öncü oynamaktadır. Her iki filmde de Safiye Filiz ve Atıf Kaptan rol almaktadır. İlk filmde Safiye Filiz, Sara, Atıf Kaptan ise Firavun rolündedir. İkinci filmde rol almalarına rağmen, karakterlerini henüz saptayabilmiş değilim.

Deniz Kızı – ??????

Baha Gelenbevi’nin 1944’de yaptığı Deniz Kızı filminin kurgu çalışmaları sırasında tamamen yanması üzerine film yeniden çekilir. Filmde Nezihe Becerikli, Talat Artemel, Müfit Kiper, Samiye Hün, Orhan Esen, Emina Adalet Pee, Ferdi Tayfur, Mümtaz Ener, Sadettin Erbil, kaynaklarda yer alan bu künye yanmadan önce çekilen filmde ve yanmadan sonra çekilen filmde oynamış ise -her oyuncu- rolünü tekrar oynamış olabilir, bu da yazımızın konusu olan aynı oyuncunun rolünü ikinci bir kez, aynı konudaki filmde oynaması ilginç ve sıra dışı bir örnek teşkil eder.

Konuda daha başka örnekler var mı bilemiyorum. İlk bakışta görebildiklerim bunlar, aralarında ilginç olanları var ama her zaman ilginç olmayabilir. Başkaca örnekler varsa da bizim gözümüzden kaçmış demektir. Sinemamızın çok çabuk değişen seyirci profili açısından fazla bir problem oluşturacağını da zannetmiyorum.

(25 Kasım 2014)

Orhan Ünser

If 2015 İçin Son İki Hafta

12 – 22 Şubat 2015 tarihlerinde İstanbul’da, 26 Şubat – 01 Mart 2015 tarihlerinde ise Ankara ve İzmir’de gerçekleştirilecek 14. If İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali’ne film başvuruları devam ediyor. 2014 – 2015 yapımı kurmaca uzun, belgesel ve kısa filmlerin kabul edileceği festival için son başvuru tarihi 28 Kasım Cuma olarak belirlendi. Başvuran filmler arasından bir film ise, festivalin yarışmalı bölümü olan Keşif’te yarışacak.

If 2015 İçin Son İki Hafta yazısına devam et

Bu Dünyayı Terk Etmek O Kadar Kolay Olmayabilir, Tut Sözünü 2 Ocak’ta Sinemalarda

Gençlerin yeni gözdesi Kemal Uçar, Demet Özdemir ve Giray Altınok’un bulunduğu Tut Sözünü 02 Ocak’ta izleyicileri güldürmeye geliyor. Yalçın ve Bahadır zıt karakterde iki arkadaştır. Dostlukları Yalçın’ın ölümüyle sonlanır. Ancak bir süre sonra Bahadır’ın kapısı hiç beklemediği biri tarafından çalınır. Karşısında Yalçın’ın hayaleti vardır. Yalçın yaşarken tutmadığı bir sözü yüzünden Araf’ta kalmıştır. Taksiratçı’nın söylediğine göre Yalçın’ın Araf’tan kurtulabilmesi için tek yol, bu sözü 3 gün içinde bulup yerine getirmesidir. Bahadır hayal edemeyeceği kadar belâya bulaşacak ama her şeye rağmen sözü yerine getirmesinde arkadaşı Yalçın’a yardım edecektir.