Nürnberg Festivali, Son İnsan (Der Letzte Mentsch) ile Açılıyor

19. Türkiye / Almanya Film Festivali, 13 Mart Perşembe günü 19:00’da Türkiye ve Almanya sinemasının tanıdık sanatçılarıyla açılacak. Açılışta, Yeni Alman Sinemasının kurucularından kabul edilen yönetmen Edgar Reitz festivalin Onur Ödülü’nü alacak. Almanya’nın en sevilen oyuncularından Mario Adorf’un başrolünü üstlendiği ve bir Yahudi Alman ile bir Türk genç kızın dostluk hikâyesinin anlatıldığı Son İnsan adlı film festivalin açılış filmi olarak gösterilecek.

  • Basın Bülteni
  • Fragmanı izlemek için tıklayınız.
  • Festival hakkında geniş bilgi için tıklayınız.

13. If İstanbul Sona Erdi

13. If İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali, 13 – 23 Şubat 2014 tarihlerinde İstanbul’da, 27 Şubat – 02 Mart 2014 tarihlerinde ise Ankara ve İzmir’de gerçekleşti. Bu yıl da bağımsız sinemanın en iyilerini, yılın çok konuşulan ve bol ödüllü filmlerini sinemaseverlerle buluşturan, If Music partileriyle İstanbul’un eğlence hayatına alternatif olan If İstanbul, If² ile de 30 şehre film götürdü ve bu yıl 80 bin kişiye ulaştı. Festivalin bu yılki unutulmazları arasında ilk akla gelenler; Nymphomaniac’ın biletlerinin birkaç saat içinde tükenmesi, dünyaca ünlü yönetmen Michel Gondry’nin konuşmasını dinlemek isteyenlerin Salt Beyoğlu binasının üç katını da doldurması sayılabilir.

Akbank 10. Kısa Film Festivali Başlıyor

Bu yıl 10 – 20 Mart 2014 tarihleri arasında gerçekleştirilecek Akbank 10. Kısa Film Festivali, yurt içi ve yurt dışından geniş katılımı, atölye çalışmaları ve söyleşileriyle sinemaseverlere 10 gün boyunca keyifle izleyecekleri bir program sunuyor. 309 filmin başvurduğu Festival; yarışma ve yarışma dışı bölümlerinin yanı sıra farklı renk, coğrafya, kültür ve düşünceyi bir araya getiriyor. Festivalin uluslararası bölümünde bu yıl Japonya, İran, İspanya, Finlandiya, Lübnan, Hindistan, Fransa, Avustralya, İzlanda, A.B.D. ve Polonya filmlerinden oluşan bir seçkinin yanı sıra Cannes, Venice, Rotterdam, Clermont Ferrand gibi festivallerde gösterilen ve ödül alan kısa filmler de sinema tutkunlarıyla buluşacak.

Akbank 10. Kısa Film Festivali Başlıyor yazısına devam et

Altan Günbay’ı Kaybettik

Yeşilçam’ın usta oyuncularından Altan Günbay, 03 Mart 2014 Pazartesi günü (bugün) saat 12:00 sularında hayata veda etti. Devlet Opera ve Bale sanatçısı da olan Altan Günbay’ın hatırlanan filmleri arasında Yarın Bizimdir, Döner Ayna, Şehrazat, Altın Çocuk, Kız Kolunda Damga Var, Ateşli Çingene, Kopuk, Tatlı Sevgilim, Adsız Cengaver, Avare, Sevenler Ölmez, Sosyete Şakir, Üç Arkadaş, Elveda Meyhaneci, Kara Batur, Yalnız Adam, Beni Unutma, Seni Kalbime Gömdüm gibi filmler var. 05 Mart 2014 Çarşamba günü Teşvikiye Camii’nde kılınacak öğle namazını müteakip Büyükçekmece Mezarlığı’na defnedilecek olan merhuma tanrıdan rahmet, kederli ailesine sabırlar dileriz.

Halka Sanat Projesi’nin Sinemayla Bağlantılı Etkinlikleri

Halka Sanat Projesi adlı sanatsal faaliyetler ücretsiz belgesel film gösterimleri, Kutay Ucun’un eğitmenliğinde bir sinema semineri ve sinemalı yemekli, sohbetli geceler devam ediyor. Sürdürülebilir Yaşam Film Festivali’nden seçilen belgesel filmler Sürdürülebilir Yaşam Kolektifi’nin katkılarıyla ücretsiz gösterilecek. Ayrıca Kutay Ucun’un eğitmenliğindeki Sinemada Alternatif Topluluklar ve Hareketler Semineri’nde ise konuyla ilgili filmler incelenecek ve konuşulacak. Beat kuşağı, yavaş yemek – yavaş şehir hareketi, 68 kuşağı ve devrim hareketleri, feminist hareket, anarşizm ve primitif anarşizm hareketine ait filmler inceleme alanını oluşturacak.

Halka Sanat Projesi’nin Sinemayla Bağlantılı Etkinlikleri yazısına devam et

Duvarların Parçaladığı Hayatlar

‘Omar’ ya da bizdeki adıyla ‘Ömer’ bu haftanın en dikkate değer filmi. Orta Doğu’nun çileli topraklarında dünyaya gelmiş Hany Abu-Assad’ın bu yeni çalışması, Filistin halkının yaşadıklarına içerden etkileyici bir bakış. 2005 yapımı ‘Vaat Edilen Cennet / Paradise Now’ filmiyle tanıdığımız Abu-Assad, kendi kaleme aldığı senaryodan çektiği son filmiyle bir kez daha daha tüm dünyada büyük ilgi gördü. 66. Cannes Şenliği’nin saygın ‘Belli Bir Bakış’ seçkisinde kazandığı Jüri Ödülü’nün ardından, En İyi Yabancı film dalında Oscar adayları arasına girmeyi başardı.

Batı Şeria’da işgâl altında yaşamayı ölmekle eşdeğer tutan Said ve Halit, İsrail’e karşı verilen mücadelede kararlı bir biçimde canlı bomba olmayı seçmişlerdi ‘Vaat Edilen Cennet’te. İsrail askerinin giderek artan keyfi zulmü altında ezilmiş aynı toprakların çocukları Ömer, Tarık ve Emcet silâhlı mücadelede kararlılar bu defa. ‘Sessiz kaldığımız hergün işgâl devam ediyor, seyirci kalarak özgürlük savaşçısı olunmaz’ diyerek ifade ediyor düşüncesini Ömer. Özgürlük mücadelesi sürerken, yüksek duvarlarlarla izole edilmiş tutsak Filistin köyleri arasında ‘Örümcek Adam’ misali mekik dokuyor genç adam. Komşu yerleşim bölgesinde yaşayan çocukluk arkadaşı Tarık’ın kızkardeşi Nadya’ya tutkundur çünkü. Doğu topraklarında gizli saklı yaşanan bu sevda, duvarlarlarla, tel örgülerle parçalanmış topraklarda ayakta kalabilecek midir. İhanet ve entrika duvarına çarpıp ziyan olup gidecek midir yoksa.

Yönetmen Abu-Hassad, merkeze oturttuğu Ömer karakteriyle, Filistin gençliğinin çıkmazını çok etkileyici bir biçimde vurgulamış. Mücadelenin ortasında akan gündelik hayatın renklerini, kaotik bir ortamda inadına yeşeren duru bir aşkın inceliklerini başarıyla aktarmış. Farklı örgütlerin ve muhbirlerin cirit attığı tekinsiz bir dünyayı ince ayrıntılarla işlemiş. Şeker tuzağıyla tutsak edilen Afrikalı maymunların hikayesiyle İsrail yönetiminin ‘böl ve yönet’ politikasını ustalıkla kaynaştırmış. Türlü vaat ve şantajla yaratılmış bir korku ve ihanet imparatorluğunun bunalttığı Filistin halkının paranoyasını başarılı bir dille yansıtmasını bilmiş.

Abu-Assad’ın ustalıklı senaryosu ve işlek anlatımıyla soluk soluğa izlenen bir çalışma ‘Ömer’. Ehab Assal’ın Batı Şeria’nın dar ve tekinsiz sokaklarını ustaca kullanan kamerası ve başta Ömer’i canlandıran Adam Bakri olmak üzere oyuncuların parlak performansları bu ilgiye değer filmin artılarından.

[‘Ömer’, ‘Başka Sinema’ projesi kapsamında İstanbul, Beyoğlu Pera; Levent Metro City Cinema Pink; Kadıköy Moda Sahnesi (eski Moda Sineması); Ankara, Kızılay Büyülüfener Sinemaları’nda dönüşümlü seanslarda gösterilmektedir.]

(10 Mart 2014)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com

Kahraman Bakkal Süpermarkete Karşı

Bizde ‘Sınırsızlar Kulübü’ adıyla gösterime giren ‘Dallas Buyers Club’ bu yılın Akademi Ödülleri listesinde öne çıkan filmlerden biri. 5.5 milyon dolarlık bütçesiyle pahalı stüdyo yapımlarına toz attıran bu küçük bağımsız yapımın önlenemez yükselişi sürpriz değil aslında. Başarısı, sayısı 6 bine yaklaşan Amerikan Akademi üyelerini tavlamaya yönelik formülleri maharetle uygulamasında.

‘Dallas Buyers Club’, HIV virüsünün yol açtığı çağın vebası AIDS’in kaotik ilk yıllarını gerçek bir kişilik üzerinden anlatıyor. Ron Woodroof’un hikâyesinin beyazperdeye yansımış haline itirazlar gelse de, anaakım Amerikan sinemasında 1993 yapımı Philadelphia’dan beri pek fazla işlenmemiş olan AIDS kâbusu filme yeterince güçlü bir dramatik malzeme sağlıyor. Bir rodeo kulisinde iki kadınla yaşadığı kaçamak esnasında virüsü kapan Woodroof güneyli tipik bir kovboy. Üstelik ırkçı ve homofobik. Eşcinsel hastalığı olarak bilinen AIDS’e talihsizce yakalanmış olmasına ve maço dostlarının kendini dışlamasına isyan ediyor. Doktorlar sadece 30 günlük ömrü kaldığını bildirince isyanı daha da büyüyor. Hayatta kalma dürtüsüyle halen deneme aşamasında olan ve karaborsa olarak zor temin edilen AZT’nin peşine düşüyor önce. Toksik yan etkileri yüksek bu ilâç yerine, Mexico’da araştırmaları süren alternatif tedavi yöntemlerini deniyor daha sonra. Kendi üzerinde başarılı olan ve ömrünü uzatan vitamin, protein ve mineral ağırlıklı tedavi setinin ticaretine koyuluyor en sonunda. Ülkenin farklı eyaletlerinde devreye giren ‘tüketici kulüpleri’ hastalığın pençesinde kıvranan yüzlerce kişinin cankurtaran simidi haline geliyor. Bu olaylar sırasında travesti Rayon ile gelişen dostluğu, güçlü ilaç şirketlerine meydan okuyan maço kovboyun eşcinsellere bakış açısını da değiştirecektir.

Orta karar çalışmalarıyla bilinen Kanadalı Jean-Marc Vallée imzalı yapım, Amerikan sinema izleyicisi ve Akademi mensuplarının pek sevdiği birden çok temayı beceriyle kaynaştırmış. Dramatik hikâyesine, dev şirketlere kafa tutan başarılı küçük girişimci modeliyle geleneksel ‘Amerikan Rüyası’ sihri eklemiş. Onlarca kilo kaybetmiş ve yine çok başarılı bir makyaj çalışmasıyla farklı karakterlere bürünmüş iki yıldız oyuncusu, Oscar’ı hedefleyen parlak performanslarına iyice asılmış. Senaryosundaki eksik gediğini, karakter oluşturmadaki yetersizliğini, vasat yönetmenlik çalışmasını, gerek hikâyenin gerekse (oyuncu tabiriyle alabildiğine ‘dişi’ roller yakalamış) Matthew McConaughey ve Jared Leto’nun albenisiyle kapatmayı becerebilen ‘Sınırsızlar Kulübü’, çok şey beklememek kaydıyla ilgiyle izlenen filmlerden.

(10 Mart 2014)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com