Yeni Başlayanlar İçin Anna Karenina

Günümüzün popüler İngiliz yönetmenlerinden Joe Wright’ın edebiyat uyarlamalarını sevdiğini biliyoruz. Kendi kültüründen Jane Austen uyarlaması ‘Aşk ve Gurur / Price and Prejudice’ ile yaptığı ilk çıkışına edebiyat çevreleri pek yüz vermese de, film Keira Knightley’nin de yıldızını parlatan hafif, sevimli bir denemedir. II. Dünya Savaşı’nın yakan kavuran atmosferinde ziyan olmuş bir aşkın hikâyesini anlatan çok daha mütevazi Ian McEvan romanından, Christopher Hampton imzalı senaryo ile çektiği ‘Kefaret / Atonement’ ise kanımca en başarılı çalışmasıdır.

Wright bu defa çok daha büyük bir lokmaya, Lev Tolstoy’un nehir romanlarından Anna Karenina’ya el atmış. Geniş hacimli edebiyat başyapıtlarını sinemaya uyarlamanın zorluğu, sinema tarihi boyunca bu konudaki denemelerin genellikle hayal kırıklığı ile sonuçlandığı malûm. Benzer bir durum Anna Karenina için de geçerli. Star sisteminin güdümündeki Hollywood’da Greta Garbo (1935) ve Vivien Leigh (1948)’nin baş kadın kahramanı canlandırdığı uyarlamalar sıradan melodramlardır. Sovyetler Birliği döneminin 1967 tarihli uyarlaması, çok yerinde bir oyuncu seçimine -Karenina’da benzersiz Tatiana Samoilova, Vronsky’de Vasili Lanovoy- rağmen ruhsuz ve donuk bir çalışmadır. İngiliz asıllı Bernard Rose’un Karenina’ya hiç yakışmamış Fransız Sophie Marceau ve uluslararası bir oyuncu kadrosu ile kotardığı daha yakın tarihli (1997) denemesi yine bu çok katmanlı eserin hakkını vermekten uzaktır, ancak bu kez romanda Tostoy’un alter ego’su konumundaki Konstantin Dmitriyeviç Levin karakterinin daha kapsamlı bir biçimde değerlendirilişi ile dikkatleri çeker.

Wright, Rusya’daki mekânlarda çekim yapmanın yüksek maliyetini hesaba katarak hikâyenin önemli kısmını bir tiyatro sahnesine taşımış. Seyirci koltukları kaldırılmış, tüm alan -sahne arkası ve sofita bölgesi de dahil olmak üzere- tiyatro sahnesi olarak değerlendirilmiş. Bu tercihte ebeveynlerinin işlettiği bir kukla tiyatrosunda büyümüş olması denli, tiyatroyu 19. yüzyıl sonları Rus İmpatorluğu’ndaki toplumsal hayatın metaforu olarak kullanma isteği etkili olmuş. Tiyatroyu bir sanat formu ve temaşa sanatı olarak hep küçümsemiş Tolstoy’un eseri için aslında hayli ironik bir seçim. Ancak sınıflararası derin eşitsizlikle içten içe kaynayan devrim öncesi Rusya’sında jet sosyetenin Batı Avrupalılara -özellikle Fransızlara- öykünmesinden, toplumsal hayatın herkese biçilen roller doğrultusunda bir tiyatro dünyasına benzeşmesinden yola çıkıldığında, yönetmenin buluşu hiç de fena sayılmaz. Dönemle bağlantılı sahne tasarımları, kostüm ve diğer ayrıntılar üzerine sohbet ettiğimiz tarihçi dostların da takdirleri doğrultusunda son derece başarılı. Döneme İngiliz dokunuşu kusursuza yakın olan film özellikle bu açıdan izlenmeye değer.

Wright’ın tüm bir detay zenginliği, tiyatro ve dans figürleriyle başdöndüren bu bir çeşit şarkıların olmadığı müzikâl formülü özellikle başlarda güzel işliyor. Tutkunun bacayı sardığı Dario Marianelli’nin enfes müziğiyle desteklenmiş o ünlü balo sahnesinde örneğin. Kitty’den red yanıtı alan Levin’in hayal kırıklığıyla baloyu terk ederek karlar altındaki köyüne dönüşünde olduğu gibi, kapalı mekânlardan doğaya dönüş bölümleri de iyi kotarılmış. Finaldeki sahne dışına taşmış kır tablosu da öyle. İtirazım oyuncu seçimine. Ne ağdalı İngilizce aksanı ve bildik mimikleriyle Keira Knightley’yi Anna Karenina, ne de ‘Alacakaranlık / Twilight’ serisinden fırlamışa benzeyen yakışıklı yeniyetme Aaron Taylor-Johnson’ı Vronsky olarak benimsemek kolay değil. Bu durum ikili arasındaki derin tutkunun perdeye yansımasını büyük ölçüde engelliyor.

Peki, Tostoy’un aralarında Orhan Pamuk’un da bulunduğu birçok yazar tarafından dünya edebiyatının en kusursuzu, en mükemmeli olarak kabul edilmiş romanı nerede diyorsanız, onu bu filmde aramayınız. Pamuk’tan alıntıyla eserin ‘evet, işte hayat böyle bir şey!’ dedirten zenginliğine nüfuz edebilmeyi düşünmeyiniz. Bunun için yapmanız gereken şey romanı okumak.

Wright’ın gösterişli barok uyarlaması bu haliyle -Baz Luhrmann’in ‘Romeo ve Juliet’i gibi- popüler oyuncularıyla daha çok genç izleyiciyi cezbetmeye yönelik bir çeşit ‘Yeni Başlayanlar İçin Anna Karenina’ görünümünde.

(28 Aralık 2012)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir