2012 Yılının En İyi On Filmi

2012 yılı çok sayıda iyi film izlemenin keyfini yaşadığımız, sinema açısından hayli bereketli bir yıldı. Sinema sezonu yıl bitiminde sona ermiyor kuşkusuz, ancak her yazardan geleneksel bir değerlendirme ve en iyiler listesi vermesi beklenir.

2012 yılı içinde izlediğim en iyi 10 film sırasıyla şunlardır:

1- THE MASTER / PAUL THOMAS ANDERSON

Anderson’ın altı numaralı opus’u, tüm yapıtı boyunca izini sürdüğü erkeklik halleri ve iktidar ilişkileri üzerine hayranlık uyandırıcı bir sinema deneyimi, çağdaş sinemanın önemli başyapıtlarından.

2- HOLY MOTORS / LEOS CARAX

Fransızların asi çocuğu Carax’ın 13 yıllık aradan sonra çektiği uzun metrajlı son filmi sinemanın geçmişine ve oyunculuk sanatına yaman bir ağıt, yenilikçi bir deneysel sinema örneği.

3- ALPLER (ALPEIS) / GIORGOS LANTHIMOS

Yunanlı ustanın ‘Köpek Dişi’ ve ‘Attenberg’den sonra çektiği üçlemeyi tamamlayan son filmi, iktidar ilişkileri üzerine sıra dışı bir gözlem. Geçtiğimiz 31. İstanbul Film Festivali’nin en iyilerindendi.

4- AŞK (AMOUR) / MICHAEL HANEKE

Bu yıl birçok sinema yazarının listesinde yer alması beklenen, Haneke’nin aşk ve ölüm üzerine mesafeli olduğu ölçüde dokunaklı son başyapıtı.

5- FAUST / ALEKSANDR SOKUROV

Rus ustanın Goethe’nin yapıtına kendi penceresinden bakışı sinemanın son dönemdeki en yaratıcı örneklerinden.

6- DÜŞLER DİYARI (BEASTS OF THE SOUTHERN WILD) / BEHN ZEITLIN

Sundance şenliğindeki ilk gösteriminin ardından ünü çığ gibi yayılan, şaşırtıcı. hatta devrimci nitelikte bir ilk film. İlk kez 11. Filmekimi’nde gösterilen film Ocak ortasında vizyona giriyor.

7- ELENA / ANDREY ZVYAGINTSEV

‘Dönüş’ ve ‘Sürgün’ün usta yönetmeninin günümüz Rus toplumundaki sınıf ilişkilerinden yola çıkan kara filmi, çağdaş insanlık durumu üzerine etkileyici bir evrensel anlatıya dönüşüyor.

8- ACI (PIETA) / KIM KI-DUK

Uzun bir inzivanın ardından Güney Kore’li yönetmenin parlak dönüşü. Kendine özgü dünyasını bu kez bir ana oğul ilişkisi çerçevesinde kurmuş, sonuç mükemmel.

9- YUKARDAKİ ÇOCUK (L’ENFANT D’EN HAUT) / URSULA MEIER

İsviçre’deki lüks kayak merkezinin konuklarıyla yamacın dibindeki kasaba sakinleri arasındaki sınıf ilişkilerini ‘Metropolis’ göndermesiyle aktaran yılın önemli filmlerinden. Ocak ayında İstanbul Modern’de yeniden gösteriliyor.

10- MASUM CUMARTESİ (V SUBBOTU) / ALEKSANDR MINDADZE

Çernobil faciası üzerine izleyiciyi nefessiz ve çaresiz bırakan bir deneme. Etkileyici sinema diliyle 11. İf İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali’nin en çarpıcı filmlerindendi.

Film sayısını 10 ile sınırladığım için beğenimi kazanan birçok filmi liste dışı bırakmak zorunda kaldığımı vurgulamak isterim.

2013’te heyecan verici yeni filmlerle birlikte olmak dileğiyle tüm sinemaseverlere mutlu yıllar diliyorum.

(29 Aralık 2012)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com

Romandan Beyazperdeye Pi’nin Yaşamı

Soluk soluğa okuduğunuz, elinizden bırakamadığınız bir romanın beyazperde uyarlamasını izleme öncesinde ruh haliniz ne durumdadır. Bir yandan merak edersiniz, öte yandan hayal kırıklığına uğramaktan korkarsınız. (Hele bir de aynı günlerde içi boşaltılmış bir ‘Anna Karenina’ uyarlaması izlemişseniz). Yönetmen koltuğunda Ang Lee’nin oturması rahatlatıcıdır gerçi. ‘Dikkat, Şehvet (Lust, Caution)’ın yeri bir başkadır ama Çin asıllı ustanın bütün filmlerini seversiniz.

Yann Martel’in Booker ödüllü romanına büyük ölçüde sadık bir uyarlama izlediğimiz. Kitabın deniz kazası öncesini kapsayan ve ergenlik dönemindeki Hintli kahramanımız Piscine Molitor Patel’in (kısaca Pi) yaşamı ve evreni kavrama yolundaki farklı dinlerle olan alışverişini içeren ilk üçte birlik kısmı neredeyse bölüm atlamadan aktarılmış. Genç Patel doğuştan Hindu dinine mensuptur, ancak diğer inanç sistemlerine de açıktır. Vishnu kadar İsa’nın öğretisine de değer verir, daha sonra İslâm’la tanışır. Dinin batıl inançtan başka bir şey olmadığını savunan bilimsel düşünce adamı baba Patel oğlunu eleştirir, alay konusu yapar ama dinsel yönelimine mani de olmaz. Farklı dinsel öğretileri bir inanç potasında eritmiş genç Patel’in hikâyesi asırlardan beri süregelen ve halen günümüzde tüm şiddetiyle devam etmekte olan dinsel hoşgörüsüzlüğe, dinsel ötekileştirmeye esaslı bir karşı duruştur. Lee filmin ilk yarısında bunu iyi değerlendirmiş.

Filmin ikinci bölümü, Pasifik’teki şiddetli fırtınada trajik bir biçimde batan yük gemisinde ailesini yitiren genç Patel’in yaşam mücadelesi üzerinedir. Sığındığı filikanın davetsiz misafiri erişkin bir Bengal kaplanıdır. Dolayısıyla Patel sadece açlık ve susuzlukla değil korkuyla da mücadele edecek, nam-ı diğer Richard Parker ile bir güç ve iktidar savaşına girişecektir.

Filmin okyanus ortasında geçen bundan sonraki bölümü 3D teknolojisinin de katkısıyla görkemli bir biçimde anlatılmış. Başta Bengal Kaplanı olmak üzere tüm vahşi hayvanlar ve deniz yaratıkları bilgisayar marifetiyle yaratılmış. Geçmişin Moby Dick’i, hatta daha yakın Jaws gibi örnekler düşünüldüğünde sinema teknolojisinin ulaştığı nokta göz kamaştırıcı. Lee’nin zaman zaman bu 3D ihtişamına kapıldığını ya da büyük stüdyo (Fox) yetkililerinin talebiyle National Geographic tarzı çekimlere itibar ettiğini görüyoruz. Romandaki çok daha sert bölümler ise muhtemelen PG-13 sınıflandırması (13 yaşından küçükler aile büyükleriyle izleyebilir) alabilmek için yumuşatılmış. Bütün bunlar filmin, Patel’in yedi ay gibi uzun bir süre zarfında ne denli insanlıktan çıktığını, yaşam mücadelesinde ne denli vahşi bir hayvana dönüştüğünü yansıtmaktan hayli uzak kalmasına neden olmuş.

Sonuç olarak, ‘Pi’nin Yaşamı’ Ang Lee’nin en iyi filmlerinden biri değil. Ancak görkemli 3D kullanımı ve inançlar üzerine hoşgörülü mesajıyla ilgiyi hak ediyor. Salondan çıktıktan sonra bile kulağımızdan gitmeyen Mychael Danna’nın Hint ezgileriyle bezeli Altın Küre adayı enfes müzik çalışması da cabası.

(29 Aralık 2012)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com

Ruhi Karadağ ve Simurg, 1. Uluslararası Van Gölü Film Festivali’nde

16 Aralık 2012 tarihinde başlayan 1. Uluslararası Van Gölü Film Festivali’nde 21 Aralık Cuma günü Yücel Ünlü ve Fatin Kanat katıldığı Sinemada Yeni Teknolojilerle Birlikte Film Yapmanın Demokratikleşmesi başlıklı panel yapıldı. Günümüzde teknolojinin gelişmesiyle küçük bütçelerle de yararlı filmler yapılabileceğinin altı çizildi. Gün içinde yapılan gösterimlerde Elif Refiğ’in yönettiği Ferahfeza, Raşit Çelikezer’in yönettiği Can ve Ruhi Karadağ’ın yönettiği Simurg adlı filmler gösterildi. Simurg’a yoğun ilgi gösteren Van Barosu avukatları gösterim sonrasında konuya ilgi çektiği için yönetmene teşekkür ettiler.

  • Festival hakkında geniş bilgi için tıklayınız.
  • Filmler hakkında geniş bilgilere ve yüksek çözünürlüklü fotoğraflara haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    Ruhi Karadağ ve Simurg, 1. Uluslararası Van Gölü Film Festivali’nde yazısına devam et
  • Medyum

    Rodrigo Cortes’in yönettiği ve Robert De Niro, Cillian Murphy, Sigourney Weaver ile Elizabeth Olsen’ın oynadığı Medyum (Red Lights), 28 Aralık 2012’de Pinema Film dağıtımıyla Pinema Film tarafından vizyona çıkarıldı.
    Psikolog Dr. Margaret ve asistanı Tom metafizik olaylar üzerine çalışmaktadırlar. Yüzlerce medyumun kirli çamaşırlarını açığa çıkarmışlardır. Tom ünlü medyum Simon’ın 30 yıl sonra tekrar gösteriye çıkacağını öğrenmiştir. Tom, Simon ile tanıştıktan sonra onu saplantı haline getirecek, gerçeği öğrendiğinde çok etkilenecektir ama işin peşini de bırakmayacaktır.

  • Basın Bülteni
  • Fotoğraflar
  • Web Sitesi
  • Fragman: Türkçe Altyazılı / Orijinal
  • IMDb
  • Diğer basın bültenlerine haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    Medyum yazısına devam et